Sadece Bir Yabancı
Şimdi düşündükçe, o günler bana bir başka hayat gibi görünüyor. Feride, gençliğin verdiği acelecilikle, nişanlısının evden çıkmasını sabırsızlıkla beklemişti. Kapı arkasından kapanır kapanmaz gözleri ışıl ışıl dönüp annesine sordu:
Söyle bakalım, ne düşünüyorsun? Sana da uygun geldi mi? Kabul et, gerçekten harika biri! Onun sayesinde sırtım yere gelmez.
Feride odanın ortasında duruyor, çenesini hafifçe kaldırmış, sanki çoktan o kişinin eşi olmuş gibi bir havada konuşuyordu. Sesinde sadece umut değil, annesinin de onun heyecanını paylaşacağına dair neredeyse bir inanç vardı.
Nermin Hanım, koltuğa kurulmuş, elinde aldığı bir dergiyi yavaşça çevirdi. Başını kaldırıp kıza şöyle bir baktı, sonra hafifçe omuz silkti:
Kızım, sonuçta bu senin kararın. Görünüşü düzgün, terbiyeli, amaçları var. Anlattığı gibi kazanıyorsa fena bir damat adayı sayılmaz. Son söz senin.
Feride’nin yüzü bir anda aydınlandı; dudaklarında öyle parlak bir gülümseme belirdi ki, odada sanki bir lamba yandı. Sevinçten hafifçe zıpladı:
Biliyordum! Her seferinde arkamda duracağını biliyordum.
Sonra, yandaki koltukta telefonunu kurcalayan üvey babasına döndü. Derviş Bey yavaşça ellerindeki kağıtları bir kenara bırakıp, Feride’ye dikkatli bir bakış attı, onun ne söyleyeceğini bekledi.
Peki sen ne düşünüyorsun? dedi Feride merakla. Bir de erkek tarafından bakmak isterim.
Derviş alaycı bir ifadeyle hafifçe gülümsedi. Erkek tarafından bakış ifadesi ona hep fazla iddialı gelirdi. Ferideyi iyi tanıyordu ve başkalarının fikrini ancak kendiyle örtüştüğünde önemsediğini iyi bilirdi.
Senin Baran kendini beğenmiş, bencil ve çıkarcı bir adam, dedi, sesi alçak ve duygusuzdu. Gözü Feride’nin üstündeydi. Onu kusursuz gösteriyorsun ama apaçık eksiklerini görmek istemiyorsun. O adamla hayatını birleştirirsen, iki yıl içinde pişman olursun.
Sözleri odada asılı kaldı, yalnızca duvardaki saatin tok, düşük tıkırtısı ortamı böldü. Derviş Beyin cümlelerinde hiç tatlılık yoktu, gerçekleri Feride duysun istemişti, ne kadar acı olsa da.
Feride bir anda öfkeye kapıldı; yanakları kızardı, gözlerinde bilindik bir parıltı belirdiözellikle kararları sorgulandığında hemen canlanıveren bakışlardan. Kendisine müdahale edilmesine, hele ki hayatında ağırlığı olmadığını düşündüğü biri tarafından, asla tahammül edemiyordu.
Tabii, herkesin psikoloğu sensin! dedi, kollarını göğsünde kavuşturdu. Sesi öfkeyle titriyordu. Bir tek sen mi bilirsin kiminle yaşayacağımı, kimi seveceğimi?
Dervişin yüzünde zerre değişiklik olmadı. Feridenin patlamalarına alışıktı zaten, yıllar içinde bu çıkışları onun mizacının bir parçası olarak kabul etmişti. Sakin, donuk bir ifadeyle yanıtladı:
Evet, senden iyi anlarım. Daha yirmi yaşını yeni geçmişsin; kurduğun dostluklara bakınca insanlar konusunda tecrübesiz olduğunu görmek zor değil. Onun için acele kararlar verme.
Derviş haklıydı. Tecrübe gösterirdi ki, Feride’nin arkadaşları çoğunlukla güvenilmez çıkardı. Kimi aldatırdı, kimi parasını alır, kimisi zora girince ortadan kaybolurdu. Feride çabuk arkadaş edinir ama insanların gerçek yüzlerini, övgüler ve vaatlerin ardını göremezdi.
