– Çocuk İstememiştim! – dedi Ali karısına hararetli bir tartışmanın ortasında, oğullarının kapı arkasında olduğunu bilmeden. (Hikaye)

İstememiştim çocuğu! diye bağırmıştı Alper karısına, bir kavgada, farkında olmadan, oğulları kapı arkasında onları dinlerken.

O gece, kapının çarpıldığını duydum. Şimdi, yıllar sonra hâlâ o anı hatırladıkça içim sızlar. Aradan geçen onca seneye rağmen, her şey dün gibi aklımda. Derya, mutfak ocağının başında, soğumuş çorbayı karıştırıyordu. O çorbayı yeniden ısıtmanın bile anlamı yoktu. Mutfaktaki duvar saatinin akrep ve yelkovanı, gecenin birini gösteriyordu.

Neden yatmadın daha? diye sordu Alper, eve girişte bile, sanki suçlu olan Deryaymış gibi.

Derya başını kaldırıp baktı. Kocası kapıda durmuştu, gömleğinin yakası açık, üstünde yabancı bir parfüm ve sigara kokusu.

Deniz sordu, babam nerede diye. Ne cevap vereceğimi bilemedim.

Hiçbir şey demeseydin keşke, diyerek buzdolabına ilerledi Alper, bir şişe maden suyu aldı.

Bu saatte mi çalıştın yine? Hem de cuma akşamı? Bak, ben de şaşırıyorum söylediklerime dedi Derya, alttan almasına alışık olduğu yalanları bu kez içine sindiremeyerek.

Başlama yine, dedi Alper, şişeyi kafasına dikip bir dikişte içti. Yoğun proje vardı.

Ne projesi Alper? Baban kendisi söyledi, senin haftalardır ofise doğru dürüst uğramadığını.

Alper bir an durdu, sonra şişeyi masaya bıraktı ve Deryaya ilk kez görüyormuş gibi baktı.

Sen babama mı gittin, bana şikâyet mi ettin?

Hayır, ben şikâyet etmedim. Raif Bey aradı, bir sorununuz var mı diye sordu. Ben de cevap veremedim.

Harika. Şimdi bir de aileyi üstüme saldın, dedi Alper, elleriyle saçlarını geriye atarak.

Kimseyi üstüne salmadım! Sadece ne oluyor anlamak istiyorum. Biz mutlu değil miydik bir zamanlar?

Cevap vermedi. Yavaşça mutfaktan süzüldü ve Deryanın içi acı ve çaresizlikle doldu.

Alper, bir konuşalım. Kırmadan, dökmeden. Seni seviyorum. Her şey eskisi gibi olsun istiyorum. Kendimiz için, Deniz için…

Şimdi konuşmak istemiyorum Derya. Yoruldum.

Peki ne zaman konuşacağız? Aylarca hiç konuşmadık! Akşamları geç geliyorsun, sabah erkenden çıkıyorsun. Hafta sonu ortada yoksun. Oğlunun doğum günü geliyor, ne istediğini bile sormadın.

O an gözlerinde bir anlık pişmanlık parıltısı gördü Derya. Ama hemen kayboldu.

Ona alırım bir hediye, güzel bir şey alırım.

Oğlunun hediyeye değil, babaya ihtiyacı var.

Babası var. Hem de aileyi geçindiren bir baba. Üç odalı evde oturuyorsun, eksik neyin var ki daha?

Derya kocasına baktı. Her şeyin nasıl değiştiğini düşündü. Onuncu sınıfta tanıştıklarında Alper çok farklıydı. Çekingen, ilgili, dinleyen bir çocuktu. Saatlerce okulun bahçesindeki bankta oturup hayal kurarlardı. Alper mimar olmak isterdi, Derya ise kültür merkezine girmeyi, çocuklarla çalışmayı, şenlikler düzenlemeyi.

Her şey hızlı gelişmişti. Mezuniyet, hamilelik, düğün. Alperin ailesi, özellikle de Raif Bey, Bizde işler hep namusluca yürür, diyerek hemen düğün yapılmasını istemişti.

Sade bir nikâh oldu. Deryanın annesi ağlayarak uğurladı kızını, Bu kadar güzel okudun, yazık ettin kızım. Üniversiteye gidebilirdin O zamanlar Derya için her şeyden önemliydi aşk. Alperin yanında olduğu sürece her şeyin üstesinden geleceklerine inanmıştı.

