Herkesi Şaşkına Çeviren Olay: Terkedilmiş Bir Evdeki Köpek Yavru Değil, Bambaşka Bir Canlıyı Besliyordu

İnsanlar şaşkına döndü: Terk edilmiş evde köpek hiç de yavrularını beslemiyordu

Benim adım Berkan Yılmaz. Her zamanki gibi marketten, kollarımda ağır poşetlerle eve doğru dönerken düşünceler arasında kaybolmuşum. Yaşlandıkça dizlerim iyice ağrımaya başladı, torunum Elif arayacağım demişti ama ses seda yok, bu kış da bir acayip geçti ya tipi ya çamur, sokakta yürüyüş bile zor. Düşüncelerimden sıyrılamazken birden ayağım takıldı; neredeyse yere kapaklanıyordum.

Arkamı döndüğümde, bacaklarımın arasından sıska, tüyleri keçeleşmiş sarman bir sokak köpeğinin hızla geçtiğini gördüm. Kemikleri sayılıyor, gözleri ise acı doluydu. Ağzında bir parça bayat ekmek vardı.

Nereye koşuyorsun be kızım? istemsizce söylendim.

Köpek arkasına bile bakmadan koşmaya devam etti. Sanki birisi onu bekliyordu. Ağzındaki ekmek parçasına sıkıca tutunmuştu.

Kesin yavruları vardır bir yerde, diye mırıldandım kendi kendime. Bahar yaklaşıyor, çoğalırlar şimdi.

Alışveriş poşetimi düzelttim ve yola devam ettim, ama içime oturan huzursuzluk geçmedi bir türlü. Bu hikâyede ters giden, eksik bir şey vardı adeta.

Ertesi gün de hiçbir şey değişmedi. Yine aynı sarman köpek, yine ağzında yiyecek parçası, yine aynı yoldan terk edilmiş bir eve doğru seğirtiyordu. O evde önceden Şerife Nine otururdu. Altı aydır ölü, ev ise bomboş ve karanlık.

Hele bak Berkan Abi, yine senin tanıdık geldi! diye bağırdı üst kattan komşumuz Fadime, balkondan. Her gün aynı şey. Yiyeceği nereden buluyor acaba?

Ne yiyeceği? dedim duraklayarak.

Hah, ağzında taşıyor ya işte. Herhalde çöp karıştırıyor. Yavrularını besliyordur, analık içgüdüsü!

Yavruları olduğuna emin misin?

Ne olacak başka? Bahar da yaklaştı, doğa gereği işte.

Başımı salladım. Yavrular mantıklıydı ama yine de kafamdaki rahatsızlık dinmedi.

Sarman yine eski, çürük çitin arasındaki aralıktan içeri süzüldü, terkedilmiş bahçede gözden kayboldu. Olduğum yerde donup kaldım.

Ne var ki bunda, bir bakayım hele. Zaten tüm mahalle konuşuyor, dedim kendi kendime.

Dikkatlice çitin aralığından içeri girdim. Çit inledi ama kırılmadı. İçerisi bir harabe: belime kadar diken, kırık camlar, paslı çaydanlıklar.

Derinden neredeyse duyulmayacak bir inleme geldi kulağıma. Sese yöneldim, yarısı yıkılmış ahırı dolandım ve kalakaldım.

Küçük sarman köpek, eski bir kulübenin önünde durmuştu. Önünde kocaman, kara, kıdemli bir sokak köpeği yatıyordu. Kafası bembeyaz olmuş, ince bir zincirle direğe bağlanmış.

Köpek kördü.

Gözleri sanki dumanla kaplanmış, tüyleri karışmış, gövdesi iyice zayıflamıştı. Yerde halsizce yatıyordu.

Sarman dikkatlice ağzındaki ekmeği bıraktı, burnuyla iterek kara köpeğe uzattı.

Kara köpek güçlükle hareket etti, ekmeği bulup hızla yemeye başladı. Sarman yanında öylece oturdu; ne sevindi, ne kuyruk salladı, sadece izledi.

Ekmeğin son kırıntıları da bitince, sarman usulca onun yüzünü yaladı ve yanına kıvrılıp yattı.

Ben donmuş halde bakakaldım. Gözlerim doldu.

Allahım Her gün, açlıktan neredeyse bayılan bu köpek, kendisini değil onu doyuruyor

Ne kadar orada başıboş durdum, bilmiyorum. Ancak sarman bana bakınca kendime geldim. O bakış, yardım ister gibiydi: Ne dikiliyorsun öyle? Ya git ya yardım et.

Bekle burada, dedim kısık sesle.

O anda bir anda gençleşmiş gibi koştum eve. Dizlerim sızladı, nefesim kesildi ama hiç durmadım.

