Mutluluğun Yaşadığı Yer Neresi?

Nerede Yaşar Mutluluk

Sevda tek başına mutfak masasında oturuyor, avuçlarının arasına sımsıkı aldığı çay bardağına sarılmıştı. Çay o kadar sıcaktı ki yudumlamak için küçük, temkinli yudumlar almak zorunda kalıyordu. Bardağı dudaklarına her götürdüğünde hafif bir buhar yüzünü yalıyor, ama içinin soğukluğuna dokunamıyordu sanki o sıcaklık ona ait değildi.

Yanında durup durmadan öten telefon susmak bilmiyordu. Son bir saat içinde neredeyse tanıdığı herkes aramıştı; arkadaşlar, uzak akrabalar, iş yerinden mesai arkadaşları, apartmandaki komşular… Sanki bütün dünya birden Sevdanın ne durumda olduğunu, hayatında neler olup bittiğini öğrenmeye mecburmuş gibi.

Tüm bu yoğun ilginin tek bir nedeni vardı: eşiyle boşanması. Daha birkaç ay önce birlikte cam kristal yıldönümü kutlamışlardı; özenle hazırlanan sofralar, kahkahalar, yoldaşının parıldayan gözleri O zaman sonsuza kadar sürecek gibi gelmişti her şey. Daha nice mutlu yıldönümleri, beraber çıkılacak tatiller, soba başı sohbetleri hayal etmişti. Şimdi ise ayrı evlerde yaşıyor, birbirlerinden mesafeli, soğuk bir şekilde bahsediyorlardı. Nasıl bu kadar çabuk yıkılmıştı her şey?

Önce, Sevda sabırla telefonlara cevap veriyordu. Sakin kalmaya çalışarak, kelimelerini özenle seçip kimseyi ve kendisini üzmemeye uğraşıyordu.

Karar ortak alındı, diyordu donuk bir sesle. Artık birlikte yaşamak doğru gelmiyordu.

Ama bu açıklamaları insanlara yetmiyordu. Her seferinde benzer sorular, kimi zaman endişeyle, kimi zaman üstten bir tavırla, kimi zaman da sahte bir nezaketle:

Ya Ceylan? Çocuk için düşündünüz mü? Babaya ihtiyacı var evladın!

Sevda gözlerini kapattı, gözyaşlarının gelmesini engellemek için dudaklarını ısırdı. Kötü niyetli olmadıklarını biliyordu; insanlar, evde bir çocuk varken aile neden dağılır, anlamıyordu işte. Ama her şeyi açıklayamazsın. Aylara yayılan suskunlukları, içinde birikip kalan kırgınlıkları, aynı evde bir yabancıyla yaşamanın yorgunluğunu iki kelimeyle anlatamazsın.

Telefon yine titredi. Ekrana baktı uzaktan bir akrabası. Derin bir nefes aldı, bir yudum sıcak çay daha içip telefonu eline uzattı.

Aslında insanlara anlatabilirdi ki, bütün düşünceleri zaten kızı Ceylanın etrafında dönüyordu. Gece boyunca uykusuz yatıp, ondan saklamadan olası her ihtimali düşünmüş, her sonucu tartmıştı. Bir an olsun kızını düşünmeden karar vermemişti. Ama anlatamadı. Bazı insanlar ikna edilemiyordu çünkü hele de olayı sadece kendi açılarıdan görüp bir doğruya saplananlar için.

Aklında hep son ayların görüntüleri; işten geç saatte dönüp üstünde yabancı bir koku taşıyan koca, dertleşmek istediğinde tersleyen biri, her yemek masasında bir sessizlik duvarı… Hepsini küçük Ceylan görüyordu. O gergin gülümsemeleri, havadaki o ağır iç sıkıntısını Çocuğu kandıramazsın.

Her şeyin bir anda netleştiği o akşamı Sevda asla unutmayacaktı. Yine tartışıyorlardı; önce alçak sesle, sonra yükselerek. Ceylan, odasında ödev yaparken, birden kapıdan girdi. Yüzü bembeyaz, gözlerinde yaşlar parlıyordu.

