Yabancı Duvarlar

Yabancı Duvarlar

Biliyor musun, ne düşünüyorum? dedim eşime, aynı tabağı beşinci kez siliyordum. Kendi çay kaşığımız bile kalmadı. Hepsi onların odasında. Ve şimdi, kendi evimde yatağa girerken düşünüyorum; acaba salonda televizyon izliyoruz diye fazla mı gürültü yapıyoruz? Rahatsız ediyor muyuz acaba…

O, sessizce pencereye bakıyordu, karanlık apartman avlusuna. Sonra öyle derin bir iç çekti ki, ta içinden.

Misafir olduk, dedi düşük bir sesle, arkasını dönmeden. Kendi mutfağımızda misafir olduk.

Tam o anda, sanki her şey planlıymış gibi, yeğenimizin odasından neşeli bir genç kız gülüşü duyuldu, ardından erkek arkadaşının kalın sesi. Film izliyorlardı. Bizim eski salonumuzda.

O gün öylece kaldık, ben elimde tabak, Murat pencerede, aklımda tek bir soru: Nasıl oldu da buraya geldik? Kendi evimizde fazla ses çıkarmak bile korkulu hale ne zaman geldi? Halbuki her şey ne kadar masum başlamıştı. Gerçekten, tamamen aile içi bir yardım olarak…

O yazın sonuydu, bir buçuk yıl kadar önce. Turşu yapıyordum, mutfakta ter içindeydim. Telefon çaldı. Ellerimi önlüğüme sildim, açtım.

Merhaba Elif, ablam Nihalin sesi epey çekingen çıkıyordu. Hemen anladım bir çıkarı var. Nihal öyle sıradan aramaz, araya üç-beş ay girer, genelde yoğun olur. İstanbulda yaşıyor, kendi halinde biri. Şey, bir ricam var. Zeynepi hatırlıyorsun değil mi, büyük kızım?

Tabii, nasıl unutabilirim? Ne oldu ki?

Kötü bir şey yok, aksine. Marmara Üniversitesini kazandı, senin orada, Kadıköyde. Hem de burslu. Sadece yurt hemen çıkmadı, belki bir, belki daha uzun zaman ister. Ben de düşündüm ki… Siz de iki kişisiniz, ev üç odalı Onu geçici olarak kendi evinizde ikamete alsanız? Dekanlık evrakları için lazım, biliyorsun, formalite. Yani sizde kalmayacak, zaten kirasını ödeyip başka yerde arkadaşıyla kalır. Tamamen evrak işi.

Telefonu elimde tutarken kafamda düşünceler dönmeye başladı. Bir yanda, çocuk, yeğenim, çalışkan diye annesi hep överdi. Diğer tarafta, adres verme işi ciddi şeydir. Murat her zaman Sakın adres verme, ister akraba olsun ister olmasın, çıkartamazsın derdi. Ama canım, bu yeğen işte, öğrenci, hem de geçici. Nihale hayır demek de ayıp, ne kadar uzak da olsa kardeşim sonuçta.

Nihal, emin misin başka yerde kalacaklarına? Ya karar değiştirirse? Yani, ben ve Murat sürekli başkasıyla yaşamak istemeyiz…

Ya hu Elif, ablam bu sefer güldü Genç kız tabii, özgürlüğüne düşkün, arkadaşlarıyla ev bakıyorlar zaten. Şu an sadece belgeye gerek var, üniversitelerde çok sıkı her şey, biliyorsun. Belgeler, damgalar, ikametgah şart oldu. Sadece formalite bu.

Duraksadım, Muratla bir konuşayım dedim. Murata anlattım, hemen suratını astı.

Gerek yok Elif, dedi kısa ve net. Bu iş şaka değil. Sonra çıkmaz. O kadar insanın mahallesini işte her gün görüp dinliyorum, başı derde giren çok.

Zeynep yeğenimiz canım, dedim. Nihalin kızı. Çok kısa süre, okulu için. Evrakını alacak, kendi evine geçer.