Evlerini Raif Bey vermişti gençlere, güzel, ferah bir daireydi. Alperi kendi işine aldı, ama üst kademeden değil: Temelden başlasın, benim gibi, demişti. Derya mutlu bir gelin ve anne olmaya çabalıyordu. Her şey düzenli olmalıydı evde. Deniz doğduktan sonra dünya, o minik burnu şıpır şıpır çeken çocuğa daraldı.

İlk yıllar mutlulardı. Para bol değildi ama yetiyordu. Alper işinde yükseliyordu, Raif Bey ölçülü destek oluyordu: Adam olan kendi yolunu açar, derdi hep. O günler Deryaya küçük zıtlaşmalar gibi gelirdi.

Ta ki iki yıl öncesine dek. Raif Bey işleri büyüttü, yeni bir kol açtı ve Alperi başına atadı. Güzel maaş, şirket arabası, iyi bir konum Derken iş yemekleri, seyahatler ve uzun mesailer başladı. Alper değişti. Sinirli, ilgisiz, uzak birine dönüştü. Küçük dünyaları sanki artık umrunda bile değildi.

Bu durumu şimdi konuşmayacağım, dedi Alper ve Deryayı birdenbire bugüne döndürdü. Yat artık.

Sen?

Çalışmam lazım biraz.

Çekildi, çalışma odasının kapısı kapandı. Derya tek başına, aydınlık, ferah mutfağın ortasında, soğumuş çorba ve boğazında kocaman bir düğümle kalakaldı.

Ertesi sabah Alper yine erkenden çıktı, kahvaltı bile yapmadı. Deryayı, oğulları Denizin sabah boynuna sarılması uyandırdı.

Anne, babam neden vedalaşmadı?

Çok aceleyle çıktı, kuzum. İşe gitmesi gerekiyordu.

Hep aceleyle gidiyor, dedi Deniz iç çekerek. Bugün parka gidecek miyiz?

Gideriz tabii. Nereye istersen.

Mavi kaydıraklı parka! Yeni salıncak yapmışlar!

Derya oğluna baktı. Yedi yaşındaydı Deniz. Açık kumral saçları tıpkı babasına, dikkatli gri gözleri tıpkı Deryaya benziyordu. Akıllı, sevecen bir çocuktu. En çok da babasının genç haline benzerdi.

Evden çıktılar. İlkbaharın ferahlığında hava tertemizdi. Parkta çocuklar kaynaşıyordu. Derya yan bankta oturan annelerin sesi bir kulağından girip ötekinden çıkıyordu ama gözü Denizdeydi.

Seninki de hep işte mi, gelin hanım? sordu geniş yapılı, kıvırcık saçlı Park Teyzesi Sevim.

Hep işte, diye zoraki gülümsedi Derya.

Şimdi hepsi böyle oldu, dedi Sevim teyze. İş, iş Evi sanki kendi kendine dönüyor. Adam evde yok, ilgilenmek mi kaldı sanki?

Diğer kadınlar da aynısını söyledi. Kocalarının sadece kazandıkları parayı yeterli saymasından yakındılar. Derya hiç konuşmak istemiyordu ama bir yandan annelerin şikâyetlerinde ortak bir hüzün buluyordu. Aile, çoğu zaman birbirine çok benzer bir imtihan sarmalından geçiyordu ve kimsenin çözümü yoktu.

Anne, bak! diye bağırdı Deniz kaydıraktan Kendi başıma tırmandım!

Aferin sana! diye karşılık verdi Derya, gözleri doldu. Hemen kolunun tersiyle sildi yaşlarını.

Akşam Derya, Deniz yattıktan sonra eski fotoğrafları çıkarıp baktı. Düğünlerinde sade beyaz elbisesi, Alperin takım elbisesi, ikisi de tüm dünyayı unutmuşçasına birbirine gülümserken… Hastane odasında yeni doğmuş Deniz kucakta, Alper hem şaşkın hem tarifsiz mutlu Deniz üç yaşındayken yaptıkları ilk Bodrum tatilinde, kuma kale yaparlarken…

Ne zaman bitti? Ne zaman aile olmaktan çıkıp, aynı çatıda yaşayan yabancılara dönüştük?

Gece yarısı Alper geldiğinde, Derya yatağındaydı ama uyumuyordu. Adam banyoya, ardından odasına geçti. Işık hiç onun yatağına uğramadı.

