Korkularımızla Vedalaşırken

Bugün yine yorgun, omuzlarımda ağır bir yükle eve geldim. Anahtarı kapıya taktım, derin bir nefes aldım sanki ciğerimden geçen hava dışında hiçbir şey bana ait değildi. Okuldan dönerken içimdeki korku hiç geçmiyor; her gün eve döndüğümde annemin ne ruh halinde olacağını bilemiyorum. Kalbim hızlı hızlı atıyor, avuçlarımda bir ter, geçtiğim her adımı duyan biri gibi tetikteyim.

Anne, geldim! diye seslendim, çantamı hemen kapının yanına bıraktım. O sırada yine sert, kırbaç gibi bir ses yankılandı içeriden:

Ne oldu bu sefer? Yine mi üç aldın?

İçim titredi, dudaklarım elimde olmadan kıvrıldı. On iki yaşındayım ve bu ses tonuna çoktan alıştım; her gün neredeyse aynı başlıyor, bana ait olan umutlarımı toprağın en derinine gömüyor. İçimde bir buz kesilmiş gibi, sanki göğsümde buzdan bir el her şeyimi sıkıyor, nefesim düzensizleşiyor.

Anne Hayır Matematikten dört aldım, dedim usulca. Annemin gözlerine bakmaya çekindim, sesim çıkacak gibi oldu, korkum sesime vurdu. Az kalmıştı beşe

Annem koltuğundan kalktı, kızgın adımlarla yanıma geldi. Yüzü öfkeyle gerildi, kaşları çatıldı, dudakları birbirine bastı, gözleri buz gibi ateşle parladı.

Dört mü? Şaka mı bu? Benim kızım dört alamaz! İnsanlar ne der? Beni iyi bir anne olarak görmeyecekler! Sana doğru dürüst eğitim veremedim diyecekler! dedi, sesi evin duvarlarından yankılandı.

Çok çalıştım Dün gece iki saat uğraştım, ama zordu Hepsini çözemedim, dedim mahcup şekilde.

Zormuş! dedi annem, iğneleyici bir gülümsemeyle. Tembellik yapıyorsun! Yine telefonla oynadın, değil mi? Hep böyle, gereksiz şeylerle oyalanıyorsun!

Birden çantamı kaptı, yere boşalttı; defterler, kitaplar holde bir anda dağıldı, kalem kutumdan kalemler fırladı. Olduğum yerde taş kesildim; gözyaşlarımın boğazıma tıkandığını hissediyordum. Oysa gerçekten çalışmıştım, internetten örnekler bulmaya çalıştım, önce defterimi, sonra kitabı tekrar tekrar okudum

Annem itiraz etmeme fırsat vermeden beni kapıdan dışarı çıkardı:

Bu soruları adam gibi çözene kadar eve gelme! Bir daha dört getirmeyeceksin, anladın mı?

Kapı tok bir sesle kapandı, o tokat gibi ses sanki ruhumun duvarlarında çınladı. Sahanlıkta öylece kaldım, elimde tesadüfen bana kaçmış bir defter var; gözyaşlarım defterin üstüne düştü, kâğıtta koyu izler bıraktı.

Neden her zaman böyle? diye düşündüm. Merdivenden ağır ağır indim, bedenim titriyor, üzerimdeki mont içeride kalmış, kemiklerime kadar üşüyordum.

Ah, keşke babam burada olsaydı! Babam annemi bir tek sakinleştirirdi, bazen bir şaka, bazen sevgi dolu bir sözle havayı yumuşatırdı. Ama şu an çok uzaklarda, Adanada yeni bir fabrika inşaatında çalışıyor. Haftada bir arar, iyi miyim diye sorar, güzel şeyler getireceğine söz verir Ama işte, şimdi yanımda yok. Sırtımdaki yalnızlık kambur gibi çöküyor.

İlk defa üç aldığımda dokuz yaşındaydım. Türkçeden düşürdüğüm o üç Annem çıldırdı, kolumdan öyle bir çekti ki kolumda kızarık iz kaldı:

Beni rezil ediyorsun! İnsanlara ne diyeceğim? Beni iyi anne sanmayacaklar!

Ağlayarak babama koştum o zaman. Babam çok sinirlendi annemi saatlerce ikna etmeye çalıştı; notların en önemli şey olmadığını anlattı. Ne var ki, ertesi gün babam işe gittiğinde annem beni odasına çağırdı:

Bir daha babana şikâyet edersen, daha beterini yaşarsın, anladın mı? Sen haddini bileceksin! Çocuk aklınla babanı lüzumsuz sorunlarınla meşgul etmeyeceksin!

