— Yura, bu kediler burada biz daha seninle tanışmadan önce de yaşıyorlardı. Neden şimdi onları bir yere göndermemi istiyorsun? — diye buz gibi bir sesle sordu Anya. — Senin teklif ettiğin şey ihanet demek…

Alper, bu kediler burada biz daha tanışmadan önce de vardı. Neden onları bir yere gönderecekmişim? dedi Elif buz gibi bir sesle. Senden istediğin şey resmen ihanet olur

Elif, Egenin sakin, yemyeşil bir kasabasında büyümüştü. Yazın sokaklar ağaçların gölgesine gömülürdü, çiçek tarhları ilkbahardan sonbahara kadar rengarenk açar, hava mis gibi kokardı. Böyle bir yerde insan ister istemez hayatı, mutluluğu ve neyin önemli olduğunu düşünürdü

Elifin annesi çok küçükken vefat etmişti. Onu büyüten, annesinin kuzeni olan Gül Hanım olmuştu. Gül Hanımın kendi hayatı hiç yolunda gitmemiş; hafif aksayan, sessiz bir genç kızken gerçek bir sevgi bulamamıştı. Ama içinde birikmiş bütün şefkati Elife vermişti. Elif onu çok sever, minnettarlığını hiç eksik etmezdi. Ona hep anne Gül derdi.

Anne Gül, ben geldim! sesi okuldan, gezilerden, hatta üniversiteden sonraki ilk günü yine evde yankılanırdı.

Hoş geldin kızım, nasıl geçti günün?

Elif okumayı çok küçük yaşta öğrenmişti; Gül Hanım ona sürekli kitap okur, özellikle hayvanlar hakkında hikayeler anlatırdı. Kitaplarla dolu o akşamlar, onların minik geleneği olmuştu.

Bir gün, on iki yaşlarındayken Elif, ağlayan küçücük bir yavru kediyle gelmişti eve.

Anne Gül, bak ne kadar zavallı bu. Terk edilmiş, kimse sevmemiş sesi gözyaşlarıyla titrerken.

Elif, gel, birlikte bakalım, istersen bizde kalsın, deyip sarılmıştı Gül Hanım.

O günden sonra evde yeni biri daha vardı: Boncuk. Aradan birkaç yıl geçince, bu defa Gül Hanım elinde bir kutuyla dönmüştü işten.

Bil bakalım ne oldu bugün! Birileri kapının önüne kutuyla yavru kedi bırakmış. Biz iş yerinde hanımlarla bölüştük, anlatmıştı yorgunca.

Anne Gül, iki kedimiz mi oldu şimdi! Ne güzel!

Elif, yeni aile üyesini hemen kabullenmişti. Boncuk önce ilgisizce bakmış, sonra koklayıp küçük yavruyu ensesinden nazikçe tutup kanepeye taşımıştı. Orada annelik yapmaya başlamış, yavruyu kendine alıştırmıştı.

Yıllar geçti. Elif, zamanla ev işlerini üstlenmeye başladı, alışverişi, yemekleri, temizlikleri Anne Gülün aldığı ilaçları hep hatırlar, doktor randevularında yanında olurdu. İkisi de birbirine dost, arkadaş, aile olmuşlardı. Kitap okur, müzik dinler, dertleşirlerdi.

Elifin hayatına Alper girdiğinde, onu bir sanatsal sergide tanımıştı. Hiçbir şeyi gizlemedi. Anne Gül, Alperle ilk tanıştığında, içten içe bir tedirginlik hissetmişti; belki de kızını kaybetme korkusuydu bu. Fakat Elifin mutluluğu her şeyden önce geliyordu. Böylece, Elif kendi hayatını kurmaya başladı, Alperle birlikte başka bir eve taşındılar.

Elif, anne Gülü haftada iki kere, salı ve cumartesileri ziyaret ederdi. Alperi de hep çağırırdı ama o sürekli bir bahaneyle gitmezdi.

Elif, bak şimdi O kediler Kokusu, tüyleri, mama kapları Nasıl rahat ettin o evde? derdi burun kıvırarak.