Evrak alır almaz biter mi? Hepsi öyle söyler. Eşyasını getirir, bir gece kalır, sonra bir bakarsın biraz daha, biraz daha… Gerek yok.

Ama vicdanımı susturamadım. Nihal aradı yine, kız arayacak dedi. Zeynep iki gün sonra aradı. Sesi çok düzgün, kibar.

Elif Teyze, ben Zeynep, dedi. Annem sizden yardım isteyeceğim dedi. Çok mecburum, başka çare yok. Zaten iki kızla eve çıkıyorum, sadece üniversite için ikamet gerekiyor. Sizi hiç rahatsız etmem, isterseniz gelip tanışayım?

Nasıl hayır derim ki? Kibar bir kız. Murata tekrar söyledim, omuz silkti.

Sen bilirsin, dedi. Ama sonra şikâyet etme.

Zeynep, Eylül başında geldi. Uzun boylu, ince, mavi kotlu, beyaz gömlekli, uzun siyah saçlarını toplamış. Güzel kız, hakkını yiyemem. Gülerek:

Elif Teyze, kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim! Annemden size cevizli reçel, ev yapımı marmelat, çikolata getirdim.

İçim içime sığmadı; ne tatlı kız, terbiyeli.

Çay koydum, oturduk sohbet ettik. Üniversitesini anlattı, gazetecilik okuyacak, televizyoncu olmak istiyormuş. Işıldıyor gözleri, ne kadar hevesli. Dedim ki boşa tedirgin olmuşuz. Zaten iki arkadaşıyla eve çıkmış, Kadıköyde, fotoğraf gösterdi telefondan. Küçük oda, üç yatak, ama yetiyor onlara.

Yalnızca adres gerekiyor, belgelerim eksik olmasın diye, dedi. Zaten sizi rahatsız etmem, nadiren ancak uğrarım.

Murat geldi, akşam yemeği için oturdu, Zeynep ayağa kalktı, saygılıca selamladı. Murat başını eğip bir şey demedi, kız da hemen izin isteyip çıktı.

Üç gün sonra nüfus müdürlüğüne beraber gittik. Zeynep belgeleri getirdi, dilekçeyi ortak doldurduk, ben ev sahibi olarak imzaladım. Murat da imzaladı istemeye istemeye. Her şey çabucak halloldu. Geçici kayıt, bir yıllık. Zeynep iki hafta sonra pasaport damgasını aldı, aradı, en az on kere teşekkür etti. Her şey bitti sandım. Kız işini gördü, ayrı evde yaşayacak, biz de aile olarak üstümüze düşeni yaptık. Herkes mutlu.

Ama hayat planladığın gibi ilerlemez.

Başta gerçekten görünmedi. Bir ay geçti, ikinci ay. Sadece arada bir aradı, bayramda kutladı, halini hatırını sordu. Nihal de arayıp teşekkür ediyor, Zeynepin dersleri iyi gidiyormuş. Ben de rahatladım.

Sonra, Kasım ayında Zeynep aradı; birkaç günlüğüne gelecekmiş. Ev arkadaşından biri gürültücüymüş, gece gündüz misafir, müzik. Zeynep çalışamıyormuş, sınav haftasıymış. Nasıl geri çevireyim, öğrenci kız.

Gel tabii, dedim. Salonda kanepeye yatarsın.

Akşam geldi, yine o sırt çantasıyla. Murat dudak büktü, sesini çıkarmadı. Zeynep, Sadece bir hafta, sınavlar bitsin çıkacağım, rahatsızlık verdim kusura bakmayın dedi. Zaten sessiz, hiç göze batmıyor. Sabah gidiyor, akşam geç dönüyor, masasının başında çalışıyor. Biz televizyondan vazgeçtik onu rahatsız etmeyelim diye. Murat hemen yatıyor, az konuşuyor. Ben mutfakta oyalandım, içimden atmak için.