O günden sonra sustum; görünmez olmaya, hatasız olmaya çalıştım. Ama annem hep bir kusur buldu, her gün defterimi kontrol etti, akşam bir sınav, bir sorgu. Kendimi, eve döndüğümde şeffaf camın üstünde yürür gibi hissediyorum bir yanlış adımda kırılır, altına düşerim.

Bir gün odamı toplarken, annemin alt kattaki komşumuz Ayfer Hanımla telefonda konuştuğunu duydum, kapı aralıktı:

Aslında çocuk istememiştim ki Eşim çok istedi, onsuz kalırım diye korktum. Erkek olsaydı daha yakın olurdu ona. Şimdi hepsi Kaderin etrafında, ben hep dışarıda kaldım. O yüzünden hep tartışıyoruz. Keşke hiç olmasaydı

Bu sözler kalbimi bıçak gibi deldi. Ruhum bir yumruya dönüştü, gözlerim yaşla doldu, yastığıma başımı gömdüm ki hıçkırıklarım duyulmasın. O günden sonra daha da uslu davrandım ama nafile annem mutlaka yeni bir hata bulurdu. Sanki öfkesini bana dökmek için hep bir bahane arardı

~~~~~~

Birden arkamdan yumuşacık bir ses geldi:

Kaderciğim, ne yapıyorsun burada?

Arkamı döndüm. Kapıda alt kattaki komşumuz Ayfer Teyze vardı bembeyaz kıvırcık saçları, babaanne gibi sıcak gözleriyle bana bakıyordu. Çiçekli bir sabahlık giymişti, kışlık patiklerinin uçlarında fiyonklar vardı.

Annem beni kovdu dedim, burnumu çektim.

Yine not yüzünden mi? diye sordu, şefkatle gözlerime bakarak. Başını iki yana salladı, bakışında öyle samimî bir acıma vardı ki, neredeyse tekrar ağlayacaktım. Gel bakalım buraya, hava çok soğuk, yağmur da başlamak üzere. Üşürsün, hastalanırsın.

Elimi tuttu avucu sıcacık, yumuşacıktı ve beni evine götürdü. İçerisi vanilya ve yeni demlenmiş çay kokuyordu, pencere kenarlarında saksı sardunyalar parlıyordu.

Otur, ben pide ve kaşarlı tost yapayım hemen, dedi, çaydanlığı ocağa bırakırken. Hadi anlat bakalım, ne oldu? Ben seni dinliyorum.

Sofraya oturdum, masa örtüsündeki nakışlara baktım; hâlâ ellerim titriyor, boğazımdaki yumru konuşmama engel oluyor.

Sadece dört aldıım dedim kısık bir sesle, gözyaşlarım yine damladı. Annem bana tembel diyor, onu mahcup ettiğimi söylüyor, anneliği sorgulanıyor diye hep bana çıkışıyor

Onun söylediklerinin hiçbiri doğru değil, dedi Ayfer Teyze, ekmek dilimlerini keserken elleri hiç titremeden. Sen akıllı, gayretli bir kızsın. Senin annenin var kendi sıkıntıları, belki kendini savunamayınca sende patlıyor. İstersen senin için annenle konuşabilirim, söyleyiveririm bu yapılacak iş değil diye

Yok, gerek yok Daha kötü olur, dedim, gözyaşlarını sildim. Babam yardımcı olurdu ama çok uzakta

Ayfer Teyze saçlarımı okşadı, yumuşacık eliyle başımı sıvazladı. O anda içim biraz ısındı sanki görünmez bir yorgan örttü üzerime.

Biliyor musun, bazen büyükleri de yönlendirmek lazım, dedi, kaşar ve pastırmalı tostları tabağa koyarken. Baban dönmeli belki ya da annenle ciddi konuşmalı. Senin için elinden geleni yapacağına inancım tam. Görüyorum ki seni çok seviyor.

Başımı kaldırdım, gözlerinden sevgi aktığını gördüm. Tabaktan bir ısırık aldım kaşar hafiften acımsı ama pastırma öyle tatlıydı ki Sıcak çay, nane ve ıhlamurun kokusu içimi yumuşattı, rahatça çekildim sandalyeye.

Babam bayramda gelmeye söz verdi, dedim, çayın üstünde yükselen buhara bakarak. Ama hep çok uzak Annem de babama beni hiç karıştırma diyor, kendi kızım kendim yetiştiririm diye.