Evde ne bulduysam kaptım: haşlanmış tavuk, pilav, biraz sucuk, su kabı Hepsini alıp yine aynı boş eve koştum.

Manzara değişmemişti. Sarman yine yanında bekliyor, kara köpek ise cansız gibi yatıyordu.

Al bakalım, diyerek yavaşça yanlarına çömeldim. Buyur.

Tavuğu önüne koydum. Sarman ise hareket etmedi. Gözünü bir an bile kara köpekten ayırmadı.

Kızım sen de çok zayıfsın, yemen lazım, dedim ama nafileydi.

Sonra anladım. Eti kara köpeğin yanına koydum. O ise hemen canlanıp yemeye başladı.

Sarman yutkundu ama yemeğe elini sürmedi, sabırla bekledi.

Kara köpek doyunca anca kalan bir parçayı aldı sarman. Su kabını da uzattım, ikisi de iştahla suyunu içti.

Böyle mahzun halde bakıyordum ki Fadime arkamda belirdi.

Niye ağlıyorsun be Berkan Abi? dedi hafifçe.

Çitin aralığında durmuş, gözleri büyümüş bakıyordu.

İşte bak, dedim kısık sesle, yavrular değilmiş meğerse. Yanındaki bu zavallı

Fadime bir süre sustu, sonra burnunu çekti.

Kim bırakmış ki böyle?

Şerife Nine, galiba. Zincire takıyordu. Kadıncağız ölünce, kimse hatırlamamış bile.

Altı ay oldu ya, yazık

Altı aydır Aç, susuz, zincir bağlı. Sadece şu sarman var, her gün besliyor.

Fadime de diz çöktü, sarmanı başını okşadı.

Maşallah sana kızım maşallah.

Akşamüstü, apartmandan neredeyse herkes geldi. Kimisi otomatik olarak yemek getirdi, kimisi kullanılmayan battaniyeler. Erkekler zinciri koparmaya çalıştı ama zincir çok kalındı.

Bir spiral taşlama lazım, dedi komşu Mustafa. Yarın getiririm.

Sabah Mustafa elinde spiral taşlama ile geldi. Herkes yine toplandı.

Dikkat et Mustafa Abi, korkutma! dedi Fadime komuta eder gibi.

Makina çalıştı, kıvılcımlar. Kara köpek korkudan titredi, kalkmaya çalıştı.

Zincir bir anda düştü.

Tamam, serbest artık, dedi Mustafa terini silerek.

Yavaşça yere diz çöktüm, kara köpeğin kafasını okşadım.

Ne dersin, bana gelir misin? Sıcak yuvam var, yemek de var Ha, sarmanı da bırakmam. İkinizi birden alırım.

Kara köpek hafifçe kuyruğunu salladı, sanki her kelimemi anladı.

Kendim kaldırmaya çalıştım ama beceremedim, ağırdı.

Hadi ben alayım, dedi Mustafa dikkatlice köpeği kucağına alarak. Nereye?

Üçüncü apartman, yirmi bir numara.

Mahallenin ortasından geçerken, herkes kenara çekildi, gözleri dolu doluydu. Sarman kulakları aşağıda, kuyruğu bacaklarının arasında, hiç ayrılmadan peşimizden geliyordu.

Apartmanda her zamanki teyze ekibi sopalarıyla başıma dikildi.

Berkan, n’apıyorsun sen? dedi içlerinden biri, kızgın.

İçeriye köpek alıyorum, dedim kararlı.

Bunlar pirelidir! Pisler! Kokar buralar bak benden söylemesi!

Yıkarım.

Komşular ne der sonra?

İçimde biriktirdiğim öfkeyle bağırdım:

Ne desinler? Altı ay zincire bağlı kaldı bu köpek! Kör, aç, susuz! Hiç kimse görmedi. Sadece bu sarman gördü. Biz ise her gün yanından geçip bakmadık bile!

Sesim titredi, gözlerimden yaşlar süzüldü. Teyzeler sustu, başlarını öne eğdi.

Bilmiyorduk, dedi biri pişmanlıkla. Şerife öldü, bize haber eden olmadı.

Kimseye haber vermeyen de biziz! dedim, göz yaşımı silerek.

Arkamı dönüp apartmana girdim. Mustafa arkamdan geldi, sarman da hemen arkamdaydı.

Eve girdiğimizde eski bir battaniyeyi yere serdim, Mustafa kara köpeği dikkatlice üstüne yerleştirdi.

Hah işte, dedi. Yardım lazım mı?

Yok, sağ olun. Gerisini ben hallederim.

Mustafa gidince kapıya yaslandım. Sarman kara köpeğin yanına oturdu, bana baktı. Gözlerinde öyle yoğun bir minnettarlık vardı ki yüreğim sızladı.