Anne, baba, lütfen, dedi titrek bir sesle. Kavga etmeyin ne olur

Kadın bir anda taş kesildi, hem kızına hem eşine bakarken derin bir şey kavradı: Bu şekilde devam edemezlerdi. Her gün çocuk o karmaşada yaşıyor, kavgaların ortasında, kendini suçlu hissediyordu.

Ceylan için daha iyi olan ne? Her gün huzursuzluk mu, yoksa huzurlu bir hayat mı? Babasının artık kalbinin başkasına ait olduğunu gizlemediği bir evde mi, yoksa Sabahların surat asmalar, üstü kapalı konuşmalarla başladığı bir evde büyümek mi normaldi?

Hayır, Sevda bunu kabul edemezdi. Günlerce düşündü, her yolu tarttı Sonunda sakin, saygılı bir biçimde ayrılma kararı aldı.

Kocasına fikrini söylediğinde kısa bir sessizlik oluştu. Sonra o da, yorgun bir kabullenişle:

Evet, bence de doğru karar.

Öfke yoktu, sadece yorgunluk Sonrasında oturup detayları konuştular, her şeyden önce Ceylanın iyiliği adına yol haritası belirlediler.

Ve böylece içlerinde ağır bir yük kalktı. Şimdi herkes kendi hayatını sıfırdan kuracaktı. Ama şunu gayet net biliyorlardı: Bu kararı bencillikten değil, tam tersine sevgiyle, gelecek için vermişlerdi. Ceylan için sade, huzurlu bir hayat daha önemliydi.

Hayatın tam anlamıyla yeni başladığını, işinin çok olduğunu biliyordu Sevda her şeyi sil baştan kuracak, yeni düzene alışacak, Ceylanı anlayacak, anlatacaktı. Ama uzun zamandır ilk defa doğru yolda ilerlediklerini hissediyordu.

Bugün mutluluğa küçük bir adım atıyorum, dedi kendi kendine, pencereye gözlerini dikerken. Dışarıda, pencere pervazında bir güvercin adımlarını neşeyle atıyordu; bazen kafasını eğip bir şey dinliyormuş gibi bakıyor, bazen kanatlarını açıp yeni yerini benimsemeye çalışıyordu. Güvercinin o yalınlığı, doğallığı huzur verici gelmişti.

Tam o anda mutfak kapısı pat diye açıldı, güvercin korkuyla kanat çırparak havalandı. Kapıda Ceylan belirdi yanağı al al, saçları karışık, gözleri ateş gibi. Enerjisiyle mutfağa bir anda hayat kattı; bir an zıplıyor, bir an yerinde sayıklıyordu.

Anne, bütün eşyalarımı topladım! diye bağırdı heyecanla masaya koşarken. Taksi ne zaman gelir?

Sevda telefonunun ekranına göz atarken hafifçe gülümsedi. Kızı canlı bir oyuncak gibiydi bir dakika daha geçse, yerinde duramayacak gibiydi.

Yarım saat sonra gelir, dedi sakinlikle. Gerçekten başka bir şehre gitmeye hazır mısın?

Ceylan bir an durdu, sonra kendinden emin bir şekilde elini salladı:

Ne kaybederim ki? Arkadaşlarımdan ayrılmak zor olacak ama mesaj yazarım! diyerek dolaptan bir yoğurt alıp kocaman bir yudum içti. Anneannem zaten beni hiç sevmedi, bayramdan bayrama görürdüm anca. Değişen bir şey olmayacak.

Sevda masanın köşesini sıkıca tuttu. Alışkın olduğu yerden çocuğunu koparmanın yükünü hâlâ yaşadığı için bu konuşma onu zorluyordu.

Ya baban? diye usulca sordu, cevaptan korkarak.

Ceylan bardağı bıraktı, yüzündeki neşenin yerine bir an için ciddiyet geldi.

