Şükürler olsun Allah’ım! Sonunda kavuşabildik! – Büyükanne zor nefes alıyordu, ama yüzü gerçek bir mutlulukla parlıyordu. Torununun yüzüne şefkatle kuru elleriyle dokunup, ellerini tekrar battaniyenin üzerine bıraktı.

Şükürler olsun Yarabbi! Nihayet, kavuştuk! diye derin derin nefes aldı babaanne, ama yüzünde tarifsiz bir mutluluk vardı. Torununun yüzüne nazikçe dokunan kuru ellerini tekrar yorganca battaniyenin üstüne bıraktı.

Babaanne, biraz dinlensen ya, dedi Yasin. Yarın tüm gün beraberiz, bol bol sohbet ederiz.

Yok, yavrum, dedi Mahinur Hanım buruk bir tebessümle. Benim tek istediğim vardı Allahtan, seni görmeyi bekliyordum. Daha başka bir şey istemem; gördüm, sarıldım. Şimdi biraz soluklanayım, sonra konuşuruz. Yorulmuş gözlerini kapadı. Zehra abla, çocuğa yemek hazırla, yoldan geldi ne de olsa.

Mahinur Hanımın hali iyi değildi. Az zamanı kaldığının farkındaydı. Yasin onun en yakını, ve o da Yasinin… Yasinin anne babası, hayatın pençesinde kaybolmuştu; önce evlerindeki eşyalar, sonra mobilyalar, her şeylerini satıp yok etmiş, sonra kendilerini, içkiye kurban vermişlerdi. Babaanne, Yasini o bataktan kurtarıp okutmuş, ehliyetini aldırmış, hem otobüs hem kamyon kullanacak izni almasını sağlamış, askere göndermişti. Bugün de işte onu karşılıyordu. Ama hayal ettiği gibi bir kavuşma değildi, mecbur kalan son buluşmaydı.

O arada Zehra abla, yılların komşusu ve dostu, mutfakta Yasine sıcak bir çorba koyarken, Mahinur Hanım gözleri kapalı düşünüyordu; üstüne basa basa, ta yüreğine değecek sözler bulmak için. Belleği eskisi gibi değildi, aklına gelenleri toplaması zordu. Yanında yıllardır ona yoldaşlık eden Minnoşu, gri kedisini, okşuyordu; Minnoş, kötüye gidenleri hissetmiş, birkaç gündür yanından ayrılmamıştı.

Sonunda seslendi:
Yasin, gel yanıma. Yasin başucunda oturunca, usulca konuşmaya başladı: Torunum, senin çocuklarını kucağıma almayı çok isterdim, ama kısmet değilmiş. Yalnız kalıyorsun, yavrum, kolay değil. Güzel biri çıkar karşına, bırakma, ömürlük seç. Hayat kolay değil yavrum, hiçbir zamanda olmadı, bizde de olmayacak. Boş beleş hayat yaşama, en önemlisi o illeti aklına bile getirme, Yasin. Bir kişi düşerse, aile boyu zarar görüyor. Hayatta yol çok, doğru olanı bul. Durdu, ya nefes almak için ya da anne babasını yad etti. Ama toparlandı ve devam etti:
Evi senin üstüne yaptırdım, evlenecek olursan başın sokulacak yerin var. Cenazeme ayırdığım parayı da Zehra ablanda, gösterir sana. Biraz birikimi de banka kartında, ilk zamanlar idare edersin. Minnoşa çok iyi bak olur mu, onu ortada bırakma. Akıllı hayvan o. Zaten birlikte büyüttünüz. Hadi, biraz dinlen, ben de uyuyayım, yorgunum.

Sabah olunca Mahinur Hanım uyanmadı

Yasin, çocukluk arkadaşlarının tavsiyesiyle bir internet firmasında çalışmaya başladı. Altı kişilik ekip, fiber kablo döşüyor, yeni müşterilere bağlantı yapıyordu. Akşamları halsiz olsa da maaşı iyiydi, yaptığı işten de gurur duyuyordu, bu da tüm zorlukları unutturuyordu.