Ayfer Teyze derin bir nefes aldı, karşıma oturdu:

Sert olmak terbiye değildir ki. Asıl olan yanında olduğunu hissettirmek, oğluna ya da kızına güven vermek Senin annen bunu bilmiyor, başka türlü görmüş, öğrendiği bu. Gerçek bu değil ki ama.

Kısa bir duraksamadan sonra devam etti:

Bak Kader, ister misin babana ben haber ileteyim? Yardımına ihtiyacın olduğunu açıkça söyleyeyim. Sana kıyamayacağını biliyorum

İçimden biraz korku, biraz da umut geçti; sanki biri nihayet müdahale edecekmiş gibi. Sadece başımı salladım, konuşamadım, kupamı ellerimin arasında tuttum; sıcaklığı parmaklarımın ucuna ulaştı, titreşimim azaldı.

*************************

İki hafta sonra kimsenin beklemediği bir şey oldu. Eve dönünce holde bir çift çamurlu erkek ayakkabısına rastladım. Gözlerime inanamadım: Babam gelmişti! Daha tatil başlamadan İçim bir anda heyecan ve sevinçle doldu.

Salondan babamla annemin tartışma sesi geliyordu:

Böyle olmaz, Zeynep! Biz aileyiz, diyemezsin! dedi annem, sesi yükselmiş.

Aile olmak çocuğu korkutarak, yok sayarak, aşağılayarak olmaz, diye karşılık verdi babam, sesi alışılmadık bir ciddilikteydi. Okuldan, Ayfer Hanımdan, her şeyi öğrendim. Her gün ona bağırdığını, aşağıladığını, sanki ona hiç değer vermiyormuşsun gibi hissettirdiğini anlattılar bana.

Ne biliyorsun ki sen? O bana iftira atıyor! Daha küçük, anlamıyor bile! diye bağırdı annem.

Sayende çocuk evinden korkar oldu, sığınacak yeri kalmamış. Her gece ağlıyor, sırf bana şikâyet etmemesini tembihlediğin için dertlerini anlatamıyor!

Sen fazla yüz veriyorsun! Hayat öyle kolay değil! Takdir edilmek yok her emeğe!

Çocuğun psikolojisini yerle bir etmişsin, Zeynep! Buna hakkın yok! dedi babam, sesi ilk kez bu kadar sertti.

Bak, ayrılırsan, seni Kaderle görüştürmem! dedi annem, gözleri umutsuzdu.

Ona kim dedi yanında kalacak diye? Buna mahkeme karar verir. Ben Kaderi sana bırakamam, dedi kararlı, gözleri anneme bakarken artık içten bir nefret vardı.

Sonra dışarı çıktı. Beni görünce bir anda yüzü yumuşadı, gözlerinde şefkat ve özlem vardı. Eğildi, ellerimi tuttu Kızım, seni asla bırakmayacağım, söz veriyorum. Her şeyi düşündüm, dedi, beni kucakladı. Uzun, güvenli, sıcacık bir sarılmaydı bu.

Her şeyi anlatmak istedim her azarı, her gece yastığımda gizlice ağladığımı, annemin Keşke hiç doğmasaydın, dediğini O an sadece yanında olmak, güvende hissetmek yetiyordu.

Baba, biz beraber yaşayacak mıyız? dedim omzuna başımı koyup.

Elbette yaşayacağız. Buralarda bir ev buldum, işi de ayarladım. Böylece okuluna devam edeceksin. Akşam yemeğini birlikte yaparız, film izler, sohbet ederiz, dedi neşeyle.

Başımı salladım, gözyaşlarıyla gülümsedim. İçimde tarifsiz bir sıcaklık, yeni filizlenmiş bir umut vardı. Babamı daha sıkı kucakladım.

İyi ki varsın, baba

O ise başımı okşadı: Seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım, dedi.

O anda gökyüzü açıldı, gri bulutlar arasından güneş ışığı yayılmaya başladı. Camdan baktım, içimde bir şeyler hafifledi sanki hayatımda ilk kez güzel şeyler olacak inancı belirdi.

Tam o sırada içerden annem çıktı. Yüzü öfkeden çarpılmış, gözleri kıpkırmızıydı.

Bunu bana yapamazsınız! İkiniz de bedelini ödeyeceksiniz! Benim dediğim olacak! dedi, sesi kırılgandı.

