Milyoner Olarak Geri Döndü… ve Asla Olmaması Gereken Bir Çocukla Birlikte, Yerde Uyuyan Ailesini Karşısında Buldu

Ya o kadar tuhaf bir andı ki… Cebimde bir servetle, pahalı takım elbisem omzumda, çocukluğumun o soğuk ve esrarengiz havasını soluyarak evin kapısında donup kaldım.

Annemle babam, yer yatağında eski bir battaniyeye sarılmış, yanlarında minik bir kız çocuğu… İnan bana, içeri girerken ne yapacağımı bilemedim. Hiç bu kadar yabancı hissetmemiştim kendi evimde.

Eli̇mdeki̇ deri̇ evrak çantasını farkında olmadan bırakıverdim, yere gürültüyle düştü. Küçük kız irkildi, babamıma daha çok sokuldu. Babam sancıyla gözlerini açtı, önce gözleri büyüdü şaşkınlıktan.

“Mehmet” dedi kısık bir sesle. Annem doğruldu, öksürüp fısıldadı: “Allahım bu sensin…”

Yanlarına temkinli adımlarla yaklaştım, kalbim küt küt atıyor. Dile kolay, on beş yıl uzaktaydım. Onlar için yaptığım her şey şimdi anlamsız geliyordu.

“Neler oldu burada?” dedim sonunda.

Önce annem konuştu:

“Bunu görmeni istememiştik oğlum.”

Küçük kız bana dikkatlice bakıyor, minicik ama cesur bir hali var, babama sıkı sıkı sarılmış.

“Kim bu?” diye sordum usulca.

“Senin kızın,” dedi babam kısık sesle.

O an gerçekten dünya başıma yıkıldı. Onca yıl yokluğumdan sonra tek bir cümleyle paramparça oldum.

“Hayır… Bu mümkün değil…” derken bile ellerim titriyordu, küçük kız babasının elini daha sıkı tuttu.

“Annem dedi ki babam çok uzaklara gitti,” dedi çocuk. “Adı Mehmet.”

İçimde tarifsiz bir suçluluk duygusu Annemle babama, ve şimdi ona.

“Peki annesi nerede?” diye sordum zorla.

“Adı Handeydi Geçen sene vefat etti,” dedi annem.

Babam ekledi: “Hande iki sene önce geri döndü, seni aradı ama bulamadı evladım. Yeni bir hayatın var sanıp anlatmadık.”

Çömeldim yere, hiç umurumda olmadı pantolonun ütüsü.

“Senin adın ne güzelim?” diye sordum yumuşakça.

Sesini zor duydum: “Elif.”

Yutkundum, boğazıma bir şey düğümlendi: “Merhaba Elif,” dedim. O bana koşmadı tabii, güven öyle hemen gelmiyor insana.

Babam başlarını anlatmaya başladı; mahsul kötü gitti, vergiler, talihsiz bir kaza Annem belediyedeki bir memurun oyununa geldiklerini, ellerinden zorla tapuyu aldıklarını anlattı.

Evin anahtarını kağıtla ellerinden almışlar, silahla değil.

“Senin de başını ağrıtmak istemedik,” diye araya girdi babam. Acı acı güldüm; ben şehirde hayat kurarken onlar burada çürümüş.

İçimde öyle bir öfke yükseldi ki, ama biliyorsun işte, değişen bir şey yok.

“Önce sizi buradan çıkaracağım,” dedim kararlı bir sesle. Hemen telefona sarıldım: otel ayarladım, doktora randevu aldım, arabayı çağırdım, tapu işleri için avukat aradım.

Elif babasından ayrılmak istemiyor, diz çöktüm:

“Hadi, hadi kızım, birlikte gidelim. Sıcak, güvenli, güzel bir yere”

Bu arada belediyeden bir danışman, Tolga Bey gülümseyerek geldi önümüze, türlü teklifler sunuyor. Ama ben neyin ne olduğunu hemen anladım; bu bizim köyün toprağını yiyen adamın ta kendisi.

“Biz bir kişiyle değil, sistemle savaşıyoruz,” dedim avukatıma.

Belgeler toplandı: hileli imzalar, kaza raporları, çalınan malzemeler Evin harap halini fotoğrafladık.

Sözde güçlülerin korkusu herkesin gözü önünde değişti; köyde herkes seyretti. Gazeteciler, müfettişler geldi. Tolga Bey nihayetinde emniyet tarafından gözaltına alındı.

Evi, ailemizin onurunu, Elifin hayatını yeniden inşa ettim. Başta o da çok zorlandı, yardım almak istemedi. Ama zamanla kalbi bana da açıldı.

Bir gün bana; “Neden gittin?” diye sordu.

“Korktum Yeterince güçlü olamamaktan,” dedim dürüstçe. “Hayallerimin peşinden koştum, dönüp arkama bakmayı unuttum.”

Söz verdim ona: Mükemmel olmak değil, yanında olmak için geri döndüm: “Burada yaşayacağım. Benim nerede olduğumu hep bileceksin artık,” dedim.

Aylar geçti, herkesin sağlığı düzeldi, evin içinden yeniden kahkahalar yükseldi. Elif gün batımında bizi çizerken, beni kırmızı gömlekli çizmiş.

Sessizce elini tuttum, yüzüne baktım. “Evimdeyim,” dedim ona.

İlk kez inanarak gülümsedi bana.

Rate article
Lifequest
Milyoner Olarak Geri Döndü… ve Asla Olmaması Gereken Bir Çocukla Birlikte, Yerde Uyuyan Ailesini Karşısında Buldu