Ve kader işte, Zehranın da tam kar fırtınası koparken doğumu başlasın! Halbuki daha üç hafta vakti vardı, o zamana kadar fırtına diner, kuru ve soğuk havada hastaneye gitmek daha kolay olurdu. Ama hayır, bebek içeride darlandı, çıkmaya acele etti; dışarda kaç gündür tipi, umurunda bile olmadı.
Böyle havalarda köye hiçbir araba giremez. Yolları öyle bir kar kaplamış ki, kimi yerlerde insan beline kadar gömülüyor. Kar bir türlü durmak bilmedi, sanki gökyüzünde un çuvalı patlamış da sürekli dökülüyor. Camdan bakınca her yer bembeyaz; dışarı çıkınca yüzüne iğneler gibi kar çarpar, gözünü bile açamazsın. İşte tam böyle bir fırtınada doğmaya karar verdi Zehranın bebeği.
Sabah erken saatlerde Zehra kendini tuhaf hissetti, bazen beli çekiyor, bazen oturmak istiyor ama bir türlü rahat etmiyor, kalkıp sürekli evin içinde dolanıyor. Bunu fark eden kayınvalidesi Emine Hanım sordu:
Zehracığım, yoksa doğum mu başlıyor, niye böyle dolaşıyorsun?
Bilmiyorum anne, içimde bir huzursuzluk var.
Gel bakayım, karnına bakayım.
Eski zamanlarda kadınlar bu işleri bilirdi, şimdi her şeyi doktorlar yapıyor, hastanede doğumlar oluyor, kimse eski usulü bilmiyor. Köyde de bir tek Hatice Nine kaldı, oysa vaktiyle üç ebe vardı köyde.
Karnın aşağıya inmiş Zehra. Herhalde bebek doğmaya karar verdi.
Daha vakti var, anne, nasıl doğacak şimdi?
Evladım, bu işler bizim elimizde değil, Allah ne zaman dilerse öyle olur.
Zehranın gözleri doldu, korkuyordu, ilk doğumu, neyle karşılaşacağını bilmiyor, sorup öğrenecek kimse de yok. Emine Hanımın da sadece bir oğlu olmuş, hem de yirmi yıl önce, hiçbir şey hatırlamıyor.
Zehra, ben gidip Hatice Nine’yi getireyim. Bak bu tencereyi ocağa koyuyorum, kaynayınca altını kapat. Kendini iyi hissediyorsan temiz havlu ve çarşafları hazırlarsın. Nerede olduklarını biliyorsun. Ama gücün yoksa, hiç zorlama. Ben Hamiti doğururken, Hatice Nine bana “Yürü kız, yürüdükçe daha kolay olur,” derdi. Derin derin nefes almamı söylemişti, açılma çabuk oluyor. Şalımı bağlayayım, ben bir annene de uğrayıp haber veririm. Dayan kızım, Hatice Nine bu işin ustasıdır, herkes ona gelirdi eskiden, köyün kadınları hep onunla doğurdu. Çok iyi biridir.
Emine Hanım kalın kabanını giydi, eline kürek sapı alıp dışarı çıktı, fırtınaya karşı adım adım ilerledi.
Zehra evde yalnız kalınca daha çok korktu. Ya şimdi doğum başlarsa, yanında kimse yoksa ne yapacak? Böyle bir havada kayınvalidesi nasıl gelecek, ya düşerse? Ya annesi gelemezse, oysa gelmemesi için sebep yok! Ne yapacağını da bilmiyor, tek bildiği, yürümek ve derin nefes almak. Fakat kasılmalar gelince nefes almak bile zorlaşıyor.
Ah, eşi Mehmet yanında yok, elinden tutup “Başaracaksın, ben buradayım,” diyebilecek kimsesi yok. Bu lanet fırtına yüzünden şehirden dönüp gelemedi, ne otobüs var ne yol; haberi bile yok bebeklerinin ne zaman doğacağına dair. Sırtı da fena çekiyor!
