İyi Niyetli Düşünceler

İyi Niyetler

Nihayet geldin, Tuba! İçim içimi yedi vallahi! Meryem Hanım kapıyı açar açmaz kardeşi Tubaya sarıldı. Kafamı toplayamıyorum, ne yapacağımı bilemiyorum!

Önce bir sakinleş, abla! Tuba Hanım, her zamanki rahat ve gösterişli haliyle, evin antrede süzüldü. Evinizde mi şimdi?

Hayır! Sabah çocukları topladı, çıktı gitti! Meryem umutsuzca elini salladı. Dinlemiyor bir türlü. Aşk varmış!

Ne diyeyim sana şimdi, Meryem? Kızını elden kaçırdın, şimdi ağlasan ne olacak? Hadi gel, oturalım, sen bana her şeyi baştan anlat. Sonrasına bakarız.

Tuba doğruca mutfağa geçti ve masaya otururken, kardeşinin çay hazırlamasını pür dikkat izledi.

Çaydanlığı önceden sıcak suyla çalkala! Kaç yıldır öğretiyorum sana, hâlâ unutuyorsun.

Meryem irkildi, çaydanlığı aldı, aceleyle dönderirken elini kulbundan yaktı ve kulağını apar topar tuttu.

Allahım ya! Elimden iş gelmezdi, hâlâ gelmiyor. Ver hele, ben hazırlayayım, sen otur. Ya sinirine yenilip kendini yaralarsan?

Tuba hızlıca yerinden kalktı, Meryemi masaya oturttu ve çayı pratik bir şekilde demledi.

Hadi anlat bakalım şimdi. Kimdir, necidir? Ve Leyla ne düşünüyor?

Meryem elleriyle kupasını sardı. Ne diyebilirdi ki? Kafasını karıştıran, Leylanın hayatına yeni giren adamlara karşı tarif edemediği bir huzursuzluktu. Gelen adamda içki yok, hödüklük yok, kendi iş yerini açmış; oto tamircisi olsa da sonuçta ekmeğini kazanıyor, halini tavrını da beğenmişti. Çocuklarla arası iyi, geçenlerde aylarca akan musluğu tesisatçı çözememişti, o hemen tamir etti. Ama Meryem, küçük kızının her zaman sorun çıkarabileceğini kafasına öyle kazımıştı ki, Leylanın kararının doğruluğunu anlamak için bundan fazlası gerekiyordu. Bir de tanışma hikâyesi şüphe uyandırıyordu. Kim tamirci olup da ilk gördüğü kadının arabasını kış günü, ortada, ücretsiz tamir eder? Yanında çocuklar da varmış, tamam; ama herkes işini bedava mı yapar? Sonra da hafta sonları gelip çocuklara bakar, arabada sorun var mı diye kontrol eder… Leyla neredeyse aklını oynatacak gibi. Ne çocukları, ne annesini düşünüyor. İlla evlenecek! Bir kere yetmedi.

Bütün bunları Meryem kardeşine döktü ve sonuç için gözlerinin içine baktı. Hep ablası ona akıl verir, yol gösterirdi. Çocukluktan beri Meryem, Tubaya yapışıktı. Babaları çok erken vefat ettiği için anneleri iki kızını tek başına büyütmeye çalışırken, pek çok işi kendiliğinden Tubaya devretmişti.

Tubacığım, artık büyüdün, yardım etmen lazım!

Aralarında tam sekiz yaş fark vardı. Annesi, ikinciye hamile kaldığını öğrenince önce gülmüş sonra korkmuş, çünkü zamanlar çetindi. Eşinden ve büyük kızından sürekli Altından kalkarız, merak etme! sözleriyle mücadeleye başlamıştı.

Meryem prematüre doğdu, hasta, narin bir çocuktu. Ablası Tuba hep yanında, onu ayakta tuttu. Anneleri işten işe, doktordan doktora koştururken Meryem, okul öncesini tamamen Tubaya borçluydu. Okula başladığında birinci sınıf bilgisini önceden evde ablasıyla bitirmiş, hastalansın diye sıralara oturmak zorunda bile kalmamıştı. Ablası saatli vitaminler, molalar ve zorla içirilen sütle her an onu takibe aldı. Meryem ağlasa da, midesi bulansa da sütünü son damlasına kadar içerdi.

Zamanla Meryem toparladı, daha az hasta oldu, okula devam etti. Öğrenciliği zahmetsizdi, liseden mezun olurken annesiyle ablası oturup konuştular:

Şimdi ne yapacağız?

Eğitimine devam etmeli. Böyle zeki kız bir daha zor gelir annem!

Kendi başıma yetemem ona, Tuba.

Kim dedi yalnız kalacaksın diye? Birlikte hallederiz.

Burs azdı, ama Tuba ayda bir gelip kız kardeşini yurt odasında yokladı, erzak torbalarını sırtladı ve genelde odayı hep temiz bulmasa da detaylı kontrol ederdi.