Evde onu Minnoş bekliyordu, sekiz sene önce sokakta yavruyken sahiplenmişti. Babaanne gittikten sonra kedi resmen çöktü; yemek yemiyor, bütün gününü babaannenin eski koltuğunda oturup, kapıdan gözünü ayırmadan, sanki birazdan sahibi gelecekmiş gibi bekliyordu. Ama beklenen gelmiyordu.

Yasin, Minnoşu canlandırmaya, onunla sohbet etmeye, dizi dizine alıp gününü anlatmaya, ona çeşit çeşit lezzetler vermeye çalışıyordu. Ama Minnoş, tam bir ay kendine gelemedi.

Sonra bir maaş gününde, arkadaşları “ilk maaş şerefine bir yere gidelim” dedi değiştirilmez Türk adeti, kırmak ayıp olurdu. Yasin arkadaşlarını bir kafeye götürüp, gönüllerince ağırladı. Eve geç, biraz neşeli döndü. Kapıda Minnoş karşıladı onu. O an Minnoşun koca, anlamlı zümrüt gözlerine bakmak istemedi nedense. Kaçındı, ama Minnoş ısrarla bakıyordu. Kedinin halini anlayınca, Minnoş bir mırıldandı, üzüntüyle miyavladı ve koltuğun altına saklandı.

Minnoş, diye kendini savundu Yasin, olmazdı, kıramazdım arkadaşlarımı. Sonuçta onlar sayesinde iş buldum. Aslında Minnoşa değil, babaannesine özür diliyor gibi hissediyordu.

Ertesi gün işten eve döndüğünde Minnoş yine kapıdaydı. Halini anlayınca sevinçle bacaklarına sürtündü, kuyrukla dolaştı, yüksek sesle mırladı. Akşam boyunca peşinden ayrılmadı, yatağa gelince de başını Yasinin omzuna yasladı.

Sen her şeyi anlıyorsun, diye fısıldadı Yasin, kediyi sevip okşarken. Ama merak etme, artık büyüdüm, sorumluluk alabiliyorum. Yalnız, yetişkinler bir tek bir durumda başa çıkamıyor, o da içkiye teslim olduklarında. Ben o hataya düşmem, sebebini de biliyorsun Belki işi bırakmam gerek, çünkü orada içki neredeyse ritüel oldu; bir nedenle, bir bahaneyle hep içiyorlar haftada bir muhakkak. Ben mümkün olduğunca kaçıyorum ama baktılar bana tuhaf tuhaf. Sanırım yeni iş bakmak gerekecek, acaba ne yapabilirim? Küçüklüğümden beri kamyon şoförü olmak hayalimdi, ama ehliyetim yeterli değil, kim bana tır emanet eder ki?

Bir cuma akşamı, yine kafede ekiple buluştu. Herkes haftanın yorgunluğunu atmak için oradaydı, Yasin her zamanki gibi maden suyu içiyor, arkadaşlarının taşkınlığına bakınca için için sıkılıyordu.

Garsonları, genç ve çok tatlı bir kızdı. Arkadaşlar laubalileşti, ekip şefi kolundan çekince kız korktu, üstüne de sarhoşun biri olunca kurtulamadı.

Elini çek kıza, dedi Yasin. Birden ortam buz gibi oldu ekip şefine söz söylemek büyük meseleydi! Beklenmedik bir anda şef gevşetti, kız kurtuldu ama Yasini endişeyle süzdü.

Daha olay büyümeden kafenin sahibi, göbeğiyle, kısa kollu beyaz aşçı önlüğünde, dev gibi bir adam kapıda belirdi. Herkes eğlenceyi bırakıp dağılmaya koyuldu, Yasine de kızgın gözlerle bakıldı.

Oyalanma oğlum, dedi kafe sahibi ona Bırak şöyle kafa soğutsunlar, belki akılları başına gelir. Yüzünde sıcak bir gülümsemeyle sordu: Bu takımla ne işin var senin? Sen içmiyorsun, görüyorum, bu gruba neden takılıyorsun?

Ekip işte, omuz silkti Yasin. Birlikte çalışıyoruz, birlikte eğleniyoruz.