Sadece bir tek dostu gerçekten yanında kalmıştı, o da tuhaftır ki, Dervişle aynı fikirde olan kişiydi. Defalarca Ferideyi Baran’ın tuhaf halleri konusunda uyarmış, kızsa asla dinlememişti. Onun gözünde Baran hayalinin ta kendisiydi: güçlü, kendine güvenli, başarılı. Başka bir şeye bakmıyor, uyuyan işaretleri görmezden geliyordu.
İnsanlardan anlamam mı? Ciddi misin? Sesi iyice yükseldi, içindeki kırgınlık taşmaya başladı. Sana niye sordum ki? Sen kimsin? Sadece annemin yanına biraz uzun süredir takılanlardan birisin. Benim için bir hiçsin! Sana karışmak düşmez!
Cümleleri hızlı ve kopuk kopuk, öfkenin önüne katıp getirdiği kelimelerle döküldü. O an için tek savunma yolu buydu, kendi seçim hakkını korumak.
Derviş cevap vermekte acele etmedi. Gözlerini yere indirdi, biraz düşündükten sonra sakin ve yorgun bir sesle tekrar konuştu:
Beş yaşından beri seni büyüttüm, dedi. Sesi alçak, her kelimesi özenle seçilmişti. Sözüne yardım ettim, derslerinde, yürüyüşlerinde yanında oldum, hayat tecrübemi paylaştım. Şimdi senin için hiç miyim? O zaman neden bana bunca yıl baba dedin?
Sesinde bir an için titrek bir ton belirdi, hemen kendini kontrol etti. Bu kelimeleri kolay sarf etmiyordugeçmişi anmak, eski yaraları açmak onda hep acı bırakırdı ama artık susacak hali de yoktu.
Bir an için Feride de durakladı. Yine sert yanıt vermek istedi, ama bu kez sustu. Gözü odada bir yerlere kaydı, sanki orada güvenli bir köşe arıyordu.
Annem öyle istediği için, diye patladı sonunda, dudaklarını sıkınca yüzü gerilmişti. Hafızasında öz babasının silik bir imgesi vardı; nadiren gördüğü, ilgisiz bir adam. Evet, pek güvenilmez biri, hiç ihtiyacım olmadı ama o benim gerçek babam. Sen ise tamamen yabancısın.
Sözler acımasızca çıktı ama Feride hemen içinin burkulduğunu hissetti. Bunun doğru olmadığını, en azından tamamen olmadığını biliyordu. Derviş gerçek bir beyefendi gibi ilgilenmişti; onunla ilgilenmiş, öğretmiş, sevmişti.
Ama kızgınlığı, aldığı eleştiri başa çıkamayışını bastırdı. Dervişin onu üzdüğü hem Baranı yargılamasından, hem de gerçekleri söylüyor olmasından kaynaklanıyordu. Büyüdükçe ona karşı tahammülü azalmış, müdahalelerine her zaman tepki gösterir olmuştu.
Feride ergenliğe adım attığından beri Dervişle aralarında sık sık çatışma çıkardı. Önceleri küçük uyarılardı: Geç kalma, Bu arkadaşların sana göre değil, Derslerini bitir, sonra dinlenirsin. Zamanla, talepler artmış, sertleşmişti. Derviş ders programını takip eder, kimlerle takıldığını sorgular, derslerine önem vermesini isterdi.
Feride bunu baskı sanardı. Üvey babasının, gerçek babası olmadığı için ona sözünün geçmemesi gerektiğini; bu denetimin lüzumsuz, hatta haksız olduğunu düşünürdü.
Annesi ise bambaşkaydı. Nermin Hanım tabii kızına üzülür, kaygılanır ama fazla karışmaz, sorguya çekmez, defterini karıştırmaz, eve kaçta geldiğine ses etmezdi. Feride bu esnekliği severdi: annesinin yumuşaklığı, özgürlük tanıması ona paha biçilmez gelirdi.
O tartışmanın ortasında Derviş olduğu yerde kaldı. Yüzü solmuş, omuzları düşük, gözleri donuklaşmıştı. Kısık sesle sordu:
Yabancı mı?