Elif her seferinde espriye vururdu: Alper, bilsen ne neşe veriyorlar!

He ya, ne eğlencesi var ki onların?

Ya, çok komikler! Oyun oynarken kabarıyorlar, minik minik miyavlıyorlar. Kapı önü terliklerini sürüklüyorlar, fırlatılan kurdeleye pusu kuruyorlar. Göğsüme tırmanıp uyuyunca öyle bir mırlıyorlar ki

Ben kedileri sevmem Elif, darılma ama Orası sizin kadınların dünyası, temizlik, sohbet falan Ben evde kalırım, sen bana lezzetli bir yemek yap, seni özlerim

Zamanla, anne Gülün sağlığı bozulmaya başladı. Elif, neredeyse her akşam işten sonra uğrardı. Alpere, anne Gülün evine taşınmayı teklif etti ama Alper kesin bir dille hayır dedi. Elif iki yakınını arasında bocalıyordu.

Evde işler arttı: çamaşır, temizlik Odalara hastalık ve yaşlılık kokusu sinmişti. Elif üzgündü ama sonun yaklaştığını hissediyordu

Anne Gül sabaha karşı sessizce hayata veda etti. O gece Elif yanındaydı. Uzun uzun fısıldaşmış, kitap okumuşlardı. Gece lambasını açık bırakıp uyumuştu.

Sabah, kuş sesleriyle uyandı. Hızlıca yüzünü yıkadı, odaya geçti:

Anne Gül? Ah, anneciğim

Telefona sarıldı.

Alper, annem yok artık gözyaşlarıyla titreyen sesiyle

Cenazeden sonra, Elifin dünyasında korkunç bir boşluk oluştu. Tek yakınını kaybetmişti. O sabah, annesinin başucunda bir zarf buldu. İçinde evin tapusu ve bir mektup vardı.

Kıymetli Elifim,

Biliyorum, çok üzgünsün. Sana sarılamıyorum, öpüp koklayamıyorum artık. Annen seni çok küçükken bıraktı, baban hayatında hiç olmadı. Sadece ben vardım.

Sana olan sevgim, şefkatim sonsuz. Bunu hiçbir zaman unutma. Üzülüp sevindiğinde bil ki yanındayım. Ev artık resmi olarak senin. Zaten hep senindi, şimdi tamamen senin oldu. Bir kızın kendi yuvası olması iyidir isterse eskiden kalma, ister bakımsız olsun, yeter ki kendine ait olsun.

Benden son bir ricam var: Kedilerimle ilgilen, ne olur. Boncuk ve Köpük, artık sana emanetler.

Ve en önemlisi: Mutlu ol. Seni sonsuz seven, annen Gül.

Elif mektubu defalarca okudu, gözyaşlarıyla kedileri okşadı, sarıldı onlara. Onlar da anne Gül kadar yakındı Elife.

Evde yeni bir düzen kurmaya karar verdi. Ortalığı toparlayacak, kedilere bakacak ve hayatına yeni bir yön verecekti.

Alper gelmek istemedi.

Elif, bir süre ayrı yaşayalım, ben kedilerle uğraşamam. Hem o evde hâlâ yaşlı birinin kokusu var dedi gözlerinde kararla.

Elifin canı çok yandı, ama ölümün acısını başka hiçbir şey bastıramıyordu.

Bir süre sonra toparlanmaya başladı. Kedilerle oynadı, eski kitaplarını okudu, perdeleri değiştirdi, halıları yıkadı. Alperle görüşmeleri gitgide azaldı. Zamanla daha iyi hissetti.

Bir gün kapı çaldı.

Alper? Hoş geldin, dedi Elif gülümseyerek.

Özledim seni! diye sarıldı Alper. Ne güzel kokuyormuş burası! Demek sonunda kedilerden kurtuldun?

Elif birden ciddileşti.

Ne demek kurtulmak?

Ya, o kediler yaşlı kadının yadigarı. Onlar yüzünden ev kokuyordu, mama kapları, tüyleri

Alper salona geçti.

Bunlar hâlâ burada mı?

