Yabancı Duvarlar

Yabancı Duvarlar

Bilir misin, ne düşünüyorum? dedim eşime, aynı tabağı beşinci kez silerken. Evimizde kendi çay kaşığımız bile kalmadı. Her şey onların odasında. Kendi evimizde uyurken aklımdan geçiyor, acaba fazla mı ses yapıyoruz, salonda televizyon izliyoruz diye rahatsız ediyor muyuz?

O, sessizce karanlık avluya bakıyordu. Sonra derin bir iç çekti, ciğerlerinin en derininden gelen bir ağırlıkla.

Misafir olduk artık burada, dedi sessizce, bana dönmeden. Mutfakta bile misafir gibiyiz.

O anda, tam da bu cümleye denk geldi sanki, yeğenimin odasından kıkırdayan kız sesi, ardından erkek arkadaşı Umutun kalın bariton sesi geldi. Film izliyorlardı. Bizim eskiden salon dediğimiz odada.

İşte o an oturup kaldık öylece; elimde tabak, Ferit pencere önünde… Aklımda hep aynı soru: Nasıl oldu da bu hale geldik? Kendi evimizde tuvaletin sifonunu çekmeye bile çekinir olduk, aman kimse rahatsız olmasın diye. Halbuki her şey ne kadar masum başlamıştı. Tam anlamıyla aile içinde, iyi niyetle…

Ablam Emine, geçen yıl Ağustos sonunda aramıştı. O sırada ben hâlâ konservelik domates yapıyordum, ellerim yoğurtlu, saçlarım alnıma yapışmış. Telefon çaldı, ellerimi önlüğüme silip açtım.

Leyla, nasılsın? dedi Eminenin sesi tedirgindi, çekingen. Birden tedirgin oldum ben de. Emine öyle kolay kolay aramaz, zaten Samsunda yaşıyor, yılda üç dört kez ancak konuşuruz.

Sana bir şey danışacağım, dedi. Hatırlıyorsun Zeynepi, kızım büyük olan?

Tabii hatırlıyorum, dedim, endişeyle. Bir şey mi oldu?

Yok, kötü bir şey değil, aksine iyi şeyler var. Üniversiteyi kazandı, senin İstanbuluna. Üstelik burslu okuyor, çok sevindim. Yuva çıkmadı ama, belki bir dönem sonra çıkar dediler. Ben de düşündüm; siz iki kişisiniz, eviniz üç odalı biliyorum… Acaba, Zeynepi geçici olarak adresinize kaydettirmeniz mümkün mü? Sadece formalite Leyla. Yani kalmayacak sizde, ben öyle olmasını istemem zaten, sadece öğrenci işlerine evrak lazım. Kalacak yeri de bir şekilde ayarlayacak, konuştuğumuzu biliyor.

Telefonu elimde tutuyordum ve kafamın içinde deli sorular, bir tarafım yeğenim ya sonuçta, kız iyi öğrenci, Emine onunla hep övünür. Ama bir yandan da adres kaydı ciddi iş, Ferit derdi ki, ‘kimseyi, kim olursa olsun hana kaydetme, sonra uğraşırsın’. Ama öte yandan üniversiteli, geçici bir şey, Emine de ablam sonuçta; kolay kolay hayır diyemezsin.

Emin misin başka yerde kalmak istediğine? dedim, tereddütle. Sonradan kalmaya karar verirse, zor olur bizim için, biliyorsun, alışmışız baş başa yaşama.

Olur mu Leyla! Güldü ablam. Kızım genç, özgürlüğü seviyor. Zaten iki kızla ev bulacak, onlar zaten dolaşıyorlar. Ama dediğim gibi, öğrenci işleri için evrak şart; her şey evraka döküldü artık. Sadece adres. Başka bir şey değil.

Kıvırdım ben yine de, Ferite sorayım dedim. Akşam anlatınca yüzü hemen asıldı.

