Bir Kadınla Neredeyse Bir Yıl Boyunca Görüştüm, Hem Ona Hem Torununa Hiç Para Esirgemedim; Ama Yanıma Biraz Börek İsteyince Gerçek Yerimi Bir Anda Öğrendim

Bir kadınla neredeyse bir yıl çıktım, ne ona ne de torununa para harcamaktan hiç çekinmedim. Ama bir gün ondan yanımda poğaça vermesini isteyince, gerçek yerimi anında öğrendim.

Bir kafedeyiz, tam Çankayada, Ankaranın ortasında. Garson özenle önümüze şeffaf bir plastik kutu bıraktı, içinde neredeyse dokunulmamış kocaman bir dilim çikolatalı pasta var. Sevda kutuyu memnuniyetle kendine doğru çekti. Ortam gayet seviyeli, fonda hafif bir müzik çalıyor, ama ben içten içe hafif bir sinirle doluyorum.

Yaklaşık bir senedir birlikteyiz. Ben elli sekiz, o elli dört yaşında; ikimiz de evlenip boşanmış, çocuklar büyütmüş, hatta torun sahibi olmuş insanlarız. Benim biri kız biri erkek iki torunum var, ama Sevda neredeyse tek torunu Keremden başkasını görmüyor. Altı yaşında bir afacan, onun için dünyalar onun çevresinde dönüyor desem abartmam. Çocukla bir-iki kez yüz yüze geldim, ama onun hakkında bildiklerim, kendi sağlık testlerimi ezbere bilirim o kadar!

Sevda pastayı çantasına koyarken yine o insanı kendine bağlayan gülümseyişiyle baktı bana.

Kerem bayılır böyle çikolatalı şeylere, dedi. Ben zaten doydum, hiç canım istemiyor. Yazık olmasın, değil mi?

Başımı salladım sadece, sonra garsona uzanıp hesabı ödedim; orada da tabii ki pastadan kahveme, onun salatasına kadar ne varsa benim kartımdan çıktı. Para problem değildi, Allaha şükür, zorda değilim. Ama mesele parada değil, son aylarda yavaş yavaş oturmuş olan o sisteme kafam takıldı. Bir şekilde, Sevda bulduğu her fırsatta – genellikle de benim paramla – eve, torunu için bir şeyler götürmeyi ihmal etmiyordu.

İlk uyanışımı üç ay önce yaşadım. Galada bir filme gittik, biletleri ben aldım. Bara geçtik, Sevda kocaman karamel patlamış mısır ve kola aldı.

Normalde tatlıya dikkat eden biriydi, şaşırdım. Demek ki arada kendine jest yapmak istedi. Filme girince mısırı kucağına koydu, kasiyerden ekstra kapak istemiş, onu da kapatmış. Bir avuç aldım, yedim; Sevda ise bir tanesini bile ağzına atmadı.

Neden yemiyorsun? dedim fısıltıyla, Gayet güzel.

Benim canım istemedi, dedi hafifçe. Zaten Kerem bende kalacak, ona götüreceğim. Sinemadan mısırı çok seviyor çocuk, annesiyle babası nadir alır.

Bir yudum kola içecektim ki neredeyse nefesim tıkandı. Meğer ben koca kutu mısırı, Sevda ile beraber yiyelim diye değil, onun torunu için almışım bana sormadan! Tüm seans boyunca kendimi garip hissettim; patlamış mısır bizim değil de başkasınınmış gibi yadırgadım. Filmden çıkınca Sevda arabadan popkornu kaptı, ışıl ışıl evin yolunu tuttu. Ben de içeride hissettim kendimi: hem kuryelik yaptım, hem de siparişi cebimden ödedim.

Halbuki Sevdanın parası var, işinde gücünde, giyimi kuşamı temiz. Yani mesele ihtiyaç değil.

Asıl şoku geçen hafta yaşadım işte. Cumartesi günü beni eve davet etti, meşhur poğaça börek yapacağım dedi. Ben de boş gitmek istemedim; iyi bir şarap, mevsimin en iyi meyvesi, bir de somon fümesi aldım. Evin içi tazecik hamur işi kokuyor, mest oluyorum resmen.

Mutfakta masa üzerinde kocaman bir kase var, üzerine bez örtülmüş. Altında dağ gibi kabarık poğaçalar biz oturduk, Sevda çay döktü, beş tane getirdi önüme.

Afiyet olsun Mehmet, sıcakken ye! dedi samimi samimi.

Yedikçe yedim, etlisi, kapustası, elleri dert görmesin. Karşılıklı sohbet, şarap, tam bir ev sıcaklığı.

Sevda, ellerine sağlık ya, dedim keyifle arkamı yaslayarak, Akşam benim çocuklar gelecek, torunlarım hafta sonu bende. Biraz poğaça alsam yanımda, yesinler. Onlar hazır ürünlerle besleniyor genelde, anneleri pek mutfakta değil.

Burada birdenbire Sevdanın suratı değişti.

