Gelin, kayınvalidesini mutfağında yakaladı ve…

Şöyle anlatayım sana, bir gün bundan birkaç ay önceydi Yaseminin kayınvalidesi, yani Melek Hanım, yine aniden elinde bir çiçek saksısıyla Yaseminin mutfağında dikilmiş kalmış. Saksıdaki menekşe Yaseminindı; geçen nisan Kadıköy pazarından üç tane arasından en sağlıklısını özenle seçip almıştı. Pencere önüne koydu, her pazar suladı; menekşe neredeyse birkaç gün sonra çiçek açacaktı. Şimdi ise Melek Hanım, menekşeyi iki elinin arasında tutup pis bir şey bulmuşçasına inceliyor, sanki birazdan çöp kutusuna atacakmış gibi bakıyor.

Melek Hanım, ne yapıyorsunuz? dedi Yasemin, odadan tişört ve eşofman altıyla çıkarken. Elif az önce uyumuştu, Yasemin biraz sessizlik umuyordu. Onun yerine mutfaktan poşet hışırtısı ve tabak şıngırtısı sesleri geliyordu.

Temizlik yapıyorum, dedi Melek Hanım, başını bile kaldırmadan. Bunu yine yanlış koymuşsun. Güneşi kesiyor burada.

Ben buraya özellikle koydum. Yaprakları güzel gelişti, pencerede iyi duruyor.

Hiç gerek yokmuş. Doğudan geliyor bu pencereye güneş, menekşe sabah güneşini sevmez aslında.

Bakın, gayet güzel büyüyor. Tomurcuklar bile çıktı.

Şimdilik, genç olduğu için belki. Sonra solar bu. Alıp buzdolabının yanındaki rafa koysam daha iyi olur.

Yasemin sessizce menekşeyi Melek Hanımın elinden aldı, yavaşça yerine pencereye geri koydu.

Melek Hanım, lütfen artık eşyalarımı yerinden oynatmayın.

Melek Hanım ona uzun uzun baktı. Bakışı kızgın değildi, daha çok şaşkın; sanki ona yıllardır yanlış bildiği bir kuralı birisi düzeltmiş gibi.

Yasemin, eşyalarını karıştırmıyorum. Yardım ediyorum sadece.

Biliyorum. Ama burası benim mutfağım. Ne nerede duracak, ben karar veririm.

Senin mutfağın, öyle mi? Dudağını bükerek lavaboya döndü Melek Hanım. Peki, nasıl istersen.

Musluğu ovalamaya başladı. Yasemin arkasından geniş, hardal renkli trikosunun içine sığamayan sırtını izledi. İçinden Neden çarşamba günü geldi? Aramadan, haber vermeden, anahtarı var ya, kapıyı açıyor ve hoop; birden burada, bırakılmış tencerenin, tabağın ortasında, kurallar koymaya geliyor, diye söylendi.

Ama bir şey demedi.

Elif ne zaman uyanır? dedi Melek Hanım, arkasını dönmeden.

Bir, bir buçuk saat sonra sanırım.

Ben şurada biraz toparlayayım o zaman, tamam mı? Sen dinlen.

Yaseminin içi sıkıştı, bir iki saniye sustu, sonra kendini toparladı:

Melek Hanım, buralar düzenli zaten.

Evet, görüyorum, dedi Melek Hanım ve küçük bir duraksamayla ekledi: Biraz su lekesi var sadece.

Yasemin bir bardak su aldı, pencere kenarında menekşeye bakarak içti. Tomurcuk iyice şişmiş, neredeyse açmak üzereydi mor, beyaz uçlu. Elif, her gün uzanıp Çiçey, çiçey! derdi. Yasemin de her seferinde Çiçek, diye düzeltirdi; Elif Çiçey demeyi daha çok severdi.

Bardağı bıraktı, kendi odasına gittii. Kapıyı kapatmadı. Kapasaydı bu, sinir ya da rest anlamına gelirdi; kavga istemedi. Aslında Melek Hanımın gittiğini, kendi başına açılmadık yerde geldiklerini, bir başkasının evinde yaşadıklarını anlamasını istiyordu. Melek Hanım bunu anlamıyor gibiydi ya da anlıyor, umursamıyor.