O anda içinde neöfke, ne de sitem vardı, yalnızca kırgınlık ve hüzün vardı. Kendisini Feride’nin gerçek babası gibi görmüş, onun için kendini hep ikinci plana almış, Nermini de sırf Feride için terk etmediği halde şimdi bir hiç sayılmıştı.
Gerçekten de uzun yıllar boyunca, Nerminin annelik anlayışı temel ihtiyaçları karşılamakla kalmıştı. Nerminin Ferideyle geniş bir duygusal bağ kurduğu söylenemezdi. Derviş bu boşluğu hissetmiş, elinden geldiğince kapatmaya çalışmıştı.
Evet, yabancısın! dedi Feride, ama sesi çatladı bir anda. Dervişin nasıl solduğunu, gözlerinin donuklaştığını gördü. Genç kız gergin kaldıysa da bir huzursuzluk hissetmeye başladı. Sözlerinin üvey babasını ne kadar sarstığını görmek içini daralttı.
Nermin Hanım o ana dek sessiz izlemişti. Şimdi ise, sesi şaşırtıcı şekilde soğuk ve sıradandı. Sanki önemli bir şey konuşulmuyormuş gibi.
Onu böyle itham ediyorsun neden? Kız haklı, Derviş Bey, dedi, dergisinin sayfasını çevirdi. Sen istersen bakıcı olabilirdin, ama resmiyette hiçbir şey üstlenmedin. Bu yüzden alınganlık etme
Bunlar, Derviş Bey için tokat gibi oldu. Karısına bir süre baktı, söylediklerine inanamadı. Nerminin yüzünde ne üzüntü, ne sakinleşme, yalnızca buz gibi bir ilgisizlik vardı.
O halde madem ben size böyle yabancıyım, bu evde beraber kalmanın anlamı kalmadı, dedi zorlanarak ayağa kalkarken. Bir an sendeledi ama hemen toparlanıp onuruyla durdu. Boşanma davası açıyorum. Bir gün içinde toparlanın. Burası artık benim evim.
Sesi titremedi ama yorulmuş bir adamın yorgunluğuyla doluydu. Feride bir şey söylemek istedi, ama kelimeler boğazında kaldı. Derviş hiç arkasına bakmadan misafir odasına yürüdü, sertçe kapıyı kilitledi. Kilidin çıkardığı ses, sanki aralarındaki bağı tamamen kopardı.
Odasında oturup, ne yapacağını düşünmeye başladı. Yalnızca Nermin ve Ferideyi değil, kendisini de terk ediyordu. O kadar yıl hiçbir karşılık beklemeden emek vermişti, sonunda, bir hiç olarak kaldığını hissetti.
Nermin hemen kapının önüne gelip inatla seslendi;
Derviş, dur, ne gerek var böyle büyütmeye? Kız sinirlendi işte, olur böyle şeyler, aile mi dağılır birkaç lafa? Tam on beş yıl beraberdik!
Sesinde fazla pişmanlık yoktu, daha çok alıştığı düzenin bozulmasını istemeyen bir kadının telaşı vardı.
Derviş karanlıkta, yalnız başına oturdu. Nermine olan sevgisinin bittiğini ilk defa hangi gün anladığını düşündü. Bir yerde, Nerminin ona sadakat göstermediğini anladığında içindeki her şey kırılmıştı. Ama Feride için, sırf onun varlığı için, evden gitmemişti. Şimdi ise, kızın ona yabancı demesiyle, tüm bağlar kopmuştu.
Okul toplantılarına gider, Ferideyle ders çalışır, bisiklete binmeyi öğretir, onun dert ortağı olurdu. Yıllardır baba diye çağırılır, Feride ona küçük sırlarını anlatırdı. Şimdi ise eski bir yabancıdan farkı kalmamıştı.
Aradan zaman geçti. Boşanma kısa sürede sessizce sonuçlandı; ortada ne büyük tartışma vardı, ne mal kavgası. Evraklar imzalandı, kanun gereği ne varsa paylaşıldı. Nermin eski, bakıma muhtaç, bozuk tuvaleti, gürültülü sokağı olan apartmanına dönmek zorunda kaldı.