Bir süre sonra, üzeri başı karlara bulanmış annesi Fadime Hanım kapıdan içeri girdi.
Kızım! Zehracığım! Emine ablan, doğumun başladığını söyledi.
Evet anne…
Dur kızım, şimdi geliyorum yanına. Biraz kuru meyve getirdim, hemen komposto yaparım. Sıcak su kaynatmak gerek…
Bir saat sonra kayınvalidesiyle Hatice Nine de geldi. Hatice Nine, yaşlı ama çevik bir kadın; Zehrayı kontrol etti ve dedi ki:
Sabah olurken doğar.
Nasıl sabaha? diye şaşırdı Zehra Daha vakit öğlen bile olmadı, dün gece başlamıştı kasılmalar.
Kızım o ilk belirtilerdi. Bazen günler öncesinden başlar. Şimdi açılma başlamış ama daha çok az. Acele etme, yarın olur. Ben eve gidiyorum.
Gitmeyin Hatice Nine, dedi Zehra yalvararak Sadece siz anlıyorsunuz, sizinle daha rahatım.
Hayatında yüzlerce doğum gören Hatice Nine Zehraya acıdı:
Peki kızım, ben burada kalayım. Annen rahat olursa, bebek de kolayca gelir.
Zehra henüz bilmiyordu ki doğum öncesi denen şey, güzel gibi görünen ama kısa süren bir dönemmiş. Sonrası ise, bıçak gibi acılar, ne adım atabiliyor ne yatabiliyor, sadece ağrı hissediyor.
Emine Hanım’la Fadime Hanım panik içinde ne yapacaklarını şaşırdı; bir yardım edemiyorlar, bir kenara çekilemiyorlar. Hem üzülüyorlar, hem dolaşıp duruyorlar. Hatice Nine onları dümdüz odadan kovdu, “Gidin biraz ütü yapın, gözümün önünde boşuna dolaşmayın,” dedi.
Geceye doğru her şey durulmuştu. Hatice Nine baktı, açılma artmış ama yavaş ilerliyor. İlk doğum olduğu için vakit alıyor, bebek yeni yolu buluyor. Zehra da çok zorlanıyor, anlatılacak gibi değil. Hafif kasılmalar durunca biraz çorba içti, Hatice Nine onu yatırdı ki güç toplasın.
Dışarda fırtına sanki azgınlaştıkça azgınlaşıyor.
Sabaha karşı Zehra aniden uyandı, odada karanlık, Hatice Nine hafifçe horluyor:
Allahım yardım et, diye dua etti Zehra, duvardaki seccadeye bakarak Lütfen bebeğim çabuk gelsin.
Sonra kasılmalar yeniden hızlandı, dayanılmaz bir acı, gözleri hiçbir şey görmüyor. Hatice Nine uyanıp baktı, Beş parmak ama daha var. İlk doğum, uzun sürer, geçer.” dedi.
Sabah olurken Zehra neredeyse bayılacak kadar yorgundu, saç-başı ter içinde, gözleri kapanıyor.
Çok az kaldı, dedi Hatice Nine, bebek neredeyse burada.
Nineciğim, yardım et, titredi Zehra, Nineciğim, yardım et, lütfen!
Zehra, ne diyorsun, dedi annesi sıkıntıyla senin ninen burada yok ki, rüya mı görüyorsun? Yalnızken küçükken de “nineciğim” derdin ya, hâlâ öyle diyorsun. Babaannen seni özel severdi, sen onun ilk torunuydun, kendi yalnızca erkek evlat sahibi olmuş.
Zehracığım, bak tepesi gözüküyor. Dayan güzel kızım, son bir gayretle nefes al. Bak böyle… Puf puf puf, diyerek birlikte nefes aldı Hatice Nine.
Bütün gücüyle, bağırarak, zorlayarak sonunda Zehra doğurmayı başardı. Bebeği Hatice Nine’nin şefkatli ellerine teslim etti.
