Her Şey İçin Çok Geç Kaldığında

Ne zaman Çok Geç Olur

Elif yeni taşındığı apartmanın önünde duruyordu. Bildiğin, sıradan dokuz katlı bir TOKİ binası Ankaranın, burada insan yaşar mı dedirten uydu mahallesinde. Az önce işten çıkmıştı market poşeti kolunu az biraz sarkıtıp içinde nohut, makarna ve belki biraz tulum peyniriyle eve dair en insancıl hayalleri anımsatıyordu Elife. Son zamanlarda en çok da buna tutunuyordu zaten: bildiğimiz, küçük, sıcak bir ev huzuru.

Akşam serin mi serin. Elif ister istemez ürperip kabanını biraz daha sıkı sardı. Hafif bir rüzgar, kıvırcık saçından asi birkaç teli gözünün önüne uçururken, yanakları soğuktan pembeleşmişti. Tam apartman girişindeki zilin tuşuna basacaktı ki, Baranı fark etti.

Baran, iki adım ötede, sanki Elif yanından geçince şıp diye kaybolacağına inanıyormuşçasına tereddütlü duruyordu. Elinde araba anahtarları hâlâ geçen doğum gününde Elifin seçtiği o parlak, gümüş anahtarlık. Omuzları kasılmış, parmakları anahtarı durmadan çeviriyor, gözleri tedirgin bir suçlulukla Elifin yüzünden cevap arıyordu.

Elif Bir dinler misin lütfen, dedi Baran. Sesi garipti; neredeyse utangaç, alışık olmadığı bir yumuşaklık. Bir adım attı, sonra yerinde aşırı dramatik bir şekilde çakılı kaldı sanki biraz daha yaklaşmak Elifi uçuruma itecekti. Düşündüm de Bir daha deneyelim mi? Ben ben yanılmışım Elif, vallahi yanılmışım.

Elif derin bir nefes aldı, içten ama kısa bir aha yine mi? bakışıyla. Bu satırları hayatının farklı dönemlerinde, farklı havalarda ve konseptlerde Barandan kaçıncı kez dinlemişti, saymayı bırakmıştı. Cümleler hep fiyakalı başlardı, sonu hep aynı döngü eski alışkanlıklar, yeni kırgınlıklar, çiçek böcek sözlerle sıvandığı halde hemen çatlayan onarımlar Rahat, huzurlu, düz bir sesle konuştu Elif:

Baran, biz o defteri kapattık. Geriye dönüş yok.

Baran bir adım daha yaklaştı, neredeyse Elifin nefesini duyacak kadar. Gözlerinde, Bu kez kesin değiştim! Yeminle! diye haykıran umutsuz bir ışık:

Ama görmüyor musun? Her şey altüst oldu! Sensiz Yanlış gidiyor her şey. Yetişemiyorum! Sesi titredi.

Elif sessizdi. Apartman bahçesindeki loş sokak lambası Baranın suratına yumuşak bir ışık düşürünce, adamdaki değişiklikleri ilk kez bu kadar net gördü. Göz kenarındaki çizgiler geçmişten bugüne kazınmış gibi derindi artık. Eskiden düzgün, jilet gibi traşı, şimdi iyiden iyiye dağınık, sanki aynaya küs. Ve belki ilk kez, Baranın on beş yıllık evliliklerindeki gibi yorgun bir adam olduğunu fark etti.

Baran son bir adım daha atıp Elifin alanına tecavüze yeltenirken, sesi minnettarlık ve pişmanlık arasında devrildi:
Baştan başlayalım Sana istediğin gibi bir ev alacağım. İstediğin arabayı da Yeter ki dön geri

Elif bir saniyeliğine yuvarlanan bir damla duyguyla sarsılsa da, gözlerinin içindeki umut bir anlığına cılız bir mum alevi gibi yanıp söndü; içinden eski vaatlerin kaçıncı kez boş çıktığını anımsayıp hızlıca söndürdü. Baranın güçlü cümlelerini sayısız kere dinlemişti dolgun, gösterişli, ama en ufak gerçeklikte sönük, bir türlü tutmayan sözlerdi. Değişeceğim! Her şeye sıfırdan başlıyoruz! Ne zaman? Her zaman… Hiçbir zaman…

Hayır, Baran, dedi Elif kararlı, kısa bir tonla. Ben kararımı verdim. Ve değiştirmeyeceğim. Sen kendin gönderdin beni. Beni değersizleştirdin Affetmeyeceğim.

Elif usulca market poşetini apartmanın önündeki ahşap bankın üzerine koydu. Akşam iyice serinlemişti. Kabanını bir kat daha sardı.

