Düğün İptal: Evlilik Hayalleri Yarım Kaldı

Düğün Olmayacak

Biliyor musun, bir gün Elifin evine uğradım; daha salona girmeden öylece olduğum yerde kaldım. Karşımda Merve bembeyaz bir gelinlikle dönüyordu. Sana anlatamam, kız resmen parlıyordu! Elbise vücuduna tam oturmuş, gözlerinde o hafif, uçuk bir mutluluk parıltısı var ya Hayranlıkla Kızım, resmen parlıyorsun! diye bağırdım. O kadar mutluyum ki senin için. Sonunda geçmişi kapatıp kalbini yeni duygulara açabildin. Nihayet Onuru unuttun; harikasın vallahi!

Mervenin yüzünde aniden bir gölge belirdi, hafifçe kaşını çattı ve hemen elbisenin düğmeleriyle oynamaya başladı. En iyisi çıkartayım, diye mırıldandı, yanağını çevreye bile bakmadan. Düğüne iki hafta kaldı. Bir şey olsa, aynısını bulmak imkânsız

Ben bir anda dilimi ısırdım. Niye geçmişi açtın şimdi? dedim içimden. Onuru hatırlatmak ne gereksizdi ki? Özellikle de Mervenin hayatında sonunda düzgün bir adam varken! Onur, yaşattıklarından sonra tek bir damla gözyaşını bile hak etmiyordu.

Merve bir zamanlar Onurla gerçekten ciddi olduğunu düşünmüştü. İlişkileri uzun sürer sanıyordu. Sonra zamanla, aralarındaki bağ sarsılmaya başladı; önce Onur iyice uzaklaştı, buluşmalar için bahaneler uydurdu. Ardından Mervenin işini, arkadaşlarını ve hayallerini eleştirip durdu. Onu bir kariyer fırsatını bırakmaya, yurtdışı stajından vazgeçmeye zorladı; sonunda diretip tamamen mesleğini bile değiştirmesine sebep oldu.

Mervenin ailesi kızlarının neye dönüştüğünü, içinde nasıl kaybolduğunu görüyordu ama ellerinden bir şey gelmiyordu. Konuşmaya kalksalar kavga çıkıyordu, Onurun ailen bizi istemiyor, aramıza girmeye çalışıyor diye dolduruşuna kapılmıştı. Bir süre sonra ailesiyle bağı neredeyse tamamen koptu.

Ve sonra… Onur ortadan kayboldu. Sessiz sedasız çekip gitti. Ne bir not, ne bir açıklama, hiçbir şey… Geride kocaman bir yara ve o yarayı sarmaya çalışan bir kız kaldı. Ve bir de çocuğu… Merve, ne olursa olsun oğlu Emiri dünyaya getirmeye karar verdi.

Şimdi o gelinliği çıkartan Mervenin yüzünü izlerken içimde bir suçluluk sıkıştı. Amacım sadece onun için sevinmekti. Hep yeni bir başlangıç yapıp mutlu olmasını görmek istemiştim, acı anılarını eşeleyip yara açmak için değildi ki

Küçük Emir şimdi dört yaşında; kıpır kıpır, merak dolu bir çocuk. Sürekli gökyüzü neden mavi, yağmur neden yağar, bulutlar nereye gider? diye soruyor. Parkta böcekleri saatlerce inceler; anaokulundaki öğretmenleri de onun akıllılığına hayran: hemen öğreniyor, şiirleri çabucak ezberliyor, masalları dikkatle dinliyor.

Emirin neredeyse tüm zamanı dedesiyle babaannesinin yanında geçiyor. Mervenin anne babası torunlarına gözü gibi bakıyorlar; İngilizce kursu da, yüzme de, dans dersi de hepsi onların eseri. Merve ise oğlunu genelde haftada birkaç gün görüp, bir saatten fazla kalamıyor.

Tabii sebebi açık: Emir, babasına inanılmaz benziyor. O kıvırcık siyah saçlar, bakışlar, hafif dalga gibi o gülümseme Merve, Emire her baktığında geçmişin hayal kırıklığına dönüyor ister istemez. Elbette oğlunu çok seviyor; başarılarıyla gurur duyuyor, onunla mutlu. Ama içindeki sızı her seferinde hortluyor: Emiri kucağına alınca ya da gözlerinin içine bakınca gözyaşları kesin geliyor; onun yanında belli etmemek için çantasını kurcalar, giydiğini düzeltir, sonra sessizce arka odada ağlar.

Bir gün akşamüzeri, Merve oğlunu almaya uğradı. Emir halının üstünde puzzleyi parça parça birleştiriyordu. Annesini görünce hemen sevinçle atladı kucağına:

Anne! Bak, neredeyse puzzleı bitirdim. Burası ev, şurası ağaç, bir de şuraya köpek gelecek!

