Hamam Böcekleri
Bir zamanlar, Melikenin kafasında hamam böcekleri halay çekiyordu. Neşeli, insanın içini kıpır kıpır eden bir halay
Ayaklarıyla fener yapıp, müzikle birlikte iki şaplak, üç tıkırtı uyumunda dans ediyorlardı; kafasının içinde çalan şarkı giderek yükseliyordu.
Aslında, Melikenin hamam böcekleri genelde uysal olurdu. Sessiz, kendi halinde, soylu cinstendiler. Gerçi bundan yana hiç sıkıntısı olmamıştı. Hamam böceklerinin genetiği üzerinde Melike uzun uzun, keyifle çalışmıştı. Zira zaten kendi özü yetmiyordu.
Büyükannesi hep Melikeye derdi ki Hamam böcekleri iyidir. Kafanda hamam böceği varsa bil ki, sen sıradan biri değilsin. Kıvılcımlı birisin! Böyle insanlar hayata ve çevresine renk katar. Zira hayat dediğin çoğu zaman çok sıradandır.
Tabii kıvılcım lafı Melikenin aklından çıkma değildi. Aslında büyükannesi modern kadındı. Ağzında yeni yeni kelimeler, günümüzün jargonu. Seksenini geçmiş bir hanımefendiydi ama hâlâ çok dinçti, çok canlıydı.
Gerçi Melikeye, gerçek anlamda, babaanne değil, anneannesinin annesi sayılırdı. Ama bu baba-ana eklerini kim takar ki? Anneanne çoktan göçüp gitmişti, büyükannesi onun boşluğunu bütünüyle doldurmuştu. Hayatta böyle tuhaflıklar olurdu. O yüzden tüm baba-ana ekleri gereksizdi, detaydı.
Melike büyükannesini çok severdi. Başka kimi kalsın? Anneden sayılmazdı
Annesi ise Aman Allahım! Ne dersen de az kalır! Akıllı mı akıllı, güzel mi güzel, hem de müdür! Hem de neyin müdürü, okulun! Ama Allahtan Melikeyi kendi okuluna koymamış, başka okula vermişti. O konuda, yine babaanne sağ olsun. Direktif ondan gelmişti.
Çocuğa kendi sıkıntını yaşatma!
Ne demek istiyorsun?
Ne demek olacak? Başka okulda normal çocuk olur, senin okulunda annenin kızı. Yazık etme kızın itibarına! İleride lazım olur. Kaybetmek kolay, kazanmak zor Daha ne diyeyim ki? Akıllı kadınsın!
Babaanne lafa hiç dolambaçlı girmezdi. Her şeyi olduğu gibi; çünkü doğrusu buydu. Melike bunun doğru olup olmadığını tam bilemezdi ama sonucu görüyordu. Kendi annesini annesi beş yaşından beri büyütmüştü, çünkü annesi anneannesini kaybetmişti. O olayın ne olduğunu Melike çok sonraları öğrendi. Hiç istemezlerdi o günleri hatırlamak.
Talihsizlik Melike. Ahmakça bir kaza. Düşmeyen bir buz sarkıtı Belediyenin ihmal ettiği bir çatı temizliği; bedeli de bir insan hayatı. İyi ki sadece bir can! Senin annen de yanındaydı. Annesi itmese, ben şimdi tamamen yalnız kalırdım.
Anneanne, peki her an herkesin başına gelebilir mi böyle bir talihsizlik?
Yalan söyleyeyim mi?
Hayır!
Tabii ki gelebilir! Hem sana, hem bana, hem de Cumhurbaşkanına! Ama korkmak için bahane sayılmaz bu.
Peki nasıl yaşanır öyleyse?
Hayatı son anınmış gibi yaşarsın! Kendine ve bu dünyaya, senden önce kimsenin yapmadığı bir güzellik katmaya çalışırsın. Karşılık beklemeden, elinden geldiğince Dünya yeterince karanlık zaten, bırak biraz da aydınlık kat! Biz olmadan da yeterince karanlık var orada.