Yirmi dakika sonra mutfaktan tanıdık bir koku geldi; ilik çorbası gibi, mis gibi. Yasemin kalkıp mutfağa gitti.

Tencerede bir şey kaynıyordu. Kendi tenceresi. Sorunca:

Tavuklu şehriye çorbası yaptım. Hasan işten gelir, aç olur dedim buzdolabı da bomboş zaten.

Ama buzdolabında dün yaptığım köfteler vardı, bir de bulgur pilavı.

Köfteler bayatladı. Atıverdim, dedi Melek Hanım.

Yaseminin eli ayağı boşaldı.

Atmışsınız köfteleri?

Dünden kalmaydı Yasemin, yemezseniz hele Elif hasta olur, yazık.

Melek Hanım, köfteler gayet güzeldi. Bugün ısıtacaktım. Benim elimle hazırladığım yemekti.

Canım, köfte kaç para, takma kafana. Çorba daha sağlıklı, bak.

Tencereye baktı Yasemin. Çorba neredeyse kaynamış. Mis gibi kokuyor. En çok da bu kızdı Yasemini; çünkü koku güzeldi, çorba tam kıvamında, kendi mutfağında, kendi tenceresinde, ama malzemeleri Melek Hanım getirmişti ve sanki bu çorbayla ne yapacağını bilmek zorundaydı Yasemin.

Teşekkürler, dedi boğuk boğuk. Ama lütfen, bir daha yemeklerimi atmayın.

Kötülükten değil, yardımcı olayım diye.

Anladım. Ama lütfen bir daha yapmayın, olur mu?

Melek Hanım kaşığı yavaşça karıştırdı, yanıt vermedi.

Yasemin oturdu, kayınvalidesini izledi; Melek Hanım mutfakta kendisini hiç yabancı hissetmeden dolanıyordu. Doğru dolabı zorlanmadan açıyor, çekmeceleri sanki hep burada yaşamış gibi biliyordu. Demek ki Yasemin evde yokken de gelmişti. Belki annesindeyken, belki Elifle dışarıdayken, belki uykudayken. Anahtar kapıda, bir bakmışsın evin içindeymiş.

Melek Hanım, dedi Yasemin, siz sık sık geliyor musunuz buraya?

Bazen uğrarım, gerekirse.

Gerekirse? Hangi zamanlar?

Kayınvalidesi döndü, yüzünü açığa çıkardı biraz kırgın, biraz şaşırmış.

Yasemin, ne demek istiyorsun? Ben buraya yabancı sayılır mıyım, Hasan oğlum!

Evet, onun evi. Benim de.

Ne olmuş? Ben giremem mi?

Gelirsiniz, haber verirsiniz, biz de buyurun deriz. Ama haber vermeden değil.

Uzun bir sessizlik oldu. Melek Hanımın bakışında E hani, bu kural da nereden çıktı!dan öte bir şey vardı. Yasemin bu bakışın annesiz bir bakış olduğunu biliyordu: biraz şaşkın, biraz alıngan; birkaç saat sonra Hasanı arayıp halini anlatacak bakıştı.

Tamam, dedi Melek Hanım sonunda. Nasıl istersen.

Çorbayı ocakta bıraktı, bir saat sonra Elif uyanmadan çıktı. Elifin kapısına eğilip usulca şşş, uyuyor deyip anahtarını aldı ve gitti.

Akşam oldu, Hasan geldi. Kapıdan girer girmez:

Aa, annem gelmiş mi?

Gelmiş.

Çorba çok güzel kokuyor, dedi Hasan.

Hasan. dedi Yasemin, hırkasını askıya astı, mutfağa doğru döndü.

Ne oldu?

Annen yine haber vermeden geldi. Dünkü köfteleri atmış, eşyaları yerinden oynatmış, evde dolaşmış.

Ya Yasemin, annem kötülükten yapmıyor ki, yardım niyetine

Biliyorum, ama senin ona söylemen lazım artık: gelmeden önce arayacak. Kendi yaptığım yemek çöpe gitti. Benim mutfağımda karışıklık istemiyorum.

