Dostluk Maskesi Altında Gizlenen İhanet

Dostluğun Maskesi Altında İhanet

Bu kış, sanki tüm ihtişamını göstermek istercesine İstanbulun sokaklarını bembeyaz bir masala dönüştürüyor. Pencereden bakınca gökyüzünden dökülen kar taneleri, çatıları ve kaldırımları yumuşacık örtüsüyle kaplamış. Havanın ayazı, taze bir berraklık getiriyor, ciğerlere işliyor.

Zeynep ve Emirin Kadıköydeki evlerinde ise bambaşka bir sıcaklık hâkim. Dışarıda karın sessiz gösterisi sürerken içeride sarımtırak, loş bir ışık odanın her yanını sarmış. Yumuşacık bir battaniyeye birlikte gömülmüşler; TVde sıradan, klasik bir Türk aile komedisi oynuyor, pek bir anlamı yok, amacına hizmet ediyor: biraz gülmek, biraz dinlenmek Zeynep ekrana dikkatle bakıyor, arada bir kendince gülümsüyor; Emir ise bir yandan filmi izliyor, bir yandan göz ucuyla camdan yağan kara dalıyor. İzlenesi bir manzara.

Bütün huzuru bozan hoş bir telefon melodisi oluyorEmirin cep telefonu çalıyor. Bir süre cevap vermiyor, belli ki aile saatini bozmak istemiyor, ama telefon ikinci kez çalınca pes edip ceketinin cebinden çıkartarak ekrana bakıyor, derin bir iç çekiyor:

Yine Baran arıyor, diyor, eşine seslenerek. Bu akşam üçüncü arayışı.

Zeynep başını biraz çeviriyor ama gözünü televizyondan ayırmıyor.

Muhtemelen yine davet edecek. O yeni bir yazlık almıştı ya Şileden. Kutlayacak. Hayır cevabını nedense duymak istemiyor bu adam.

Emir telefona dokunarak kabul ediyor aramayı.

Alo Baran, selam, diyor, neşeli olmaya çalışarak.

Emir! Hâlâ gelmedin mi? Bak her şey hazır, yazlıkta mangal yanıyor, masa donatıldı, dostlar toplanıyor! Zeynepi de al, gelsene, çok eğleniriz!

Emir bir an susuyor. Göz ucuyla Zeynepe bakıyor; Zeynep belli belirsiz hayır anlamında başını sallıyor. Hiç kelime etmese de mesajı çok net anlaşılıyor: Gürültülü masa sohbetleri, ortam kalabalığı, ortalığı kaplayan ses dalgası Bugün onlara hiç uymuyor. Hafta sonunu kendi küçük, huzurlu dünyalarında geçirmek istiyorlar. Kimseye hesap vermeden, acele etmeden.

Emir kısa bir kararsızlık yaşadıktan sonra küçük bir bahane uydurup kullanıyor.

Şey Baran, bak şimdi Zeynep annesine iki günlüğüne gitti. Tek başıma gelmek istemiyorum, anladın mı? Orada biri saçma sapan bir şey söyler, hiç tartışma çıkmasın. Söz, bir ara mutlaka uğrayacağız.

Karşıdan kısa bir şaşkınlık sesi duyuluyor, sonra Baran:

O ne zaman dönecek peki?

Yarın akşam gelir, diyor Emir, sesi biraz üzgün. Çok ani çıktı, halbuki birlikte sinemaya, Moda sahiline yürümeye, hatta belki buz patenine gidecektik Ama işte, kısmet değilmiş. Başka zamana artık, tamam mı?

Baran kısa bir sessizlikten sonra biraz garip bir keyifle tamam diyor:

Tamam Ama döndüğünde haber ver. Özledim sizi!

Elbette, Emir hemen kabul ediyor. Uygun bir hafta sonu olursa ararım. Program değişmezse tabii.

Konuşma bittikten sonra telefonu masaya koyup derin bir nefes veriyor, üzerine hafif bir tebessüm oturuyor.

Oh, zor yırttık! diyerek Zeynepe dönüyor. Nasıl da ısrarcı bu adam? Açık açık yazlığa gelmek istemediğimi belli ettim. Ne yapacağım orada? Sarhoş sohbetlerine mi katılacağım? Baranın eğlence anlayışı aynı, değişmiyor. Boşver, benim için en güzel zaman seninleyken.

Karısına sarılıyor, birkaç dakikalık sinirin yavaş yavaş geçtiğini hissediyor. Ev hâlâ sıcak, huzurlu. Dışarıda karlar süzülürken ekran başında kendi en sevdikleri film oynuyor. Gürültülü ortamlar Emirin hiç tarzı değil.