Anneanne, söylenmesi kolay, yapması zor.
Zor tabii ki! Zor olduğunu bilmen iyi işte. Demek doğru yoldasın. Senin böcekler akıllıca gelişiyor.
Ne gelişiyor, anneanne, fena mısın? Böcek de neymiş?
Melike aslında böcekleri hiç sevmezdi. Yok, kelebek filan olsa olurdu, hatta arı da… Ama görünce içi sıkılan bu yaratıklardan fena halde iğrenirdi.
Ahh! Anneanne! Böcek var!
Kıpırdama! Belki yavruları vardır! deyip bir hamlede terlikle indirirken gözleriyle de etrafı denetlerdi. Başka yok mu?
Yok! Amma sen yavruları var dedin!
E, merak ediyorum neredeler?
Ve genel temizlik başlardı; Melike anlardı ki, o zavallı böceğin yavruları da hayatta kalamayacak.
Büyüdükçe anladı ki, büyükannesi onu esirgiyordu. Melike, bağıra çağıra olay çıkarabilse de iş yapmaya gelince çekingen olurdu. O aşamaya gelene dek böcek dedesinin torunları bile olmuş olurdu.
Bu Melikenin özelliğini bilmeyen kalmamıştı; büyükanneden, spor hocalarına kadar.
Bu kız başka şeylerle ilgilensin. Esnekliği var, gereken veri var ama karar vermede yavaş. Sporda tehlikeli olabilir. Düşünün lütfen!
Düşünürüm! deyince, babaanne Melikeyi satranç kulübüne yazdırdı.
Kulüp çok iyiydi. Kimse Melikeye acele ettirmiyordu. Düşünebildiği kadar düşünebilir, bunun için bir de takdir alırdı. Eh ne güzel! Melike burada uzun süre kaldı zaten.
Başarılarıyla büyükannesi gurur duyardı. Turnuva kupası alınca ille de komşuların göreceği şekilde taşırdı.
Canım Melike, sen tam bir yıldızsın!
Korkutuyorsun beni anneanne!
Niye ki?
Anneme sen yıldızlaşanların mutlu olamayacağını söylemiştin! Ben yıldız olmak istemem!
Yanlış anladın!
O zaman anlat! Ben çocuğum!
Büyükannesi hep açıklardı. Her Melike sorusunda, hissederek, düşünerek, yerinde cevap verirdi. Tabii annesinin her zaman hoşuna gitmezdi bu.
Anne, yine Melikeye neler anlattın? Bugün bana eteğinde getirmek ne demek diye sordu. O yaşta bilgi mi bu? On üç yaşında bu çocuk!
Neden olmasın? Çocuklar bugün çok hızlı. Melikenin sınıfında neler oluyor bir sorsan şaşar kalırsın. Öyle romanlar, öyle aşklar anlatıyor ki, ben de utanıyorum valla. Ben üç kere evlendim sanıyordum, hiçbir şey bilmiyormuşum!
Melike bana öyle şeyler söylemedi
Sormadın ki Hepimiz böyleyiz kızım! Bizim ailede, görünüşte herkes sakin, ama kafamızda bir halay ekibi dolanır, haberin yok! Çocukla konuş! Korkma! Bütün söylediklerim yeriyleydi. Sadece bir laf geçti, bak hafız bir çocuk, hemen unutmuyor.
Anne, onun aklıyla ne yapacağım ben? Bazen öyle acayip sorular soruyor ki Nasıl konuşacağım ben onunla?
Ben nasıl konuştuysam öyle Hatırlıyor musun?
Sen benden hiç bir şey gizlemedin. Hep olduğu gibi anlattın. Neden?
Çünkü hayatın tokadını yemesi daha acı olur! En iyisi ben anlatayım şimdi, sonra ayaklarına basa basa kendi öğrenmesin. Hatırlasana, senin başına da geldi. Melikeyi on dokuzunda doğurdun, koca yok… Nesi iyi?
Anne!
