Hayali Arkadaş
Derya’nın etrafında üçüncü gündür bir sürü öğrenci dolaşıyordu. Kız, tüm okulda falcı ve gerçek bir psikolog olarak ün salmıştı. Herkes onun bilgece sözlerinden bir pay almak istiyordu. Onu tuvalet kapısında yakalayanlar, yemekte yanına oturanlar, ona lokumlar, ödev defterleri ve türlü hediyeler getirip veriyorlardı. Nedense Derya, gelen hediyelerin hiçbirini kabul etmiyordu.
Ben Emreyi seviyorum, 5-Bden. Sence biz ilerde yuva kurabilir miyiz? diye sordu dalgın bir şekilde sıradaşı Sibel, hayal dolu bir sesle.
Hiç önermem. Emre dışarıdan efendi görünür ama burnunu karıştırmayı ve sümüklerini yemeyi bırakmaz. Aç kalmazsın belki, o ayrı, ama bir ömrün öyle geçip gider, dedi Derya, simidini ısırırken çayını höpürdü.
Oha, tiksindim! Ya Yasin? O hem çalışkan hem de bağlamada kursa gidiyor, dedi Sibel büyük bir umutla.
Yasin kedilere eziyet ediyor. Kuyruklarına teneke bağlar, sonra bütün mahalleyi birbirine katıyor. Sonra da kötü kalpli ve alkolik olacak.
Nereden biliyorsun ki böyle olacağını?
Hiç ayık bir bağlama çalan gördün mü sen? Ayrıca sen bunlara daha kafa yorma, yaşa, kız. Erkekler bir yere kaçmaz. Sen matematiğini düzelt, bir de şu tırnaklarını yemeyi bırak, yoksa bağırsak kurdun olur.
Benim hiç arkadaşım yok, herkes bana tombik diyor, kimse de çağırmıyor, dedi Mert, yanlarında duran 4-Cden, âşık kız arkadaşı sıradan ileri iterek masanın öbür ucuna gönderdi.
Çarşamba günü güreş kayıtları başlayacak. Başvuru için beden eğitimi hocasının odasına gidebilirsin. Zayıflamazsın belki ama kimse de sana laf edemez. Bu arada, gelecekteki eşini böyle ittirme!
Derya tepsisini alıp bulaşığa götürdü. Lavabonun yanında coğrafya hocası, sanki laf arasında gibi sordu:
Derya, sence bu sene mi ehliyet kursuna yazılsam, gelecek sene mi?
Sibel Öğretmen, ehliyet için araba gerek ama sizde var rahmetli babanızın Şahini. Aradaki farkı anladınız sanırım.
Ga- galiba anladım
Derya gözlerini devirdi, ellerini yıkarken devam etti:
Arabayı satın, parasıyla kendinize bisiklet ve şort alın. Zaten iki aya kalmaz sizi işe arabayla bırakırlar. Aslında, konut kredisi çekin, şu an faizler krem gibi. Otuz beş yaşında hâlâ ailenizle yaşamak hoş olmuyor. Bunu tecrübeyle söylüyorum.
Şaşkın bakışlar eşliğinde Derya sınıfına, el işleri dersine yürüdü.
Kırk dakika boyunca kızlar terzi cetvelini inceliyor ve iğneyi makineye takmayı öğrenmeye çalışırken, Derya evden getirdiği pantolonunu yamadı, eteğini daralttı ve tığ ile bir çift yün çorap örüp el işi öğretmenine verdi; Hamilelerin ayakları sıcak tutması gerekir dedi. Hoca o an dersten izin alıp eczaneye gebelik testi almaya koştu. Ertesi gün tüm sınıf, öğretmenin Deryaya teşekkür için getirdiği enfes çikolatalı pastadan yedi.
Derya evde de garip davranıyordu. Annesine hazır kıyma aldığı için çıkıştı, kendi elleriyle mantı yaptı. Akşam YouTube izlemek yerine Üç Silahşörleri okumaya oturdu, arada birisiyle fısıldaşıp durdu. Babası bilgisayar arkasından ona bakıyor, Derya da babasına duruşunu düzeltmesini söylüyor, ayrıca ona Koltuk yerine halıyı havalandırsan iyi olurdu, hep böyle sitelerde dolaşacağına diyordu.
Okulda dedikodular yayıldı, öğretmenler telaşlandı, rehberlikten destek istendi. Seans günü belirlendi. Tüm öğretmenler ve müdür toplandı.
Derya, canım, okulda sana kötü davranan biri var mı? sordu modaya uygun sakallı, gözlüklü psikolog, oturumun başında.
Bana asıl kötü gelen, okula milyonlarca lira ayrıldı, spor salonuna ise tek bir eski at, bir de iki metre halat aldılar, bu, diye gücenik yakındı Derya.
Herkes müdüre döndü. Müdür, birden açık camdan toplantıyı terk etti.