Hasan ekmekten bir parça kopardı, çiğnedi.

Konuşurum.

Her zaman konuşurum diyorsun.

Konuşacağım, söz.

Yasemin çorbayı tabaklara koydu, önüne koydu, Hasan baktı ve ilk kaşığı aldı.

Çok güzel yapmış vallahi, deyip farkına vardı yanlış bir şey dediğinin.

Yasemin sessizce yemeğini yedi.

Aradan birkaç gün geçti, Melek Hanım yine gündüz ansızın uğradı. Bu kere Cuma günüydü, saat iki suları. Elif uyanmaya başladığı sırada, Yasemin daha odaya varmadan kapı kilidi dönüverdi.

Uyanık mı benim güzel meleğim! Melek Hanımın sesi bütün eve yayıldı. Babanene geldi!

Elif ağlamayı bir anda kesti, her zamanki gibi. Melek Hanım gelince mutlaka susardı. Yasemin içinden Sevinmeli miyim, üzülmeli mi? diye düşündü.

Çocuk odasında Melek Hanım çoktan Elifi alıp kucağına sarmıştı. Yasemin içeri girince:

Selam, dedi.

Selam, selam. Elifi havaya kaldırdı, birbirlerine hasret gibi dolandı. Çok özlemişim. Aradın mı beni?

Hayır, ben buradaydım.

Ben sessizce geldim, rahatsız etmiyorum.

Sonra mutfağa geçtiler. Yasemin çay demledi, Elif bisküvilerini Melek Hanımın getirdiği poşetten aldı, yanında getirilen ekmekle yedi.

Sana yaş pasta getirdim kızım, dedi Melek Hanım. Elifçiğim tatlıya bayılır.

Elif pasta yemiyor.

Nedenmiş ki?

Daha iki buçuk yaşında. Çikolatayı ve fazla şekeri şimdilik vermiyorum, geçenlerde allerji oldu.

O kremadandır, bunda sade vanilyalı. Hiçbir şey yok.

Melek Hanım, lütfen.

A canım! Bir parça yese bir şey mi olur? Ben Hasanı ne tatlılarla büyüttüm!

Sizin çocuğunuzdu, benimki de benim çocuğum. Elifin yiyeceklerine ben karar veririm.

Elif poşete uzandı, Melek Hanım tatlıyı sakladı.

Peki o zaman, olmasın.

Çaylarını yudumladılar. Elif, mutfak dolabından bulduğu tahta kaşığı tenceresiyle oynadı, yine Melek Hanımdan izin almadan vermişti. Yasemin baktı, ama bir şey demedi, kaşık temizdi.

Hasan işte nasıl? diye sordu Melek Hanım.

İyi, biraz yoruluyor.

Tabi, hep öyle oldu. Küçüklükten beri öyleydi, canla başla çalışır, sonra küt diye yıkılır Şimdi yazın bir yerlere gitmeyi düşünüyor musunuz?

Bilmem, daha karar vermedik.

Elifi bana bırakın, köy havası iyi gelir. Bahçem var, toprakla oynar, mis gibi.

Düşünürüm.

Neyi düşüneceksin? Temmuzda bırak mesela, bak ben ne güzel bakarım torunuma.

Melek Hanım, düşünmeden karar veremem dedim.

Bu kez Yasemin net ve sertti. Karşılıklı uzun uzun baktılar, sonra Melek Hanım Elife döndü.

Birazdan Yasemin telefonu cevaplamaya gidince Melek Hanım hemen pastayı çıkardı. Dönünce, Elifin elinde bisküvi, Melek Hanımın gözlerinde zafer vardı.

Melek Hanım?

Küçücük bir parça, Yasemin. Kendisi çok istedi.

O, eline verince her şeyi alır. O henüz çocuk.

E tabi çocuk, ama her şeyden de korkma yahu!

Yasemin sessizce bisküviyi Elifin elinden aldı, yerine elmasından bir dilim verdi. Elif hiç ağlamadı, şaşkınca bakıp sonra oyuna döndü. Yasemin yine sakince:

Lütfen bir daha istemediğimi vermeyin, dedim size.