Kızma, biliyorum! Aşkı da bilirim, Melikenin babasının ailesini tanımadığını da Boş ver, elimize Melikemiz kaldı. Fena mı? Ama sen tek kaldın, işte bu iyi olmadı! Gençsin, güzelsin, zeki; ama kendine hayat kurmadın!
Anneanne, lütfen başlama!
Başlamam! Yeter ki kendini hayattan soyutlama! Bir hata kendini yok saymanın bahanesi değildir.
Zaten saymıyorum! Melike hata filan değil!
Onu değil, o ölürüm-aşk halini diyorum! Evden kaçtığında seni şehir şehir aramıştım hatırlıyor musun?
Hatırlıyorum… Beni bulduğunda bir laf bile etmedin. Kendi ellerinle börek getirdin. Kızamadın bile Seni çok seviyorum anneanne
Biliyorum! Bırak da çocuğumuzu yetiştireyim!
Karışmam
Melikenin annesi sonunda mutluluğunu buldu. O zaman Melike on altısına yeni basmıştı. Neredeyse bir yıl annesi kimseye söylemeden yeni hayatının temellerini atıyordu.
Onu, Melike, bir kafede görüp anlayıverdi. Arkadaşlarıyla oturduğu cafede, gayri ihtiyari annesiyle bir adamı gördü. Adam elini tutmuş, annesinin yüzü kocaman gülümsüyordu. Melike hiç böyle gençleştiğini, şenlendiğini görmemişti annesinin. Önce çok tuhaf hissetti, kıskançlık baskın çıktı. Eve dönerken kendini toparladı.
Anneanne, biliyor muydun?
Evet, tahmin etmiştim.
Karışmak istemiyorum
Karışma o hâlde! Endişen ne?
Onu biri üzerse?
O sırada mutfakta mantı yoğruluyordu, Melike kendini mutfağa atıverdi, telaşla. Büyükannesi ellerini sildi, Melikeyi çekip yanına aldı.
Kimse öyle kolayca dokunamaz kızımıza. Liza tek değil, her zaman arkasında dağ gibi biri var.
Melike itiraz etmedi. Büyükannesi eski bir emniyet müdürüydü çünkü, görevde iki seri katili çıkartmış, bulmuştu. Boş kalmamış, dostları çoktu, herkes sayardı. Melike bilir, büyükannesi belki de Melikenin annesinin sevgilisi hakkında onlardan çok daha fazla bilgiye sahipti. Alnında bir kırışık belirse, işlerin rayında gitmediği anlaşılır, şimdi öyle bir kırışık yoktu; demek ki anne başka biriyle de olsa, doğru yoldaydı. Yalnız, annesini paylaşmak hâlâ ona çok zordu.
Ama kabullenmek zorunda kaldı. Annesinin nişanlısı, Arda Bey, eve tez zamanda tanışmaya geldi. Melike mecburen annesinin evlenmesine onay verdi çünkü adam samimi konuşuyordu, annesinin alnında endişe çizgisi yok olmuştu. Ve böyle bir anne hâli Melikeye iyi geldi.
Kıskançlık uzun süre sürdü. Memnuniyetsizliğini saklamaya çalıştı ama işin doğrusu, beceremedi. Hele ki kendi küçük kardeşi Oktay doğunca! Annesi çiçek gibi açılmıştı, Melike de büyükannesine serzenişte bulundu:
Kötü yetiştirmişiz seni, kızım! Az dövmüşüz! diye öfkelendi babaanne.
Ne var anneanne, seni dertlendirecek?
Sen böyle bencil olacaksın diye hiç düşünmemiştim! Annesinin yanına taşınmak istemedin de, ne sandım Yeni evliler sıkıntısı, tamam anladım, büyüdün sandım. Meğer yanılmışım! Koca anneanne oldum da kendimi hiç bu kadar yaşlı hissetmemiştim!
Anneanne, ben karşı değilim! Sadece…
İçin mi sıkıldı? Annen artık gidip sana sarılamayacak, çünkü Oktay çıktı ortaya! Melike, anlıyor musun? Artık yalnız değilsin! Annen de, benim de ömrüm sonsuz değil Şimdi artık daha kolay içim rahat. Bakış açını değiştir!
