Ben Seni Doğurdum!

12 Mayıs 2023

Bugün, uzun yıllardır içimde biriktirdiğim anıları bir kağıda döküyorum. Ben Ahmet, İstanbulun Kadıköy semtinde bir apartmanda doğup büyüdüm. Ailem hep bir çalkantı deniziydi; babam Mehmet, annem Ayşe ve ben, on iki yaşında iken geleneksel bir ev kadını gibi davranan ama aslında bir çöl gibi kurak bir kadındı.

Ayşenin sesi hâlâ kulaklarımda çınlıyor: Sen bir fırtınasın, Mehmet! Boynuma oturmuşsun, paramı harcıyorsun, ama tek bir bulağını bile yıkayamıyorsun! diye bağırıyordu. O an, bir yandan şarap kırmızısı gözyaşlarını iç çenesinin arkasından silerken, diğer yandan yüzünün üzerindeki ohşulmuş bir maskeye dönüşürken izledim.

Mehmet, Ne iş? Burada iş mi? Burada dağınıklık! diye kırılgan bir tabakı yere atıp parçaların halıya saçılmasını izlerken, Fabrika gibi çalışıyorum, eve geliyorum ve burası bir ahır! diye haykırıyordu. O günler, her akşam aynı tiradı dinlemek zorunda kalan on dört yaşındaki Elifimiz (kardeşim) duvara yaslanıp nefesini tutuyordu. Bir yandan çığlıklar, diğer yandan annesinin çığlıkları bir çemberi tamamlıyordu.

Ailemizi sevmediğin belli! Sadece dert çıkarıyorsun! diye bağıran Ayşe, Seni hiç sevmedim! Merhametten evlendim! diye yanıtlıyor, Diğer eşler çalışıyor, çocuklar büyütüyor, sen hâlâ televizyonun başında oturuyorsun! diye ekliyordu. Elif kulaklarını elleriyle kapatmaya çalıştı; ama kelimeler bir çukur gibi akıp çocuğun zihnine işliyordu. O akşamlar, annesinin umutsuz çığlığı ve babasının ortalığı devirmesi arasında Elif kendi çaresizliğine bir öfke çiçeği ekiyordu.

Mehmet bir kere daha bağırdı: Bu kadar daha dayanamaz! Yeter artık! İkinizin de süt sağan bir inek olmak istemiyorum! ve bir mobilya çökerek yere çarptı. Elif, gizlice odasının kapısını aralayıp koridöre baktı. Babam, yatak odasından eski bir spor çantayı çıkartıp, yüzü kızarmış, elmacık kemiklerinde şişkinlikle yürüyordu.

Nereye gidiyorsun? diye Ayşe, Mişa, dur! diye bağırdı, Ben yeterince yaptım, gidiyorum! dedi. Bırakamazsın! Çocuğumuz var! diye ısrar etti. Elif seninle kalacak, sen de sorunları çöz! Belki bir gün çalışmaya karar verirsin!

Mehmet, kapıyı çarparak kapattı. Ayşe çökerek yerde bağırdı, O bizi terk etti! diye çığlık attı, Elif ise annesine sarılarak Anne, sakin ol dedi. O an Elifin bakışları babanın bir canavar gibi göründüğü, evin içinde bir hayalet gibi dolaştığı bir sahneye dönüştü.

Yıllar su gibi akıp gitti; on beş, on altı, on yedi, on sekiz… Elif artık genç bir kadın olarak, annesinin evdeki temizlik işlerini tek başına yürüttüğünü gördüm. Ayşe hiç çalışmazdı; sabah kahvesi içip televizyon karşısında otururdu, akşamlar ise çamaşır sepeti biriktiği halde bir şey yapmazdı. Elif okula geldiğinde mutfak dağ gibi bulaşık ve tozla doluydu.

Anne, niye bulaşıkları yıkamıyorsun? dedi Elif. Yorgunum, başım ağrıyor. dedi Ayşe. Bütün gün evde oturuyorsun! diye itiraz etti Elif. Söz mü vereceksin bana? diye Ayşe, Ben senin annenim! diye sesini yükseltti.

Elif sessizce ev işlerine girişti, hafta sonları metro önünde broşür dağıtarak 300 TL kazanıyordu. Sonra akşamları bir kafede garsonluk yapmaya başladı. Kazandığı para kiraya, faturaya ve temel ihtiyaçlara yetiyordu. Ayşe ise bir paket para uzattığında Yeterli mi? diye sormadan çenesi kavisleniyordu.