Üniversite ikinci sınıfta annelerinin haberi kötü geldi. Meryem utana sıkıla ona bir sevgilisi olduğunu anlatmışken, annesi haberi bir hafta sonra aldı: hastaydı. Meryem telaşla ablasını aradı:

Ne yapacağım Tuba?

Sen? Hiçbir şey! Sınavlarını başarıyla ver, tek bir laf bile etme anneye! Ben ilgilenirim.

Annelerinin son günlerinde, Meryem sessizce çığlık atmak için mutfağa kapanır, bir gün babasının getirdiği eski tahta kaşığı dişlerinin arasına alırdı. Gözyaşı bile dökemediği zamanlar olurdu. Tuba ise duygusunu bastırır, gerekli her şeyi yapar, kız kardeşine kızardı:

Yine mi ağlıyorsun? Annenin son zamanlarında senin krizlerini mi çeksin? Bırak huzurlu gitsin!

Meryem, anneleri ellerinden kayıp gittiğinde önce durdu, sonra içindeki bütün bastırılmış duygular taş gibi aktı; sonunda ağlayabildi.

Ev paylaşıldı, Meryem ablasının yakınına bir oda aldı.

Tamam oldu, yakın oturursun. Tuba duvarları inceledi. Kimseyi çağırma, beraber yaparız, kızlar da yardım eder.

O zamandan sonra Tuba, iş hayatında ustabaşı oldu, sonra kendi inşaat firmasını kurdu. Kocası Celal ise hep kendi işleriyle ilgilendi, çocuklarla pek büyümek istemedi. İşler zordu. Ekonomi krizleri, işçi eksikliğiyle mücadele… Buna rağmen kardeşler hep birbirine destek oldu.

Meryem, kocasını Tubaya pek sevdiremedi, ama sonunda damadı kabul ettirdi. En mutlu olduğu zaman çocuklarıyla vakit geçirmesiydi. Ama Tuba hep uyarırdı:

Bu kadar çok çocuklarla haşır neşir olmak doğru değil. Şımartırsın, sonra baş edemezsin!

Ama Meryem, ablasının biraz imrendiğini düşünürdü. Tubanın oğlu da, kocası gibi başına buyruk, sorunlu bir çocuktu. Okulu bitirince askere yolladılar. Disiplin ona iyi geldi, eve döndüğünde:

Annem tam bir generaldi, bana öyle dediler, ben de orada kendimi buldum! dedi. Tuba oğlundan rahat ederken, bu defa kızı sürprizi yapıyordu.

Anne, ben hamileyim…

Tuba çöktü.

Nasıl olur, daha 18indesin!

Ama reşit oldum. Lütfen vaaz verme!

Ne diyebilirdi ki? Evlenmeleri gerek dedi, ama damat istemedi. Tuba yaşlandıkça güçlendi, nikâh kıydılar ve gençleri kendi evine yerleştirdi. Bir şekilde düzen kuruldu, çocuklar yerleşti, Tuba biraz olsun nefes aldı.

Ama sıkıntı bitmedi, bu sefer de Meryemin kızları gündeme geldi.

Kızları, Sema ve Leyla, sağlıklı, neşeli ve birbirine düşkün iki kardeşti. Semanın başarısı ortalamaydı, ama Leyla zekası ve ataklığıyla herkesi etkiliyordu. Tuba, Leylayı gözden kaçırmamasını söylerdi:

Dikkat et üzerine, fazla atılgan çıkar sorun.

Kızlar iki yaş arayla doğmuş, aynı sınıfa başlamışlardı. Özellikle Sema iyi oldu. Leylanın başarıları, ablasına destek oluşu babalarını mest ederdi.

Ama kaza ani oldu. Babaları Cemal, bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Meryem ve kızlar hastanede günler geçirdi. Evlerine döndüklerinde, Meryem hayata küsmüştü; kızlar yanında ağlamaktan çekinir oldu. Ta ki Tuba müdahale etti:

Kendine gel! Bir babayı toprağa verdiler, bir de anneyi kaybetmesinler! Sen ne yaptığını sanıyorsun?

Meryem ilk başta tepkisizdi. Onlar konuşmasa da, babalarının bir gün mutfaktan çıkıp elini havluyla silip “Aç mısınız?” diyecekmiş gibi hissediyordu. Tuba ona akıl verdi, geri döndürdü.

Zaman geçti, Meryem toparlandı, kızlar anneleriyle yeniden gülümsemeye başladılar. Sonra lise sonda ikisi de aynı anda âşık oldu. Sema, Tubanın etkili nutkunu dinleyip vazgeçti. Leyla ise diretti.

Seviyorum onu!

Tuba sinirlendi:

Aşk mı kurtaracak seni? Hangi akla koca diye sarılıyorsun?

Leyla kararlıydı. Sevgilisi Muratı karşısına aldı:

Ben oyuncak mıyım senin için?

Olur mu aşkım, seviyorum!

Severim diyorsan, evlen!

