Süleyman, annesinin vefatından önce ona emanet ettiği, annesinin ablası olan halasını ziyaret etmek için köye geldi.

Süleyman, annesinin ablası olan teyzesi Refika Hanımı ziyaret etmek için köye geliyor. Annesi vefat etmeden önce, Süleymandan Refika Hanıma göz kulak olmasını istemişti.

Refika Teyze ince yapılı, küçücük ve iyice yaşlanmış biriydi. Süleyman defalarca ona şehirde kendi yanında kalmasını teklif etmiş, kendi odası olacağını, dilediği gibi bahçede dolaşabileceğini, apartmanın avlusunda başka yaşlı teyzelerle vakit geçirebileceğini anlatmıştı. Fakat Refika Teyze, ısrarla kendi evinden ayrılmak istemiyordu.

Durum böyle olunca Süleyman, her üç ayda bir iş yerinden beşer gün ücretsiz izin alıp köye geliyor. İki günü yolda geçse de üç gün boyunca teyzesine ev işlerinde yardımcı oluyor. Neyse ki kendisi bir departmanın müdürü olduğundan, bu kısa izinleri kullanabilme şansı var. Ayrıca şirketin genel müdürü de çocukluk arkadaşı.

Bu bahar işler çok yoğundu, Mart ayında gelemediği için ancak Nisan sonu köye uğrayabiliyor. Refika Teyze, kışı güçsüz geçirmiş, komşusu Gülizar Abla, onun iki kez ambulans çağırdığını söylüyor.

Neden bana haber vermediniz? diyor Süleyman. Ne zaman arasam, iyi dediniz.
Oğlum, bana söz verdirdi, senin işinde huzursuz olmanı istemedi. Ancak ölürsem haber ver dedi.

Süleyman bakkala gidip, teyzesinin istediği şeker ve tuzdan, çeşitli bakliyattan, konserve ve reçelden aldı. Eve döndüğünde, kapının önünde beş aylık kadar küçük, kara bir çoban köpeği yavrusu gördü.

Köpek koca kafalı ve uzun burunluydu, ilginç bir görüntüsü vardı.
Teyze, bu köpek nereden çıktı?
Geçen ay kapıda buldum. Sabah kapıyı açtım, soğuktan titriyor, kupkuru kalmış. Ben şimdi iyice besledim, evin neşesi oldu.

Süleyman köpeği okşayınca, yavru köpek güvenle başını onun dizlerine koydu. Çocukluğunda hep köpek sahibi olmayı hayâl ederdi ama ailesi buna pek sıcak bakmazdı. Şimdi ise köpek beslemeye vakti yoktu. Eşi Gülay, bir keresinde eve kedi almış, o da üç yıl kalıp kaybolmuştu. Süleyman ile Gülayın çocukları yoktu, Gülayın sağlık sorunları yüzünden kabullenmişlerdi. Kendilerine yaşayıp seyahat etmeyi seviyorlardı.

Bu minik afacanının adı ne?
Kopuk. Eski kedimin adını koydum.

Süleyman güldü:
Teyze, kedinin ismini köpeğe vermek tuhaf değil mi?
Oğlum, ne fark eder, çağırınca dönüp bakıyor ya!

Süleyman köyde kaldığı sürece Kopuk peşini bırakmadı. Dönüş vakti yaklaşınca, Süleyman teyzesine eğer bir sorunu olursa gizlemeden aramasını, ilaç veya başka bir şeye ihtiyacı olursa mutlaka haber vermesini istedi.

Zaten yoruldun, sürekli bu yolları çekiyorsun. Ama ömrüm uzun değil evladım.
Böyle deme teyzeciğim, yaşa, daha ne kadar sürerse Bana hiç yük olmuyorsun ki.

Süleyman, senden bir şey isteyeceğim. Eğer ben ölürsem, Kopuku bırakma, o da bir can neticede.
Merak etme, ona mutlaka iyi bir yer bulurum.
Hayır, kimseye bırakma oğlum, sen bak. Sanırım boşuna gelmedi karşıma bu hayvan.

İşte o anda Kopuk Süleymanın dizlerine kafasını dayadı, gözlerinin içine baktı.
Peki teyzeciğim, gerekirse Kopuku yanıma alırım.

Bir ay geçmeden Refika Teyze göçüp gitti. Süleyman onu köy mezarlığına defnetti, komşularla birlikte dokuz günü etti. Sonra Kopukla birlikte mezarlığa gidip veda ettiler.

Dönüş vakti gelince, Süleyman Kopuk için tasma ve ağızlık aldı, tren istasyonuna gittiler. Hayvan izinli vagonlardan bilet aldılar. Kompartımana girdiklerinde Kopuk birden kulaklarını dikip, pencerede oturan adama hırlayıp diş gösterdi.

Adam dönüp, gözlerini büyüterek söylendi:
Nereye geldik biz ya, kurtla mı yolculuk ediyorlar?
Beyefendi abartmayın, bu benim köpeğim Kopuk.
Kopuk, kurt bu! Ben avcıyım, böyle hayvanları iyi tanırım.