Boncuk kuyruğuyla oynuyor, Köpük ise patisini yalıyordu.

Alper, bu kediler burada biz daha tanışmadan vardı. Neden gönderecekmişim onları? dedi Elif soğukkanlılıkla.

Elif, abartma. Ev harika, modern olsa, yeni mobilyalar, banyo falan Kedilerden kurtulsan ya!

Yakınlaşıp gözlerinin içine baktı. Elif gözlerini kaçırmadı.

Alper, bunu istediğin zaman adı ihanet olur.

Elif, mantıklı ol! Sokağa bırak demez kimse, bir barınağa verelim, ben de para veririm, onlar ilgilenir

Para mı vereceksin? Sen beni anlamıyorsun. Ben o kedileri veremem. Onlara en az onların bana olduğu kadar ihtiyacım var. Onlar benim ailem!

Elif, çocuk gibi davranma. Geleceğini düşün: iş, evlilik, çocuk. Zaman daralıyor, saat işliyor

İyi düşün. Ben kedilerle asla yaşamam. Ya ailen benimle olur, ya da ben giderim.

Alper, sonuçtan emin ve kendinden çok emin konuşuyordu. Hayat ona göre basitti, her şey bir tercihten ibaretti. Ama Elifin gözlerinde ne sevinç ne de tereddüt vardı: sadece yorgunluk ve mesafe.

Onun için kediler, sıradan ev hayvanı değildi; anne Gülden, çocukluğundan, yuvasından gelen bağlardı onlar.

O an Elif bütün netliğiyle anladı: Her an bir sınavdaymış gibi, beklentiler ve baskılarla yaşayamazdı. Sevgiye şantaj yakışmazdı.

Kendi ellerinle hayata ve sevgiye emek verdiğin, bir hayatı paylaştığın canları, birinin keyfi için terk edemezsin.

Alper, lütfen gider misin. Ben hala anne Gülün yokluğunun acısını atlatamadım, bir de böyle şeyler duyacak değilim. Lütfen çık.

Çıkarım, sen aklını başına topla! Peşimden koşacak değilsin ya, değil mi!

Sinirle kapıyı öyle çarptı ki, vitrindeki kristaller bile sallandı. Kediler korkuyla sıçradı. Elifin içi sıkıştı ama bir hafiflik de vardı.

Kendini kanepenin üstüne bıraktı, iki minik dostunu bağrına bastı, mırıldandı:

Canlarım benim, güzel kedilerim! Sizi asla bırakmam. Size kimse kıyamaz. Anne Gül, duyuyorsun değil mi? Onları asla kimseye vermem!

Birkaç gün sonra, akşam eve gelirken Elif apartmanın önünde Alperi gördü. Uzaktan pencerelerine bakıyor, sanki bir şey bekliyordu.

Elif onu görünce elini kaldırıp başını salladı:

Olmaz Alper, ben kedilerimle kalıyorum! deyip apartmana girdi.

Kapı arkasından kapanıp, Elifin hayatından bir dönem sonsuza dek bitti.

Kediler, kendi ömürleri vefa ettiği kadar Elifle yaşadılar. Her tüyleri, her sessiz mırlamaları Elife anne Gülü, çocukluğunu ve sıcak yuvayı hatırlattı.

Çünkü aile sadece kan bağı değildir. Kalbinin kıymet verdiği insanlarla, canlarla bir arada olmaktır aile. O sevgi, fedakârlık ve sadakattir. Pazarlığı, sitemi olmaz. İhanete ise yer yoktur.

Gerçek sevgi olan yerde, hep emek, fedakârlık ve sıcaklık vardır. Temizlik, sadece zeminde değil; yüreklerde olur. Evde sevgiyle mırıldayan bir dostun varsa, o ev her zaman sıcacıktır bunu hayat bana öğretti.

Rate article
Lifequest
— Yura, bu kediler burada biz daha seninle tanışmadan önce de yaşıyorlardı. Neden şimdi onları bir yere göndermemi istiyorsun? — diye buz gibi bir sesle sordu Anya. — Senin teklif ettiğin şey ihanet demek…