Mavi Çorap

-Nermin, yarın benim yerime geçebilir misin lütfen? Kayınvalidemin doğum günü var. Kutlamak lazım.

-Daha geçen ay da onun ismini kutlamadınız mı? Nadiye başını evrak kutusundan kaldırdı.

-Nadiye! Niye inceden inceye sorup duruyorsun? O isim günüydü, bu doğum günü! Bak, bana lazım, anla işte. Sana zor mu yani? Ne çocuğun var, ne sorumluluğun! Yapayalnızsın! Ay Kusura bakma! Bunu kırıcı olsun diye söylemedim…

İrem dudaklarına elini vurdu ama iş işten geçmişti. Nadiye dönüp sessizce başını salladı ve okuma salonundan çıktı.

-Yakışıksız oldu yani İrem omuz silkti, göz ucuyla Lubaya baktı.

Lubayla bu tarz oyunlar yemezdi. Luba hemen terslerdi. Boşuna demiyorlar, kütüphaneciler sessizdir, güçsüzdür diye! Luba derdi ki; kültürlü insan kendini savunmayı da bilir. Nadiye onun bu analizlerinden tırsar, İrem ise katıla katıla gülerdi.

-İşte, bak! Her kütüphaneci senin gibi mızmız değil Nadiye! Bana ya da Lubaya bak. İşte kadın dediğin böyle yaşar! Sen? Evle kütüphane arası kısa deparlar. Şu atkılar, kediler Tam evde kalmışlık! Bak açık açık söylüyorum, biri seni yola sokacaksa o da ben olacağım. Niye böylesin? Aslında güzelsin de! Al al yanaklar, sağlıklı kızsın! Ama haline baktıkça üzülüyor insan. Öyle değil mi, Luba?

Luba genellikle hadi yeter, der ve sohbeti kapatırdı.

-Kendini örnek göstermekten ne zaman vazgeçeceksin? Kaç sevgilin oldu, sayısını şaşırdık artık! Ne oldu? Vadi ile sürünüyorsun işte. Ya dövüyor, ya dışarıda. Bir de kalkmış hayat dersi veriyorsun!

-Ama benim kocam var! Çocuklarım var! Nadiyenin neyi var? Yine mi kedi? Yakında evden kovarlar, gelir kütüphanede yatar! Nadiye, bari kendin için doğur değil mi? Hani koca yok ama anne baban varlıklıydı, bir şeyler bıraktılar. Yükseltirsin çocuğu tek başına, yalnız kalmazsın en azından.

Luba, artık sinirlenince açık açık konuşurdu. İrem bir bahane bulup sıvışır, Nadiye kuytu köşede gözyaşlarını saklamaya çalışırdı.

Nadiye ne yaptı da herkes böyle üstüne geliyordu ki? Şansı yaver gitmemişti, başka bir neden yok. Önce babası, sonra annesi hastalanmıştı. Yıllarca hastane işleri, çamaşır, yatak bakımı Ne özel hayatı? Kim kimin yükünü alacak? Zaten kısmet de çıkmamıştı. Aynaya bakardı, kendini ne güzel ne çirkin bulurdu, işte ortalama bir kadındı. Gri gözler, düzenli hatlar, gür saçları. Yakın zamanda annesi vefat edince kestirip kısa bir model olmuştu, pratikti.

Geriye kalan? Kötü alışkanlığı da yok, büyük umudu da. Hayattan büyük bir şey istemiyordu. Arkadaşlarının ailelerinde olanları görüp tüyleri diken diken hislere kapılırdı.

Örneğin İrem. Evet, evliydi ama ne pahasına? Tüm kasaba kocasının yeni bir ailesi olduğu dedikodusunu bilirdi. Evlerinde yaşanan kıyamet kavgaları meşhurdu. Ayrılır, barışır, tekrar kavga ederlerdi, gizlisi saklısı yok. İrem derdi ki; insanlar dedikodu yapar, bari her şeyi açık yaşayayım, arkamdan konuşmasınlar. Kocası var, bu ona yeter.

Nadiyeye bu huy tuhaf gelirdi. Bu kadar eziyeti niye çekiyorsun? İnsan biraz kendine saygı duyar be! Eh Kitaplardan öğrendikleriyle hayat çok uyuşmaz zaten, bunu kabul etmişti. Gurur, iki çocuk ve yorucu bir hayatın yanında lüks kalıyordu. Bu yüzden İremi yargılamazdı. Arada tartışsalar da, iş ciddiye binince İrem hep yardıma koşardı. Nadiye, annesinin hemşiresini bulamayınca, İrem akşamları gelir, iğnesini, serumunu yapardı. Üstelik para filan da kabul etmezdi.