Hala anlamıyorsun ya dedi Elif, sesi sakin, hatta neredeyse hayretle Mesele ne ev ne araba, Baran.

Baran itiraz edecek oldu; Elif kibarca elini kaldırıp susturdu. Havada asılı bir vizeler gibi bekledi. İkna edilmiş bir ifadeyle başını salladı.

Hatırlıyor musun her şeyin nasıl başladığını? Elifin bakışı uzak bir anıya takılmış gibi, yaşanmış günleri görüş alanı bulanık bir pencereden izliyor gibiydi.

Bir süre sessizce durdu, ardından devam etti:

Gençtik, delicesine aşıktık. Sen bir inşaat şirketindeydin, ben ise ilkokul öğretmenliğine yeni başlamış biriydim. Kira ile tuttuğumuz küçücük, dımdızlak bir evdeydik. Paranın ucu ucuna yettiği, bazen ay sonunu kuruşla beklediğimiz o zamanlarda bile şikâyet etmezdik. Akşamları yemeği birlikte hazırlar, başımıza gelen garipliklere beraber güler, hayaller kurardık. Çocuklarımız olacak, parkta puset sürecek, ailece okula gideceğiz falan diye saf saf planlar

Baran başını salladı. O günlerin aydınlığını net hatırlıyordu. O zamanlar her şey hafifti ve mümkün gibi gelir, problemler çikolata kaplı engeller gibiydi; birlikte her şey kolaydı. Sobalı evin zar zor ısınan salonunda, ikinci el koltukta bir kutu pizza açtıklarında bile kendilerini büyük adam sanırlardı.

Sonra kızlar doğdu, Elifin sesi ılıklaşıp biraz hüzünlendi. Önce Duru, beş sene sonra Defne. Doğunca ne kadar sevinmiştin Elimde Duru ile hastanede başka bir adamdın sen; telaşlı, gözü yaşlı, minnettar Defne doğunca ise devasa bir demet gül ve pasta getirmiştin; hem de doktorlar şeker yasak dediğinde…

Gülümserken bir yandan hüzün çöktü:

Sonra bir şeyler değişti, Elif yine kararlı, eskiye göre daha ağır bir tonla konuştu. Maaşın yükseldi, şu lüks daireye çıktık, araba aldın Her yıl başka bir versiyonun oldun: aile reisi, eve ekmek getiren adam Ben? Sadece evde oturan, hiçbir şey yapmayan kadın. Bir keresinde, Sen evde pinekliyorsun, ben dön baba döneceğim işte! demiştin. Hiç sormadın ki, o evde pinekleyen kadın geceleri hasta çocuklarla nasıl uykusuz kalıyor, okulla ilgili tüm işleri tek başına yürütüyor, kurslara götürüyor, evi çekip çeviriyor Senin için bunların hiçbiri iş değildi ki!

Elif sustu. Bakışlarında artık öfke değil, halim selim bir tükenmişlik, uzun zamandır derdini anlatamamış birinin yorgun pespayeliği vardı.

Baran karşı atak yapmaya niyetlendi, ama Elif, aynı anda hem yumuşacık hem kararlı bir el hareketiyle susturdu onu:

Lütfen böleme, dedi, bu sefer sesi az daha yüksek, “sakın duymamazlıktan gelme” tonu var. Yıllarca içime attım. Yine dırdır yapıyorsun, boş yere kavga çıkarıyorsun, derdin hep. Neden biliyor musun? Sana anlatmaya çalışıyordum. Anlatıyordum ki, çocukların oyuncaktan, deniz tatilinden ve isteklerinden fazlasına; ilgi, sınır ve disipline ihtiyacı var. Sevgi, kırmızı etiketli butik mağaza sürprizleriyle olmuyor yalnızca. Bazen hayır demek de sevgidir.

Biraz sustu, devam ederken daha da yavaşladı:

Sen ise her seferinde onların istediklerini yaptın. Hatırlıyor musun; Duru, o minicik haliyle Baba, tablet istiyorum! diye gelip ağlayınca bir saat sonra tablet elindeydi. Defne ise Baba, ödev yapmak istemiyorum! diyince hemen Aman canım, bıraksın bugüne, dedin. Çocuk sonuçta, dinlensin, dedin ya.

Baran, yere bakarak anımsadı o sahneleri. Kızlar babalarına sarılır En iyi babamsın! der, yeni bir oyuncakla gözleri parlar, Barana ise Ben en iyi babayım! şehvetli hissi gelirdi. Elifin endişesi ise onun için hep boş vıdı vıdıydı. Bırak mutlu olsunlar, büyüyünce hayatları zor olacak der geçerdi.