Kendi istedi Yasemin, ben anlatmaya çalışıyorum.

O zaman, lütfen hayır deyin. Siz yetişkinsiniz.

Melek Hanım çantasını aldı.

Ben gideyim o zaman.

Tamam.

Kızdın bana.

Hayır. Ama kendi kurallarımıza uymanızı bekliyorum.

Sizin kurallarınız, ha? Anlaşıldı

Çantasını kapadı ve çıktı. Elif arkasından bay bay! dedi. Melek Hanım da yumuşakça, Bay bay, güneşim! deyip kapıyı kapattı.

Yasemin pastayı poşete koydu, kapının yanına bıraktı, iade edecek.

Akşam Hasan yine aynı lafı etti: O sadece Elifi çok seviyor.

Yasemin başını salladı: Biliyorum.

Hasan da: Peki ne var bunda?

Uzun süre sustu Yasemin, sonra dedi ki: Hasan, sen farkında değilsin sanırım, annen canı isteyince geliyor, istediğini yapıyor, bana sormuyor. Burası bizim evimiz. Kendi çocuğuma ne yedireceğimi savunmak zorunda kalıyorum.

Hasan kanepeye oturdu, telefona baktı, sonra bıraktı.

O olmasa bu evi zor alırdık, Yasemin.

Tabii işin özü buydu işte.

Yasemin ellerini dizine koydu.

Unutmuyorum.

Onlarsız hâlâ kirada olabilirdik.

Unutmuyorum, Hasan.

O zaman biraz

Ne biraz? Katlanayım, kapı çalınmadan girilmesine, eşyalarımı karıştırmasına sırf para verdi diye göz yumayım mı?

Hasan cevap veremedi.

Böyle olmaz, dedi Yasemin. Yardım etmek başkadır, ama sürekli kendi bildiğini yapmak başkadır.

Hasan gözlerini yere indirdi.

Konuşurum, dedi.

İki kere söyledin, bir kez daha söyle.

Ne istiyorsun benden?

Aslında kendiliğinden anlamasını isterdi Yasemin. Anlatmasına gerek kalmadan, tek başına kavrayıp gerekeni yapmasını. Ama Hasan anlıyor mu, anlamazdan mı geliyor, çünkü iş ciddiye binerse annesiyle sürtüşmek istemiyor, o da belli.

Bir şey istemiyorum, dedi. İyi geceler.

Elifin üstünü kontrol etmek için kalktı.

Elif kolları iki yana dağılmış, yastığa gömülmüş uyuyordu. Yasemin usulca çevirip sırtüstü yatırdı. Elif mırıldandı ama uyanmadı. Yasemin bir süre onu izledi, nefesini dinledi.

Bir hafta geçti, sonra bir hafta daha.

Cumartesi sabahı Melek Hanım aradı:

Yasemin, pazar günü gelsem? Nasılsınız?

Pazar doluyuz.

Nasıl yani? Hasan evde olacağınızı söyledi.

Evet, ama planımız var. Başka bir zaman olur belki?

Elife oyuncak aldım, getirecektim.

Hasanla gönderirsiniz.

Kısa bir sessizlik, daha uzunca.

Anlaşıldı, dedi Melek Hanım. Sesi bambaşkaydı, kırgın değil ama başka bir tonla. Peki.

Akşam Hasan dedi ki:

Annem kırılmış.

Biliyorum.

Diyor ki, onu eve almıyorsun artık.

Haber vermeden gelmesin istiyorum sadece. Farkı var.

O farkı anlamıyor.

Yasemin çamaşırları katlarken usulca bir çarşafı aldı, silkeledi.

Hasan, kimin yanında duruyorsun?

Hiçbirinin. İkinizin de…

Hayır, burada haklı-haksız yok. Bu evde kim karar veriyor? Senle ben mi, annen mi?

Hasan yatakta oturup izledi onu.

Biz ikimiz, dedi.

O zaman gerçek bir konuşma yap onunla. Anahtarları istiyorum. Anahtar bu eve ait, ona değil.

Hasan başını kaldırdı.

Anahtar mı?

Evet, anahtarı.

Ama Yasemin

Ne?