Babam Onun artık başka bir ailesi var. Yeni eşi benim sık sık gelmeme sevinmez herhalde. Tatillerde giderim.

Mutfakta kısa bir sessizlik oldu. Sevda kızına baktı ve bir anda ne kadar büyüdüğünü fark etti. Ne öfke ne kırgınlık Sadece ağırbaşlı, neredeyse yetişkin bir incelik vardı kızının bakışlarında.

Akıllı çocuğumsun sen, dedi Sevda, gözyaşlarını zor tutarak. Yerinden kalktı, kızına sarıldı, saçlarını kokladı. Her şeyi anlıyorsun

Ceylan geri çekilmemişti. Tam aksine, annesini iyice sarmış, sırtını sıvazlıyordu sanki küçük olan o değildi.

İkiniz de mutlu olmayı hak ediyorsunuz, dedi kararlı bir sesle. Babam buldu mutluluğu, şimdi sıra sende!

Sevda kızını daha sıkı sarıldı, yüreğine sıcak bir huzur doldu. Bir anda bütün korkularına ve endişelerine rağmen doğru yaptıklarını anladı. Önlerinde belirsizlik vardı ama birlikte mücadele edeceklerdi…

********************

Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni insanlar… Her şey yabancıydı; ama Sevdanın sürekli meşgul olması, geçmişe gömülmesinin önüne geçiyordu. Düşüncelerini dağıtacak kadar ödev, ev işi, yeni düzen vardı.

Onuncu kattaki yeni evleri onları bol ışık ve tertemiz hava ile karşılamıştı. Başta biraz soğuktu ortam yabancı düzen, tanımadıkları komşular, sessizlik. Ama Sevda yavaş yavaş kendi havasını vermeye başladı eve: Duvara sevdiği tabloyu astı, kitaplarını raflara dizdi, pencereye bir çiçek yerleştirdi. Yavaşça, ev olmuştu bile.

Bir akşam Ceylan eve girer girmez heyecanla:

Anne, dans kursuna yazılmak istiyorum!

Gözleri ışıl ışıldı; bu fikri uzun zamandır düşünüp sonunda paylaşmaya karar verdiği belliydi.

Evimize çok yakınmış hem fiyatı da uygun, devam etti neşeli el hareketleriyle.

Sevda gülümsedi. Onun bu hevesini, fikirler peşinde koşuşunu severdi. Yine de sordu:

Emin misin? Okul, özel dersler var. Yorulmaz mısın?

Ceylan hemen çantasından bir defter çıkardı, ciddiyetle açıp annesine uzattı:

Yorulmam! Her şeyi planladım bak, dedi, dikkatlice altını çizdiği bölümleri göstererek. Pazartesi ve perşembe özel dersim var, çarşamba geç kalıyorum okula. Salı ve cuma günleri dans. Tam denk geliyor. Notlarım da düşmez, söz.

Sevda defteri dikkatlice inceledi her şey düzgün, not alınmış ve minik çizimlerle süslenmişti. Düşünerek, sorumlulukla hazırlanmış bir plan.

Peki, nihayet onayladı defteri kapatarak. Yarın beraber gider, bakarız, uygun bulursam seni yazdırırım.

Yaşasın! diye sevinçle zıplayıp annesine sarıldı Ceylan. Sevda gülerek sarıldı kızına. İçinde uzun zamandır unuttuğu bir his huzurlu bir sevinç, sessiz ama gerçek bir mutluluk vardı. Belki de gerçekten her şey yolunda gidiyordu.

Dans kursu gerçekten iyiydi. İlk derste geniş, aynalı, güneşli bir salon, tertemiz bir parkeden yayılan ahşap ve hafif bir ter kokusu… Köşelerde oturma bankları, duvarlarda ödül ve fotoğraflar…

Koreografı ise orta yaşlarda şık bir adamdı: Orhan Demir. İlk andan itibaren disiplinli, ama kibar bir izlenim bırakıyordu siyah spor eşofman, beyaz üst, derli toplu saç. Hareketleri kontrollü, sesi güven veren bir kararlılıkla doluydu. Ne övgü dağıtıyordu, ne de aceleyle eleştiriyordu gösteriyordu, anlatıyordu, sabırla tekrar ettiriyordu. Yeni başlayanlar için güven verici bir duruşu vardı.