Eğitmeye çalışınca, Elif sesi alçak ama yine kararlıydı, Çocuklara eziyet ediyorsun, Kötü annesin! diye bağırırdın. Bağırmamı yasakladın ya bir de! Çocukların psikolojisi bozulur, biraz sevecen ol, gardiyan olma dedin.

Başını hafifçe salladı; bu hareketiyle kızgınlıktan çok umutsuzluk yayıyordu etrafa.

Sonuç ortada, gözlerinin içine baktı. Şu an sekiz ve on üç yaşında, ama arkasını toplamak bilmeyen, hayır kavramı olmayan, hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen, her isteği anında yapılan ama hiçbirine şükretmeyen iki insan yetişti. Neyin önemli olduğunu, zamanın ne kadar kıymetli olduğunu, sorumluluk almayı bilmiyorlar. Ben kurallar getirdiğimde hemen sana kaçıp Anne yine kızdı! diyorlar. Sen de hemen bana Kötü annesin, diyorsun.

Elif sustu, Baranın sindirmesini bekledi. Mahallede bir iki arabadan başka ses yoktu, bankta uzak bir köpek havlandı. Elif mucize beklemiyordu; sadece, Baranın sen zaten mutsuzsun dediği huzursuzluğunun sebep değil sonuç olduğunu anlatmak istedi, başaramadı.

Baran diyecek oldu, cümleleriyle boğuldu, çünkü Elifin dediklerinin çoğu doğruydu. Dozunda değil, belki abartılı; ama özde doğruydu.

Sonra, o meşhuuur Sude girdi hayatına ya, dedi Elif, sesi neredeyse başkasının hikâyesini anlatır gibi, Genç, güzel Hiç işi gücü yok, sorunu yok. Sana hayran bakar, Başüstüne! der, itiraz etmez, her zaman güler. Hiç Market fişi niye geldi? diye sormaz, Defne’nin ödevi var mı, dolap bomboş, demez.

Kısa bir ara verdi.

Ve sen sandın ki, gerçek mutluluk buymuş. Sana hayran olan, tartışmayan, sürekli gülümseyen bir insan. O gece geldin, kızlar uyuyordu. Soğuk, kuru; Elif, artık yapamıyorum. Hep mutsuzsun. Sürekli kavga, ilgi yok. Hayatımda başka biri var, o bana iyi davranıyor, var olduğuma seviniyor. dedin.

Baran, o anı dün gibi hatırlıyordu. Kendi kendine Ben özgürlüğü, gerçek aşkı hak ettim! tarzı iç monologlar çekmişti. O an, kendini büyük bir kahraman sanmıştı.

Boşanalım dedin, Elifin sesi titredi, yine de hızla kendini topladı. Ve ekledin: Kızlar da sende kalsın. Onlara sen daha iyi bakarsın. Ben de biraz özgür olurum sonunda.

Kısa sustu, sonra devam etti:

Sende kalan çocuklarla istediğin hayatı yaşayacağını düşündün; Sudeyle el ele restoran turları, Instagrama storiler, yeni bir yaşam, yeni bir ajanda Her ay kaç lira nafaka öderim, haftasonu nöbetimi hangisine veririm, hepsi hesaplıydı sanki bir evrak işindeydin.

O kadar soğukkanlı, o kadar duygusuzca anlatmıştı bunu, sonradan dışarıdan nasıl duyulduğunu bile algılamadan.

Baran yutkundu; karın boşluğunda ağrı hissetti. O an boşanmayı gerçekten kurtuluş, yeni hayat biletin diye gördüğünü fark etti. Hiç şüphe duymamıştı! Sadece Daha iyi bir hayat beni bekliyor kafasındaydı.

Ben de kabul ettim. Yılmadığımdan değil, mücadeleden yorulduğum için değil Sadece net bir şekilde anladım ki, sen çoktan başka bir dünyada yaşıyorsun, dedi Elif dümdüz. Sen kaldırıp götürdün hayatı başka bir yere, ben başka bir yerde kaldım. Aynı evimde, ayrı evrende yaşadık uzun zaman.

Kısa bir sessizlik daha, sonra aklına gelen ayrıntıyla gözleri hafifçe parladı:

Ve dedim ki, çocuklar da sende kalsın.

Baranın bütün dünyası o cümleyle yıkılmıştı. Hiç böyle bir şey beklememişti. Sorumluluk yine Elifte kalacak sanmıştı; kendisi Sudeyle, dertsiz tasasız, Instagrama storili hayalinde yaşayacaktı. Ama ters köşe olmuştu.