-Beni mi kıracaksın? Eline üç beş lira tutuşturmaya çalışan Nadiyeye, İrem kızardı Koy cebine o parayı! Zor mu bana? İki adım aşağı iniyorum, apartmandan çıkmama gerek bile yok.

Nadiye mahcup olur, defalarca özür diler, yaptığı örgülerle, atkı, bere, eldiven ile gönlünü almaya çalışırdı. Kırmızı kuşlu eldiveni, İremin kızı okula bile takmaya kıyamazdı.

-Çok güzel! Kaybederim diye korkuyorum!

İrem ise bir gün Nadiye, internetten dükkan aç! diye önerdi.

-Satılır! Baksana ne harikalar yapıyorsun!

Başta düşünse de, ben üretim yapamam ki böyle deyip geri çevirdi.

-Hep el emeği, birer tane çıkıyor.

-E, apartmandaki teyzeleri topla. Akşamları oturdukları yerde örgülerini örerler, onlara da emekli maaşına katkı.

Garip ama fikir tuttu. İremin girişimcilik damarını harcayacak vakti olmamıştı belli ki, iş yürüdü. Site açıldı, siparişler gelmeye başladı. Çok olmasa da, Nadiye biraz nefes aldı. Komşu teyzeler de sevindi; artık akşam sohbeti şişle tığla geçiyordu. Tüm model ve motifleri Nadiyeyle İrem tartışıyordu.

-Baksana, bu moda haftasından! Teyze Vildan da aynısını örmüş bana. Şekline bak, biraz değiştir, harika olur. Ben olsam o eteği giyerim.

Nadiye hemen kolları sıvayıp yapardı. Kısa sürede İrem yeni eteğiyle gezer, siteye yeni ürün eklenirdi.

Büyük para mı kazanıyordu? Hayır. Ama iş kadını gibi hissetmeye başlamıştı. Belki de işe yarar biriymiş, yani aslında

Luba başta alay etti ama arada yardımcı da oldu. O kadar güzel iğne oyası bilirdi ki, zamanı el vermezdi pek.

-Annem öğretti, lazım olur demişti. Ne doğruymuş.

Lubanın iğne oyaları, sitenin en pahalı ürünlerindendi. Kütüphanede boş zamanında cam kenarına oturur, dantelini işler, kendi görevini arkadaşlara bırakırdı. Onlar da başının çaresine bakardı.

Lubanın kocası, ikizleri doğar doğmaz kayıplara karıştı. Adam sanata düşkündü, kendisini arıyormuş. Ama Luba ne yapsa hikaye tamamlanmadı. Adam çalışmaz, sözde resimler yapar, aylarca ortadan kaybolurdu. Büyük kızları babasına amca dediğinde adam deliye dönerdi.

-Annenin yanında beni rezil mi edeceksin! Senin için neler yaptığımı bilecek!

Luba ise zamanla, annesinin babadan iyisi olmaz nasihatlerini sorgulamaya başladı:

-Sen ne yaptın tam olarak?

İkiz erkekleri olduğunu öğrenince, adam hemen kaçtı. Luba çok üzülmedi. Zaten köyde anne babası vardı, çalışıyordu, haftasonu tatil bilmeden köye çocukları götürüp getiriyordu.

Lubanın çocukları müthişti. Nadiye, Benim oğlanlar, kızlar da bunlar gibi iyiyse, hemen doğururdum, diye düşünürdü.

Ama yine de kendine bebek doğurmaktan hep korkardı. Dünyada tek başına, arkasında kimse kalmamış. Arkadaşların da başka derdi var. Ya başına bir şey gelirse? Çocuk yetimhaneye mi kalacak? Sırf yalnızlıktan anne olunur mu? Neyse ki, atkılar ve kediler bile yeter.

Nadiye elbette bilmiyordu ki, tüm kadınlar heyeti, başta İrem ile, ona uygun koca arayışına çoktan başlamıştı. Kasabada yakışıklı erkek bulmak kolay değildi, adaylar hep elendi. O yüzden pek üstünü kurcalamıyorlar, arada sadece İremin dili sürçüyordu.