Merve yanına çöktü, oğluna dokundu, gülümsemeye çalıştı: Çok güzel olmuş, aferin sana!

Emir bir an durdu, gözlerini ona dikti: Anne… Benim babam nerede? Kreşte herkesin babası var, bir tek benimsiz

Merve sessizleşti. İçinde bir şey düğümlendi ama sesi sakindi: Bilmiyorum oğlum. Şimdi uzakta. Ama seni düşündüğüne emin olabilirsin.

Emir bıyık büküp tekrar sordu:Ama niye hiç aramıyor? Ona ayakkabı bağlamayı öğrendiğimi anlatacaktım!

Şey, baban çok yoğun… dedi Merve boğazı düğümlenerek. Ama biliyorum, görse çok gururlanırdı seninle.

Çocuk kafa salladı, sonra puzzlea döndü: Tamam o zaman. Bu evi bitireceğim, babam görür kesin ne kadar akıllı olduğumu!

Merve yanına kıvrılıp oğlunun saçlarını okşadı, içten içe gözleri dolarken sıcak çocuk şampuanı kokusunu içine çekti – anı o an orada dondurmak ister gibi: Oğlu yakında, mutlu ve güven doluyken…

İçinde bir yerlerde Onuru düşünmeden de edemiyordu. Belki başına kötü bir şey gelmiştir, belki zor bir durumda şimdi. Bu umutlar onun dayanmasına ve umutsuzluğa kapılmamasına sebep oluyordu.

Ailesi, arkadaşı, herkes defalarca konuşmaya çalıştı: Geçmişi bırak, önüne bak, evladına odaklan, dedi annesi. Arkadaşlar daha direkte: Bitti, gitti işte! Gerçeği kabul et, yoluna devam et! Ama Merve nedense hiçbirini içine sindiremiyordu; inatla geçmişlerini, Onurun vaatlerini, güzel anılarını anlatıyor, sonunda konuyu kapatıp susuyordu.

Ama hayata tutunuyordu bir şekilde; arada Onurun sosyal medya hesaplarını karıştırıyor, ortak ortamlardan bir haber gelir mi diye bakıyor, hatta arada sitelere mesaj bırakıp yardım isteyen yazılar yazıyordu. Sonuç? Yok tabii! Ama içinde bir yer, Onurun isteyerek gitmediğine, geri döneceğine inanmaktan vazgeçmiyordu.

Yıllar geçti Tam beş yıl sonra Mervenin hayatına bambaşka biri girdi: Levent. Ortak bir arkadaşın doğum gününde tanışmışlardı. Sana yemin ediyorum, adam bir kere bile yapmacık olmadı! Dürüst, iyi, sahiplenici tam bir Anadolu delikanlısı… Ve öyle naif ki, Merveye hiçbir zaman sahte gülücükler dayatmadı; yorgun mu, hadi eve gidelim derdi. Konuşmak istemiyorsa, susup yanında otururdu. Ve en kıymetlisi: Levent gerçekten deliler gibi Merveye âşıktı…

Leventin ilgisi, kibarlığı, her şeyde yardım etmeye çalışması o kadar belliydi ki! Kızın hangi kahveyi içtiğini öğrenmiş, ofisteki arkadaşlarının adını not etmiş, evdeki her işi hiç çaktırmadan üstlenmişti.

Ama Merveyi asıl etkileyen, Leventin Emirle olan iletişimi oldu. İlk kez karşılaştıklarında Emir biraz çekingen, annesinin bacağına tutunmuştu. Ama Levent hemen çöküp onun seviyesine indi, Hangi çizgi filmi seversin? diye sordu. On dakika geçmeden birlikte lego inşa ediyorlardı bile!

Gittikçe Levent evin bir parçası oldu; Emiri parka götürdü, bisiklete binmeyi öğretti, yatmadan masallar anlattı. Bir gün Merve içeri girdi, ikisini resim yaparken buldu. O sırada Levent çok sakin bir şekilde; Eğer istersem Emirin babası olmak isterim, sana ve oğluna sahip çıkmak istiyorum, dedi.

Ben de arkadaşım için çok sevinmiştim. Mervedeki değişimi herkes görüyordu: Gözleri parlıyordu, endişeli halinden eser kalmamıştı, gülüşünün sahteliği gitmişti. Ta ki o gün Merve, eski yarasını kendim açtığım güne kadar Neyse ki Merve çok farklı tepki verdi, sakinliğini korudu.

