Bugün yaşadıklarım hala yüreğimi sızlatıyor. Annemlerle Ankarada geçirdiğim birkaç günün ardından, planlanandan üç gün erken eve dönerek Kaana sürpriz yapmak istedim. Özlemin ne demek olduğunu, son yüz kilometrede otobüs camından saydığım ağaçlardan anlayabilirdi insan.
Ellerimde ağır bir çanta, omzumdan sarkan diğer torba… Annemin hazırladığı kavanoz reçeller, ev yapımı turşular, bir de koca bir poşet elma. Az kalsın omuzum çıkacaktı. Son iki aydır belim hiç rahat vermedi bana; altı aylık hamile olmak kolay değilmiş. Nefesimi toparlayarak apartman durağındaki bankta çantaları yere bıraktım. Ciğerlerime Ankara’nın serin havası dolarken, içimdeki küçük de kıpırdandı yürümekten hoşnut olmadığı belli.
Şimdi Kaan ne yapıyordur? diye düşündüm. Muhtemelen hiç haberi yok, on dakikalık mesafede olduğumdan. Yorgunluğum öyle bastı ki, torbalarla daha fazla yürümem mümkün değildi. Telefonu cebimden çıkarıp Kaanı aradım.
Kaan, ben geldim! dedim sessizce. Durakta bizim apartmanın önündeyim. Gel de karşıla beni, torbalar mahvetti omzumu. Annem yine sığdırmış her şeyi…
Bir süre sessizlik oldu. Kaanın sesi heyecanla çıktı:
Ne? Nasıl yani? Biz perşembe dememiş miydik?
Sürpriz yapmak istedim. Hem çok özledim… Ne olur, in de al beni, halim kalmadı. Evde yemeklik bir şeyler de var nasılsa.
Aslı, şimdi olmaz! dedi endişeyle. Ev bomboş, her şeyi dün yedim. Bir zahmet şuradaki bakkala uğrasan. 800 gram dana eti al, bir de taze patates. Bugün işten izin aldım, sana güzel bir yemek hazırlamak istiyorum. İşte o zaman gerçek bir karşılama olur.
Şaka mı bu? Altı aylık hamileyim, iki kolumda torba, uykusuzum… Ama Kaan hâlâ benden alışveriş yapmamı bekliyor. Canım daha fazla dayanamadı:
Sen ciddi misin Kaan? dedim, sesim çatladı. Şu halimle mağazada alışveriş mi yapayım? Neden kendin inmiyorsun?
Başladım bile… hazırlığa! Şimdi çıkarsam, sürprizim bozulur! Lütfen Aslı’m… Çok kısa, valla!
Telefonu yüzüme kapattı. Hayatımda ilk defa, eşim beni karşılamak yerine alışveriş listesi vermişti. İçimden ağlamak geldi. Belki ciddi ciddi özel bir karşılama hazırlıyordur, dedim. Son gücümle marketin yolunu tuttum.
Kasada sıradayken, kasiyerin bana acıyan bakışları da canımı yaktı. Dana eti, patates… Torbalara yeniden güç bela yük oldum. Apartmanın önüne vardığımda, ellerimde his kalmamıştı.
Tekrar telefonum çaldı.
Aldın mı? dedi Kaan gayet neşeli.
Aldım. Şimdi binanın önündeyim. Aç kapıyı…
Dur, dur, sakın çıkma! Bankta otur, 10 dakikaya geliyorum! Sürpriz bitmek üzere!
Sinirimden bağırdım. Kaan, şaka mı yapıyorsun? Ayaklarım ağrıyor, daha fazla bekleyemem!
Ama sesimi duymazdan geldi. Çantaları bankın yanına fırlatıp oturdum. İçimdeki bebek de tekmeyi bastı. Herkesin eşi, hamile kadına yardım eder; benimki beni bankta bekletiyor. Herhalde bir sürpriz yağmuru olacak, dedim kendime.
Dakikalar geçti. Sonunda, 35 dakika sonra apartman kapısı açıldı. Karşımda tişörtü ters, saçları dağılmış, alınında ter damlalarıyla Kaan belirdi.
Vay, hâlâ buradasın! Niye suratın asık? Bugün hava da güzel aslında!
Yorulmuş, sinirim tepesindeydi. Yavaşça kalkıp zorla merdivenliğe tutunarak yukarı çıktım. Eve girince keskin çamaşır suyu kokusundan başım döndü. Her yer pırıl pırıl, koltuklar, mutfak, hatta tuvaletin içi bile parlıyordu. Bütün ortalık adeta tap tazeydi.
Hadi bak, ne güzel oldu değil mi? dedi Kaan göğsünü gere gere. Saatlerdir temizlik yapıyorum, sırf sen rahat et diye…
Gayriihtiyari gözlerim doldu.
Beni marketlere koşturup, bankta dondurduğun için mi? Beni kucaklamak yerine sıvıyı, süngeri tercih ettin yani?
Başka ne yapabilirdim ki? Hep bana çalışmıyorsun diye kızıyordun. Şimdi geldin, yine memnun değilsin. Senin için uğraştım bu kadar…
Kaan, ben temizliği değil, yanında olmanı istiyordum. Hamileyim, yorgunum. Elimden tutsaydın, insan olsaydın ya! Hiç mi anlamıyorsun?
O anda tartışma büyüdü. Kaan, yaptığı işin değerini anlatırken, ben kendimi yalnız ve anlaşılmamış hissettim. Sinirle mutfağa kaçıp aynaya baktım; suratsız, göz altları morarmış bir kadın vardı karşımda.
Artık kendim, çocuğum ve sağlığım için burada olmamam gerektiğine karar verdim. O gece üzerimi bile değiştirmeden, yine otobüse atladım ve annemlere döndüm.
Boşanmak istemedi kimse; kayınvalidem, ablam, hatta görümcem bile aradı konuştular. Kaan da defalarca aradı, anladım dedi, pişmandı. Ama ben kararımı verdim. Sağlığım ve çocuğum için, önce insan gibi davranan bir eş gerekliydi. O yoksa temiz evin de bir manası yokmuş demek ki…