Pazar günü Derya kararını verdi. Raif Beyi arayıp konuşmak istedi. Kayınpederi hemen kabul etti, eve öğleye doğru geldi. Derya her zamanki gibi ona sıcak davranan, güçlü, ellilerinde oldukça dik duruşlu bir adamdı. Oğlunun hatasını her zaman dillendirmezdi ama farkındaydı.

Hoş geldin Derya kızım, diye babacan sarıldı. Torunum nerede?

Annemde bırakmıştım, konuşmamız uzayacak diye.

Anladım. Demek ciddi mevzu var, diyerek mutfağa geçti, masaya oturdu. Derya çayı, sabah pişirdiği börekle birlikte önüne koydu. Ne diyeceğini toparlayamadan Raif Bey konuşmaya başladı.

Ne olup bittiğini tahmin ediyorum. Alper oldukça laçka oldu, değil mi?

Derya ağlamamak için kendini zor tuttu ve başını salladı.

Bizimle yaşamıyor artık. Sözde evde, ama yok. Geç geliyor, erken gidiyor. Konuşmuyoruz bile. Deniz artık, Niye babam beni fark etmiyor? diye soruyor. Cevap veremiyorum.

Ne zamandır böyle?

Belki bir yıl oldu. Ama son aylarda çekilmez hale geldi.

Raif Bey derin bir iç çekti.

Kızım, suç bende. Çok yüz verdim ona. Temelden başlasın istedim ama işler iyi gidince yükselttim. O ise hazırına konmaya alıştı. Hazır değilmiş.

Suç sizde değil, dedi Derya. Niyetiniz iyiydi…

İyi niyet yetmiyor. Sonuca bakmak lazım, başını salladı. İyiden iyiye değişti. İşlerde de sıkıntı var. Yarım bıraktığı projeler Bunu sana söylemek istemezdim, ama bilmen gerek. Galiba biri var. Sekreter kız, adı Özlem.

Derya içinin boşaldığını hissetti. Zaten şüphelenmişti, başka parfüm, kopukluk Duyduğunu kabullenmek ise başkaydı.

Ne yapacağımı bilmiyorum, diye fısıldadı. Onu çok seviyordum belki de hâlâ seviyorum. Ama çocuğumuz var. Sadece çekip gidemezsin.

Gitmene gerek yok, dedi Raif Bey. Ev de senin. Oğlunu büyütüyorsun. Giderse, o gitsin.

Deniz babasız büyüsün istemiyorum.

Denizin yanında, şu anki haliyle babasının ne var ne yok olması fark etmiyor. Bu tavır çocuğa kötülükten başka bir şey vermez.

Derya hak verdi ama ne yapacağını yine de bilemiyordu. Alperi bir seçime zorlamak Ya ailesini değil de o kızı seçerse?

Bak Derya, Raif Bey elini Deryanın elinin üzerine koydu. Sen genç, güzel, akıllı bir kadınsın. Ailene hayatını adadın ama aile, sadece fedakârlık değildir. Sevgi ve saygı da gerekir. Sen veriyorsun, o tüketiyor. Bu yanlış.

Üniversiteye girmek istemiştim, dedi birden Derya. Kültür merkezine. Çocuklarla çalışmak istiyordum. Sonra Denize hamile kaldım, hayatım değişti.

Pişman mısın?

Denize asla. Ama bazen keşke diyorum… nasıl olurdu?

Hiçbir şey için geç değil, dedi Raif Bey birden. Oğlun okullu oldu, zamanın var. Neden yeniden denemiyorsun?

Derya şaşkınlıkla baktı.

Gerçekten mi?

Elbette. Yardımcı olmaya hazırım. Yeter ki sen iste.

Kapı çarptı o sırada. Alper geldi. Babanı görünce duraksadı.

Baba? Burada ne işin var?

Torunumu, gelinimi görmeye geldim. Sen neredeydin?

İşteydim, diye cevapladı hızla Alper.

Pazar günü mü? dedi Raif Bey, dudak bükerek. İlginç işin varmış.

Proje var, yetiştiriyorum.

Gel otur, konuşmamız lazım.

İsteksizce masaya oturdu Alper. Derya onun gerginliğini görebiliyordu.

Bak oğlum, bu ailenle ilgili, dedi Raif Bey. Karını ve oğlunu yalnız bırakıyorsun.