Büyüdüm artık, deyip hafifçe gülümsedi. Artık biliyorum ki, Onurla ilgili duygularım geçmişte kalmalı. Hatta bazen Emire o ismi verdiğime pişman oluyorum. Zamanında inat edip kimseyi dinlemedim Siz bana nasıl dayandınız ki?

Ben de kibarca elini tuttum:
Emiri eve almayı düşünüyor musun?
Evet, dedi ciddileşerek. Levent ısrarla bunu istiyor. Hatta Emirin adını değiştirelim dedi; benim için daha kolay olurmuş. Zaten velayet işlemleri başlayınca tekrar düşünürüz.

Bir yandan cama düşen yağmur damlalarını izliyordu.
Eskiden Emir bana hep geçmişi hatırlatır zannediyordum ama yanılmışım. Benim oğlum ve bir çocuk mutlu, tam bir ailede büyümeli! Anneanne, dede iyi hoş ama asıl anne-babadır. Levent de bunu gayet iyi anlıyor. Emire çok bağlandı, bir görsen

Bence de harika bir şey! Belki Emire hangi ismi istediğini sorarsınız, alışması kolay olur, dedim heyecanla.

Bilmiyorum, henüz karar vermedim. Daha vakit var… dedi.

Ancak Merve hâlâ kendini kandırıyordu. Hâlâ Onuru seviyordu; içiyle savaşıyordu. Ailesi bu yüzden oğlunu ona az gösteriyor, her görüşmede krize girip ağladığı için Emir korkar oldu. Arkadaşlar da bıktı; kimse onun dertlerini dinlemek istemiyor, gizli gizli aklını kaçırdı galiba diye konuşuyordu. Ama geçmişi bırakmak lazım artık Düğünü düşünmek lazım mesela.

Ama bilmiyorsun, bu öyle kolay bir şey değil!

Levent iyi adamdı ama… Onur değildi ki. Mervenin kalbinin derininde ciddi hisler hiç oluşmadı; Leventin sevgisini, ilgisini kullanıyordu sadece.

Onur bir gelse Merve her şeyini verirdi ona

***************

Bir hafta kala
Düğün yok! dedi Merve, gözlerinde farklı bir parıltıyla, neredeyse sevinçle odanın içinde dolanırken. Yollarımız ayrıldı, artık herkes yoluna!

Leventin yüzü kupkuru kesildi, ne dediğini idrak etmeye çalışıyordu. Her şey planlanmıştı, davetliler, mekân, çiçekler Her şey rayında giderken şimdi Merve düğün iptal diyordu.

Nasıl yani? dedi Levent, belki şaka sandı. Merve, ne oldu anlatır mısın?

Ama Merve sorularını hiç duymuyormuş gibi eşyalarını topladı, bavulunu açtı, dolaptan ne varsa içine attı. Gözlerinde acayip bir mutluluk vardı ki Leventin için için yüreği parçalandı!

Onur döndü! dedi heyecanla, ona bile bakmadan. Sesindeki gerçek sevinç bir bıçak gibi kesti içeriyi. Dün gece bize geldi, her şeyi konuştuk Başta ben bile inanmadım. O kadar özlemişim ki

O an öyle gerçek, içten bakıyordu ki Levent ne diyeceğini bilemedi.
Sonyarım için çok teşekkür ederim, dedi, sesi yumuşadı. Seninle huzurluydum, rahattık Çok iyi adamsın Levent ama ben seni hiç gerçekten sevmedim. Şimdi karşımda böyle bir fırsat varken kaçıramam.

Leventin içini soğuk bir nefes kapladı. O Onur o adamdan tek kelimeyle bile bahsederken Mervenin gözleri alev alev yanıyordu. Belki su akar, yolunu bulur sanmıştı ama olmadı

Görüştün mü en son? dedi zoraki. Ne dedi? Yeni bir bahane mi var?

Hayır, asla kendini saklamadı, dedi Merve, biraz sert. Sadece büyük hata yaptığını anladığını söyledi. Bunca zaman hep aklında ben varmışım!

Dolapta bir şeyler ararken anlatmaya devam etti: Ailesi yurtdışında okuması için diretip durdu, mecbur kaldı. Bütün banka kartlarına el koymuşlar, cebinde parası yok, bana ulaşamadı Ama şimdi döndü, başka hiçbir yere gitmeyecekmiş!

Merve, telefonla yapılan o ilk konuşmayı hayalini kurarken, Onurun Elimde değildi, Londraya gitmek zorunda kaldım, deyişini hatırlıyordu. O an içi sımsıcak dolmuştu, tüm öfke sanki uçup gitmişti.