Boşver, dedi adam, adının Mehmet olduğunu söyleyip. Ne eğlencesi? Böyle arkadaşla olmuyor o işler. Selin, kızım, bize güzel bir çay demle, senin elinden istediğim gibi. Ben de soluklanırım sipariş yokken.

Kızınız mı? Seline bakakaldı Yasin.

Evet, okuldan sonra yardım ediyor bana, dedi. Beraber oturup, Selinin demlediği mis gibi çayı yudumladılar. Ama Yasin, bu işte daha fazla duramazsın, bugünden sonra seni yedirmezler ya da en kötüsü, sana da içki alışkanlığı aşılarlar. Mesleğin var mı?

Ehliyetim var, askerde de bir yıl direksiyon başında kaldım. Tır sürmek istiyordum, ama kim bana güvenip verir ki?

Hemen vermezler, dedi Mehmet amca. Ama yardımcı olabilirim, sağlam arkadaşlarım var, onlar da gerçek uzun yol şoförü. Şimdilik, gel bana çalış, şehirlerarası ufak bir kamyon var elimde, bana yardım edersin. Tecrübe kazanınca ehliyet kategorini büyüt, sonra büyük araca geçersin.

Kabul, diyerek gülümsedi Yasin. Mehmet amca, dev yapısı, sakinliği ve iyi kalpliliğiyle içini ısıtmıştı; bir de Selinin babası olması, ona ayrı bir güven verdi. Mehmet amca, Yasinin gözleriyle Selini sürekli takip ettiğini görünce:

Toparla kızım, artık gidebiliriz, Selin. Sağ ol yardımın için, hadi eve, Yasin seni bırakır. dedi. İki gencin yüzü sevince boğuldu.

***

Aradan beş yıl geçti. Yasin, kış ortası dev tırını Ankara yolunda sürüyordu.

Kütahyaya varmasına otuz kilometre kalmıştı; evinde onu bekleyen eşi Selin, kızı Ekin ve ailenin yaşlı kedisi Minnoş. Yol kenarında, incecik bir ceketle üşüyen yalnız bir adam gördü.

Donar burada, diye içinden geçirdi ve tırı yavaşlattı.

Oğuz abi? dedi adam bindikten sonra tanıyınca.

Adam, Yasine sarhoş bakışlarla döndü:

Ha, senmişsin Sessizce sustu. Eskiden şeftim, şimdi hepsi bitti. Ekip dağıldı, başkaları aldı yerimizi. Bizim tayfadan neredeyse kimse kalmadı; biri donarak öldü, biri suda boğuldu, biri çamaşır suyu içti. Geri kalanlar biz gibi, orda burada çalışıyor. İçinden bir şişe çıkarıp feci bir şey yudumladı. Neyse, bir şekilde devam.

Yasin onu şehrin merkez caddesinde indirdi, arkasından buruk bakakaldı. Sarhoşun kendine güvenen laflarına hüzünle gülümsedi.

Eve yaklaşırken pencerelere baktı. Mutfakta hâlâ ışık vardı Selin onu bekliyor olmalı. Belki Zehra abla da misafirliğe gelmiştir, Ekinle oynuyordur, ama yok, Ekin çoktan beşiğinde uyumuştur, başucunda Mahinur Hanımın çerçevedeki fotoğrafıyla. Küçük kız, her derdini, gün içinde olanı, anneannesine fısıldardı. Anneannesinden cevap gelmez ama fotoğraftaki gözleri her şeyi anlardı, o gülümseyiş hâlâ sevgi doluydu. Ve tabii, pencerede Minnoş, geceye dalmış dışarı bakıyordu. Yasini tanıyınca kalktı, kuyruğunu dikti, ortadan kayboldu kapıda onu karşılamak için koştu.

Yalnız değilim, babaanne, diye mırıldandı Yasin, evinin ışığına gülümseyerek. Herkes yerinde, birlikteyiz ve sen de bizimlesin. Burası, bu yol benim yolum.

Rate article
Lifequest
Şükürler olsun Allah’ım! Sonunda kavuşabildik! – Büyükanne zor nefes alıyordu, ama yüzü gerçek bir mutlulukla parlıyordu. Torununun yüzüne şefkatle kuru elleriyle dokunup, ellerini tekrar battaniyenin üzerine bıraktı.