Ama Şans Meleği çok başka bir plan yapmıştı. İrem, teyzeler ve Nadiye hayatta akıllarına getiremezdi olacakları.

Yine bir gün, İremden alınan izin yerine işi bitirip, siteye ürün yükleyecekti. Yeni, bembeyaz dantel elbiseyi fotoğraflamayı kafasına koymuştu. Lübanın el emeği, şaheser gibi bir şeydi.

-Düğünlük gibi, ne incelikli yapmışsın Lubacığım! Yeteneğin harika!

-Benimkiler sağ olsun! Dün az kalsın paçayı biçiyorlardı. Beş dakika gözümden ayırdım, hemen makasla biçmişler. Ama ustaca kestiler, ilk bakışta anlamadım. Mecbur gece yeniden ördüm.

-Hiç mi belli olmuyor?

-Yok valla. Tam motif değişti, gece sabahladım ama şimdi harika oldu.

Nadiye, elbiseyi katalog için nasıl anlatacağını düşünerek eve dönüyordu. Merdivenleri çıkarken birden durdu, kafası bomboş oldu.

-Yardım edin

Seste öyle bir zayıflık vardı ki, önce duyamadı bile. Komşu çocuklar merdivende koşuştururken, bir kez daha dikkat kesildi.

-Yardım edin

Bu kez emindi. Biri yardım istiyordu.

Nadiye eski bir apartmanda otururdu. Komşuların çoğu yaşlı, bazıları yalnızdı. Hepsini tek tek tanırdı. Kimisi ona annesine bakarken el de uzatmıştı. Çoğu kadınlar heyetindendi, yardımcı olurdu.

Bunlardan biri de Zeynep Hanımdı.

Eskiden annesinin yakın arkadaşıydı. Matematik öğretmeniydi, Nadiyeyle çok samimi konuşurdu.

-Sağlık mı? Kızım, Allah sağlık versin, gerisi boş laf. Söyle bakalım, nasılsın?

Nadiye ona içini açardı, karşılığında sağlam tavsiyeler alırdı.

-Nadiş, başkalarını dinleme. Herkesin hayatı, kaderi ayrı. Sana uymuyorsa, neden onların yoluna gidesin ki? Mecburiyetten evlen, çocuk yap, mutlu olacaksın sanki? Gör hayatımı, bi sürü çocuk gördüm, mecburen büyümüş. O evlerde sevgi yoksa, çocuk yazık olur.

Zeynep Hanım elli yıl evli yaşamış, çocuğu olmamış, öğrencileriyle avunmuştu. Onları kendi çocuğu gibi severdi.

Bir gün Nadiye yavru bir kedi bulup ona götürdü:

-Yalnız kalmasın diye getirdim. Siz ne dersiniz, Zeynep Hanım?

O gün kediyi alması, Nadiyeye göre, komşusunu hayatta tutmuştu. Boris dediği kedisi için her sabah pazara balığa giderdi.

Yaşlı kadınla kedi, harika bir çift olmuştu. Yardım istemez, her işini hallederdi. Fakat o gün, işte tam onun evinden o cılız ses gelmişti.

Nadiye düşünmeden iki basamak atlayarak merdivenleri indi. Hemen apartman yöneticisi Meryem Hanımın kapısına vurdu.

-Meryem abla! Acil bir şey var!

Meryem Hanım formaliteleri bilirdi, ama dayanamayıp, komşular gelmeyince anahtarıyla kapıyı açtı.

-Ne olacaksa olsun, gidelim!

Zeynep Hanıma ait anahtar da elindeydi.

Kapı açılınca herkes dondu kaldı.

Yaşlı kadın banyo da bayılıp kalmıştı. Başını vurmuş, kalkamamıştı. Ne kadar baygın yattığını bilmiyordu. Kendine gelince, ancak bir sesini duyurabilmişti.

Ve duyan tek kişi Nadiye olmuştu…

Nadiye, onu kurtardıktan sonra içi rahat etmedi. İnsanlar problemleriyle yalnız kalmamalıydı. Özellikle böyle bir zamanda! Zeynep Hanım hastanede altı ay yattı. İyileşmesi zordu. Nadiye hastaneye gitti, ev bakımı üstlendi. Sonra da, Burası da senin evin diyerek, kadını yanına aldı. İrem ise yine iğne, serum desteğiyle tam teşekküllü sağlık ekibi kurdu.

-Alışırsınız merak etmeyin! Sizin gibi insana kim bakmaz? Hem dünyada iyiler bitmedi ya!