Hasan yürüyüp pencereye baktı, tekrar döndü.

Çok üzülür.

Peki ben üzülmedim mi bunca zaman?

Aynı değil işte.

Niye değil?

Sessizlik.

O anne çünkü, dedi sonunda.

Ben de Elifin annesiyim. Bu evde eşim. Kimseye gelmesin demiyorum, sadece önceden arayacak, Elife ne yedirileceğine ben karar vereceğim diyorum. Bu kadar.

Hasan bir cevap vermedi. Mutfakta kettleı açtı, çay koydu.

Yasemin bir bebe bodysi aldı; ördekli. Bir düğmesi zayıftı, ayırdı.

İki hafta sonra Melek Hanım tekrar aradı Hasanı, bu kez bir iş bahanesiyle Cumartesi uygun mu? diye sordu. Hasan Tabii, gel, dedi. Yaseminle konuşmadı önce.

Cumartesi, Yasemin kapıyı açtı. Melek Hanım elinde koca market poşetiyle girdi. Patates, soğan, salamura kavanozu, et, elma, un

Börek yapacaktım, Hasan çok sever, dedi. Oklavan var mı Yasemin?

Var. Ama

Tamam, hamuru yoğurayım hemen, Elif uyanana kadar.

Kendi kendine başlayıverdi. Mutfakta dolapları hiç sormadan açtı.

Yasemin sinirlendi, Hasanın yanına gitti:

Ona gel dedin mi?

Hasan başını bile kaldırmadan telefondan:

Evet, gelmek istedi. Nolmuş?

Bana sormadın.

Sorunca hayır diyecektin.

İşte, işin tohumu bu bir cümledeydi. Sormadıysam çünkü istemezdin.

Yasemin sessizce odadan çıktı. Mutfaktan Melek Hanımın tabağa dolma koyması, lıkır lıkır yağda kızaran soğanın kokusu geliyordu.

Artık, bir daha sormadan hiç kimseyi çağırmıyorsun, dedi Yasemin, duymadı bile Hasan. Elif tekrar uyanmak üzereydi.

Börekler oldu. Kızarmış, tam ağızda dağılacak gibi, içi lahana dolu. Elif bir taneyi yedi, bir tane daha istedi. Melek Hanım ışıl ışıldı. Yasemin ise köfteyi, menekşesini ve vanilla kekli bisküviyi düşündü.

Çıkarken Melek Hanım koridorun köşesinde bir duvarı işaret etti:

Buraya bir ayakkabılık lazım, yere dizmek zor.

Bakarız, dedi Hasan.

Hafta sonu pazarda güzel bir tane gördüm, ister misiniz?

Gerek yok, dedi Yasemin, gerekirse kendimiz alırız.

Göz göze geldiler. Melek Hanım montunu giyip çıktı.

Kapı kapanınca, Hasan:

Yazık değil mi ona?

Nesi yazık?

Yardım etmeye çalışıyor.

Kendi koridorumda habersiz bir şey yapmaya çalışıyor, bu yardım değil, karışmak.

Hasan mutfağa gitti, son börekten aldı. Yasemin içinden Bir gün darılırsın, alışınca diye söylendi.

Nisan soğuktu. Yasemin Elifle gündüz dışarı çıkar, sonra eve dönüp Elifi yatırır, işlerini yapardı. O günlerden birinde, kitap okurken, yine kapı kilidi çevrildi.

Kitabı bırakıp kalktı. Melek Hanım, kapıdan uzunca bakıp:

Ha, evdeymişsin, iyi. Hemen geçeceğim. Perde getirdim, yeni, çok güzel. Senin perden solmuş.

Elinde rulo, salonda açtı; krem rengi, desenli.

Durun, dedi Yasemin.

Nasıl?

Durun. Yeni perde istemiyorum. Benimkinin yeri ayrı.

E çok basit, bunlar daha güzel. Pazardan indirimde aldım.

Melek Hanım, dedim size; aramadan kapı çalıp gelmeyin. Ve benim perdeyi değiştirmeyin. Lütfen alın götürün.

Uzun uzun baktı, sonra perdeyi topladı.