Bir hafta iki oldu, Zeynep dönmedi; yok sınavdı, yok ev bakamamış. Kış vakti, ne yapsın çocuk, dedik, bitsin de çıkar.

Fakat Ocakta, ailesinin yanından döndü. Bir gazetede staj buldum dedi, paramı kiraya verirsem yaz stajına biriktiremem. Annem yetmiyor, uygun fiyata yer de bulamıyorum. Elif Teyze, biraz daha kalsam? Faturanın, yemeğimin parasını veririm. Size yük olmam.

Murat sinirlendi.

Elif! Ne yapıyorsun! dedi, neredeyse bağırarak. Kız kullanıyor bizi, adresi aldı, şimdi eve yerleşti. Sonra ne? Eşyasını mı dolduracak?

Ama çalışıyor, dersine de gidiyor, dedim, utana sıkıla. Kendim de durumun tuhaflığını hissediyorum. Kıza acıyorum, atmak kolay mı? Bir de parayı teklif etti.

Hangi para! dedi Murat. Cebimize üç beş kuruş koyuyor, ama evi, elektriği, suyu tam kullanıyor! Bu sadece vicdan rahatlatıyor, hepsi bu!

Tartışmadım. Çünkü haklıydı. Ama Zeynepe acıyordum, çekiniyordum da. Ablama aramayı bile göze alamadım, Kendin kabul ettin der diye korktum.

Şubata gelince, Zeynep tam yerleşti. Eşyaları holdeki dolabın yarısını aldı, balkona kutu kutu kitap, defter, ders notu taşıdı. Buzdolabında yeni raf, yoğurdu, meyvesi, hazır yemeği anlamadan bizimkilerle karıştı. Kendi alışverişini yapıyor, doğru; ama bizim yağ, ekmek, şeker bitti mi hemen kullanıyor, sonra yerine koyuyor, ama işte… Evde birinin daha olduğunu her an hissediyorsun.

Muratla konuşmaz olduk. Birbirimize sözümüz var ama yavan, kısa kısa. O sabah çıkıyor, akşam geç geliyor, hemen odaya kapanıyor. Biliyorum, Zeyneple karşılaşmak istemiyor, içten içe kızıyor. Ama Zeynep, hakkını vermeli, hep saygılı. Selam veriyor, yardımcı olayım mı diyor. Ama bu da yetmiyor; çünkü yine de evde yabancı biri var. Ne kadar sessiz, düzgün olsa da yabancı.

Bir akşam salata doğruyordum. Zeynep salondan çıktı, su koydu, ketıla bastı. Telefonuna bakarak bekledi. Bir an çok doğal ve rahat görünüyordu. Kendi pembe ketılını almıştı, Sizin bir saatte kaynıyor demişti. Kendi kupası büyük, üzerinde afilli İngilizce yazı. Çayı bile özel; meyveli. Her şey ayrı.

Zeynep, dayanamayıp sordum. Eve bakıyor musun, arkadaşlarına döndün mü?

Telefonundan başını kaldırdı, mahcup gülümsedi.

Elif Teyze, kızlarla iletişimim koptu, kavga ettik. Ev arıyorum yine, ama uygun yok. Ya çok pahalı, ya okula uzak. Siz isterseniz daha hızlı bakarım.

Ne diyebilirdim ki? “Çünkü rahatsızız” diyemem. Ayıp, çekiniyorum, bir de acıyorum. İstemeden, “Ara yine,” dedim, “Belki rahat edersin kendi yerin olunca.”.

Benim için iyi burada böyle, cevabını verdi rahatça. Gerçekten iyi.

Başını salona çevirdi gitti. Ben de arkasından baktım, “Rahatsız etmiyor” diyor, ama biz neredeyse her akşamı mutfakta geçiriyoruz, salona girmiyoruz. Ne televizyon izliyoruz ne konuşuyoruz; çekiniyoruz. Kendi evimizde çekiniyoruz…

O akşam Murat fısıldadı:

Elif, kaydını uzatma. Süre bitince de gönder. Başka yer baksın kendine.