Denedim! – tersledi Melike. Ama…
Hâlâ zor mu?
Evet! Neden ben böyleyim ki?
Gayet normalsin, özünü kötülemenin anlamı yok! Sadece anneni hep kendine ait sandın, şimdi paylaşman gerekecek, değil mi?
Galiba
Paylaşma o zaman! Problem ne?
Nasıl yani?
Bak, kimse senden evlerinde yaşamanı istemiyor. Okuldan çıkınca uğra, annenin elini rahatlat, yardım et; bak, o zaman sevgiyi de ilgiyi de paylaşırsın. Almak kolay, verebilmek zordur kızım. Sevgi böyledir; ne kadar verirsen, o kadar çok gelir. Şüphe ediyor musun annenin seni sevdiğinden?
Hayır!
O hâlde böceklerini frenle! Bir iki seneye sen de evlenir, anne olursun.
Bu üstelik hiç yerinde bir laf olmadı. Melikenin zaten uğraşı yeterdi! Okul, dersler O aralar hayatına yeni giren, uzun boylu, biraz asabi biri vardı: Deniz. Henüz sevgili sayılmazlardı. Hatta o dönem sürekli çatışır haldeydiler.
İlk defa okullar açılışında denk geldiler. Melike şık kıyafetiyle koştururken, merdivende takılıp düştü ve arkasından, gözlüklü Denizin sesi geldi:
Dikkatli olmalı insan! Melike’nin adını bile bilmeyen bu sessiz çocuğu nereden tanısın ki?
Ne dedin, yardım etsene!
Zaten onu yapıyorum. Pek mantıklı değilsin.
Melike çok alınmıştı.
Düşünsene! O burada canı yanıyor, yerde sürünüyor, bu ise
Denizin yardımına elini itip, neredeyse sendeleyerek müdür yardımcısının odasına gitti.
Melike, ne oldu sana kızım?
Bir şey yok, takıldım sadece.
Hemen revir! Şaka mı bu?
Sonra giderim, merak etmeyin hocam.
Sonrası yok! Melike, bu işin şakası yok!
Deniz peşinden odaya girdi, çantasını yerleştirdi, sordu:
Götüreyim mi seni?
Nereye?!
Revire. Belki burkulma vardır.
Git işine! Kendi hallederim!
Deniz omuz silkti, çıktı. Hocası başını salladı:
Melike, niye canını sıkıyorsun Denize? O harika bir çocuk! Okulun gururu! Doktor olacak, senin gibi. Sorununuz ne?
Hiç Melike mırıldandı ama aklına bir işaret koydu. Demek doktor olmak istiyordu, eh ne güzel!
Melike, meslek seçimi hiç düşünmemişti. Çocukları tedavi etmek, en zor şeydi. Hep zor olanı tercih ederdi, işin kolayına kaçmazdı. Zor geldi mi, albenisi olur!
Melike ve kafasındaki böcekleri, özellikle karmaşık sorunları severdi. Mesela annesi ve Oktay meselesi. Oktay kafasını karıştırmıştı. Gürültücü, inatçı ama sıcacık bir çocuktu. Kısa sürede ablasını tanımış ve uzun süre ortadan kaybolsa, annesine kriz çıkarıyordu. Melike artık üvey babasının epey geniş evinde hafta sonlarının çoğunu geçiriyor, annesine yardım ediyordu.
Ama gerçekte, Melike kendisine yardım ediyordu.
Kardeşini kucağına aldığında, içindeki bir eksikliği hissediyordu. Hareketli küçük oğlanı, saçını burnunu ısıran bu çocuğu sevmişti, itiraf etmek kolay olmuyordu. Büyükannenin tavsiyeleri de, annenin ince uyarıları da fayda etmedi.
Sıkıntıları vardı, üstelik gitgide büyüyen bir kartopu gibi. Melikenin kafasındaki böcekler de yeni dert çıkmasına sevinip halay çekiyordu. Kardeşi konusunda mesafe kısaldı, çünkü onu sevmemek zordu, ama diğer sorunlarla uğraşmaya devam etti.