Hiç gerek yok, Leyla, dedi kısa bir tonda. Sonra işin içinden çıkılmaz. İş yerinde dinliyorum milletin başına neler geliyor, baş bela oluyor.

Ama bir dönem, iki dönem en fazla, kız öğrenci, ablamın kızı, dedim. Kaldı ki ‘adres lazım’ diye özellikle belirtti.

Bilmem, dedi Ferit kısa bir homurtuyla. Sen bilirsin.

Ertesi gün Emine’yi aradım, içim rahat etmedi. Dedim ki; tamam, adres kaydı olur, yardım edelim dedim. Zeynep de birkaç gün sonra aradı. Sesi çok düzgündü, nazik.

Teyze Leyla, merhaba, ben Zeynep, dedi. Annem aramıştı sizi, yardıma ihtiyacım var, gerçekten çok önemli. Kaldığım yer farklı, evrak için lazım, bu arada kendimi tanıtmak istiyorum. Gelebilir miyim, size anlatırım.

İnsan nasıl istemesin? Pırıl pırıl bir genç, kibar, nazik. Ferit de geldiğinde olduysa oldu dedi omuz silkerek.

Zeynep eylül başı geldi. İncecik, uzun boylu, saçları örgülü, üstünde beyaz tişört. Bir sırt çantasının dışında yanlarına keki, reçel, çikolata koymuş annesi. İçim ısındı… Beraber çay koyduk, konuştuk. Gazetecilik okuyacak, hayata dair planları var, gözleri parlıyor. Tamam dedim, doğru karar.

Zeynep iki kızla küçük bir oda tutmuş, Ataşehirde; telefondan fotoğraf gösteriyor. Sadece adres için lazım, belgeler tamamlandığında sizi hiç rahatsız etmem, yalnızca arada lazım olursa belki uğrarım, diyor.

Ertesi gün Ferit yine somurtkan, ama geldiğinde, Zeynepe karşı görgülü davranınca o da soğukluğunu bozdu.

Birlikte nüfus müdürlüğüne gittik. Belgeleri imzaladık, kaydı açıldı, bir yıl geçici kayıt. Üç hafta sonra işlemler bitti, Zeynep teşekkür etmek için kaç kere aradı. Artık bitti, dedim, yardım ettik, mesele yok.

Ama hayat planladığın gibi gitmiyor işte…

Önce Zeynep hiç görünmedi, aylarca aradı, bayramlaştı, bir iki sordu bir şey, Emine de teşekkür etti tekraren. Her şey yolunda, içim rahatladı.

Sonra Kasımda aradı, Birkaç gün kalabilir miyim? dedi. Kaldığı evde sorun çıkmış; bir kız sürekli misafir getiriyormuş, müzik açıyormuş, çalışamayınca sınavlara hazırlık için bize gelmek istemiş. Kız öğrenci hali dedik Buyur, dedik, salonda kalır, problem değil.

Zeynep geldi, yine sessiz, kibar… Bir hafta yeter bana, başka ev bulacağım dedi. Haftalar ikiye çıktı. Sınavlar başladı. Sonra iş bulduğunu, gazetenin ofisinde başladığını söyledi. Para biriktirip yazın staj yapmak istiyormuş. Masrafları kısıp, ailesinden para almak istemiyormuş.

Teyze Leyla, bende kalabilir miyim az daha? Faturaların payını veririm, yiyeceğim kendim alırım, sizin işiniz zorlaşmaz, dedi.

Ferit öfkeye boğuldu:

Bak Leyla, dedim sana, dedi fısıltıyla. Sözde adres olacak, şimdi oturmaya başladı. Yarın öbür gün komple eve el koyar! Faturaya katkı dediği iki bin lira ile geçiştiriyor, gerçek kira verse başka…

Ama ses etmedim. Bir yandan haklıydı belki, ama atmaya insanın içi el vermiyor. Birkaç ay geçti, Zeynep eşyalarını bıraktı, kitaplarını getirip balkona koydu, dolaba kıyafet dizdi. Buzdolabının bir rafı ona ait, yoğurtlar, meyveler, hazır yemekler… Bazen de bizimkinden alır, sonra yerine koyar. Hoşuma gitmezdi, birinin evimde kendi gibi hareket etmesi…

Ferit ile konuşmalarımız iyice azaldı. Sabah erken çıkar, akşam geç gelir, konuşmaz. Zeynep çok kibar, hiç sesini yükseltmez, yardım isterse sorar, bulaşığını hemen yıkar. Ama ev, ev gibi değil artık.