Tamam, dedim.

Ama içimden biliyordum, bu iş kolay olmayacak. Altı ay geçti, resmî kayıt var. Söylemek lazım, konuşmak gerek. Ondan çok, Nihalden çekiniyorum, “Sen bize el oldun” derler korkusu. Aile denen şey bazen öyle kural tanır.

Bahar geçti, Zeynep sınavlara çalıştı. Bazen saat on birde geliyordu. Gazetede iş vardiyası vardı, yazı hazırladım, diyordu. Salonda, laptopunda tuşlara basıyor. Oradan gelen ses, ben de yatakta. Sinirimi bozuyordu. Sesiyle “Yeter artık, yat bakalım” demek isterdim ama susuyordum.

Sonra Mayıs geldi.

Bir akşam Zeynep yanında bir gençle geldi. Yaklaşık yirmi yaşında, uzun boylu, siyah kotlu. Bu Emre, dedi, arkadaşım. Bilgisayar mühendisliği okuyor, arada gazetede çalışıyor. Proje hazırlıyoruz.

Kıyıda oturacak mı? diye sordum uğraşmadan. Okul projesi için azıcık dursa olur mu?

Başımı salladım, Murat yoktu zaten. İkisi salona çekildi. Arada gülüşmeler, konuşmalar. Ben mutfakta içim içimi yedi. Şimdi de erkek arkadaşıyla… O bizim salon, bizim kanape!

Murat gelince durumu anlattım.

Ne yapıyorlar? dedi.

Kendi projesiymiş…

Murat suratını asıp odasına gitti. Onlar gittikten sonra, Zeynep geldi.

Kusura bakmayın, rahatsız olduysanız, dedi.

Bu, bizim evimiz kızım. Artık kiracı gibi oldun, bir de üstüne misafir getiriyorsun, dedim.

Birden yüzü düştü, ses titredi.

Sadece arkadaşım. Olmaz mı?

Olmaz, dedim. Tersine. Murat da istemiyor. Bak, kaydın bitince lütfen taşın. Sürekli böyle olmaz.

Zeynep sessizce salonuna gitti. Vicdanım da pek rahat değil; eşime hak veriyorum fakat içimde burukluk var.

Yaz geldi, Zeynep Samatyaya ailesinin yanına bir ay gitti. Biz rahatladık, ev eski ev, salonda televizyon izledik, sohbet ettik gecelere kadar. Muratın bile suratı güldü. “Bir daha dönmez” dedim; keşke.

Eylülde döndü, yanında dev bir bavul. Annem kitap gönderdi dedi. Dersleri de ağırmış, salonda daha çok vakit geçirecekmiş.

Ekimde yine Emreyi getirdi. Hiç sormadan. Salona geçtiler, birlikte bilgisayar başında çalıştılar. Dayanamadım.

Zeynep, biz ne demiştik? Misafir istemiyoruz.

Bu misafir değil, diye yüzüme baktı. Okul için proje yapıyoruz.

Bir şey diyemedim, içime oturdu. Mutfağa kapanıp sigara yaktım, halbuki eskiden içmezdim. Evde yabancı gibi.

Emre hafta birkaç defa gelmeye başladı. Murat saat onda eve dönüyor. Sırf yüz yüze gelmemek için. Ben de anladım, kaçıyor artık, zoruna gidiyor.

Kasımda, Zeyneple konuşmak için:

Bak, taşınacağını söylemiştin. Bir yılı aştı, evi bulacak mısın?

Başını eğdi.

Arıyorum ama para yok. Her yer pahalı. Burası rahat, internet var, sıcak, uygun. Zaten katkım var size, dedi.