Çok iyi biri! diyordu Ceylan akşamları eve gelip. Gözleri ışıl ışıl, kelimeleri coşkulu… Kimseye torpil geçmiyor; ama çalıştığını görünce her zaman yardım ediyor, anlayana kadar tekrar gösteriyor…

Bir soluklanmadan sonra asıl heyecanla ekliyordu:

Oğlu Arda ile çift olduk. O da harika dans ediyor, çoğunu öğrendik sayılır. Arda’nın babasıyla arası da çok iyiymiş. Asla bağırmaz, destek olur ama tembelliğe izin vermezmiş.

Sevda, kızını dinlerken istemsizce gülümsüyordu. Ne yöne gittiği açık Ceylan ile Arda sadece dansta değil, başka bir yakınlık kurmuşlardı sanki: ders aralarında fısıldaşmalar, prova çıkışı yürüyüşler… Eve geldiğinde Ceylan hep Ardanın babasından, çocuklarıyla olan sıcak iletişiminden bahsediyordu.

Belli ki bizi baş göz etmek peşindeler, diye düşünüyordu Sevda, Ceylanın heyecanlı yüzüne bakarken. İçten içe bundan memnundu; Orhan Demir gerçekten olumlu bir izlenim bırakmıştı: sakin, güvenli, esprili… Yine de hemen kendini bırakmıyordu. Sadece kızının yeni bir uğraş bulmasına, yeni arkadaşlar edinmesine, gözlerinin yeniden canlanmasına sevinmekle yetiniyordu.

Bir gün kurs sonrası Ceylan nefes nefese:

Anne, Arda ve babasını çaya çağıralım mı? Hem evi görürler hem de Arda çikolatalı kurabiye seviyor

Sevda yumuşakça gülümsedi, kızının saçını okşadı:

Bakalım güzelim Her şey sırası geldikçe…

*******************

Sevda hiçbir zaman kızının telefonunu karıştıran bir anne olmadı. Güvene inanıyordu; aralarındaki ilişki için onun da özel alanı olmalıydı. Bu nedenle aylar boyunca Ceylanın mesajlarını kontrol etmedi, kulak kabartmadı, arkadaşlarına dair sorular sormadı.

Ama bir akşam mutfakta bulaşık toplarken Ceylan antrenmandan döndü, telefonunu masanın üstüne koyup duş almaya koştu. Ekranda yeni bir mesaj bildirimi yanıp sönüyordu. Duraksadı. İçine yabancı bir endişe çöreklendi: Acaba gerçekten burada mutlu muydu? Annesini üzmemek için bu kadar canlı, mutlu mu görünüyordu? Eski evini, eski arkadaşlarını özlediği için kendini saklıyor muydu?

Bir süre telefonu izledi. Sonunda bir iç çekiş, hafif bir tıklama… Birkaç kaydırma ve Ceylanın yakın arkadaşıyla olan sohbeti açıldı.

Bilinmez bir utanç hissetti; sanki görünmeyen bir çizgiyi aşıyordu. Ama gözleri satırlarda hızlıca ilerliyordu. Ve yavaş yavaş içindeki endişe hafifledi. Ceylan yeni figürleri öğrenişini, Orhan Hocanın emeğini ve iltifatını, antrenmandaki neşeli anları yazıyordu. Her cümleden, kızı için dansın ne kadar kıymetli olduğu anlaşılıyordu.

Demek gerçekten seviyor, dedi Sevda, içi rahatlayarak.

Sonra Ardadan gelen bir mesaj gözlerine çarptı. Okuyunca şaştı, yüzü kızardı:

Babam dedi ki, senin annen çok güzel ve akıllı. Böyle rahat kolay kolay kimse için söylemez.