Peki tamam, derin bir nefes aldım. Tanışalım. Ben Berkan. Sizinkiler ne oalcak?

Sarman hafifçe havladı.

Sana Sarman diyelim. Kara köpek, sana da Karaburun. Uygun mu?

Bir kap pilav ve et hazırlayıp Karaburunun önüne koydum. O ise şaşkın, ortamı yabancılıyordu.

Hadi bakalım, deyip elimle uzattım.

Karaburun elimi yavaşça kokladı, elimdeki lokmayı aldı.

Aferin, güzel kızım, dedim yavaşça.

Küçük küçük, sabırla yedirdim. Sarman da başını dizime koydu birden. O an anladım: güven, minnettarlık.

Akşam Fadime aradı.

Nasıllar, iyi mi ikisi?

İyi vallahi, ikisi de uyuyor.

Sen neden uyumuyorsun?

Düşünüyorum.

Neymiş derdin?

Bir süre sustum.

Bazen var ya, biz insanlar hayvandan beteriz. Bir köpek bile başka birini düşünürken biz görmezden geliyoruz, umursamıyoruz. Her gün yanından geçiyormuşuz meğer.

Boş ver, çok üzülme.

Yok, içim rahat etmiyor! dedim, sesim titreyerek. Utanıyorum! Valla utanıyorum Karaburunun önünde!

Telefonu kapadım, yere oturup hayvanların yanına sokuldum, dizlerimi kollarımla sardım ve ağladım.

Bir hafta geçti. Karaburun yavaşça toparlandı. Önce sadece yattı, sonra güçlükle doğrulup birkaç adım atmaya başladı. Sarman bir an olsun başından ayrılmadı, sanki rehberi gibiydi.

Sana ne güzel bir rehber bulduk Karaburun, dedim. Bundan iyisi olmaz.

Hikâyemiz kısa sürede mahalleye yayıldı Fadime herkesle paylaşmıştı bile.

Berkanın haberin var mı? diye fısıldaşıyordu teyzeler. İki köpeği evine aldı!

Duyan çok dedi ya, biri körmüş, zincire bağlı altı ay kaldı diyorlar.

Öteki de onu beslemiş, düşünebiliyor musun?

Olmaz öyle şey!

Vallahi olurmuş! Fadime kendi gözleriyle görmüş!

Ben sokakta köpeklerle yürüyüşe çıkınca herkes durup bakıyordu. Kimi gülümse, kimi başını sallar.

Helal olsun Berkan, dedi Mustafa bir gün. Adam gibi adamsın.

Ne adamı, dedim el sallayarak. Sarman adam gibi adam, ben ise sadece doğru zamanda doğru yerdeydim.

Bir akşam kapım çaldı. Kırklarında genç bir kadın kapıda.

Merhaba, Berkan Bey siz misiniz?

Evet, buyurun?

Benim adım Işıl. Köpeklerinizi duydum. Onları nasıl kurtardığınızı Yardım edeyim diye geldim. Ben veterinerim. Karaburunu muayene etmek isterim. Ücretsiz.

Şaşırdım.

Ücretsiz mi?

Evet, sadece yardım etmek istiyorum. Olur mu?

Buyurun, lütfen.

Işıl hanım uzun uzun Karaburunu muayene etti; sonra bana döndü:

Yaşlı, hastalıklı ve kör. Ama düzenli bakılırsa yaşayacak. Gözleri için yapacak bir şey yok.

Peki nasıl bakayım?

Çantasından ilaçlar çıkardı:

Bunu verin, vitamin. Bunu eklem için, bunu da patileri için sürün. Hepsini yazacağım.

Borcum ne kadar?

Yok, dedi gülerek. Benden, hikâyenizi duyan bütün mahalleli adına hediye.

Gözlerim yine doldu.

Sağ olun.

Asıl siz sağ olun, dedi, Sarmanı okşayarak.

Işıl hanım gittikten sonra oturup düşündüm. Karaburun ayaklarımda, Sarman ise yanımda; uzun zamandan beri ilk kez içimde gerçekten bir sıcaklık hissettim: nihayet birine ihtiyaç duyuluyordum.

Ve mutluluğun ne demek olduğunu yeniden anladım.

Günün sonunda şunu öğrendim: Bazen asıl insanlık, sessizce yardım edenlerden, hiç karşılık beklemeden paylaşanlardan öğreniliyor. Bunu bana bir sarman köpek ve onun dostu hatırlattı.

Rate article
Lifequest
Herkesi Şaşkına Çeviren Olay: Terkedilmiş Bir Evdeki Köpek Yavru Değil, Bambaşka Bir Canlıyı Besliyordu