Az önceki yumuşacık Sevda uçtu, ifadesi adeta buz gibi oldu. Gözleri birden soğuk baktı, sesi bir anda değişti hem üzgün hem kararlı:

Mehmet… Vallahi isterim ama pek fazla veremem. Akşama Kerem gelecek, çoğunu onun için yaptım zaten…

Kalktı, kocaman kasenin kapağını kaldırdı, içinden minik bir poşet çıkardı. İçine üç poğaça koydu: ikisi kapustalı, biri etli.

Al, afiyet olsun, dedi, poşeti uzattı. Çocuklara bölüştür, başka kalmayacak Kereme.

O an yüzüm alev alev oldu. Koca kase poğaça duruyor, ben az önce pazardan en iyi şarabı, meyveyi, balığı getiriyorum, ondan bir şeyler istemek aşağılanmak gibi geldi. Torunlarıma birkaç poğaçayı bile çok görüyordu.

Ya Sevda bak, orada bir dünya var zaten. Keremin bir lokmada hepsini bitirecek hali yok. Benimkiler de tatmış olsun, iki çocuk onlar da, diye tatlıca üsteledim, sinirimi belli etmemeye çalıştım.

O ise dudaklarını büzdü, kaseyi yine örttü sanki savunmaya geçmiş gibi ve şöyle dedi:

Mehmetciğim, malzemeyi ancak yetirebildim. Kereme söz verdim, kusura bakma ama yaptıklarımı herkese dağıtamam. Sen yedin, doyduysan ne güzel. Burası Keremin

Resmen dağıtamam dedi. Sanki yalvarmaya gelmişim gibi, hayatını paylaştığım insan değil de, sadaka isteyen biriymişim gibi davranıyor.

Peki ben onun gözünde niye altı yaşındaki çocuktan bile gerideyim?

Yarım saat sonra, bir bahaneyle çıktım evden. O poşetteki üç poğaça arabada yan koltukta öylece duruyordu. O ev sıcaklığı şimdi midemi bulandırıyordu. Kafamda dönüp duran tek şey; Sevdanın önceliklerinde benim hiçbir zaman baş köşede olmayacağımı, içten içe kabullenmekti.

Hep derim ki, sağlıklı bir ilişkide iki yetişkinin birbirine önceliği olur, sonra çocuklar gelir. Tabii ki önemli onlar da, ama merkez iki insan olmalı. Sevdada ise Kerem baştacı, onun dışında gerisi teferruat sanki. Ben ise, listede en sonda mıyım? Sadece restoran, kafe ve sinemadan eve paket için bir sponsor muyum yani?

Ben onun torununa pasta alınca biz aileyiz, oluyor; ama aynı sevgiyle kendi torunlarıma poğaça isteyince yapacak bir şey yok, dağıtamam cevabı alıyorum. Onun çocuğu özel, benimkiler ise nasiplerine ne düştüyse idare etmek zorunda. Olmaz ki

Eve vardığımda torunlarım çoktan gelmişti. Kızım çalışmaktan bitik vaziyette, mutfakta poşetleri karıştırıyor.

Baba, mis gibi poğaça kokusu yayıldı ya, dedi gülümseyerek.

Poşetten o üç zeytinyağlı, kapustalı poğaçayı çıkartırken içim sıkıldı.

Teyzen Sevdadan kaldı, deneyin bakalım, dedim, kızımın gözlerine bakmamaya çalışarak.

Çocuklar şapur şupur yedi dakikada.

Başka var mı dede? diye sordu torunum, elini yalayarak.

Yok kızım, hepsi bu, dedim sessizce, sonra balkona çıktım bir sigara yaktım.

O soğuk balkonda Ankaranın ışıklarına baka baka düşündüm; bütün bunlara değer mi? Yani, Sevdanın gözünde onun parası torununa helal, bana ise evine misafir olunca bile fazladan iki poğaça veremiyor. Mesele yemek değil, marketten bir torba ekmek getirsem şimdi, asıl dert insanın yerinin belli olması.

Beni kırdığını fark etmedi bile. Akşam telefonda cıvıl cıvıl anlattı, Kerem geldi, bak hepsini yedi valla, şimdi çizgi film izliyor. Ben ise sadece sustum. Diyecektim ki benimkiler de sordu, var mı daha diye, utanıp söyleyemedim yoktu diye ama bir kelime çıkmadı ağzımdan.

Sen hiç böyle bir ikiyüzlülük yaşadın mı? Her şey kendi tarafına, bize de ancak harcarken aileyiz, paylaşınca kusura bakma, yetmeyecek. Sence bu konuşmaya değer bir mesele mi, yoksa ben yaşlandıkça huysuzlanıyor muyum?

Rate article
Lifequest
Bir Kadınla Neredeyse Bir Yıl Boyunca Görüştüm, Hem Ona Hem Torununa Hiç Para Esirgemedim; Ama Yanıma Biraz Börek İsteyince Gerçek Yerimi Bir Anda Öğrendim