Belki de bu son doğumumdur, diye mırıldandı Hatice Nine, yeni bir hayata gülümseyerek. Zehranın kucağına bebeği verdi:
Oğlun oldu, Zehracığım, bak maşallah, tam bir paşa gibi, sesi de gür; kesin köyün muhtarı olur!
Zehra sevinç gözyaşlarıyla bebeğinin minik parmaklarını öptü. Böyle bir mucize ona nasıl sığmış? Ah ki Mehmet yanında olsaydı, görseydi oğullarının ne kadar güzel olduğunu! En iyi, en yakışıklı oğlan bu!
Kaan, benim Kaanım, fısıldadı.
Hani adını Efe koyacaktın? şaşırdı kayınvalidesi.
Oğlumun adı Kaan olacak, dedi Zehra gülümseyerek, Kaan Mehmetoğlu.
Hatice Nine işini bitirip evine gitmeye hazırlandı, yaşlı haliyle oldukça yorulmuştu. Her doğum yeni bir umut ama güç harcıyor insana; şimdi gidip dinlenmek ona da lazım.
Zehra bebeğiyle birlikte uykuya daldı, Fadime Hanım da aceleyle evine döndü; çünkü evi 24 saattir bırakamamıştı. Şalını başına kadar sardı, kayınvalidesine sessizce el sallayıp dışarı çıktı.
Bak hele, tipi artık dinmiş, kar artık ince ince yağıyor, galiba tamamen duracak. Yarın ya da ertesi gün Mehmet gelir. Eve dönmesine az kalmıştı.
“Dur bakayım,” diye düşündü, “Hanife Nineye uğrayayım. Belki bir ihtiyacı vardır, ekmek kalmamıştır, gerçi geçen gün götürmüştüm ama yaşlılar az yer zaten.”
Mehmetin babaannesi, Zehranın ninesi, evlerinin iki ev ötesinde oturuyor, 93 yaşında. Yıllardır yalnız yaşıyor, onların yanına taşınmak istemiyor, kendi başına idare ediyor, zaten çocuklar da yardım ediyor.
Bahçenin kapısını güçlükle açtı, kapının yanında gösterdi ki, oğlu dün uğramış, kürek orada. Kapı önünü temizledi, basamağı süpürdü, içeri girdi:
Hanife Nine, Hanife Nine! diye seslendi, ayakkabılarını çıkarırken Ben Fadime geldim, seni görmeye.
Cevap yok. Demek uyuyor, uyandırmaya kıyamadı. Paltoyu çıkardı, evin ön tarafına geçince…
Hanife Nine, yatağında, elleri göğsünde kavuşturulmuş, tertemiz yeni elbiseler giymişti. Hemen anladı Fadime, çünkü bu elbiseyi daha önce görmemişti; başındaki başörtüsü de bembeyaz, yeni alınmış gibi. Yanına yaklaştı, gözlerinden yaşları sildi, yaşlı kadının gözlerini şefkatle kapadı.
Yan sehpanın üstünde Zehranın fotoğrafı, yanında Kuran ve bir mum duruyordu.
Sağ ol nineciğim, Zehraya yardım ettin. Oğlunu doğurdu, adını Kaan koydu. Biliyorum sen de biliyorsun, nineciğim, diyerek yaşlı kadının yanaklarından öptü, Allah razı olsun senden…
Ve işte ben de o sabah, annemin gözyaşını, Hatice Nine’nin huzurlu tebessümünü, yeni doğan oğlumun ilk çığlığını, dağlar kadar karı, köyün yaşlılarının sessiz vefasını hiç unutmadım. Hayatta hiçbir mucize kendiliğinden olmaz; sıkıntılı, zor bir gecede bile sevgi, sabır ve dua insanın içini sıcacık tutmaya yeter. En güzel dersim, aile olmak, bir arada olmak ve sabrı elden bırakmamaktır.