Bir akşam mutfakta salata doğururken, Zeynep su ısıtıcısını doldurdu, telefonuna bakıyor. Kendi pembe kettleını almış, bizim su ısıtıcısı yavaş diyerek. Kupa da kendinin; üzerine İngilizce bir yazı. Her şey kendi eşyası…

Zeynep, dedim dayanamayarak, Kalacak yer konusunda bir gelişme var mı? Belki evdeki problemler çözülmüştür?

Başını kaldırdı, hafifçe gülümsedi.

Teyze, diğer kızlarla bütün bağımı kopardım. Yine de bakıyorum evlere, ay sonuna kadar kesin bulurum.

Ben de bir şey diyemedim. Tamam, kendi odan olsun, rahat ol, dedim. O, Ben size hiç rahatsızlık olmuyorum, dedi, gülerek salona gitti.

Halbuki eve bile giremiyorduk, salonda televizyonu açamaz olduk, mutfakta akşamı geçirmeye başladık.

Ferit, bir gün yatakta fısıldadı:

Leyla, yıl bitince kayıt sona eriyor, uzatma. Kalacak yer bulsun.

Tamam, dedim. Uzatmayacağım.

Ama içimden geçiyordu ki, iş o kadar kolay değil. Zeynep resmen kayıtlı, bu yarım yıl burada kaldı. Oturup ciddi konuşmak gerekirdi, ama o konudan korkuyordum. Kırılırsa, Emine bana hasis derse… Aile olmanın yükü…

Mart geçti, Nisan. Zeynep sınavlarını veriyor, işine gidiyor, gece on birlerde geliyor bazen. Bazen mutfaktan klavye sesini dinlerken uyuyamıyorum. Yeter artık, artık bizim de hakkımız var demeyi içimden geçirsem de bir şey diyemedim.

Bir gün akşam Zeynep erkek arkadaşı ile geldi. Oğlanın adı Umut, boylu poslu, modaya uygun giyimli. Zeynep Teyze, Umut arkadaşım, birlikte bir proje üzerinde çalışıyoruz, biraz salonu kullanabilir miyiz? dedi.

Ne diyeyim? Ferit yoktu evde, Tabii dedim geçiştirerek. Beraber salona kapandılar. Sesleri ara sıra geliyordu.

Ferit eve gelip, olanı anlatınca kaşlarını çattı. Ertesi gün, Zeynep bana Affedersin rahatsızlık verdiysem, bir daha kimseyi getirmem dedi. Ama dedim, burası bizim evimiz. Sen misafir gibisin, bir de arkadaş getiriyorsun. Dudakları titredi, Çok özür dilerim, bir daha olmayacak, deyip salona geçti.

Ferit kesin konuştu o gece; Ağustosta kesin çıkacak. Konuş onunla, uyar.

Ama Zeynep Haziran ayında Kaydım sona eriyor, bir yıl daha uzatsak? Sonra kesin eve çıkarım, dedi. Emineyi aradım, Biraz daha sabret Leyla, dedi. Ben yine kabul ettim. Ferit imzasını o yıl bir daha atmadı, yalnız gittim işlemlere. Bir yıl daha, ne zarar gelir, dedim.

Yazın Zeynep Samsuna gitti, ev bizim oldu. Geceleri salonda televizyon açtık, sohbet ettik, içimiz açıldı. Dedim ki, Belki de dönmez, orada iş bulur. Ama döndü ve yanında daha fazla eşya, kitap getirdi. Artık Daha çok çalışıp, kırmızı diploma alacağım, dedi.