Zeynep, Emire iyice sokulup onun sıcaklığını, sakin nefesini hissediyor. Yumuşak ışık, saat tıkırtısı ve geçmişten kalma bir siyah-beyaz filmin ağırbaşlı akışı Evin havası uçsuz güven ve huzurla dolmuş, keşmekeşten uzak.

Ben de seninle böyle olmayı seviyorum, diyor usulca, başını kaldırıp Emirin gözlerine bakarak. Hadi filmi bitirelim, sonra erkenden uyuyalım. Başka bir şeye gerek yok.

Emir gülümsüyor, karısını sımsıkı sarıyor. Birkaç saate ışığı kapatıp, kalın yorganın altında uykuya dalacaklarını, arka fonda lapa lapa karın sesini hayal ediyor bile. Tam o sırada telefon bir kez daha çalıyor. Yine aynı arayan.

Emirin kaşları çatılıyor, gönülsüzce telefona bakıyor. Ne var şimdi?

Baran, söyledim ya başlıyor, sesi hafif gerilimli.

Emir, Baranın sesi bu sefer alışılmadık bir ciddiyette, ben şimdi Bağdat Caddesinde Kristaldeyim, banyo öncesi hepimiz çıktık. Burada Zeynep var! Yanında bir adam, kol kola, gülerek rakı içiyorlar. Müdahale etmek istemedim, ama bilmen lazım. Sana evdeyim dedi, demek ki yalan söyledi!

Emir donakalıyor. Şaşkın bir ifadeyle karısına bakıyor, ekrana kayıyor, acaba Baran dalga mı geçiyor? Düşünüyor: Ne?

Emin misin? Başka biri olmasın? Ben eşimin nerede olduğunu çok iyi biliyorum!

Eminim, Baran kesin konuşuyor. Sarhoş gibi, yüksek sesle gülüyor, yanındakiyle yakın. Beni görünce mahcup bile olmadı! Hatta istersen telefonu veririm! dedi.

Emir kısa bir an gözlerini kapayıp toparlanmaya çalışıyor. Kafasında bir dünya soru Arkadaşım iyice mi sapıttı yoksa işin içinde başka bir şey mi var?

Hadi ver, diyerek hoparlörü açıyor. Merakla bekliyor.

Telefondan kulüp müziğinin kalın basları, uğultular, kahkahalar geliyor. O arada Zeynepin sesine tıpa tıp benzeyen bir kadın gülüyor ve cıvıl cıvıl bir tavırla konuşuyor:

Alo? Kim arıyor? diyor biraz gecikmeli, sanki hatırlamıyormuş gibi.

Emir yutkunuyor. Yanında oturan Zeynep ise hayretler içinde gözlerini kocaman açmış.

Zeynep? Ben Emir. Ne oluyor?

Karşı taraftan arsızca bir kıkırdama duyuluyor. Aynı ses, alaycı bir tonla cevaplıyor:

Ay Emir, yeter artık! Sıkıldım bu monoton hayattan. Bırak da içip eğleneyim biraz! Artık ben de hayatımı yaşamak istiyorum!

Zeynep, birden yerinden fırlayıp yüzüne bir ürpertiyle elini götürüyor. Kısık bir sesle:

Ne saçmalık bu? Beni biriyle mi karıştırmış, bu kız kim? Nereden biliyor adımı? Neler dönüyor?

Sen şimdi neredesin?

Sana ne! cevabı geliyor, meydan okuyucu bir şekilde. Senin karınsam da hesap verecek değilim. Ne istersem onu yaparım!

Arka planda tekrar kahkahalar, çatal bıçak sesleri Sonra araya Baran giriyor:

Emir, duydun mu? Bak söyledim sana

Emir öfkeyle, karışık duygularla sözünü kesiyor:

Yeter! Bu işin peşini bırakmam. Yarın bakarım. Bir daha arama.

Telefonu hızla kapatıp kenara atıyor; boş boş tavana bakıyor. Yanında Zeynep olmasa belki de inanacaktı!

Zeynep olduğu yere çöküp şaşkın gözlerle Emire bakıyor. Ses, mimikler, neredeyse kendi gibi! Ama esas sorguladığı, bu oyun nereden çıktı? Kim bu kadar ayrıntıyı biliyor?

Çok tuhaf diyor kısık sesle. Kimdi bu? Ne saçma işler dönüyor?

Emir başını sallıyor, parmaklarını saçlarına daldırıyor.