Kopuk yine hırladı.
Şunu al yanından yoksa ben gebertirim!
Sus, yoluna bak, sana bulaşan mı var?

Yok ben koridorda otururum, bir saatlik yolum kaldı, sizinle uğraşamam!

Kopukla başbaşa kaldılar. Süleyman şakayla karışık;
Doğru söyle Kopuk, sen kurt musun yoksa? dedi. Köpek kafasını koyup kuyruk salladı. Olsun, kurt olsan da seviyorum seni.

Bir ara görevli geldi:
Sizde köpek mi var, kurt mu?
Kim söyledi? Tabii özel bir ırk, arama köpeği aslında.
Belgeleriniz var mı?
Tabii, hemen çıkarayım.

Süleyman, bir anda belgeler trende kaldı diye atıp tuttu. Gerçi bilet gişesindeki görevli, Gülizar Ablanın kızıydı, kimse sorgulamadı.

Şehre vardıklarında ilk iş olarak Kopuku mahallenin köşesindeki veterinere götürdü. Doktor Hanım hemen sordu:
Sirkte mi çalışıyorsunuz?
Neden ki?
Çünkü sizinki kurt yavrusu.
Süleyman derin bir iç çekerek,
Teyzemden bana yadigâr, köyden getirdim deyiverdi.

Veteriner daha yakından inceleyip,
Melez bir kurt, babası ya da annesi Alman kurdu olmalı. Bunlar sakin, duygulu hayvanlardır; sorun çıkmaz. Hadi şimdi, aşılarını yapalım, kaydını açalım, ileride başınız ağrımasın, dedi.

Kopuka özellikle Gülay çok bağlandı; yıkıyor, besliyor ve yürüyüşe çıkarıyordu. Aradan on ay geçti. Yılbaşı tatiliydi, hava erken kararıyordu. Gülay, evde sıkılıp Kopuku alıp on dakika uzaklıktaki parka gitti.

Parkta yürürlerken Kopuk birden kulaklarını dikti ve karanlığa doğru fırladı. Gülay ardından seslendi ama beş dakikadan fazla gelmedi. Tam endişeli bir şekilde Süleymanı arayacakken, Kopuk ağzında bir bohçayla döndü.

Gülay yanına koşunca, bohçanın içinde yaşayan yeni doğmuş bir bebek buldu. Hemen ambulans ve polis çağırdı.
Her şey çok hızlı oldu. Kopuk nedeniyle bebekle gitmedi ama köpeği eve bırakıp, Süleymanı da alıp çocuk yuvasına koştular. Oradaki hemşire kız çocuğunu gösterdi, adı Zeynepmiş. Annesi bir not bırakmış: Adı Zeynep olsun, iyi insanlara verin.

Gülay kızı görünce içinden bir sıcaklık geçti, eşine baktı, o da başıyla onayladı. Gülay hem doktor hem de anne olmayı, Zeynepi evlat edinmelerini istedi.

İki ay sonra o eve yeni üyesi, Kopukun parkta bulduğu küçük Zeynep geldi. Teyzenin dediği gibi, Kopuk o eve boşuna gelmemiştiEvde o gün küçük bir şölen havası vardı. Zeynep mışıl mışıl beşiğinde uyurken, Gülay ona ninni söyler gibi hafif bir melodi mırıldandı. Süleyman mutfakta, Refika Teyzeden öğrendiği tarhana çorbasını karıştırıyordu. Kopuk ise Zeynepin başucunda, gözlerini bir an olsun bebekten ayırmadan bekliyordu.

Gece geç saatlerde, Süleyman ve Gülay salonda otururken, karanlığı yırtan bir minik bebek çığlığı duyuldu. İkisi de hızla odaya koştu. Zeynep, kollarını havaya kaldırmış, gülümseyerek Kopukun pati atışlarını izliyordu. Gülay, minik kızın elini tutup alnına öptü; Süleyman da, Hoş geldin evimize, Zeynep, dedi yavaşça.

Kopuk başını kaldırıp Süleymana baktı; sanki bütün yolculuklarının, karşılaşmalarının anlamı buymuş gibi gözlerinde parıldayan bir huzur vardı. Refika Teyzenin sesi Süleymanın kulaklarında çınladı: Her canın gelişi bir sebepledir, oğlum.

O gece, ilk kez üçü bir arada derin bir uykuya daldı. Süleyman rüyasında annesini, Refika Teyzeyi ve onların yanında gülümseyerek oyun oynayan koca kafalı, kara bir köpek gördü. Baharın ilk tomurcuklarını duyuran hafif bir rüzgâr evin pencerelerinden içeri girerken, yeni hayatlarının huzurunu bile isteye sarmaladı.

Ve o evde, bir köyden yadigâr bir kurt, sevgiyle büyütülen bir çocuk ve onları birbirine bağlayan bir aile, tam olduklarını hiç unutmadı.

Rate article
Lifequest
Süleyman, annesinin vefatından önce ona emanet ettiği, annesinin ablası olan halasını ziyaret etmek için köye geldi.