Birkaç hafta sonra tekrar Umut’u getirdi. Bu kez önceden bile sormadı. Oğlan neredeyse evin ferdi oldu, haftada birkaç gün kaldı, hatta bazen mutfakta yemek yaptı. Ferit eve ondan sonra gelmeye başladı. Hep bir uzaklık… Ben de yavaş yavaş bıkkınlık hissetmeye başladım.

Bir akşam sonunda dayanamayıp, Zeyneple oturup konuştum:

Zeynep, bu şekilde olmaz. Biz Feritle baş başa yaşamak için alışmışız. Arkadaşını getirmen, sürekli burada olman, zor oluyor.

Başını öne eğdi.

Teyze Leyla, her yere baktım, ya çok pahalı, ya kötü koşulları var. Ben düzgün yerde kalmak istiyorum. Size yük olmuyorum, faturaları veriyorum. Gerçekten ev bulsam çıkarım, üzmek istemem.

Zor oluyor, itiraf ettim. Biz iki kişiye alışığız, bu duruma dayanamıyorum.

Burada oturma hakkım var, dedi sessizce. Resmi adresim burası.

O an anladım ki işin şekli değişmiş. Kendini iyice evin sahibi gibi görüyordu. Sana iyilik yaptık, sen bunu kullandın, dedim içimden.

O günden sonra, daha da soğuk oldu aramız. Arada bir günaydın, iyi akşamlar… Ferit hiç konuşmuyor. Yılbaşı geldi, salonun köşesinde minik bir süs ağacı kurduk, sofrayı mutfakta hazırladık. Çünkü salon artık Zeynepin mekanıydı.

Zeynep Samsuna gitti yılbaşı öncesi. Ferit rahatladı, Azıcık nefes aldık, dedi. O yılbaşı ikimiz yalnız mutfakta oturduk, küçücük televizyonda yılbaşı programı açtık. Ferit beni öptü, Bu işi çözeceğiz, asla uzatmayacağız, dedi.

Ocak ayında Zeynep döndü ve masada şu haberi verdi:

Teyze Leyla, amca Ferit, Umut yurdundan çıkıyor. Bir süre bizimle kalabilir mi? Ev bakarken birlikte yaşarız, faturalara katkı verir. Mezun olunca evleneceğiz zaten, ciddi bir niyetimiz var.

Elimden çay bardağı düştü. Ferit kıpkırmızı oldu.

Hayatta olmaz! dedi sertçe. Burası bizim evimiz! Zaten Zeynep, sana da bir ay daha süre: şubat sonuna kadar bul evini.

Zeynep, Hakkınız yok çıkarmaya, yasal kaydım var. Mahkemeye gitseniz bile Ağustosa kadar buradayım. Umut da iki güne taşınacak, isterseniz şikayet edin, polis de bir şey yapamaz, dedi ve salona kapandı.

Biz Feritle mutfakta kala kaldık. Açıkça gözdağı veriyordu artık.

Ertesi gün ablamı aradım. O da, Ne desen haklısın, dedi. Ben kızımın kararlarına karışamıyorum, ama istersen dava aç, bozulmam.

Ama artık aramızda bir soğukluk, kimse konuşmadı. Diğer akrabalar da duydular, Leyla yeğenini evden attı diye konuşmaya başladılar.

Umut eşyalarını toplayıp geldi. Yatak odalarını salona kurdular resmen. Ferit o gün kararlı çıktı evden, ertesi gün ilçedeki avukata gitti. Avukat, Dava açarsan uzun sürer, ama hakkın var, dedi.

Ferit kararlıydı, emniyeti de işin içine kattı. Umut dairesiz oturduğu için tutanak tutuldu, üç gün içinde çıkması istendi. Umut üç gün sonra çıktı, ama evde gerginlik had safhadaydı.