Tabii, dedi. Ev sahibesi sensin.

O ev sahibesi lafının altında başka ton vardı; belki dik başlı, belki nankör.

Evet, dedi Yasemin.

Çay bile içmeden çıktı.

Akşam Hasan:

Annem aradı, çok üzülmüş.

Sertleşmedim. Sadece konuştuğumuz kuralları hatırlattım.

Sadece yardım edecekti.

Hasan, bir şey söyle, ne düşünüyorsun? Biri istediği her şeyi, sizin evde, sırf yardım adı altında yapabilir mi?

Cevap vermedi.

Çünkü öyle düşünüyorsan, bizim bakışımız başka. Değilse, arkamda dur. Ben senin eşinim.

Elini tuttu; Konuşurum, dedi.

Zaten beş kere konuştun Hasan.

Elini çekti, çıktı.

Yasemin mutfağı topladı. Menekşesini yeniden pencere kenarına koydu. Üçüncü tomurcuk açmak üzereydi.

Nisan bitti, mayıs geldi, Hasanın doğum günü. Yasemin büyük bir istekle doğum günü hazırladı. Balık fırında pişirdi, zeytinyağlı dolma sardı. Pastayı gece hazırladı; ballı, kremalı. Masa hazır, dostlarla toplanacaklar. Melek Hanım önceden aradı, yardım ister misin? dedi. Her şey hazır, sadece gelin, dedi Yasemin.

Ellerine sağlık, dedi Melek Hanım, balık?

Evet, levrek.

Hasan somonu daha çok severdi.

Bugün levrek pişirdim.

Tamam, dedi Melek Hanım, pastayı kendin mi yaptın?

Evet, ballı.

Hasan ballı sevmiyor, o Napolyon pastayı daha çok sever.

Bana hiç demedi.

Ben bilirim ama.

Yasemin cevap vermedi.

İlk gelen Melek Hanımdı, kurallar değişmişti. Sofra hazır, herkes geldi; gürültü, Elif dolaşıyor, herkes bisküvi uzatıyor. Yasemin göz ucuyla takipte.

Pasta masaya geldiğinde Melek Hanım yanındaki misafire dönüp:

Ballı bu pasta. Yasemin yaptı.

Misafir de: Çok güzel kokuyor! dedi.

Evet ama bu hep ağır gelir, herkes sevmez, dedi Melek Hanım.

Kısa duraksama. Sonra biri pastadan kesti, Bayıldım! dedi, sohbet devam etti.

Ama Yasemin duymuştu işte.

Gece sona ererken, Elifi yatırmak üzere odasına götürürken Melek Hanım da ardından gitti.

Ben yatırayım, dedi.

Ben kendim yatırırım, dedi Yasemin.

Çok yoruldun, bırak ben ilgileneyim.

Teşekkür ederim ama ben yatırırım, Melek Hanım.

Melek Hanım bir an durdu; odaya misafirlerin sesi ulaşmıyor, sadece onlar iki kadın yan yana.

Hep beni geri çeviriyorsun, dedi Melek Hanım. Hep yardım etmek istiyorum, sen hep çekiniyorsun. Kırılıyorum.

Yasemin kucağında yarı uyuyan Elifle:

Melek Hanım, dedi, kızımı ben yatırırım. İzin verin kendim anne olayım.

Elifi yatırdı, başını okşadı, hemen uyudu. Yasemin geri döndü.

Misafirler kalkmaya başlamıştı, Hasanın kız kardeşi kardeşine sarıldı, biri montunu giyiyordu.

Melek Hanım, mutfakta bir kabı karıştırıyordu. İçinde artan salata.

Ne yapıyorsunuz?

Ziyan olmasın diye salatayı alayım dedim.

Biz yarın yeriz.

E ama fazla var Yasemin.

Ben kendim arta kalanları bırakırım.

Yaseminin sesi sakindi, ama tokat gibiydi. Melek Hanım bir an öylece baktı, sonra sordu:

Sana ne oldu, Yasemin?

Bir şey olmadı. Kabı bırakın, lütfen.

Melek Hanım kabı bırakıp çıktı. O an durdu.

Ben düşmanın değilim, biliyorsun.