Baba, bu senin işin değil.

Bal gibi işim! Derya gelinim, Deniz torunum. Onlara kötülük etmeni izlemem.

Kötülük etmiyorum! Eve para getiriyorum, bakıyorum hepsine!

Ama baba ya da koca olmak istemiyorsun!

Olmaz olur muyum!?

Hayır, olamıyorsun, dedi Raif Bey. Sen sadece adı var, kendi yok bir baba ve kocasın.

Alper yerinden fırladı.

Nasıl söylersin bunu!

Hadi söyle, dün gece neredeydin? Son bir haftadır her akşam?

İşteydim!

Yalan söylüyorsun. Ofiste hiç yoktun.

Bir süre sustu, sonra öfkeyle Deryaya döndü.

Sen mi anlattın hepsini babama? Koşup şikâyet mi ettin?

Sadece konuşmak istedim, dedi sakin.

Tabii. Konuşmak. Aslında üstüme aileyi salmak

Yeter artık! dedi Raif Bey. Adam ol!

Adamım işte! Ama sen hayatıma karışamazsın!

Peki, dedi Raif Bey, sözünü bitirdi. Ya kendine gelip toparlarsın, ya da sana verdiklerimin hepsini alırım. İşin, araban, her şeyin biter. Derya boşanır, nafakanı ödersin, oğlu da o büyütür. Sen ise ortada kalırsın.

Bunu yapamazsın!

Çok güzel yaparım! Her şey benim üzerime. Ev de dahil. Deryanın adına tapulu, gitmek istersen elin boş gidersin.

Alper şaşkın şaşkın bakakaldı. Gözleri Deryada.

Demek plan yaptınız, şantaj ediyorsunuz!

Kimse şantaj yapmıyor, Derya yorgun. Sadece eski haline dönmeni istiyoruz. Ailene, oğluna, hayatına.

Benim hayatım iyi!

Hayır, dedi Raif Bey, Sen kötüye gidiyorsun; daha da dibe batmana izin vermeyeceğim. Seni seviyorum çünkü.

Daha fazla konuşmadan çıktı Raif Bey. Kapı kapandı.

Alperle Derya baş başa kaldı.

Mutlu musun? Beni de babam terk etti şimdi!

Terk etmedi. Seni kurtarmaya çalışıyor.

Neyden kurtarıyor? Mutlu hayattan mı?

Nesi mutlu bu hayatın? Nasıl görüyorsun kendini?

Ben memnunum halimden!

Gerçekten? O zaman neden gözlerinde ilk zamanki ışıltı yok?

Ne ışıltısıymış?

İlk tanıştığımızda hayallerin vardı. Mimar olmak isterdin, gece sabahlara kadar eskiz çizerdin. Şimdi babanın şirketinde vasıfsız bir memur ve hiç bitmeyen kaçamaklar…

Hiç ilgisi yok!

Yalan söyleme. Özlemi biliyorum.

Bir an suçluluk yansısı geçti yüzünden; sonra yine inat.

Ne biliyorsun?

Aldattığını.

Aldatmak değil bu Öyle gelişti.

O kadına mı aldanıyorsun, bana mı kızıyorsun şimdi?

Alper içine kapanmışçasına cevap veremedi. Derya da biriktirdiği öfkeyle dayanamadı artık.

Madem Denize babalık yapmak istemiyorsun, söyle!

Deniz ilgimi çekmiyor! diye bağırdı Alper; sonra pişman oldu.

Bir sessizlik kapladı her yeri.

Ne dedin sen? Tekrar et.

Yanlış söyledim, öyle demek istemedim…

Hayır, doğru dedin. Kendi oğlun ilgini çekmiyor.

Derya, mesele Deniz değil…

Ne meselesi o zaman?

Alper mutfakta volta attı. Sonra birden:

Yoruldum! Bu kısır döngüden, bu sıradanlıktan! Her gün aynı şeyler. Daha yirmi altı yaşındayım! Yaşlanmış hissediyorum!

Aileye sıradanlık mı diyorsun?

Hayır, yani bilmiyorum nasıl anlatayım… Kafese kapatılmış gibiyim.

Kimse seni kapatmadı. Bunu sen istedin.

Ben istemedim! Yani, istedim ama böyle olacağını bilseydim…

Ne bekliyordun? Çocuğu doğurup, senin yine gezmeni mi?