Hiç fikrim yok. Ama sesin benzerliği şaşırtıcı. Kıkırdama bile Bu iş tesadüf olamaz.

Baran nasıl emin konuşuyor, halbuki ben evdeyim Düşünsene, evde olmasam? Sen kesin inanırdın!

Emir ona yumuşak bir bakış atıyor ve kolunun altına alıyor, yanına çekip sarılıyor. Zeynepin vücudu titriyor hafifçe; ama Emirin yanında kendini güvende hissediyor.

Ben yine şüphe ederdim, güvenle söylüyor. Sen böyle bir şey yapmazsın. Seni tanıyorum; böyle şeylerde tavrın nettir. Bu, saçma bir şaka, birileri oyun oynuyor. Gerekirse kulübe giderim, kamera isterim. Hangi kızdı bakarız.

Zeynep içine doğan o soğuğun yerini kademe kademe ısının, huzurun aldığını duyumsuyor. Başını kaldırıp gözünün içine bakıyor.

O kişi kesinlikle ben değilim. Ama kim ve niye yapıyor bunu?

Emir omuz silkiyor ama gözlerinde kararlılık var. Sıkıca tutuyor eşinin elini.

************************

Ertesi gün öğlene doğru Zeynep mutfakta, çayını yudumlayarak dizüstü bilgisayarından işlerine bakıyor. O sırada telefon çalıyor, ekranda Baranın adı. Cevaplamak zor geliyor ona; fakat merakı ağır basıyor, aramayı açıyor.

Merhaba, diyor Baran, sesi adeta diken üstünde. Emirle konuştunuz mu dün geceki olaydan sonra?

Zeynep telefonu sıkıca kavrıyor. Kararlı bir şekilde cevap verecek, dünün oyununu anlamak istiyor.

Evet. Tartıştık. Bana saçma sapan ithamlarda bulundu, açıklama bile duymak istemedi. Bana güvenmiyor diyor.

Kısa bir sessizlik. Baranın iç çekişini duyuyor ve sesi bir anda ince bir memnuniyet tonuna bürünüyor.

Öyle mi Ben sana söylemiştim ama, Emir seni asla hak etmiyor. Senin ne olduğunu anlamıyor!

O an Zeynepin içinde öfke kabarıyor ama sakince konuşmaya devam ediyor, nereye varmak istediğini görmek istiyor.

Baran, ne demek istiyorsun?

Baran bu kez kısık ve içli bir ses tonuna geçiyor:

Zeynep, sana uzun zamandır bir şey söylemek istiyorum. Sana aşığım. Uzun süredir. Eğer Emirden ayrılmak istersen yanında olacağım, seni hiç yalnız bırakmam.

Zeynep, ona bir sürü şey söylemek istese de kendisine hâkim olup kararlı, sert bir tonda konuşuyor:

Baran, bu hiç uygun olmadı. Ben Emiri seviyorum ve yaşananları kendi aramızda çözeriz. Lütfen aramızda kal.

Affedersin, fazla ileri gittim galiba Ama bil ki Emir sana haksızlık edip suçu hep sana yıkıyor. Duyduğuma göre seni terk etmeye bahane arıyormuş bile! Ben sadece seni korumak isterim.

Zeynep parmaklarını telefonda daha da sıkıyor ama soğukkanlılığını koruyor.

Baran, sesi şimdi buz gibi ve kararlı, birincisi, ben dün gece evdeydim. İkinci olarak, Emirle en ufak tartışmamız olmadı. Ve üçüncüsü, bu olanların senin oyunun olduğunu biliyorum. Sadece amacını bilmiyordum. Artık biliyorum.

Beklediği gibi Baran bir süre sessiz kalıyor, kaçamak bir şekilde sözü değiştirmeye çalışıyor.

Ne diyorsun sen?

Oyununu, net bir şekilde karşılık veriyor. Bir kadına benim sesimi taklit ettirip, bana oyun oynattın. Amacın aramızı bozmak. Ama artık her şeyi biliyorum. Ve sen de dürüst ol!

Uzun bir sessizlikten sonra Baran bir anda pes ediyor.

Evet, oydu! Çünkü seni seviyorum, Zeynep! Emir sana değer vermiyor, ben seni çok daha mutlu edebilirim!

Zeynep gözlerini kapatıyor, içinde ince bir hüzün dalgası yükseliyor ama ifadesi soğuk, hiç değişmeksizin.

Beni mutlu edeceğini mi düşünüyorsun? Seninle mi? Sen hayatında hiç bir kadına sadık kalmamışsın. Lütfen son kez tekrar ediyorum: Gözümde ve gönlümde yerin yok!