Biliyorum.

Hasanı seviyorum, Elifi seviyorum.

Biliyorum. Ama burası bizim ailemiz ve bizim de alana ihtiyacımız var.

Ne demek alan?

Yani şu demek; kimse gelirken haber vermeden gelmeyecek, kimse eşyamı değiştirmeyecek, kimse istemediğim şeyi Elife vermeyecek. Bugün de, pastamı pek güzel değilmiş gibi misafir önünde söylediniz. Hasan bana bir şey demedi ki. Hem dese bile, başkalarının önünde gereği yoktu.

Melek Hanım sessizdi.

Ben sizinle düşman değilim, dedi Yasemin. Torununuzun annesiyim. Oğlunuzun eşiyim. Normal ilişkiler kurmak istiyorum. Bunun için de herkesin uyması gereken kurallar olmalı.

Beni evden atıyorsun yani?

Yalnızca saygı bekliyorum. Bu kadar.

Tabii Ben saygı duyuyorum.

Öyle olmasını isterim. Misafirlere hoşça kal deyin, lütfen gidin. Yarın Hasan ile konuşacağım.

Poşetini aldı, uzun uzun Yasemine baktı, başıyla onayladı, salona geçti, oğluna sarıldı, Elife uğrayıp ışığı kapatmadan kapıyı hafifçe açtı, çıktı.

Hasan son misafirleri uğurladı, mutfağa döndü:

Çok yoruldum, dedi, alnını ovuşturdu.

Otur, konuşmamız lazım.

Çay koydu, omuz omuza masaya oturdular.

Hasan, anahtarları almak istiyorum artık.

Kahvesini masaya koydu:

Yani?

Bu evin anahtarı, Melek Hanımda olmasın. Lütfen.

Uzun bir sessizlik. Hasan bardağa baktı.

Yasemin Annem çok kırılır.

Biliyorum. Ev kredisi var, diyeceksin. O yardımcı oldu, diyeceksin. Sana şunu söyleyeyim: kredi çekelim. Küçük miktar, taksitle. Onun hakkını öderiz. Böylece ben verdim demeye hakkı kalmaz.

Böyle çözümü yok

Varsa çözümü bu: Anneme borcumuz var, demeni artık istemiyorum. O haneye girmenin bahanesi olmamalı.

Hasan pencereye döndü.

Annem kolay bir insan değil. Hep ipleri elinde tuttu, ne biliyorsa hep kendi yaptı.

Anlıyorum.

Kötülükten değil.

Onu da anlıyorum. Sadece sen artık başkasının evi gibi davranmasın istiyorum.

Anahtarı verir mi ki?

Vermezse, en azından denemiş oluruz. Yeni bir düzen olmalı.

Bugün kovdun gibi oldu onu.

Artık çık dedim sadece.

Çok üzüldü.

Ben de çok kez üzüldüm Hasan. O köfteleri çöpe atınca, pastayı Elife verince, menekşe için azarlayınca Hep ben toparladım. Şimdi de sıra sende.

Hasan derin nefes aldı.

Nankörsünüz der.

Belki.

Oğlum, beni onun için terk etti der.

Belki.

Bana da koyar.

Biliyorum.

Yorgunluğun çökmesiyle ikisi de bir süre sustu. Elif odada mışıl mışıl uyuyordu.

Gerçekten kredi mi istiyorsun?

Kendi evimiz olsun, başkasının parasıyla olmasın. Bizim evimiz.

Zaten bizim.

Ondan anahtarı alana kadar tam değil.

Masadan kalktı, pencereye yaklaştı. Bir an dışarı baktı.

Birkaç gün izin ver, konuşacağım.

Olur.

Gerçekten konuşacağım.

Tamam, Hasan.

Anahtar, kredi, hepsi.

Tamam.

Bu arada, pasta çok güzeldi, dedi Hasan.

Cevap vermedi Yasemin. Fincanları yıkadı.

Üç gün geçti, Melek Hanım ortada yoktu. Hasan işten gel, ye, Elifle biraz oynadı, sessizdi. Dördüncü akşam kararını açıkladı:

Konuştum annemle.