Elif, daha çok kazanmalısın. Yeterli paramız yok. diye Ayşe ısrar etti. Anne, okula devam ediyorum, haftada on beş saat çalışıyorum. dedi Elif. Ben de senin yaşındayken evlenmiştim. diye Ayşe, Erkek yanında oturuyordum! diye ekledi.

Elif dilini ısırarak, Evlilik bir dayak! diye bağırdı. O sırada, bir akşam iş yerinde yönetici Oya, Annen temizlikçi olmak ister mi? Boş bir pozisyon var, iyi maaş, esnek saatler. dedi. Elif heyecanla Ciddi misiniz? Harika olur! diye yanıtladı.

Eve döndüğünde Ayşe, Temizlikçi mi? Sen ciddi misin? Ben temizlik yapmam! diye bağırdı. Anne, bu normal bir iş. Parasını alacağız! dedi Elif. Ben hareket etmiyorum, tansiyonum var! dedi Ayşe. Tansiyonun hareketsiz kaldığın için! diye Elif karşılık verdi, Ben seni doğurdum, ama…

Oya telefonla ikna etti Ayşeyi bir gün işe gelmeye zorladı. Ayşe işe gitti, bir gün sonra Burası bir cehennem! Kir, her yer çamur! diye şikayet etti, Ben temizlikçiyim, işim bu. diye Elif yanıtladı. Sekizinci gün Ayşe alarmı kapatıp uyuyakaldı; Oya da ona İşten çıkarıldın dedi.

Elif bir kez daha annesine bir sebze satıcısı dükkanında satış görevlisi teklif etti. Ayşe üç gün içinde Burada soğuk, müşteriler kaba, maaş düşük! diyerek istifa etti. Elif, Anne, ama henüz maaş almadın! diye bağırdı. Yapamam! Tansiyon çok! diye yanıt verdi Ayşe.

Günler geçtikçe Elifin öfkesi birikip balkona çıkıp soğuk havada oturduğu anlarda, Ben 12 saat çalışıyorum, okula gidiyorum, dinlenemiyorum! diye içini döktü. Ayşe ise Daha fazla para kazan! diye bağırdı. Ben gençken de yorgun düşerdim! diye cevap verdi Elif.

Bir akşam Elif eve geldiğinde mutfakta bir pasta gördü. Bu pastayı kim aldı? diye sordu. Ben aldım, şeker istedim. dedi Ayşe. 1500 TLye mi? Bir haftalık harcamamızı karşılayabilirdik! diye itiraf etti Elif. Benim param! Sen bana verdin! dedi Ayşe.

Elif susarak, Bıktım, daha fazla vermeyeceğim. Ulaşım, okul, hayatım için lazım! dedi. Ayşe Kendine bak! diye bağırdı. Elif odasına çekilip telefonla başka şehirlerde iş ilanları aramaya başladı.

İki hafta içinde belgeler toplandı, kiralık bir oda bulundu, bir çağrı merkezinde uzaktan çalışma ayarlandı. Ayşe hâlâ bir dizi izliyor, farkında bile değildi. Son gece Elif çantasına en gerekli eşyaları koydu, mutfak masasına Babamın gitmesinin nedeni sensin. Şimdi benim sıram. notunu bıraktı.

Ertesi sabah otobüs terminaline yürürken telefon çaldı. Neredesin? Nereye gittin? diye Ayşenin sesi titriyordu. Gittim, anne. Başka bir şehirde yeni bir hayat kuruyorum. diye cevapladım. Bizi terk edemezsin! Ben annem, seni desteklemek zorundayım! dedi. Hayır, zorunlu değil. diye yanıtladım. Dön! diye bağırdı. Sen baban gibi, bencil!

Telefonu kapattım, numarayı engelledim, kulaklıkları takıp müziği açtım. İlk yağmurlu akşamda yeni şehirdeki küçük yurdumda yatağıma uzandım. Odada sadece bir yatak, bir masa ve bir dolap vardı; ancak bu benim alanımdı.

Baba hala aklımda, annem hâlâ bir inek gibi beni çekiştiriyordu. Onları affetmek zor mu? Babamın beni annemi bırakarak kaçmasına karşı bir öfke tutuyorum. Annemi ise yıllarca bir eksik sandığı bir geçim kaynağı gibi gördüm.

Ama artık bir ailem yok; sadece kendi hayatımı yaşayabilme hakkım var. Kendim için harcadığım her kuruşun suçluluk duymadan tüketilebileceği bir özgürlük. Laptopumu açtım, yarın yeni bir gün, yeni bir başlangıç, belirsiz ama özgür bir yol…

**Kendi ayakların üzerinde durmak, kimseye borçlanmadan yaşamayı öğrenmek en büyük dersim oldu.**

Rate article
Lifequest
Ben Seni Doğurdum!