Annemlere anlatayım.

Murat, büyü biraz! Evlen yoksa benden uzak dur.

Bir yıl sonra evlendiler. Meryem düğünde ağladı; Tuba, Leylaya kırgınlığını bastıramadı. Ne var ki, Leyla hemen hamile kalmadı. İki yıl bekledi, hem üniversiteyi bitirdi, hem de çalışmaya başladı.

O sıralar Murat babasının önerisiyle şirket kurdu. Eşler uyumlu çalıştı, geliri arttırdılar, hayatları yoluna girdi. Meryem çok mutluydu. Ara sıra Tuba, Her şey çok düzgün, Leyla bir hata yapacak! diye içindeki huzursuzluğu belli ederdi.

Her şeye rağmen hayat güzel giderken başlarına beklenmedik bir dert geldi. Murat başka bir kadınla ilişkiye başladı. Leyla bunu en kötü şekilde öğrendi. Muratın davranışları değişmiş, Leyla başta yeni bebekleri olmasına yormuş, uğraşmış çabalamıştı, ama başka bir nedeni olduğundan şüpheleniyordu.

Kabus bir ilkbahar günü, çocuk parkında otururken, hamile bir kadın gelip yanına oturdu:

Sen Leyla mısın? Ben Elif, Muratın sevgilisi.

Leyla bir an şaşırdı, sonra alaycı gülümsedi.

Demek öyle… Çocuk da Murattan mı?

Evet, bir erkek! Elif karnını okşadı.

Tebrikler. Bunu niye bana anlatıyorsun?

Boşanmaya niyetin var mı? Benim çocuğuma baba gerek!

İki oğlu için baba olmuyor mu? Sen benim kafamı karıştırma!

Elif hızla ayağa kalkıp uzaklaştı. Leyla ise, oğlunun gözyaşlarını fark edince hemen kendine geldi:

Ağlamıyorum oğlum, gözüme toz kaçtı, hadi oyna sen…

Kısa sürede Murat boşanmayı kabul etti. Leylanın gözünde Murat bambaşka biri olmuştu. Mal paylaşımı, velayet, avukat tartışmaları sonunda boşandı. Meryem yanında çocuklarla olurken, Tuba eleştirilerine devam etti:

Akşama kadar çalışmakla anne olunmaz! Koşa koşa bir erkek daha bulur, çocuklar yine sana kalır!

Dediği de oldu; Leyla, yeni bir yol arkadaşı buldu: Levent. Hiç susmayan Tuba, kuşkularını gizlemedi:

Dikkat et! İki çocuklu, parası pulu olan bir kadınsın. Bunda bir iş var mı, yok mu, bilmek lazım!

Tuba, Leylayı doğrudan arayıp çağırdı:

Annen kötüleşti, hemen gel diye. Leyla korkuyla çıktı, Levente çocukları bıraktı, ablası hamileyken onu da haberdar etmemeye çalıştı.

Eve varınca Tuba başladığı nasihatleri gecenin içine kadar sürdü. Küçükken kuzu olan Leyla, bir anda içindeki biriken öfkeyle ayağa kalktı:

Teyze, siz kendi çocuklarınızdan önce benim çocuklarımı mı dert ediyorsunuz? Benim hayatıma, çocuklarıma karışmayın! Beni beğenmiyorsanız yok sayın! Herkesin hayatı kendine!

Tartışma iyice büyüdü, tam o anda Meryem fenalaştı, yere yığıldı. Leyla panikle ambulansı aradı. Tuba, bir an kendisini eski günlerdeki gibi hissetti; Leyla! Ambulansı çağır! dedi hıçkırarak.

Ailece hastaneye koşup başında beklediler. Tuba o gece Leylaya yaklaşınca, Leyla sade bir şekilde başını salladı:

Affettim sizi, teyze.

Leyla…

Önemli olan, annemin iyileşmesi. Geçmiş kavgaların, kontrollerin anlamı yok.

Meryem iyileşti, kızlarıyla küs olmamakta ısrar etti. Tubanın eleştirileri azaldı, bazı şeyleri kabullendi. Leyla, Leventle nikâhlanırken Tuba en önde Çok yaşayın! diyerek alkışladı, Leylanın gözlerine bakarak tekrar özür diledi.

Hayat tekrar yoluna girdi. Leyla, teyzesinin zor zamanlarında yanında oldu, Levent tutkuyla yardım etti. Ta ki Tuba çok hastalanınca, en son yatağında Leylanın elini sıkıp dedi:

Sana nasip olmuş bir adam… Değerini bil, bırakma Leyla.

Bilirim teyze, sağ ol!

Son nefesinde Leylanın avucunu tutarken Tubanın son sözü de:

Teşekkür ederim… oldu.

Hayat, herkese kendi dersini verir. İnsan aklı iyi niyetle hareket ettiğinde bile bazen yanılır, ama sonunda her şey olması gerektiği gibi olur.

Rate article
Lifequest
İyi Niyetli Düşünceler