Şaşırdın, hatırlıyorsun değil mi? Bana bunu yapamazsın, haksızlık! diye bağırdın. Neden böyle ısrar ettiğimi anlamadın. Çünkü şunu göstermek istiyordum: Çocuklar oyuncak değildir ki ihtiyaca göre bırakılır. Madem yeni hayata başlıyorsun, getirdiklerine sahip çıkacaksın!

Mahkeme günü hâlâ dün gibi aklında: Ciddi suratlı hâkim, sitesi T.C başlıklı evraklar, sekreterin sıkıcı sesi Kafanda her şey bitti: nafakayı ödemiş, özgürlüğünü almıştın. Ama mahkeme kararı şlak diye suratına patladı: Çocuklar babada kalacak. Birkaç saniye anca sürmüştü anlaman. Özgürlük yerine omzuna kuzey rüzgarı gibi tek başına iki küçük dert yıkılmıştı.

Akşam ilk kez kızlarla yalnız kalınca anladı. Evin içinde curcuna, oyuncaklar yerlerde, yemek desen BİMden hazır mantı, tabaklar yıkanmamış. Çocuklar eğleniyor, Baran şaşkın: Neydi bu? Hissettiği ilk şey korku değil, aşırı yorgunluktu.

Elif sustu. Bekledi.

O zaman anladın, iki şımarık kızı annesiz büyütmenin ne demek olduğunu, dedi Elif alçak sesle. Bütün eğitim, bütün hayır eksikliğinin faturasını bal gibi ödedin. Çünkü kabak artık yalnızca senin başında patlıyordu.

Bir süre Baran hatırlasın diye sustu, sonra devam etti:

Hatırlıyor musun, makarna haşlamaya çalışırken ocakta yaktığın tencereyi? Ya da tabaklar üst üste birikince bir türlü kimsenin elinin gitmediğini? O gece beni aramıştın ya, Defne yeni ayakkabı istemiş, alamadın diye krize girmişti evde; Ne yapacağım, dedin.

Baran, tüm o pandemoniumu hatırladı. Defne kapıları çarpıyor, Duru kıkır kıkır gülüyordu, mutfakta haşlanamayan makarnayla. Kendi koyduğu kuralların bir gün bile dayanmadığını, kızlar ağlayınca pes ettiğini, sonra yine eskiye döndüklerini anımsadı.

Bir de Sude vardı tabii. Kızlara başta güler yüz yaptı, parka götürdü, hatta abur cubur aldı ama Defne yeni elbisesine leke sıçratınca ya da Duru restoranı birbirine katınca, suratındaki gülümseme buhar oldu. Ben başkasının çocuğuna annelik yapamam, dedi. Bu iş burada bitti.

Sude, üç ay sonra çekti gitti, dedi Baran, sesi boğuk, başı önünde. Bu bana göre değil, dedi. Ben kolay ve başıboş bir hayat istiyorum!

Bir süre nefes aldı, sonra devam etti:

Ve ben anladım ki, sensiz hiçbir şey yolunda gitmiyor. Kızlar dinlemiyor, ev dağıldı, işte perişanım, uykusuzum, sorunlar bitmiyor. Özgürlüğü sandığım şey başıboşluk ve yapayalnız kalmakmış meğer.

Sesindeki hüzün rol değil, gerçekti. Samimi ama nafile bir itiraf.

Elif baktı, ama galip gelmiş gibi değil; sadece karşısındaki insanın dibe vurduğunu görmekten başka bir duygusu yoktu.

Biliyor musun, en acıklısı neydi? Hafifçe gülümsedi. Yalnız kalınca ilk kez nefes aldım. Hakikaten, doya doya nefes! Geceleri çocuklar ders yapacak mı, kim kime bağırdı, buzdolabı dolu mu hepsi vız geldi.

İlk günlerin huzurunu yeniden düşünürken, devam etti:

Yeni bir iş buldum, kıdemli eğitmen oldum bir eğitim merkezinde. Artık sadece ilkokula ansızın zarf gönderen öğretmen değilim; meslektaşlarımı yetiştiriyorum, projeler yapıyorum, ekip kuruyorum. Maddi olarak da iyiyim, en azından canım Türk kahvesi mi çekti, gidip oturup içiyorum, kitabıma para ayırabiliyorum.

Elif, apartman bahçesindeki manzaraya baktı, sanki birer birer o yeni hayatın özgürlük anlarını kafasında oynatıyordu.