Tam da Oktay yüzünden, Melike doğru mesleği seçip seçmediğini ilk kez sorguladı.
Anneanne, eğer çocukları sevmiyorsam, onlarla olamam! Farkında mısın?
Tüm çocukları topluca sevmediğini de nereden çıkardın?
Bilmiyorum Kafam karmakarışık.
Kendini sıkıyorsun Melike.
Olsun. Düşünmek gerekmez mi? Kötü olurum diye korkuyorum.
Sevindim!
Neden?
Soruya ciddiyetin için. Çocukların yanında sinirli doktor olmaz. Çabuk anlaman iyi. Hadi yüzleş kendinle!
Nasıl?
Düşünüp bulacağım.
Büyükannesinin yaratıcılığına güvenirdi ama önerisi oldukça tuhaftı. Melikeyi staja gönderdi.
Büyük bir aile, çocuklar çok, hepsi hareketli Eğer onlarla başa çıkarsan, devam et.
Nereden tanıyorsun onları anneanne?
Az sonra, suyunu içip cama döndü, düşündü, sonra anlattı.
Onlar, belki de hayatımın en büyük hatası. Vildan abla bir zamanlar öz babasından şikâyetçi olmuştu, annesini öldürdüğünü sanıyordu. Kadın kayıptı, üç çocuğu vardı, en küçüğü bir yaşında. En sonunda üvey baba saldırıya kalktı. Ablası onu korudu, kardeşi de destek oldu. Onlara annesinin bir daha bulunamayacağını, Vildandan kurtulunca rahat edeceğini söylemiş. Vildan, bir çocukluk aşkı olan biriyle arkadaştı, ailesi müdahale etti, dosya açıldı, araştırma başlattık. Bulduk annesini de iki başka kadını da Yoksa bir kadını da zamanında bulabilseydik ölmeyecekti
O yüzden mi suçluyum dedin anneanne?
Evet, canım. O adam tehlikeliydi, ama Vildan sesini duyuramadı. Siz olmasanız, o herif hâlâ geziyordu. Cezayı da kendisi verdi, tutuklanmayı kabul etmedi.
Ya Vildan?
O pes etmedi! Kardeşlerini büyüttü, birini mühendis yaptı, biri asker. Üç çocuk doğurdu, şimdi de torunları var. Ben de dostu oldum. Fark bile etmeden oldum! Onun tecrübesine asla ulaşamam. O yüzden seni ona gönderiyorum. Çocuklarla uğraş, kendini test et.
Bu sınavı Melike alnının akıyla geçti. Vildanla hemen kaynaştı, çocuklarla başa çıkarken, çocuklarla uğraşmak ona doğru mesleği seçtiğini ispatladı. Daha çok çalışmak için kolları sıvadı.
Üniversiteyi kazandı. Puanı yetti ama istediğinden hâlâ memnun değildi. Her şey daha iyi olabilirdi.
İlk gün, koridorda Denizle karşılaştı.
Demek sen de buradasın.
Gayet sakin, hafifçe şaşkın bir ses Melikeyi yine sinirlendirdi.
Ben buradayım da, sen ne arıyorsun burada?
Okuyorum.
Konuşmayı sevmeyen, kelime israfına sinir olan biri olduğunu aylar sonra anladı. Bir yıl kadar Melike onu sınıfta, kantinde görüp görüp dudak bükerek geçti. Deniz ise ona sadece kafasıyla selam verir, başka bir şey yapmazdı.
Deniz, Melikeyi ancak hastane çocuk servisine gönüllü olarak katıldığında fark etti.
Melike, komik bir palyaço peruğu takacakken, arkasında tanıdık bir ses:
Seni burada göreceğimi hiç düşünmezdim, yolunu mu kaybettin?