Babam öne geçti, kararlı biçimde:

Artık yeter Zeynep. Kaderle yeni bir hayata başlıyoruz. Karar verdim; karışamazsın, dedi.

Annem öfkeyle güldü, sesi tizleşmişti: Sizi pişman edeceğim! Hepinizi rezil edeceğim!

Onun bu öfkesine rağmen, babamın elini tuttum; o bana güven verince içimdeki korku azaldı, belki tamamen geçmedi Ama gitgide zayıfladığını hissettim.

Gel, Kader, dedi suçsuzluğun sesiyle. Burada işimiz bitti.

Beni elinden tuttuğu gibi kapıya yöneldik. Annem peşimizden gelmek istedi ama kapının eşiğinde durdu, sanki adımını atınca zemin yok olacaktı.

Siz de göreceksiniz gününüzü! İntikamımı alacağım! diye bağırdı arkamızdan.

Kapı hızla kapandı. Geçmişle aramda bir duvar örülmüştü. Derin bir nefes çektim, yüküm hafifledi.

*****************************

Birkaç gün babamla birlikte gerçekten masal gibi geçti yeni evimize taşındık. Küçük ama pırıl pırıl, güneşli bir salonu var. Pencereden bakınca yemyeşil bir apartman avlusunu görebiliyorsun.

Babam, yerel bir inşaat şirketinde çalışmaya başladı mühendislik bilgisi hemen işe yaradı. Sabahları mutfağa birlikte giriyoruz. Ben meyveleri doğruyorum, o kahvaltıyı hazırlıyor. Mutfağı kahve, tarçın ve vanilya kokuları sarıyor. Akşamüzeri parka çıkıyoruz, ördekleri besliyoruz, bazen evde oyun oynuyoruz ya da filme sarılıyoruz. Sonunda hafiflemiş, özgür, gerçekten mutlu hissetmeye başladım.

Bir sabah, cesaretimi toplayıp babama karne defterimi gösterdim:

Bak baba, matematikten beş aldım! dedim, kalbim kıpır kıpır.

Babam büyük bir sevinçle sarıldı: Aferin sana! Stres olmayınca her şey daha güzel oluyor. Çok gurur duyuyorum seninle!

Sevinçle sarıldım artık korkmama, saklanmama, kendime açıklama yapmama gerek yoktu. Yanında dünyanın en şanslı kızıydım.

Baba, bu hafta sonu hayvanat bahçesine gidebilir miyiz? Zürafaları çok özledim! dedim.

Elbette gidebiliriz! Hatta sandviç hazırlarız, güvercinleri besleriz. Sonra bütün hayvanları bir bir gezeriz. Hatta fotoğraf da çekeriz! dedi. Gülümsemem cevap oldu.

**************************

O sırada annem evde, tek başına çılgınlar gibi dolanıyordu. O sessizlik ona acı acı ne kadar yalnız kaldığını hatırlatıyor. Öfke ve kin içinde, sürekli intikam planları yapıyor:

Önce işini elinden alırım; şirketten biriyle konuşurum. Ona iftira atarım bu adam işini bilmiyor diye. Kaderi ise korkuturum, çantasına bir şey koyup hırsızlıkla suçlarım Okuluna da mektup yazarım, diğer çocukları kötü etkiliyor diye

Büyük bir hırsla bu planları not defterine yazarken annesinin benim yani babaannemin eve girdiğini fark etmedi.

Zeynep, ne yapıyorsun kızım? dedi babaannem, hafif endişeyle.

Annem birden irkildi, defteri çabucak kapattı.

Hiç Haftalık işlerimi yazıyorum, dedi; sesi titriyordu.

Babaannem defteri aldı, okudu, gözleri kederlendi.

Kızım Bunlar ne? Ailene karşı mı böyle şeyler düşünüyorsun? Bu akıl işi değil.

Beni sattılar, kızımı elimden aldılar! diye bağırdı annem.

Hayır Zeynep, dedi babaanne. Bu kin seni de, herkesi de bitirir. Yardıma ihtiyacın var. Bir psikoloğa görünmelisin.

Psikolog mu? Saçma!

Bu şekilde yaşanmaz. Gerekirse ben randevu alacağım. Kendini de Kaderi de kurtaracaksın, dedi kararlı bir sesle.

Annemin gücü kalmadı, masaya başını gömdü.

