Bazen hayat öyle ince, öyle acımasız dersler verir ki; insan, bir daha asla eskisi gibi olamaz. Şimdi size Tarık ve Gülbaharın hikayesini anlatmak istiyorum. Kendini büyük gören insanların, kabul edemedikleri hakikatlerin ardında gizlediği bir hayat dersi bu.
Bir yaz günü, pırıl pırıl güneş var gökyüzünde, İstanbulun işlek kaldırımlarında yürüyor Gülbahar. Üzerinde hafif, renkli, yazlık bir elbise Karnı belirginleşmiş. Hiçbir telaşı yok. Hayata, geleceğine yürüyor. Derken yolunu Tarık kesiveriyor. Eski kocası.
**Birinci Tablo: Çarpışma**
Tarık, beyaz gömleği ütülenmiş, sanki bütün hayatı düzenliymiş havasında. Gözleri hemen Gülbaharın karnına kayıyor, alaycı bir gülümseme yayıyor yüzüne.
**Ne güzel numara, Gülbahar. Karnına yastık mı koydun? Beş yıl uğraştık, olmadı; şimdi mi olacak?** deyiveriyor, küçümsemesini saklamadan.
Gülbaharın çocuk sahibi olmamasını yıllarca ona yüklemiş, suçlu ararken hep gözlerini başkasına çevirmiş.
**İkinci Tablo: Sükunet ve Öfke**
Gülbaharın yüzü bir an bile değişmiyor. Bağırmıyor, savunmaya geçmiyor. Ona sanki, kendi yalanlarının kafesinde mahsur kalmış birine bakan biri gibi acıyarak bakıyor.
**Zamanında sana inanmıştım, Tarık. Ama sonra başka biriyle tanışınca, bir ay içinde oldu,** diyor, kısık ama kararlı bir sesle.
**Üçüncü Tablo: İnkâr**
Tarık’ın yüzü bir anda karmakarışık bir kızıllığa bürünüyor. Gülbahara birkaç adım yaklaşıp, alanını ihlal ediyor. Sesi öyle titriyor ki, çevredeki insanlar dönüp bakmaya başlıyor.
**Yalancısın! Sırf acı çekmemi istiyorsun. Sen hamile olamazsın, bu imkânsız! Ben terk ettim diye oyun yapıyorsun!**
Gerçekliğini koruyabilmek için bağırıyor, kendini haklı çıkarmaya çalışıyor.
**Dördüncü Tablo: Akıl Sesi**
Tam o anda yanlarına başka bir adam geliyor. Yavuz Sakin, kendinden emin. Gülbaharın beline hafifçe dokunuyor, sahiplenici ve koruyucu. Elinde bir kağıt var. Katlanmış raporu Tarıka uzatıyor.
**Doktorun raporu açık. Aslında bir de sen kendini bir kontrol ettir, Tarık,** diyor sessiz bir kararlılıkla.
**Beşinci Tablo: Hakikat Yüzleşmesi**
Tarık kâğıdı sinirle kapıyor. Sahte bir belge görmek için sabırsız. Fakat satırları okudukça, yüzündeki kızıllık yerini midsize bir renksizliğe bırakıyor. Elleri titriyor.
Sadece Gülbahar’ın hamileliğini onaylayan rapor yok o sayfada; bir de boşanmadan bir ay önce ikisinin birlikte verdiği testlerin sonuçları var. Tarık, o vakit sonuçları saklamış, “bende bir şey yok, sorun sende” diye Gülbaharı inandırmıştı. Şimdi tüm gerçekler ortada.
Tarık, İstanbulun kalabalığında, elindeki kâğıda saplanıp kalıyor. O kâğıda bakarken, kibri ve inadı yerle bir oluyor. Gülbahar ve Yavuz onların önünden sessizce geçip gidiyor.
Tarık ise hareket etmiyor. Nihayet kavramıştı; başkasını suçlasan da gerçek değişmiyor. Sorun, asıl kendisindeymiş. Ve şimdi o kâğıda bakarken anlayabiliyor; Gülbahar artık mutlu, o ise kendinin zehirli yalanlarıyla baş başa.
**Hikayenin Sonu**
Tarık, kıpırdamadan, parmaklarından aşağıya düşen kağıdı seyrediyor. Yıllarca reddettiği gerçek işte o rapordaydı. Sorun Gülbahar değildi. Eksiklik korkusunu aşamamak kendi yolunu tıkayan şeymiş.
Gülbahar arkaya bakmıyor bile. Bilmişti ki, yeni hayatı tam da Tarıkın zehirli sözlerine artık itibar etmediği anda başlamıştı.
**Ders:** Başkalarının komplekslerine yenilip kendinize olan inancınızı kaybetmeyin. Bazen “imkânsız” dediğiniz şey, sizi aşağı çekenlerden kurtulduğunuzda mümkün oluverir.
*Siz ne düşünüyorsunuz? Gülbaharın o raporu göstermesi doğru muydu, yoksa yoluna devam mı etmeliydi? Yorumlara yazın!*O anda bir martı, Tarıkın başının üzerinde süzülüp haykırıyor; sanki İstanbulun göğünde, gerçeğin sesi yankılanıyor. Kağıt nihayet kaldırımda yerlere savrulurken, Tarıkın gözlerinden yaşlar istemsizce süzülüyor. Bütün sahte gücünün, yıllar süren inkârın ardında ne kadar yalnız kaldığını hissediyor bir an.
Yavuz, Gülbaharın elini biraz daha sıkı tutuyor. Adımlarının ritminde saklı bir huzur var. Tam köşeyi dönerlerken, Gülbahar kısa bir an için gökyüzüne bakıyor. Önünde serili yeni yolda, geçmişin yükünü artık üzerinde taşımıyor. Karnındaki minik kalbin her atışı, kendi yeniden doğuşunun melodisi gibi çalıyor içinde.
O sırada hafif bir rüzgar, kağıdı Tarıkın ayaklarının ucundan kaldırıp uzaklara, Galata Kulesine doğru sürüklüyor. Kağıdın ardından çaresizce bakarken, hayatta bazen en büyük cesaretin bir hakikatle yüzleşmek olduğunu anlıyor Tarık ve bazen, affın ilk adımı da kendini affetmekmiş.
Kaldırımda kalakalmış Tarık ve uzaklaşan Gülbahar… Hayat yolculuğunda, kimileri hakikatin ağırlığıyla yere çakılır; kimileri ise, o ağırlığı arkasında bırakıp hafifliğiyle yoluna devam eder. Ve gerçek, her daim, güneşin altındaki bir gölge gibi, izini sürer insanın.
Okuyucuya kalan: Herkesin bir kağıdı vardır. Ve kimi zaman, özgürlüğü bulmak için onu bırakıp gitmek gerek.