Ben çocuğu istememiştim! diye patladı birden ve sustu.

Deryanın rengi attı. Sandalyeye tutunmasa düşecekti.

Sen istemedin mi?

Derya, öyle demek istemedim

Denizi istemedin mi?

Hayır, demek istediğim, o zaman hazır değildim. Ben de çocuğumdu.

O zaman gezmek, aldatmak hakkın mı oluyordu senin?

Aldatmıyorum! Özlemle sadece…

Sadece ne? Sadece birlikte oluyorsunuz…

Alper bu kelimeyle sarsıldı. Derya daha önce hiç böyle konuşmamıştı.

Eşini, oğlunu istemeyen sensin! dedi Derya.

Değilim!

Hayır, öylesin! Hatta belki gerçekten gitmelisin, burada mutsuzsan.

Alper bir hamle yaptı.

Belki gerçekten gitmeliyim.

O zaman kapı orada, dedi Derya sakinleşmiş bir sesle.

Bakıştılar uzun uzun. Derya yüreğinin deli gibi attığını hissediyordu.

Bil ki, dedi şimdi daha sessiz, gidersen bu, sonsuza kadar olur. Bir daha seni oğlumun önünde savunmam.

Katı bir sessizlik.

İşte o anda koridordan titrek bir hıçkırık duyulunca ikisi birden hayretten döndü. Deniz kapıda duruyordu, pijaması, çıplak ayakları, ağlamaktan kızarmış yüzüyle. Anneanne ve dedesi getirmişti, daha erken saatte.

Deniz Derya gitmek istedi ama o uzaklaştı.

Hep kavga ediyorsunuz, dedi oğulları, alçak bir sesle. Hep bağırıyorsunuz…

Biz konuşuyoruz, tatlım… dedi Derya.

Hayır, hep kavga, dedi ve gözyaşları indi. Baba gerçekten gidecek mi?

Alper eğildi, göz hizasına geldi.

Oğlum, yanlış anladın. Biz annenle sadece…

Sen beni istemedin mi baba? dedi Deniz, hiç yaşına yakışmayan bir bakışla.

Deniz, öyle değil. Başka şey demek istemiştim.

Nesi başka? Sevmiyorsun beni. Hiç oynamıyorsun, yok gibisin.

Denizcim, baban seni çok seviyor, diye araya girdi Derya ama çocuk uzaklaştı.

Sevseydin bizimle olurdun! Her zaman gidiyorsun! O kadının yanına!

Alperin rengi attı.

Nereden…

Her şeyi duydum! diye çığlık attı Deniz, odasına kaçtı ve kapıyı çarptı.

Derya ve Alper koridorda donup kaldı. Alperin yüzüne utanç geldi, ama çabuk kendini topladı.

Bak, işte bu senin eserin! Her şeyi öğrendi!

Benim mi esrim? Ahlaksızlığının bedelini ben mi ödeyeceğim!

Yeter! dedi Alper, ceketini aldı.

Nereye?

Birkaç gün dışarıda kalacağım. Herkes sakinleşsin.

Denizin sana ihtiyacı var, nolur gitme!

Babası olduğunu bile istemiyor artık! Hiç gerek yok!

Sadece kırıldı! Lütfen gitme!

Dinlemedi, kapıdan çıktı. Derya karanlık koridorda yerle bir olmuştu.

Oğlunun odasına girdi. Deniz yüzüstü uzanmış, sessizce ağlıyordu.

Güzel oğlum, Derya yanında uzandı, sardı kollarını. Üzgünüm. Bunu duymaman gerekirdi.

Anne, gerçekten istemedi mi beni?

Hayır, canım. Sadece çok erken oldu, o zaman korktu. Sen doğdun, seni sevdi. Ben buna eminim.

Neden benimle oynamıyor, neden görmüyor beni?

Zor bir dönemden geçiyor. Ama seni seviyor, yemin ederim ki.

Deniz başını çevirip baktı.

Anne, boşanacak mısınız?

Bilmiyorum oğlum, bilmiyorum.

Boşanmanızı istemiyorum. Baban yanımızda olsun istiyorum…

Ben de öyle isterim. Ama nasıl olacak bilmiyorum.