Hiç arkadaşın yok mu?
Arkadaşlık soyut bir kavram, dedi Derya, sıkıntıdan saç örgülerini çevirerek. Bugün teneffüste seksek oynarsın, yarın en yakın arkadaşın senin evinde bulaşık yıkar, sen ise gelir vergisini hesaplamaya çalışırsın.
Vergi mi, ne bulaşığı? Kim dedi bunları sana?
Benim arkadaşım.
İşte sorunun kökü! Onu buraya çağırabilir misin?
Burada zaten, dedi Derya gayet sakin bir sesle. Herkesi bir tuhaflık sardı.
Biz onu göremiyoruz. Adı ne?
Gülizar Hanım.
İnanılır gibi değil Kaç yaşında peki?
Yetmiş.
Neler anlatıyor sana?
Diyor ki, dişler diş etinden başlanarak fırçalanmalı, bizim apartmanın önündeki köpek kötü değil, sadece korkmuş ve aç; akraba unutulmaz. Ayrıca son beş yılda evin dask vergisi yanlış hesaplanmış, Tapu Kadastroya gidip rayiç bedelle yeniden hesaplatsak iyi olur, çünkü hep emlak beyanına göre gidilmiş.
Psikolog, duyduklarını kapkara kalemiyle not alırken, bu son kısmının altını iki kere çizdi.
O sırada, işlerinden güçlerinden kopmuş anne ve babaya telefon edildi.
Bir dakika! dedi telefonda heyecanla babası. Benim annemin adıydı o! On yıl önce vefat etti
Oda Aaa ve dualarla doldu.
Aynen, on yıl oldu, ama kimse de ziyarete gitmedi, mezarın etrafı ot bürüdü, demirleri yamuldu, dedi Derya sitemli sesle.
Ya işte Hep gidemedik, geveledi babası telefonda.
Seans bitti.
Ertesi gün ailece mezarlığa gidildi. Derya, babaannesini hiç tanımamıştı, babasından ucu ucuna birkaç kelimeyle duymuştu hikâyesini. Mezarı zor buldular, zamanında çam ormanı olan mermer tarlası fazlasıyla büyümüş.
Kız çantasından sarı laleler çıkardı, şişe kesik bir pet şişeye yerleştirdi. Babası demir parmaklığı düzeltti, annesi otları yoldu.
Baba, babaanne diyor ki, aslında sen çok iyi birisin ama işinle ve internetle öyle meşgulsün ki, bana bile vakit ayıramıyorsun.
Babası utanarak başını salladı.
Söz ver, bundan sonra değişeceğiz, dedi sakinleşmiş sesle, kızının başını okşarken, hafif solmuş fotoğrafı da elledi.
Artık huzurlu, bana bir daha uğramayacak, ama çok özleyeceğim, çünkü o çok iyi, neşeli ve akıllıydı.
Doğru demişsin. Babaannen insanları bir bakışta çözerdi. Başka bir şey diyor mu?
Evet. Diyor ki, senin salata diyeti tam bir saçmalık. Zayıflamak istiyorsan spor salonuna git. Ayrıca döviz hesabı açman gereksiz olmuş öyle önemli kararları önceden düzgün hesaplamak gerekiyor. Bir de şu ucuz betona gelince, hani yazlığa temel dökmek için ısmarladığınBabası gülümsedi, gözlerinde tuhaf bir ferahlıkla, Galiba hem büyükanneler hem de torunlar bilge oluyor, dedi.
O gün eve dönüş yolu sessizdi ama hafif bir rüzgâr sanki omuzlarına dokundu, gökyüzü biraz daha açık görünüyordu. Derya, elini havada gezdirip hafifçe gülümsedi; sanki yanında birisi daha yürüyordu.
Ertesi hafta okulda kimse Deryadan fal bakmasını istemedi. Ama teneffüslerde Mertle ip atladı; Sibelin tırnaklarına oje sürdü, Yasine kedilerle ilgili bir kitap hediye etti. Müdür, spor salonuna yeni ekipman aldı; Sibel öğretmen ise bisikletini bahçeye park etti.
Artık Deryanın etrafında sessiz bir anlayış halkası vardı. Onun hayali arkadaşı yoktu; hatıraların ve sevginin, aklın bir köşesindeki kuvveti vardı. Bazen insan, yolu kaybolmuş gibi hissederdi ama aslında birinin sesi, yıllar ötesinden ona yol gösterebiliyordu.
O gece Derya pencereden yıldızlara baktı. Hoşça kal, Gülizar Hanım, diye mırıldandı. O an, eski bir hatıranın huzurunda, kendi adımlarının artık kendisine ait olduğunu hissetti.
Ve bir rüya gördü: Hayatta en iyi arkadaş, bazen kalbinde konuştuğun sessiz bir fikirmış gibi, ama en sonunda insan, kendi yolunu bulurmuş.