Ama Zeynep, tam içimden geldiği gibi söyledim. Kendi evimizde rahat edemiyoruz. Sen Emreyi de çağırıyorsun, bize saygısızlık gibi oluyor. Burası sadece senin değil.

Bir an yüzü değişti; yumuşacık kız gitmiş, hakkını savunan bir kaçamak geldi yerine.

Ben resmen burada kalıyorum, adresim burası! Hakkımı biliyorum!

O anda anladım; bizim iyiliğimiz işini kolaylaştıran bir basamaktı sadece.

Aralık yaklaşırken, yeni yıl geliyor ama sevinç yok içimizde. Daha küçük noel ağacını mutfağa koyduk; Zeynep salonda, orası onun alanı çünkü.

Yılbaşında evde yok. Ev biraz bizim gibi. Mutfağı küçük sofra yaptık, eski televizyon, Murat bile sarıldı bana, “Yeni sene, bu iş bitecek Elif,” dedi. “Yoksa ben bu evde duramam!”

Ocakta Zeynep geldi. Akşam yemeğinde:

Emre yurdu bırakıyor, burası pahalı ona. Bir süre burada kalsa olur mu? Yakında evleniriz. Size hiç yük olmaz.

Elimdeki bardağı düşürdüm.

Murat:

Ne diyorsun! Burada bir de erkek mi yaşayacak?

Sadece birkaç ay. Nişanlım, dedi Zeynep, sakin.

Bu mümkün değil, dedim zorla. Anca kadar, senin adres kaydın var; bu kadar.

Ama kanunen hakkım! dedi. Hatta Emreyi kaydedebilirim, resmi olarak…

Artık sabrı bitti Muratın.

Hayır! dedi. Kendine başka ev bul, şubat sonuna kadar çıkman lazım! Yeter artık!

Zeynep, önceden olduğu gibi, “Peki” deyip gitti değil, gözümüzün içine bakıp:

Kanunen hakkım, mahkemeye verirsiniz. Ağustosa kadar kimse çıkartamaz, Emre de burada kalacak.

Bizi, ev sahibi olarak, açıktan tehdit etti.

Sonra günler geçti, Murat avukatla görüştü, polise bildirip Emre için tutanak tutturdular. Formalite, çünkü Emre kısa süreli misafir görünüyordu. Ama bir hafta geçince tutanak tutuldu, Emreye ihtar verildi, evi terk etti.

Biraz rahatladık, ama üç hafta sonra Zeynep yeniden Emreyi aldı.

İkinci kez kaydını yapacağım, dedi. Yasal hakkım var, ailem olarak geçiyor.

Avukatımıza sorduk, gerçekten böyleymiş.

Murat davayı açtı. Artık resmî olarak yeğenimize karşıydık. Nihal bana küstü, telefon yüzüme kapandı, akraba koptu. Muratı iş arkadaşları “Ev meselesi ilişkileri bozar” diye pohpohladı.

Martta Emre yeniden eve taşındı. Bavullarıyla salona girdiler. Ben mutfakta oturdum, pencereye bakıp ağlamadım. Onlar genç, iddialı, haklarını savunan.

Aylar oldu. Dava sürüyor, bu kez Emrenin ikametini engellemeye çalışıyoruz. Kanıt topluyoruz; komşu yazısı, su, elektrik faturası, gürültü kaydı…

Biz ise yatak odamızda, sessiz iki misafir gibiyiz. Akşamları sadece mutfakta çay içiyoruz. Zeynep ve Emre salonda dizilerini yüksek sesle izliyor, yeni alınan büyük ekranı asmışlar bizim eski televizyon balkona terk.

Oturduk, sustuk.

Bir ara,

Elif, dedi Murat, Satıp küçük ev alsak? Zaten burası bizim olmaktan çıktı.

Gözlerime uzun uzun baktı.

Kendi ellerimizle veriyoruz, dedi, kırık bir sesle. Onca yıl çalıştık, döşedik; şimdi sanki yabancılar. Ama başka türlü huzur yok.