Sarıldılar. Derya oğlunun saçını okşarken Şimdi ne olacak? diye düşündü. Alper değişmeye hiç niyetli değildi. Sorumluluğu, pişmanlığı hep başkalarına yüklemişti.

Belki de ayrılmalı? Onu özgür bıraksam, kendi yolunda gitsin. Ben de oğluma, kendime hayat kurarım. Raif Bey söz verdi, destek olurum dedi. Üniversiteye girerim. Yeni bir hayata başlarım.

Ama Alpersiz yaşamı düşündükçe içi cız ediyordu. Onu seven, okuldaki Alperi, ilk göz göze geldikleri anı, oğulları doğduğunda gözyaşıyla titreyen delikanlıyı hatırladı. O adam yok olmuş olabilir miydi?

Günlerce Alper yoktu. Derya aradı, cevap vermedi. Deniz her sabah sordu, babam ne zaman gelecek? Yalancı cevaplar İşte, gelecek. Ama her gün daha az inanarak.

Ve sonra korktuğu oldu. Bir akşam Alper yorgun, kırmızı gözlerle çıktı geldi. Konuşmasından bir şey anlamak güçtü. Özlem beni de terk etti herkes ihanet ediyor diye mırıldandı. Derya kapıda bekleyip izledi bu çöküşü. Sevdiği adam, geriye bir gölgeye dönmüştü.

Duş al, dedi Derya. Sonra sana kahve yaparım.

İstemiyorum, dedi Alper yorgunlukla, ayağa kalkmaya çalışıp oturdu. Bıktım!

Az sonra Deniz çıkacak, böyle görmesin seni.

Ne fark eder? Zaten sevmiyor beni.

Senden nefret etmiyor, seviyor, özlüyor…

Alper başını kaldırdı.

Gerçek mi?

Gerçek. Git duş al, sonra konuşuruz.

Az sonra geldiğinde biraz daha derli topluydu. Derya ona kahve koydu.

Affet, dedi kısık bir sesle. Böylesini görmeni istemezdim.

Hangi halini göreyim isterdin?

Başarılı, kendinden emin bir adam öyle biri…

Eskiden öyleydim, değil mi?

Kim olduğunu hatırlıyor musun, Alper? Hazıra konan zengin oğlu mu, karısına evladına sahip çıkan adam mı?

Derya Nereye başlasam bilmiyorum. Ama düzeltmek istiyorum. Gerçek bir baba olmak istiyorum. Başarabilir miyim, bilmiyorum.

Başarırsın, istersen. Ama sadece sözle değil, çabayla

Başını salladı Alper. Oğlunun odasına gitmek istedi.

Deniz galiba uyudu, sabah konuşursun.

Söz, konuşacağım.

Ama sabah evde yoktu. Yine gün doğarken gitmişti. Derya ağladı, Deniz Üzülme anne, birlikte başarırız, deyince içi daha da parçalandı.

Ertesi gün Derya, Raif Beyin yanına gitti. O da üzgündü.

Biliyorsun değil mi ne olduğunu? diye sordu Derya.

Geldi dün, para istedi.

Verdin mi?

Vermedim. Dedim ki, kendi kazanacak artık.

Ne yapayım ben, Raif Bey?

Boşan kızım. Dava aç, nafaka alınır. Ben yardımcı olurum, evle, parayla. Dert etme.

Derya sustu. Doğruydu belki ama ömründeki aile hikâyesinin böyle bitmesine gönlü razı değildi.

Biraz daha zaman verin bana, dedi. Belki toparlar.

Ne kadar çok beklersen, o kadar zorlanırsın, dedi Raif Bey üzüntüyle.

Ama Derya inat etti. Son bir şans daha. Bir mesaj attı Alpere: Pazar gel, sakin konuşalım. Bağırmadan, suçlamadan. Yolumuzu çizelim.

Ertesi gün ancak cevap geldi: Olur. Pazar görüşürüz.

O pazar sabahı Derya evi topladı. Denizi annesinin yanına gönderdi. Alper akşamına geldi, bitkin, çökmüş ama ayık şekilde.

Ben geldim. Dinliyorum seni.

Derya karşısına oturdu.

Karar verelim. Ya beraber deneyeceğiz ya da bitecek. Böyle devam edemez.

Farkındayım.

Ne istiyorsun?

Uzun süre camdan dışarı baktı Alper.

Bilmiyorum artık ne istediğimi. Önceden biliyorum sandım ama şimdi hiçbir şeyden emin değilim.