Feride, haliyle, orayı sevmedi. O geniş evde kendi odasında yepyeni mobilyaları, uzun aynası, büyük gardırobu vardı. Burada ise köşe bucak, güneş almayan daracık bir odada eski bir yatak ve sararmış perdelerle yaşamalıydı. İlk günler kendini avutmaya çalıştı; Geçici nasıl olsa, dedi ama zamanla her şey iyice zorlayıcı oldu. Gürültü, dar alan, öylesine bir sıkışma…
Feride, bu şartlarda, Baran’ı düşünmeye daha fazla başladı. Eskiden onun kendisine her zaman iyi bir hayat sunacağına inanmıştı. Sonunda, fazla düşünmeden Baran’la nikah kıydılar. Kutlama küçük bir aile yemeğiyle geçti. Feride, Artık mutluluk başlıyor, diye düşündü.
Ama yıl dolmadan Feride gerçeği anladı: Derviş haklıydı. Baran evlenir evlenmez değişmişti. Güzel sözler kalmamıştı; hediye ve sürprizler yoktu artık. Feride okula gitmeye devam ederken Baran ona para harcamamayı, çalışmasını önerdi: “Aile demek, ortak gider demek,” dedi Baran, “sen de katkı koymalısın.”
Zamanla evde tartışmalar başlamıştı. Feride, nedenini çözmeye çalıştı: belki krizdeydi; belki işinden dolayı gergindi. Sabretmeye çalıştı, yumuşaklık gösterdi, ama geçimsizlikler arttı. Kimi zaman para yüzünden, kimi zaman ödev paylaşımı için tartışmalar sürüp gidiyordu.
Bir gün, bir bebek sahibi olmanın her şeyi düzelteceğini düşündü. Babası olduğunu hissettikçe, Baranın sorumlu ve duyarlı olacağına inandı. Konuyu açınca Baran sert çıktı. “Daha erken,” dedi. “Önce biraz para, iş güç.” Bu karşı çıkış yeni bir kriz doğurdu. Tartışmalar, birbirini suçlamalar birbirini izledi. Ama Feride kendince kararlıydı; bir kızı oldu. Ve sonrasında pişman oldu…
Az sonra Feride, daha fazla dayanamayacağını fark etti. Sürekli gerginlik, yalnızlık ve anlaşılmama çok canını yakmıştı. Uzun uzun düşündü, tarttı ve nihayet bir sabah, Baran işe gitmişken, en lazım eşyaları toplayıp çocuğunu yanına aldı. Ellerini titretse de, içinde tuhaf bir hafiflik vardınihayet yapabildiğini yapmak…
Evin kapısını sessizce çekip, merdivenlerden indi. Dışarısı serindi, ama nereye gittiğini umursamıyordu. Karşısında bilinmezlik vardı, yine de huzursuzluğu, evdeki kavgaya göre daha katlanılır geliyordu.
Feride, mecburen annesinin eski apartmanına döndüsararmış perdeler, gıcırdayan parkeler… Az eşya, bir bebek arabası, bir çanta Birkaç gün, Nermin Hanım sabırlı davrandı: Ferideye Tamam, biraz burada kalırsın, dedi. Ama çok geçmeden şikayetler başladı.
Bir akşam, bebek uyumadan mızmızlanmaya başladığında, Nermin hızlıca fincanı masaya bıraktı ve döndü:
Bak Feride, böyle olmaz. Ben bu gürültüyle yaşayamam. Bir an önce kalacak yer bulmalısın.
Feride, beşiğe bakarken şaşırdı:
Anne, nereye gideyim? Ne kiralık bir ev ne yüksek maaşım var. Yeni iş buldum, uzaktan çalışıyorum, ama çok düşük maaş alıyorum.
O benim problemim değil, dedi Nermin, ellerini göğsünde birleştirerek. Ben annelik görevimi yaptım, büyüttüm, okuttum. Sen artık büyüdün. Torun bakıcılığı bana düşmez.
Feride’nin içi burkuldu. Merhamet, geçici bir barınak bile beklememiş miydi? Artık hiç yoktu.
Küçücük bebeğimle nereye gideceğim? dedi sessizce.