Gülümsedim, içim acıdı.

Belki daha kolay olur, Murat. Ama hep içimizde kalacak, dedim.

Salondan Zeynepin gülüşü, Emrenin sesi geliyordu. Gençler, rahatlar. Aslında bizim evimizde, artık bizim olmayan salonda hayatlarının orta yerinde oturmuşlardı.

Çay soğumuştu, küçük mutfak camından dışarısı kararmış. Oyun oynayan çocuk sesleri uzaktan duyuluyordu, hayat devam ediyordu; bizimkisi sanki durmuştu.

Geçmişe döndü Murat,

Hatırlıyor musun Elif, dedi, burada masa başında karar vermiştik, alalım mı diye? Bir yıldan fazla oldu.

Hatırlıyorum, dedim, boğazım düğümlendi.

O zaman sözümü dinlemeliydik, dedi sadece.

Dinlemeliydik, diye cevabımı verdim.

Susup kaldık. Koridor karanlıktı; salondan Zeynep çıkıp banyoya geçti, arada “İyi akşamlar” dedi.

İyi akşamlar, dedik.

Sonra Emre geldi, mutfaktan buzdolabına açıp kendine meyve suyu doldurdu, içti. Bizi görüp “İyi geceler” dedi, çıktı.

Birbirimize baktık. Ağlayacak hâlimiz kalmamıştı.

Yarın emlak danışmanını arayacağım, dedi Murat sessizce. Değerini soralım, satarız. Yenisini küçük alırız. Yeter ki içinde sadece biz olalım.

Tamam, dedim, kalbim darmadağın.

Biraz daha sessizce oturduk, çay içtik, sonra odamıza geçtik. Kendi odamız, eski evimiz. Salon kilitli, yeni sahipleriyle dolu.

Murat hemen yatakta uzandı. Ben bir kitap aldım, ama okuyamadım. Burnumu çekerek kenara koydum.

Elif, biliyor musun, nerede yanlış yaptık? dedi karanlıkta. Her şey iyi niyetle, yardım etmek için başlamıştı.

İyiliğe fazla güvenmişiz, dedim. Minnettarlık sanmışız, ama insan soğuk çıkar bazen. Aile de olsa.

Safmışız, dedi iç çekip. Bu yaştan sonra öğrenmek zormuş…

Öyle, dedim.

Karanlıkta, duvarın arkasında Zeynep ile Emre gülüyordu. Televizyonun sesi vardı, hayatın gürültüsü. Biz ise kendi odamızdaki iki yabancıydık. Sanki ev sahibi değil, misafirdik, sanki bu eve yabancıyız.

O an anladım, evin elimizden gitmesinden çok daha sarsıcı başka bir şey var: İnsanın inancını kaybetmesi. İyiliğin döneceğine, yardımın bir gün başına bela olmayacağına, akrabanın sırtını dönmeyeceğine dair inancın yok olması. Bir evi kaybetmekten çok daha yıkıcıydı. O inancı bir daha zor bulursun…

Murat önce uyudu, ben ise uzun süre dönüp durdum. Salonun gürültüsü, gülüşmeler başımı ağrıttı, düşünceler zihnimi kemirdi. Sabah yine aynı hayat, yine aynı çıkmaz; ya mahkeme bitecek, ya biz bu evden çekip gideceğiz.

Dışarıda rüzgâr vardı, pencere açık, cam sallanıyor. Mart bitiyor, bahar gelecek. Ama bu evde bahar yok. Kar, soğuk; hiç bitmeyecek gibi.

Gözlerimi kapadım, uyumaya çalıştım hayalleri, hatıraları, korkuyu susturmaya çabaladım. Sonunda uykuya daldım, eskiden bizim olan, aydınlık ve sıcak evimizi rüyamda gördüm. Bizim evimiz.

Ama sadece rüyaydı o. Gerçekse çok uzaktı…

Rate article
Lifequest
Yabancı Duvarlar