Beraber olmak istiyor musun? Benimle ve Denizle?

İstiyorum. Ama yine becerememekten korkuyorum.

Denemeden bilemezsin.

Tek kelimeyle yutkunur gibi oldu.

Aptallık ettim Derya. Gurur, bencillik, aptallık hepsi… Her şeyimi dağıttım.

Biliyorum.

Sen beni artık sevmiyorsun.

Hayır, nefret etmiyorum. Ama aşk da kolayca geri gelmez. Aile demek, masallar gibi Pardon deyince düzelecek bir şey değil.

Peki ne yapayım? Güveni nasıl kazanırım?

Bilmiyorum. Ama artık söz değil, davranışlar önemli.

Haklısın. Lütfen bana vakit ver. Her şeyi düzelteceğim.

Ne kadar vaktin var?

Bir ay, iki ay Ne kadarsa. Ama gerçekten değiştireceğim.

Derya, ona inanmadan sadece başıyla onayladı.

O zaman bu süreçte ayrı kalacağız. Ben ve Deniz burada, sen dışarıda. Hafta sonları gelirsin, babalık yaparsın ama burada yaşamıyorsun.

Yani evden mi kovuyorsun?

Sana düşünme fırsatı veriyorum. Bana da, Denize de.

Alper kapıya gitti, döndü.

Seni ve oğlumu gerçekten seviyorum. Sadece aptallık ettim.

Kanıtla…

Ve gitti. Derya o gün eve bir huzur dolduğunu hissetti. Sonunda, ilk kez, kararı kendi vermiş, kendi seçmişti. Artık ne tribüne oynamış ne başkasının kurtarılmasını beklemişti. Yolun başındaydı.

Haftalar ağır geçti. Ama Alper gerçekten değişmişti. Her gün Denizi arıyor, hafta sonları birlikte vakit geçiriyorlardı. Derya oğlundaki mutluluğu, Alperin bakışlarındaki ciddiyeti fark ediyordu. Babası, işe yaramayan bir patronun oğluna sıfırdan başlamayı öğretmişti. Alper de ufak bir inşaat firmasına beden işçisi olarak girmeye razı olmuştu. Parası az, işi ağırdı ama şikâyeti yoktu.

O gün Deryaya, Akşam olunca yorgunluktan kendimden geçiyorum, babamın kendi emeğiyle geldiği yere haksızlık ettiğimi anladım artık, demişti.

Derya da boş durmamıştı; üniversiteyi kazandı. Kültür merkezinde çocuklarla çalışmaya başladı. Raif Bey masrafları halletti. İlk iş olarak tanıdıklarının çocukları için etkinlikler düzenledi. Sonra başkaları da istedi, işleri büyüdü. Herkes memnundu.

Deniz annesinin heyecanına, bir yaşam enerjisine dönüştüğünü görmekten çok mutlu olmuştu. Çocuklarla hazırlanan etkinliklerde Deniz elinden geldiğince annesine yardım etti. Artık gerçek bir aileydiler; işlevsel, dayanışmalı bir aile.

Aradan üç ay geçti. Alper hâlâ evde kalmıyordu ama her hafta sonu geliyordu. Küsmüş bir dost gibiydi araları; açıklık, dostluk ama henüz eski yakınlık yoktu.

Bir pazar sabahı, Alper alışılmıştan erken geldi, Deryaya Bugün birlikte yürüyelim, Denizle parka gidelim, dedi. O park eski günlerin hatırasını taşıyordu. Deniz koşa koşa salıncağa, Derya ve Alper de banka oturdu.

Nasıl gidiyor? diye sordu Derya.

İyi. Yoruluyorum ama bu yorgunluk iyi geliyor. Ya sende?

Güzel. Haftaya sınavım var, hazırlıkla uğraşıyorum.

Seninle gurur duyuyorum…

Derya şaşırdı. Daha önce hiç böyle bir iltifat duymamıştı kocasından.

Teşekkür ederim.

Alper oğluna bakıp daldı bir süre.

Derya, bileyim mi neyi anladım bu aylarda? Mutluluk, makam, araba, para değil… Mutluluk işte bu, Denizi gösterdi. Oğlunun gülüşünü görmek; sevdiğin insanla omuz omuza oturmak; birlikte olmak.

Derya bir an boğazına düğüm oturdu, cevap veremedi.