En başta sana yük oldum dedi, ama Nadiyenin içtenliğini görünce sustu.

-Senin gibi insan az Resmen meleksin kızım!

Zeynep Hanım yavaş yavaş iyileşirken, Nadiyenin hayatı da canlandı. Akşamları Zeynep Hanımın hikayelerini dinler, kedileri barıştırmaya çalışır, Borisin deliliklerine gülerdi. Boris, Nadiyenin kedilerine racon kesmeye çalışır, evde üç kedi birbirine girerdi.

-Bırak dert etme Boris. Zaman değişti, saltanat bitti!

Boris omuz silkerek Nadiyeye sokulurdu. Artık evde boşluk hissetmezdi Nadiye.

Bir akşam kapı çaldı.

-İrem mi geldi acaba? Nadiye tereddütle salondan çıktı.

Kapıda sakallı, suratsız, biraz aksi biri vardı. Giyimi kasaba erkeklerine hiç benzemiyordu.

-Kimi aradınız?

-Merhaba. Zeynep Hanım bu evde mi artık?

-Siz kimsiniz?

-Görüşmeye geldim.

Tam kararsızken, Boris kapıdan fırladı, adamı görünce adeta içi içine sığmadı.

-Ooo, Boris! Merhaba!

Bir anda adam değişti; merhametli, samimi biri oluverdi. Nadiye kapıyı açtı.

-Buyurun gelsin!

Zeynep Hanım onu görünce sevinçten ellerini birbirine çarptı.

-Serdar! Ah yavrum, ne rüzgar attı seni buraya?

-Arkadaşlarla Egeye gidiyoruz. Bisiklet turu. Sizi bir göreyim dedim. Uzun zamandır aramamışsınız.

-Kusura bakma ne aramak? Zaman olmadı. Bak bu da Nadiye. Benim evladım, en iyi kadın tanıdığım. Melek gibi resmen!

Serdar bir anda kızardı, gözlerini yere indirdi.

-Tanıdığım için mutluyum…

Zeynep Hanım eski öğrencisini iyi tanırdı; bir oyun çevirip, Nadiye ve Serdarın baş başa kalmasını sağladı.

Serdar iki gün sonra gitse de, kısa süre sonra geri geldi. Ve Nadiye bir anda kendini gelin olarak buldu.

-Serdar, çok az tanıyoruz birbirimizi Olur mu böyle? dedi utangaçça.

-Kim ne diyecek Nadiye? Hesap mı vereceğiz? Yetişkin insanız neticede.

Nadiye bu güzelliklere şaştı kaldı. Bir gün gri, sessizken, bir gün hayat dolu, ışıl ışıl oldu.

İrem ve Luba haberi duyunca sus pus:

-Nadiş, sormayacağım aşık mısın diye. Yaşımızı geçti onlar. Mutlu olacağın biriyse, yeter!

-Ne yaşımız eksik? diye güldü Nadiye. İrem şaşkınlıkla bakakaldı. Dünkü sade Nadiye uçmuş, yerine başı dik, canlı bir kadın gelmişti.

-Uf saçmaladım galiba, kusura bakma be Nadiye! Mutluluk senin olsun! Luba, o elbiseyi siteden kaldırdın mı?

-Çoktan! Sen hiç dert etme! dedi Luba gülerek.

Böyle bir düğünü kasaba görmemişti. Motorlu düğün konvoyunu görenler, Kime bu gürültü? diye sorardı.

-Nadiye kütüphaneci evleniyor.

-Hadi canım! Adam nasıl biriymiş?

-Fena değil vallahi, ciddi görünüyor

Üç sene sonra Serdar, Zeynep Hanıma yardım edecekti, hastane çıkışında:

-Ben hallederim! Sen oğlunu karşıla Serdar!

Nadiye, Lubanın ellerinden çıkan yeni bir elbisenin eteğini düzeltip fotoğrafçıya gülümsedi:

-Herkes gelsin! Herkes kadraja sığsın!

Fotoğrafçı, Nadiyenin oğlunun ilk fotoğrafında olmasını istediği herkesi hastane önünde topladı. İrem, kocası, Luba çocuklarıyla, apartman kadınlar heyeti, başlarında Meryem abla dahil bütün iyi insanlar

Başka türlü olur mu zaten? Güzel insanlar bir arada, işte böyle daha iyi!

Rate article
Lifequest
Mavi Çorap