Ne dedi?

Zordu, ağladı. Beni sevmiyorsunuz, dedi.

Hep öyle der.

Evet Anahtar mevzusunu anlattım; habersiz gelme, eşyayı kurcalama, Elife istemediğin şeyi yedirme, dedim.

Kabul etti mi?

Hemen değil. Yine sen Yaseminin etkisindesin, dedi; O evden çıkarıyor beni, dedi. Ben de ikimizin kararı dedim.

Yasemin derin bir nefes aldı.

Sağ ol.

Anahtar için bir hafta izin istiyor. Vedalaşıp verecekmiş. Şimdilik.

Mecbur muyum?

Bir hafta sonra alamazsak ben alacağım, tamam mı?

Yasemin düşündü.

Tamam, bir hafta.

Hasan başını salladı, önüne gazetesini aldı.

Krediyi de araştırdım, haklıymışsın. Hesaplayalım.

Hesaplarız.

Bankada tanıdık var, sorabilirim.

Tamam.

Evin huzuru geri geldi sanki; Elif odasında sessizce oynuyor, Yasemin baktı: kule yapıyor, çok ciddi.

Kule mi o? dedi Yasemin.

Kule, dedi Elif. Bir blok daha koydu.

Bir hafta sonra Melek Hanım aradı, Cumartesi geleceğim, uygun mu? dedi. Yasemin: Uygun. Saat üçte, ellerinde küçük bir kitap paketiyle geldi. Elife uzattı.

Hayvan masalları. Çok sever, dedi.

Teşekkürler, dedi Yasemin.

Babaanne, diye koştu Elif, sarıldılar. Melek Hanım da Yasemine uzun bir bakış attı, bu kez başka bir şey vardı bakışında kırgın değil ama farklı.

Birlikte çay içtiler, sohbet ettiler. Elif sayfa çevirip ayı, kedi, tilki diye gösterdi; Melek Hanım onayladı.

Sohbetin sonunda Melek Hanım çantasını açıp anahtarı çıkardı, masanın üzerine bıraktı.

Buyurun, anlaştığımız gibi, dedi.

Hasan anahtarı aldı, cebine koydu.

Sağ ol anne.

Ne demek Son yudumunu içti. Artık ne zaman çağırırsanız, haber verirseniz gelirim. Öyle dedik ya.

Memnun oluruz, dedi Hasan.

Haberli geleceksem bir sıkıntım yok, sizin hayatınız, dedi Melek Hanım, sesi sakindi, fazladan bir duygu yoktu. Biliyorum, artık evli barklısınız, hayatınız ayrı.

Seviniriz her zaman, dedi Hasan.

Göz temasından sonra kalktı, Elifi öptü.

Altıda çıktı. Elif pencereye el salladı, Melek Hanım da aşağıdan el salladı.

Hasan pencereyi kapattı.

Eee?

Eee dedi Yasemin.

Elif odasına geçti, Yaseminle Hasan yanyana durdu.

Aramayınca üzülüyor, dedi Hasan.

Biliyorum.

Pişman mısın?

Yasemin düşündü.

Değilim.

Ben de.

Bir süre sessizce bakıştılar; aşağıda Melek Hanım, hardal renkli trikosu ve poşetiyle gölgede kayboldu.

Hasan birden döndü:

Şu koridordaki dolabı değiştirsek mi?

Hangisini?

Annem baharda iteklemişti ya yamuk.

Hatırladın mı?

Evet.

Şimdi mi?

Neden olmasın?

İkisi geçip dolabı düzeltti; eskisi gibi açılır oldu.

İşte böyle, dedi Hasan.

Elif kitapla geldi:

Anne, bak tilki, dedi.

Tilki, dedi Yasemin. Kurnaz.

Kurnaz, dedi Elif ve gitti.

Yasemin mutfağa geçti, bir bardak su koydu kendine. Pencereye baktı; menekşe tam yerinde, üç tomurcuğu birden açmıştı, dördüncüsü yolda, yaprakları koyu yeşil. Solmadı da hiçbir zaman.

Rate article
Lifequest
Gelin, kayınvalidesini mutfağında yakaladı ve…