Bir an telefonu hızla yerine koydu, pencereye gidip içindeki garip heyecanı bastırmaya çalıştı.

Elbet fark etmişti Orhan Demirin ona bakarken gülümseyişini, nazik ilgisini, takdirini. O da bu adamı seviyordu; güven veren, iyi niyetli, yumuşak tabiatlı bir insandı. Sohbeti de, sessizliği de rahattı yanında.

Ama yeni bir ilişki ihtimali korkutuyordu. Evlilik sonrası toparlanmak ona uzun zaman almıştı. Şimdi her şey yeniden düzelmeye başlamışken birini hayatına dahil etmek cazip olduğu kadar tedirgin de ediyordu. Ya yanılırsa? Ya o ince düzen bozulursa? En çok da tekrar güvenmeye, açılmaya cesareti var mı, bundan korkuyordu.

Kapıda Ceylan havlusuyla belirdi.

Anne, niye öyle daldın? dedi, telefonu fark ederek.

Sevda aceleyle gülümsedi:

Öylesine dalmışım. Ders nasıldı?

Harika! Yarın yeni bir figürü deneyeceğiz. Arda ile kesin yapacağız diyor!

Sevda başını salladı, heyecanını gizlemeye çalışarak. İçi hâlâ bir sürü soruyla doluydu; ama bekleyecek, hiçbir şeye zorlamayacaktı. Hayat kendi yolunu bulmalıydı.

*****************

Sevda, mutfak masasında dosyalar arasında kaybolmuş bir şekilde oturuyordu. İş günü çoktan bitmişti ama acil raporlar rahat vermiyordu satırlar birbirine girmiş, zihin başka yerlere kayıyordu. Kaşlarını çatıp tekrar odaklanmaya çalışırken Ceylan kapıdan girip karşısına oturdu.

Anne, verdiğin sözü hatırlıyor musun? dedi, ciddi bir tonda.

Sevda hafifçe gözlerini kaldırdı.

Hangisi? Bu aralar çok söz verdim sana…

Mutlu olacağım demiştin, dedi Ceylan, sanki onun adına karar veren bir yetişkin gibi.

Sevda bir an tereddütle durdu, sonra yumuşakça gülümsedi:

Ben mutluyum. Senin annenim ya, bana yeter.

Hayır, yetmez! Küçük ellerini masaya bastı, sanki bir münazaraya girecek gibiydi. Hem ben başka bir mutluluktan bahsediyorum. Boşanalı neredeyse bir yıl oldu, artık yeniden evlenmeyi düşünsen? Ben birkaç yıla üniversiteye giderim, yalnız mı kalacaksın? Otuz kediyle mi yaşıyor olacaksın?

Kıvırcık beyaz tüyleriyle Safir adlı kedileri, Sevdanın yanında koltukta yatıyordu. Kafasını kaldırdı, kehribar gözleriyle Ceylana dik dik baktı ve patisini sahibinin bacağına koydu bu evi kimseyle paylaşmam! der gibi

Sevda istemsizce güldü:

Ciddi bir ilişki kurmak öyle kolay mı; bir de yaş aldık… dedi, Safirin başını okşayarak. Kedi memnun bir şekilde guruldamaya başladı.

Bırak yaş mazeretini, Orhan Hocayla buluşmaya git! Yerinde duramayan Ceylan neredeyse yerinden fırladı. Mutluluğun ikinci adımını at!

Ama…

Hiç ama yok! Sana kaç kez teklif etti. Şu an telefonunu aç, ara ve buluşmak istediğini söyle!

Kızına baktı Sevda; bu kararlılık ve olgunluk karşısında şaşırdı. Bir an sanki karşısında on iki yaşında bir çocuk değil, hayata onun kadar dirayetli biri oturuyordu.

Kedi, ilginin üstünden gittiğini fark edip araya miyavladı, başını Sevdanın avucuna dayadı.