Aptallık ettim, dedi Alper. Her şeyimi dağıttım. Neyin peşindeydim? Sözde bir özgürlük için, ilişki zannettiklerim için… Aslında her şeyi batırmışım. Oysa sen bana bir hak daha verdin. Ve onu değerlendirmek istiyorum.

Düşünmem gerek…

Anlıyorum. Beklerim.

O sırada Deniz süratle annesine koştu, Bak ne kadar yükseğe sallanıyorum! diye bağırdı. Birlikte kahkaha attılar. Alper, Deryaya hafifçe elini uzattı.

Belki de gerçek aile buydu. Hataları, düşüşleri, uyanışları olan, ama hiçbir zaman vazgeçmeyen bir birliktelik. Herkesin biraz değişip fedakârlık ettiği, tekrar tekrar yolunu bulduğu bir hayat hikâyesi

Eve dönüşte, Derya beklemediği halde,

Akşam yemeğine bize de katılsana, dedi Alpere.

Olur mu gerçekten?

Bu sadece akşam yemeği. O kadar.

Anladım, sağ ol.

Dairenin alışılmış bereketli, sıcak bir akşam yemeği Alper yardım etti, Deniz neşeyle gününden bahsetti.

Gece sonunda, Alper gitmek üzereyken, Derya ona döndü.

Bugün için teşekkür ederim. Uzun zamandır ilk kez huzur hissettim.

Alper hafifçe yanağına dokundu, vedalaştı.

Eve girdikten sonra, Derya kapıya yaslandı. Bir zamanlar kendinden vazgeçen genç kızdan başka biri olmuştu artık. Hangi yolu seçeceğini bilmiyordu ama ailesi için, kendi hayatı için son kararı kendisi verecekti. Hep birlikte, omuz omuza olmanın, gerçek bir ailenin değeri buydu.

Bir sonraki gün, Raif Beyle buluştu.

Karar verdin mi? diye sordu.

Sanırım evet. Alper gerçekten değişiyor, görüyorum.

Hak etti mi sence?

İnanmak istiyorum ama henüz tam güvenemiyorum.

Doğru. Aramızda güven yeniden inşa edilir. Onun süreci uzun.

Raif Bey de oğluna acı ama gerekli dersi verdiğini anlatırken, Derya da ona minnet duydu; gözlerini kapatıp, içini çekti.

Haftalar, aylar geçti. Alper oğluyla gerçek bir baba-oğul ilişkisi kurdu. Zor zamanlarda, çocuk hastalandığında yanlarında oluyor, ilgisini hiç eksik etmiyordu. Deryaya da, her zamanki gibi minnet ve anlayış gösteriyordu.

Birkaç ay sonra, tekrar parka gittiklerinde Derya,

Burası bizim parkımız oldu, deyiverdi.

Hem de aile parkımız, dedi Alper, uzun zaman sonra ilk kez gözlerinde coşku ile.

Evine dönmek ister misin?

İsterim, dedi Alper, tereddütsüz. Ama her şeyi tekrar inşa edeceğiz. Eskiye dönmek yok, beraberce yeni bir aile olacağız.

Birbirlerine yeniden şans verdiler. Ne kolay affettiler, ne göz ardı ettiler. Ama birlikte iyileştiler.

Deniz salıncaktan seslendi:

Anne! Baba! Bakın ne kadar yükseğe sallanıyorum!

Birbirlerinin elini tuttular. Ve geçmişin ağırlığı ilk kez bu kadar hafif geldi onlara. Birbirlerine güvenmeyi, birlikte büyümeyi öğrenmişlerdi. Hikâyemiz buraya kadar. O Pazar günü başlayan yeni hayatımız, hâlâ sürüyor. Eskisi gibi değil; daha gerçek, daha sade, daha kıymetli.

Gerçek aile, işte böyle bir dayanışma. Düşünce tekrar kalkmak, kırınca onarmak, sessizce ama kararlılıkla birbirine tutunmak Şimdi anlıyorum, en çok da bunu benzersiz yapan, hatalarımızı beraberce aşabilmemizmiş işte tam da Anadolu ailelerinde olduğu gibi.

Rate article
Lifequest
– Çocuk İstememiştim! – dedi Ali karısına hararetli bir tartışmanın ortasında, oğullarının kapı arkasında olduğunu bilmeden. (Hikaye)