Bir ay geçmeden, Zeynep, Umut tekrar gelecek, çünkü çok kötüydü kaldığı yer, dedi ve kendi üzerine kaydetmek için başvuru yaptı.

Buna itiraz ettik, hemen avukata koştuk, ayrıca ikamet sorununu mahkemeye taşıdık. Takvimler martı gösteriyordu, Stres ve gerginlik, akşam mutfağa sığınmak dışında yaşanmaz oldu.

Zaman ilerledi. Dava uzadı, Zeynep adeta evin yeni sahibi gibi yaşamaya başladı Umut’la. Yeni bir televizyon aldılar, duvara astılar; bizimkini balkona koydular. Ferit gördü, ama bir şey demedi. Mutfakta oturup pencereye bakıyordu bir akşam.

Leyla, dedi, Biz mi gitsek buradan? Satalım, küçük bir daire alalım kendimize? Burası onların olsun.

Her şeyimizi bırakıp gitmek? Yirmi senelik evimiz… dedim burukça.

Ama huzurumuz yok, dedi hüzünle. Kendi evimizde yabancıyız artık.

O anda salondan Zeyneple Umutun gülüşü geldi. Yüzlerinde mutlu bir ifade, yeni eşyalarıyla, yeni hayat kurmuşlardı bu evde. Biz ise, iki yabancı gibi, köşemize çekilmiş, vakitlice iç çaylar soğutuyorduk.

Hani başında kaydetmesek mi diye düşünüyorduk, hatırlıyor musun Leyla? dedi Ferit birden.

Hatırlıyorum, dedim, boğazım düğümlenerek.

Haklı çıkmışım, dedi sessizce. Keşke yeteseydik ona da…

Birlikte sustuk. Koridordan yine ayak sesleri geldi. Zeynep banyoya gitti, İyi akşamlar, dedi, yanımızdan geçerken. Sadece başımızı salladık. Az sonra Umut çıktı, buzdolabından meyve suyu aldı, içti, bardağı yıkadı ve İyi geceler, diyerek odalarına gitti.

Birbirimize baktık, konuşacak kelime bulamadık. Ev artık gerçekten bizim değildi. İçimde bir boşluk, elim kalkmıyordu göz yaşına da çay doldurmaya bile.

Ben yarın emlakçıya bakacağım, dedi sessizce Ferit. Kaça satabiliriz, bakalım. Bir küçük iki odalı alırız, başka bir yerde, sırf kendimize.

Olur, dedim, artık içimden hiçbir şey tutunacak bir umut kalmadan.

Çaylarımızı bitirip, tabakları kaldırıp odamıza geçtik. Koridordan geçerken salon kapısı, sesler, eğlence, hayat… Biz ise kendi odamızda, kitap açıp iki satır okuyamadan başımızı yastığa koyduk.

Nerede hata yaptık, dedi Ferit karanlıkta. İyi niyet gösterdik, aileden diye…

Kendimiz kandık, dedim. Herkes iyi niyetin karşılığını verir sanmışız.

Safmışız, dedi. Artık bunları çok geç anladık.

Bunu söylerken Ferit derin derin nefes aldı, uyumaya başladı. Ben ise uzun süre uyuyamadım. Salonun öteki ucundan, bizim olmayan hayatın, bizim olmayan seslerini, kahkahalarını dinledim… Her sabah, her akşam, bu mahkeme bitene ya da biz anahtarı bırakıp gidene dek, bu hali yaşamak korkusuyla.

Gençlikten esen bahar rüzgarları dışarıda kol gezerken, bizim evimizde hep kış hüküm sürüyordu artık.

Gözlerimi yumup, uykuya zorla daldım. Düşümde evimiz eski günlerdeki gibi pırıl pırıldı; sesimiz, gülüşümüz yankılandı. Gerçek sabahı ise yüzümde buz gibi bir kış serinliğiyle karşıladım.

Ev artık bizim değildi. Biz misafirdik, yalnızca misafir.

Rate article
Lifequest
Yabancı Duvarlar