O, lüks bir otomobilden indi ve çamura diz çöktü: Beyaz palto ve eski yaranın sırrı…

O, lüks bir siyah otomobilden indi ve beyaz paltosuna aldırmadan diz çöktü: Beyaz palto ve eski bir yaranın sırrı

Bu görüntü, yoldan geçenlerin adeta donup kalmasına sebep oluyor şu anda. Parlak siyah bir sedan, İstanbulun bir köşesinde yavaşça yol kenarında duruyor. Bir köşe başında, yırtık battaniyelere sarılmış bir evsiz ısınıyor. Arabanın kapısı açılıyor ve içinden bir kadın çıkıyor. Üzerindeki bembeyaz, tertemiz palto, sanki küçük bir servet değerinde.

Ama bundan sonrasında olanlar, akıl alır gibi değil.

Kadın sadece evsize yaklaşmakla kalmıyor; dizlerinin üzerine, çamurlu kaldırıma çöküyor, kıymetli paltosunun lekelenmesine hiç aldırmadan. Ellerinde, hâlâ sıcak ve mis gibi kokan simitlerden oluşan bir poşet tutmakta.

Evsiz yaşlı adam, eski montunun kirli yakasının ardında gizlenmiş yüzüyle ürperiyor. Bir bakışı poşete, bir bakışı kadının çamura bulanmış dizlerine kayıyor, gözlerinde ise şaşkınlık ve korku var.

Şey Paltolarınız Neden böyle bir şey yapıyorsunuz? sesi kısılmış, titrek bir fısıltıyla soruyor.

Kadın ise geri çekilmiyor. Tam tersine, onun çatlamış, nasırlı ellerini kendi beyaz parmaklarına alıp sıkıca tutuyor, daha da yakınına çekiyor. Yanaklarından ince ince yaşlar süzülüyor.

Hiçbir şeyi unutmadım, sesi titriyor. On beş yıl önce benim için yaptıklarınızı unutmadım.

Adam donup kalıyor. Kadının kolundaki, paltosunun hafifçe yukarı sıyrılmasıyla ortaya çıkan zarif ay ışığı gibi bir yara izine gözü ilişiyor. O anda yaşlı adamın nefesi kesiliyor. Bakışlarında acıyı ve anımsamayı bir arada görmek mümkün.

***

On beş sene önce o adam böyle bir köşede yaşamıyordu. O zamanlar adı Kemaldi; yetenekli, başarılı bir mühendisti. O talihsiz akşam, eve dönerken bir arabanın takla atıp yandığını görmüş. Herkes patlar diye endişeyle yaklaşmazken, Kemal alevlerin arasına daldı.

Arabanın içinde, koltuklar arasında sıkışıp kalmış minik bir kız çocuğu duruyordu. Camdan onu çekip çıkarırken, keskin bir metal parçası çocuğun bileğini derinden kesti işte o iz oradan kaldı. Kemal, çocuğu çıkarmayı başardıktan birkaç saniye sonra araba patladı. Kendisi de ağır yanıklar ve sakatlıklarla kurtuldu.

Uzun tedavi süreci işsiz kalmasına sebep oldu; tedavi masrafları tüm birikimini yok etti. Yalnızlık ve umutsuzluk ise son noktayı koydu. Böylece, Kemal kendisini sokaklarda buldu, herkes tarafından unutulmuş bir halde.

Sen Sen küçük Elif misin? yaşlı adam kısık bir sesle soruyor. Gözlerinden, yıllardır akmayan yaşlar süzülüyor.

Artık adım Elif Kaya, kız gülümsüyor gözyaşları içinde. Sizi tam beş yıl aradım Kemal Bey. Bana hayatımı veren, kendi hayatından vazgeçen adamı bulmaya yemin etmiştim.

O akşam siyah araba artık boş dönmüyor evine. Elif, Kemali yanında götürüyor. Ona sadece yiyecek vermekle kalmıyor; ismini, bir evi, yeniden sağlık imkânlarını geri kazandırıyor.

Hikâyenin bize öğrettiği şu; iyilik asla karşılıksız kalmaz. Bazen yıllar sonra, unutmaya yüz tuttuğumuz bir anda, umulmadık bir şekilde karşımıza çıkar.

Siz Elifin yerinde olsaydınız ne yapardınız? Fikirlerinizi, duygularınızı yorumlarda paylaşmayı unutmayın.

Rate article
Lifequest
O, lüks bir otomobilden indi ve çamura diz çöktü: Beyaz palto ve eski yaranın sırrı…