Anne Ne yapacağımı bilmiyorum. O kadar çok kıskanıp öfkelendim ki Kader hep aramıza girdi sandım dedi hıçkırarak.

Babaannem yanında oturdu, saçlarını okşadı:

Bak, hâlâ geç değil. Psikoloğa birlikte gideriz. Hem kendin, hem kızın için

Annem ilk kez umut kırıntısı gösterdi. Belki de her şey yoluna girecekti Bir gün ben de annemle barışabilecektim.

**************************

O gece babamla koltukta çizgi film izliyorduk. Ona sımsıkı sarılmıştım. Dışarıda yağmur cılız cılız cama vuruyordu, içeride lamba yumuşacık sarı bir huzur yayıyordu.

Baba Sence annem bir gün değişir mi? Beni sevebilir mi? diye sordum sessizce.

Babam saçlarımı okşarken gözlerinde derin bir hüzün saklıydı. Dikkatlice konuştu:

Bazen insanlar değişmek ister, bazen yardım gerekir. Annen kolay bir dönem geçirmiyor. Ama kötü biri değil; doğru yolu bulması için zamana ihtiyacı var.

Başımı babamın omzuna koydum.

Ya hiç değişmezse? Ya hep benden nefret ederse? dedim sessizce.

Şunu unutma kızım: Senin değerini annene göre ölçemezsin. Sen iyi, akıllı, merhametli birisin. Ben hep senin yanındayım. Seni sonsuza dek seveceğim, dedi.

Gözlerimde yaş vardı ama artık bu gözyaşı, içimi ısıtan sevgiden geliyordu.

Teşekkür ederim, baba. Bazen bu dünyada yapayalnız olduğumu sanıyorum, ama senin sözlerin bana güç veriyor, dedim.

Çünkü seni çok seviyorum. Artık yalnız değilsin; biz birlikte güçlüyüz. Bir gün belki annen de bize katılır. Ama önce senin değerini görmesi gerek.

Düşünceli bir sessizlikte, animasyonun kahramanları müzikle dans ederken, içimde güzel bir umut doğdu. Belki bir gün annemle de el ele, barış içinde konuşuruz.

Baba, yarın Melisi davet edebilir miyim? Çok özledim, annem eskiden asla izin vermezdi.

Tabii çağır! Birlikte kurabiye yaparız, film izleriz, oyun oynarız. Bizim evde hep neşe olacak.

İçimde güneş gibi parlak, bahar gibi taze bir sıcaklık açtı. Artık biliyorum: Her şey iyi olacakO akşam Melis geldiğinde evimize neşe doldu. Babam çay koydu, biz mutfakta muzlu kek yaptık, hamura çikolata damlaları eklerken birbirimize gülüp şakalaştık. Sonra minderlerin üstünde film izledik; Melisle birlikte komik sahnelere kahkahalarla güldük, babam kendi çocukluğundan hikâyeler anlattı. O an, evimizin duvarları sanki daha aydınlık, daha geniş oldu içimdeki sıkışmışlığı ilk defa tamamen azalmış hissettim.

Gece yatağıma uzandığımda, başucumdaki loş abajur ışığında günlüğüme küçük bir not düştüm: Artık korkmuyorum. Sevginin olduğu yerde karanlık anlamsızlaşıyor. Ve en önemlisi, yalnız değilim hayatım değişiyor.

Bir süre sonra annemden bir mektup geldi. El yazısı titrek, kelimeleri çekingen ama içtendi: Kaderciğim, seni çok özledim. Hatalarımı görüyorum, affetmeni isterim. Birlikte yeniden başlamaya var mısın? diye yazıyordu. İçimde buruk bir sevinç filizlendi. Zamanla ona inanmayı, ona da hayatta yeniden bir şans vermeyi düşündüm. Şimdi bilincindeyim; bazı yaralar iyileşmek için sabır ister, bazı yollar sevgisiz geçilmez. Ama umut, en küçük bir ışıkta bile filizlenir.

Dışarıda rüzgâr esiyor; hayat bazen sert, bazen ılık. Ama ben artık biliyorum: Her yeni sabah yeni bir şans demekmiş. Ve sevginin, güvenin olduğu yerde, en kırık kalple bile bahar başlayabilirmiş

Rate article
Lifequest
Korkularımızla Vedalaşırken