Hamileliğiniz beş-altı hafta, dedi doktor, aletini metal tepsiye bırakıp lastik eldivenlerini sıyırdı
Doğuracak mısınız?
Nermin, sessizce başını öne eğdi.
Kırk iki yaşında, dördüncü çocuk… İstemiyordu aslında bu çocuğu. Para iyice kıt, zar zor maaştan maaşa geçiyorlardı.
Büyükler hâlâ okuyor, en küçüğü ise bu yıl ilkokula başlayacak; ona da yeni önlük, beyaz gömlek, yeni çanta almak lazım Defter, kitap hepsi ayrı masraf. Üstüne şimdi bir de böyle bir sürpriz!
“Önce kocama danışayım, ne diyecek bakalım,” diye geçirdi içinden.
Bugün doktordaydım, dedi Nermin akşam yemeğinde sessizce.
Evet, hamileyim. Altı haftalık
Eşi, yemeği çiğnemeyi bırakıp çatalı masaya bıraktı.
Yapacak bir şey yok. Doğuralım, Allah kerim. Bak ne güzel olur: iki oğlan, iki kız, tam takım
Takım ha! Neyle geçineceğiz peki?
Nermin ona büyük çocukları, ilkokula başlayacak en küçüğün de ne kadar masrafı olduğunu bir bir anlattı; konuştukça içindeki şüphe daha da büyüdü. Bu şartlarda, bu yaşta çocuk doğurmak çılgınlık gibi geliyordu.
Kürtaj için tahlillere başlayacağım, dedi sonunda.
Tüm tahlillerini verdikten sonra Nerminin içine bir kasvet çöktü.
Karnında büyüyen minicik canı düşündü. Belki bir kız olurdu Sarışın, güzel, afacan bir kız
Kadın doğum polikliniğine tramvayla tıklım tıkış bir şekilde gitti. Durağa geldiğinde inmeyi başaramadı, adeta dışarı savruldu. Omzundan bir kayış düşüverdi, önce anlamadı bile. Sonra birden haykırdı; o kayış çantasınınkilerden biriydi.
Hırsızlar kayışı kestirmiş, çantayı kapıp kaçmıştı. Bütün parası ve tahlil sonuçları da birlikte gitmişti.
Nermin çaresizce eve döndü. Bazı tahlilleri yeniden yaptırmak zorunda kaldı, bazılarını zor bela toparladı.
İkinci gidişinde, otobüsten inerken bu defa ayağı kayıp düştü, bacağını incitti.
“Üçüncü seferde gidersem belki de boynumu kırarım,” diye abuk sabuk bir korku kapladı içini. O anda karar verdi: Bu çocuğu doğuracaktı. Ve içinde bir huzur hissetti.
Hamileliği gayet iyi geçti, Nermin çocuğun kız olduğunu öğrenmişti. Fakat ikinci ultrasonda doktor, bebekte Down sendromu olabileceğinden şüphelendi.
Amniyosentez yaptırmalısınız, dedi doktor sevki yazarak.
Uyarayım, bu işlem düşük tehlikesi ve enfeksiyon riski taşıyor.
Nermin bir süre düşündü, sonunda kabul etti.
Verilen günde kocasıyla birlikte gittiler. Eşi koridorda beklerken, Nermin titrek adımlarla odaya girdi. Doktor bebeğin kalp atışını dinledi, beklenenden fazlaydı.
Bekleyelim, dedi kadın doktor.
Şimdi sana magnezyum yapacağız.
Magnezyum verildi, Nermin tekrar koridora çıkarıldı.
Bir süre sonra tekrar çağrıldığında bebeğin kalbi normale dönmüştü ama bu defa bebek arkasını dönmüştü. Böyleyken örnek alınamıyordu.
Biraz daha bekleyelim, dedi tekrar doktor. Belki önünü çevirir.
Üçüncü çağrılışında her şey yolundaydı; bebek önünü dönmüştü, kalp atışı düzgündü.
Nerminin karnı dezenfekte edildi.
Yaz sıcağı vardı, pencere ardına kadar açıktı ki azıcık esinti olsun. Hemşire alet tepsisini alırken, o anda pencereden bir güvercin içeri daldı. Korkan kuş motivasyonlarca, odayı darmadağın etti. Hemşire, elinden tepsiyi düşürüp aletleri yere saçtı.
Nermini tekrar koridora aldılar, yeni steril aletler hazırlanıp kuş odadan çıkarılana kadar beklemesi gerekti.
Ne oldu orada? diye panikledi kocası.
Bir güvercin girmiş, ortalığı karıştırdı.
Nermin, bu bir işaret olmasın? Eve dönelim.
Ve çıktılar, eve döndüler.
Vakti gelince Nermin, bir kız çocuğu dünyaya getirdi.
Şimdi on yaşında.
Sarışın, güzel ve afacanAdı Umut oldu kızlarının. Evin en küçüğüydü ama sesi, kahkahası, sarı bukleleriyle herkese neşe getirdi; abileri onun peşinden koşar, ablası boynuna sarılırdı. Aile bir şekilde yetti yine her şeye, paraları kısıtlı olsa da, sofrada ekmek bölüşmeye hep yer vardı.
Bazen Nermin geçmişe dönüp o uzun, kararsız günleri hatırladı. Tramvayda yaşadığı hırsızlık, otobüste düşüşü, amniyosentezdeki aksilikler, pencereye konan güvercin Hepsinin bu küçük kıza açılan bir yol olduğunu fark etti.
Bir gün, Umut annesinin kucağına sokulup, İyi ki doğurmuşsun beni, anne! dediğinde, Nerminin gözlerinden yaşlar süzüldü; bir insanın hayatına dokunmanın, bazen tesadüf diye bildiğimiz mucizeleri kabullenmenin, aslında en büyük güç olduğunu kalbinde hissetti.
Ve evlerinde, eksikleriyle tam, gürültülü ama sevgi dolu bir hayat sürdü gitti.