Onu sen düşüneceksin, dedi Nermin, odadan çıkarken. Bir miktar vereceğim ama fazlasını bekleme. Benim de keyfim ve hayatım var.
Cüzdanından birkaç banknot çıkarıp masaya bırakıp, odadan gitti.
Gerçekten uzaktan çalışıyordu Ferideinternet üzerinden siparişler, yazım işleri, küçük projeler… Ama gelir, kiralık ev için yetersizdi; zamanla, bebek bakımı arasında iş bulmak da kolay değildi. Nermin de kesin dille çocuk bakmayı istemedi: Ben alıştım yalnızlığa, dedi sadece.
Günleri birbirini tekrar ediyor, Feride uyanıyor, bebeğini doyuruyor, oynatıyor, biraz çalışıyor, yine ara veriyor… Her kuruşa dikkat ediyor; çoğu zaman zorunlu ihtiyaçlardan bile kısmak zorunda kalıyordu.
O anda, Dervişin aklına geldi. O belki gerçekten anlayacak, torununu görünce kalbi yumuşayacak biriydi. Umudunu toplayıp, bebeğe en güzel kıyafetini giydirdi, birkaç bez aldı, eski eve gitti.
Kapıyı Derviş açtı, pijamaları içinde bitkin görünüyordu, elinde bir çay bardağı. Ferideyi bebekle görünce, ifadesi değişmedigülümseme yok, şaşkınlık yok.
Merhaba, dedi Feride. Torununu tanıştırmak istedim.
Fide bebeği uzattı. Bebek de elini uzatıp gülümsedi.
Derviş çayını bir kenara koydu, bebeğe baktı ama gözleri soğuk, uzaktı. Bir adım yaklaşmadı, bebeği kucağına almadı.
Anladım, dedi kısık sesle. Peki, benden ne istiyorsun? Sonuçta, ben senin için yabancıyım, değil mi? Sen ve çocuk bana yabancısınız, niye geldin o zaman?
Feridenin boğazı düğümlendi. Dervişin bu kadar katı olacağını tahmin etmemişti, sessizce başını eğdi:
Yanlış yaptım O gün sinirlendim. Sen annemden sonra bana en yakın kişiydin. Ben…
O kadar yakındım ki, yıllarca beni hiç hatırlamadın, dedi Derviş, soğukça. O zaman hemen pişman olup gelmedin, kaç yıl geçti. Şimdi, kusura bakma. Yolun açık olsun.
Bir adım geri attı. Feride ne söyleyeceğini bulamaz halde durdu, bebek arabasının sapına sımsıkı tutundu. Birkaç kelimeyle yardım isteyip, af dileyip konuşmak istese de, karşısında duvar gibi duran Dervişin geri adım atmayacağını anladı.
Yavaşça geri dönüp, bebek arabasını sokağa çıkardı. Atılan her adım ağırlaşıyordu; başını yukarı kaldırmaya cesaret edemiyordu. İçinden yalnızca bir cümle geçiyordu: Her şey farklı olabilirdi
Derviş aynen yerinde kaldı; kız ve torun kapıdan çıktı ama hareket etmedi. Uzun süre kıpırdamadan oturdu. Sonra salona geçip camdan dışarıya baktı.
Feride ise eli boş ve kalpsizce, arabasını iterken daha da yalnız hissetti kendini. Gerçeği kabul etti bunca yıl kendisine en çok değer veren kişiyi uzaklaştırmıştı ve şimdi yardıma muhtaçken o köprüler yok olmuştu.
Arabadaki bebek hafifçe mızmızlanınca Feride eğilip örtüsünü düzeltti. O sıradan an onu hayata bağladı. Derin bir nefes alıp doğruldu. Önünde tek yolu kalmıştıkızına göz kulak olmak. Nasıl yapacaktı bilmiyor, ama tek başına yürümek zorunda olduğunu kabul etmişti.
Feride gözyaşlarını silip bebeğinin başlığını düzeltti. Hava karanlık, sokak ıssızdı. Yavaşça yürümeye başladı; nereye gittiğini bilmeden, sadece yürüdü.