O gün çocuklar iki palyaçonun kavgasına gülmekten yerlere yattılar, gerçek kimse anlamadı. Melike ise Denizi tekmeleyip dururken bir anda ona kızamayacağını anladı. Deniz çocukları kucağında gezdiriyor, onlarla gülüşüyor, balondan şekiller yapıyor, sarılıp sevenin gönlünü hoş tutuyordu.
Gösteri bitince Deniz, kalan balonlardan bir çiçek yaptı, Melike’ye verdi:
Al, harikaydın! Seninle çalışmak güzeldi.
Teşekkürler Melike çiçeği aldı.
Eve mi gidiyorsun? Yoksa bir kahve ısmarlamama izin verir misin?
Neden bu kadar inatçısın? diye gülerek kabul etti Melike.
Hadi yürüyelim. Yakında güzel bir kafe biliyorum. Sadece vaktim az, bir saat sürem var.
Neden?
Sonra özel dersim var.
Kime?
Özel ders veriyorum.
Melike, Denizin annesiyle yaşayan, maddi destek için çalışan biri olduğunu öğrendi. Ve bir süre sonra, Denizin kafasındaki hamam böceklerinin de kendi böcekleriyle aynı familyadan olduğunu fark etti. Bu da aralarındaki ilişkiyi belirleyen şey oldu. Büyükannesi sık sık şöyle derdi:
Böcek cinsin aynı olan insanı bulunca kaçırma! Bu dünyada az bulunur öyle biri. Şansın varsa sıkı sarıl onlara! Kim bilir, belki bir daha bulamazsın.
Sende de çıktı mı böyle insanlar?
Olmaz mı! Üç kocam da hamam böceği severdi. Onların böcekleri de fena değildi.
Ee neden ayrıldın hepsinden? Neden olmadı?
Güzel soru Ama şimdi anlatmayacağım. Neden? Çünkü senin böceklerin de tecrübe toplasın. Bilmelisin ki, benim hepsiyle hâlâ iyi ilişkilerim var. Ayrılık, sevgisizlik ya da anlaşmazlıktan değildir. Büyüdüğünde anlatırım sana. Şimdi değil Anladın mı?
Sanırım, evet.
Çok güzel! Deniz de fena çocuk değil, beğendim seni. Senin gibi
Yani neredeyse?
Çünkü o daha iyi.
Anneanne!
Gerçek bu! Zira senin kaprisine bile dayanıyor!
Amma yaptın ha anneanne! Hesabı tutarım bak!
İstediğini yap! Evlilik teklifini etti mi bari?
Daha değil.
Hazır ol o zaman! Az kaldı. Sen ne hissediyorsun ona?
Sanırım aşığım
Güzel! O zaman ben de düğün şalımı hazırlayayım.
Anneanne!
Kızma! Sonsuza dek kalmam, bunu bil Ama acelem de yok, torunlarınızı görene kadar gitmeye niyetim yok.
Hangi torun, anneanne?! Daha evlenmedik ki!
Yarına kalmaz, evlenirsiniz! Hay hay, benim için problem yok!
Ve işte Melikenin kafasındaki hamam böcekleri halaya başlamıştı yine
Çünkü anneannesi haklı çıktı. Ve Deniz, Melikeye kırmızı yüzükle, tüm geleneklere uygun şekilde evlenme teklif etti. Annesi sevinç gözyaşı döktü, anneannesi alkışladı, Vildan abla da çocuklarıyla gelip Melikeyle sarıldı.
İyi adama denk gelmişsin Melike! Sakın kaybetme!
Zaten istersem de gitmez, Vildan abla.
Neden bu kadar emin konuşuyorsun?
Çünkü hamam böceklerimiz aynı cins de ondan! Anneannem der ki, aynı cinsten olanı asla kaçırma, belki bir daha bulamazsın!
Vildan gülerek Melikeye fener yaptı, Melike’nin kafasındaki dansı taklit etti.
Demek ki artık bizden birisin! Kutlarım dostum! İçim rahat! Şimdi ben gidiyorum!
Nereye?
Anneanneni, sonra Denizi kutlamaya! Yoldaşın cinsinle uyumluysa, yolun da açıktır!