Şimdi, evi baştan sona kontrol ederken Levente baktı. O ise olduğunda bembeyaz, bomboş gözlerle ona bakıyordu.

Üzülme, dedi içi rahat bir şekilde. Düğünü herkese iptal ettiğimi söyledim bile. Sana da kimse karışmaz, üzülme. Sonuçta güçlü insansın, atlatırsın.

Bavulun sapını çekti, iyice yerleştirdi. Gözlerinde pişmanlık, vicdan diye bir şey yoktu.

Ayrıca bana mesaj atmanı, aramanı ya da sesli mesaj göndermeni istemiyorum, dedi buz gibi. Kararım kesin, asla değişmeyecek.

Bavulu aldı, hafif sendeledi ama hemen toparlandı. Doğru kapıya yürüdü, bir an bile arkasına bakmadan.

Levent öylece kaldı, boğazına bir yumru oturdu. Belki acele ediyorsun, dedi yalnızca, umutla.

Merve kapıdan çıkmadan durakladı ama bakmadı bile. Ya Onur eskisi gibi olmak istemezse? Ya oğlunu kabul etmezse? diye sordu Levent son bir çabayla. Sana gerçekten sahip çıkacak mı?

Merve dönüp bakınca gözleri hem heyecanlı hem kızgın yandı; Bence yeterince konuştu Ben onunla ciddi düşünüyorum! Sen de ön yargılı olma, Onur öyle biri değil! dedi kızgın bir sesle. Sonra kapıyı açıp çıktı gitti

Ama gerçek… Peki gerçek neydi?

Onur, Merveyi görünce kapıda dondu kaldı. Merve iki bavulla orada. Yüzünde hayal dolu bir heyecan Onur ise; Yanlış anladı, aslında her şey bitti, diye düşünüyordu. O, Merve Levente alışınca rahatlamıştı. Hatta İyi ki başkası var, demişti kendi kendine.

Onur, formalite olsun diye bir mesaj atmış, gel konuşup kapatalım, herkes yoluna gitsin demişti Ama Merve tüm hayalini, umudunu bavula doldurup gelmişti.

Onur! Her şey bitti, benim için tek gerçek sensin! dedi kapının önünde.
Onur çakılı kaldı: Sen sanırım her şeyi yanlış anladın. Ben artık evliyim, iki senedir eşimle buradayım

Merve şok oldu, yüzü yıkıldı. Bana yalan söyledin! Ben her şeyimi bıraktım! diye bağırmaya başladı. Onur ise sakinlik timsalıydı: Sana hiçbir zaman sonsuz aşk sözü vermedim. Sen kendi kafanda başka bir şey kurdun.

Olay büyüdü, Merve bir bavulu apartman girişine fırlattı. Sonunda Onur açıkça Lütfen git artık demek zorunda kaldı. On dakika, yirmi dakika Merve gitti, ama apartmandan ayrılmadan önce Daha bitmedi, geri döneceğim! diye bağırıyordu.

Onur, eve döndü, şehri değiştirmeye karar verdi: Bu evde durulmaz, taşınmak lazım!

***************

Mervenin ayakları kendiliğinden Leventin evine vardı. Uzun süre ağladıktan sonra gözlerini sildi, saçını başını düzeltti, kapıyı çaldı.

Levent geç açtı kapıyı. Yüzünde en ufak bir duygu belirtisi yok; sadece bakıyor.
Levent, ne olur… dedi Merve titrek bir sesle. Çok hata yaptım, her şeyi berbat ettim. Ama çok pişmanım, seni istiyorum, başka birine şans vermek istemiyorum!

Leventin yüzü ifadesiz, sadece başını iki yana salladı:
Sen seçimini çoktan yaptın Merve. İki saat önce valizlerle buradan çıkarken bana bunu sen söyledin.

Ama hata yaptım! Geç anladım işte, sensiz yapamam

Levent bir an gülümsedi, Artık söylediklerine inanamam, Merve. İkimiz için böyle daha iyi, dedi ve kapıyı yavaşça kapattı.

Merve oturup ağlamaya başladı Bu defa yalnızca pişmanlıktan değil; hayatında hem Onuru hem Leventi kaybettiğini ve artık bundan sonra nasıl devam edeceğini bilmediğinden ağladı.

Hayat böyle işte canım, bir an nefessiz kalıyorsun, bir an yolun ortasında kalıyorsun. Ama insan yine de ışığı bulmak için adım atmak zorunda. Ne geçmişe, ne de hayale tutunarak olmuyor Setini kurup, gözyaşlarını siliyorsun, yeni baştan başlıyorsun. Baştan sona hayat!

Rate article
Lifequest
Düğün İptal: Evlilik Hayalleri Yarım Kaldı