Bak, sonra pişman olma, dedi Sevda, yaramaz bir gülümsemeyle. Elini telefona uzattı, parmakları hafifçe titriyordu. Peki, sen böyle istiyorsan…

Ceylan zafer kazanmış gibi kollarını kavuşturdu. Sevda derin bir nefes alarak hızlıca Orhan Demirin numarasını çevirdi.

Birkaç dakika sonra Sevda o numarayı tuşluyordu. Parmakları heyecandan titriyor, ama sesi kendinden emin:

Orhan Bey, ben Sevda. Yarın akşam birlikte yürüyüşe çıksak diyorum?

Kısa bir duraksama oldu. Sadece birkaç saniye, ama Sevda için çok uzundu. Ceylan odanın köşesinden heyecanla bakıyordu.

Ve telefonda o tanıdık, içten ses yankılandı:

Çok sevinirim. Nerede, kaçta buluşalım?

Sevda gülümsedi; Ceylan bu anı görünce büyük bir coşkuyla ellerini havaya kaldırdı.

Sahildeki parkta, yedide? Çok güzel olur orası bu mevsimde…

Harika, orada buluşuruz, dedi Orhan samimiyetle.

Sevda telefonu kapattı ve çocukça bir neşeyle gülmeye başladı. Ceylan sevinçle ellerini çırpıyor, mutfağın içinde dönüyordu:

Gördün mü! Oldu işte! Demedim mi sana?

Oldu, dedi Sevda, içinde öyle nadir hissettiği bir sıcaklıkla. Ve biliyor musun, iyi ki denedim.

Çünkü mutlu olmayı hak ediyorsun, dedi Ceylan ciddiyetle. Gözlerinde yaşıtlarından çok daha büyük bir güven parlıyordu. Ben de.

O günün geri kalanında Sevda keyifli, telaşlı bir halde dolaştı evde; aklına geldikçe gülümsüyordu. Akşam, buluşmaya hazırlanırken dolabını karıştırıp sade, ama içinde kendini güçlü hissettiği gök mavisi bir elbise çıkardı. Hafifçe süslendi, aynada kendine baktı.

Ceylan odada kıyafetini incelerken:

Çok güzel oldun anne, dedi. Bence hemen fark edecek.

Sevda da ona gülümseyerek:

Önemli olan ben kendimi rahat hissedeyim, dedi.

Rahatsın, anlıyorum çünkü gülümsüyorsun.

Dışarı çıkarken Ceylan pencerede ona el sallıyor, Sevda kapıda bir an durdu, yüzü gülümsedi. İçinden geçti:

Asıl mutluluk galiba bu: Mükemmel olmayan, ama hakiki bir mutluluk Yanında sana inanan bir çocukla, yeniden sana güvenle bakan biriyle.

Park, yumuşak lambaların altında, hafifçe esen rüzgarla karşılamıştı onu. Akşam ne sıcak, ne serindi tatlı ve huzurluydu. Sevda yavaşça yürüdü, gözleri karşıdaki silüetleri aradı.

Orhan’ı gördü. Elinde bahardan toplanmış kır çiçekleri O an yüzündeki sıcak gülümseme insanı hemen sarhoş ediyordu.

Yanına geldi:

Hoş geldin. Çok güzel görünüyorsun.

Sevda hafifçe kızardı ama bu defa gözünü kaçırmadı.

Teşekkür ederim. Çiçekler Çok güzel.

Orhan ona uzattı çiçekleri:

Abartısız bir şey aradım, doğal bulduğumu topladım.

Çok sevdim, dedi Sevda, mis gibi koklayan çiçeği. Gerçekten.

Birlikte yürümeye başladılar; havadan sudan, yeni şehirden, çocuklardan, kendi yollarından… Her adımda Sevda içinden şunu daha çok hissediyordu: Artık yalnız değildi.

Ve bu, yeter de artardı.

Rate article
Lifequest
Mutluluğun Yaşadığı Yer Neresi?