Bu evde yaşıyorum, rahatım. Her şeye yetiyor maaş: yemeğe, giyime, sinema bileti almaya. Ayda bir manikürüm, kitap siparişim, kafede yalnız kahvaltım Artık market alışverişine koşarak, akşamdan üç çeşit yemek hazırlıyorum diye kendimi çiğnemiyorum. Evi otel sananların arkasını toplamıyorum.

Sesi alçak ve sakindi, aksini ispat çabası yoktu; sadece bir hayatın özeti…

Bir de, en önemlisi, geceleri deliksiz uyuyorum. Gecenin bir yarısı, kızlardan biri Sıkıldım, müzik açacağım! demiyor. Defne ödevini geceyarısı yapacakmış, yok. Elif yaşıyor, Baran. Sade, sakin, borçsuz, ev ödevi kaygısız, bunu yetiştir, onu tamir et koşturmasız bir hayat. Ben bu yüzden değil, huzur için gitmiştim.

Elif bir de Baranın gözlerine baktı: Hesaplaşma, ezber cevabı yoktu. Sadece huzurlu, dingin, kendimi buldum diyebilen bir insanın bakışı.

Baranın başında düşünceler cam kırıkları gibi dolaşırken, hiçbir savunma argümanı çıkmıyor. Şimdi çok net anlıyordu: O istediği özgürlük, heyecan, yeni insanla süslü kolaylık meğer bir illüzyonmuş. Gerçek hayat, eski dar evde, çoraplarını toplasana! diye söylenen kadında, sabah erken kalkıldığında usulca kaynatılan kahvede, kızlara sabırla anlatılan matematikteymiş.

Kahveyi hala aceleyle içtiği, işe geç kalırken bile masadakileri kaldırdığı; Elifin kızların tüm krizlerini yönetebildiği anlarda gizliydi. O zamana kadar sıradan, vasat diye gördüğü küçücük davranışlar, şimdi göğsünü sıkıştırıyordu.

Seni, sadece baş edemediğim için değil sensiz olmuyor da ondan istiyorum, dedi Baran, sesi iyice kısık, o yırtıcı özgüvenden eser yok. Seni seviyorum, Elif.

Bunu söylerken, ilk defa kendisiyle de yüzleştiğini hissetti. Kurtulmak için değil, yalnız kalmaktan korktuğu için değil; ilk defa, samimi bir özür gibiydi bu cümle.

Elif uzun uzun baktı ona, acele etmeden, söylediklerini ölçüp biçerek. Önce yokladı, samimi mi; sonra gerçekliğini tarttı. Baran hâlâ sorumluluk pususuna mı yatıyordu, yoksa cidden başka bir adam mı olmuştu?

Poşetini tekrar alıp sessizce söyledi:

Bunu anladığına sevindim. Ama dönmem Baran. Ben artık başka biriyim. Sen de değişmelisin. Benim için değil, kendin ve çocuklar için. asıl onlara dilek kutusu değil, gerçek bir baba olmalısın.

Bu kez sesi kırıcı ya da hırçın değildi; sade, net ve eminsin. Olan biteni olduğu gibi, süsleyip püslemeden anlatıyordu.

Tam Baran cebinde kalan son savunmayı çıkaracakken, Elif çoktan apartmanın camlı kapısına yürümüştü.

Elif! diye seslendi Baran, ne diyeceğini bilmeden.

Elif durdu, dönmedi:

Nafakayı eski gibi yatırırım. Kızlarla haftada bir görüşmen olur. Böyle daha iyi. Hepimiz için.

Ve girdi apartman kapısından, Baran buz gibi Kasım akşamında, Ankara ayazı iliklerine işlerken tek başına kaldı. Soğuk kolundan içeri süzüldü ama Baran neredeyse hiç hissetmedi; gözünü Elifin ışığı yanan mutfak penceresine dikti.

Elifin sözleri, görüntüler, eski sahneler beyninde arapsaçı gibi dolanıyordu. Durunun ilk yaramazlığına birlikte gülmek, Defneyi okula birlikte hazırlamak, hayali geleceği kurmak Zamanında sıradan, hatta boğucu bulduğu anlara şimdiki gibi aç kaldığını anladı.

Ve işte o an gerçekten kavradı: Elinden giden sadece bir eş değildi. Evin tüm dengesiyle, uzun vadeli hayaliyle, yerleşik sevgiyle gerçek bir hayatı kaybetmişti. Bazen huzurun adı evde unutulan çorap, ya da çocukla yapılan ödevdi. Elif ise, onu, baran baran olmadan da seven tek insandı.

Rate article
Lifequest
Her Şey İçin Çok Geç Kaldığında