Zihninde düşünceler dolanıyordu. Ev bulmalı Kira için nereden para Acaba bir avans ister miyim Bir öğrenci evinin odası olur mu İçini kararlılık sardı. Artık yardım edecek kimsesi yoktune annesi, ne Derviş, ne Baran. Sadece kızı ve kendisi…
O gece, Feride kesin bir kararla çalışmaya oturdu. Önce iki müşterisine mevcut işler için avans istedi, biri üç gün sonra, biri haftaya ödeme yapacağını söyledi. Sonra, şehir merkezine uzak, ucuz, paylaşımlı oda ilanı verdi. Sonra belediyenin sosyal yardım merkezine başvurdugenç annelere destek sunuyorlar mı, onu öğrenmek için.
Bir hafta sonra şehir kenarında küçük bir odaya taşındı. Koşullar mütevazıydı; eski eşyalar, gıcırdayan zemin ama pırıl pırıl ve sıcaktı. En önemlisi, kızına minik bir beşik alabilmişti. Kendisi de bir çalışma masasına kavuşmuştu.
Başlangıç kolay olmadı. Gün geldi, yiyecek, ısınma, bez ve sabun dışında hiçbir şeye para kalmadı. Yalnızlık ve yorgunluk üst üste gelse de, kızının yüzüne bakınca güç buldu.
Aradan zaman geçti, işler yoluna girmeye başladı. Birkaç düzenli müşteri edindi, giderleri planladı, kısa süreliğine uygun fiyatlı bir bakıcı buldu. Haftasonları kızını arabasına koyup parka götürdü, ördeklere yemek attılar, ağaç yaprakları topladılar. Feride küçük şeylerle mutlu olmayı öğrendi; sabah sıcak çay, bebeğinin kahkahası, ilk adımı…
Günlerden bir gün, parkın kenarında Dervişi gördü. Bankta gazete okuyordu. Feride yavaşladı, ama durmadı. Derviş ya onu görmedi, ya da görmek istemedi. Feride, çocuk arabasının sapını daha da sıkı tuttu, yoluna devam etti.
Artık önemli değildi. Dervişin desteğine, onayına ihtiyacı kalmamıştı. Zor da olsa başardı. Her şey kaybolmuş gibi görünse de, ileriye doğru bir yolun her zaman olduğunu öğrendi. Hele uğruna yürüyeceği biri, bir yavrusu var iseFeride, kızının elini avuçlarının arasına aldı ve ona gülümsedi. İçinden geçen hüzün, yerini anlatılmaz bir ferahlığa bırakıyordu; onsuz geçen bunca yılın ardından, ilk defa kendi ayaklarının üzerinde gerçek anlamda durduğunun farkına vardı.
Park çıkışında ansızın hafif bir rüzgâr esti, ağaç dalları usulca eğildi. Minik kız gülüp Ferideye sarıldı. Bir an için zaman durdu ve Feride, geçmişte aradığı bütün sıcaklığın şimdi kollarında olduğunu anladı. Yabancılık, kırgınlık, kaybedilmiş fırsatlar Hepsi ardında kalıyordu.
Dönüp Dervişe bir kez daha bakmadı. Gözlerinde artık sadece kendisi ve kızının geleceği vardı. Küçük kâğıttan bir uçurtma satın alıp parka girdiler; gri gökyüzüne uğurladıkları o uçurtmada Feride, kendinden kurtulamadığı ne varsa rüzgâra bıraktı.
Mutluluk hiç kimseden, bir şeyden eksik veya tamam gelmiyordu; çünkü insan bazen, yenik düştüğünü sandığında baştan başlar. Feride ne annesinin ilgisizliğine, ne Dervişin kırgınlığına, ne de Baranın soğukluğuna takılı kaldı. Artık bütün yüklerinden özgürdü.
Bir çocuk kahkahası, bir anne gülümsemesi Hayat, tam o anda başladı. Feride başını kaldırıp ilk defa geleceğe inançla bakarken, parkta yolunu kaybeden kuşlar gibi, kendi yolunu bulduğuna emindi.
Ve bir kadının, en güzel ikinci şansı, bazen sadece kendine yeniden inanmak olurdu. Feride usulca fısıldadı:
Korkma kızım, artık ikimiz de güçlüyüz.
Güneş bulutların arasından çıkarken, her şey yeni başlamıştı.