Baran bir an susuyor, sonra neredeyse kendisiyle çelişerek yavaşça konuşuyor:

Şunu anlamanı isterim Evet, başkalarıyla oldum belki ama seni unutmak içindi! Kimse senin gibi olmadı Sana layık olmak için her şeyi yaparım!

Zeynepin içindeki öfke artık taş gibi soğuk bir kesinliğe dönüşüyor.

Sen bana ve Emire ihanet ettin. Sadece kendi hayalini yaşadın. Bizim asla arkadaş olmamız mümkün değil artık. Beni ve Emiri bir daha asla arama! Ve bu konuşmanın kaydını Emire dinleteceğim.

Aramayı bitirip telefonu usulca masaya bırakıyor. Parmaklarının titrediğini fark ediyor, derin bir nefes alıp pencereye bakıyor. Dışarıda hala sessizce kar yağıyor, her şey aynı görünüyor.

O sırada Emir odaya giriyor. Zeynepin yüzündeki ciddiyeti hemen fark ediyor.

Ne oldu? diyor, kapıda durup endişeli bir tonda.

Zeynep ona dönüp acı bir tebessümle cevap veriyor:

Her şey ortaya çıktı. Baran her şeyi planlamış. Bana aşık olduğunu, seni cezalandırmak istediğini, aramızı bozmak için o kızı bulup benim adıma konuşturduğunu itiraf etti! Sözde bana altından evler teklif ediyor Şuna bak, ne kadar düşük bir insan!

Emir, Zeynepin yanına oturup elini tutuyor. Elini hafifçe sıkıyor, yanında olduğunu hissettiriyor. Ben buradayım, hep destek olurum mesajı o kısa dokunuştan bile geçiyor.

Demek ki asla dostum olmamış, diyor Emir sessizce. Boşver, zamana değmezmiş. Zaten hep içimde bir huzursuzluk vardı ama ciddiye almamıştım. Şimdi her şey netleşti.

Evet, ama sonunda gerçeği öğrendik. Kime güvenebileceğimizi de

Artık sesi sakin, yumuşak bir iç rahatlaması var. Kırgınlık da, öfke de yok. Sadece hakikatin getirdiği huzur. Evin mis gibi sıcak kokusunu, çayın ve parfümünün tanıdık kokularını içini çekerek hissediyor.

Birden hafifçe gülümseyerek:

Düşünsene, şimdi kimsenin mecburiyetine katlanmak yok. O davetlere gitmek için bahane aramaya gerek kalmadı. Sürekli başkalarını kıracağım diye düşünmeyeceğim bile!

Kelimeler gayet hafif ama gerçek. Artık her şey çok basit: Onlar var, küçük, huzurlu dünyaları, bir de artık önemsiz olan dışarısı

Emir katıksız bir tebessümle gülüyor.

Aynen. Televizyonun karşısında çay içeriz, başıyla ona yaklaşırken göz göze geliyorlar.

Dışarı çıkmadan, sessizce, diye ekliyor Zeynep, battaniyeyi üzerine çekerek.

Müthiş, diyor Emir ve karısını daha da sıkı sarıyor.

Böylece pencerede yavaşça dönen kar tanelerinin, yumuşak abajur ışığının altında, minik huzurlu dünyaları yeniden bütün ve güvenli hale geliyor. O oda, o tanıdık huzurlu ev; başka kimsenin manipülasyonlarına, aldatmacalarına yer bırakmıyor. Onlar, duydukları samimi güvenle huzuru buluyorlar, biliyorlar ki yarın da en az bugün kadar huzurlu olacak

*************************

O sırada Baran kendi mutfağında, kupasında soğumuş çayına bakakalıyor. Ne zaman içmeye başladığını bile hatırlamıyor. Kulaklarında hâlâ Zeynepin sesi çınlıyor: Bir daha asla beni arama!

Ama pişmanlık ya da suçluluk değil büyüyen İçinde örselenmiş, ağır bir öfke var. Yumrukları sıkılı, nefesi düzensiz.

Neden hep ters gidiyor! diye bağırıp masanın üzerindeki bir kaç bisküvi kırıntısını elinin tersiyle yere savuruyor.

Gözünde, dün geceki sahne tekrar tekrar oynuyor. Kulübe gitmiş, Marinayla önceden buluşmuştu. Birkaç hafta önce bir kafede tanıştığı bu kız, yüz hatları, sesi, tavırlarıyla Zeynepe çok benziyordu. Ona planından bahsedince sadece gülümsemiş; İlgi çekici bir oyun, demişti.

Onun telefonda sarhoş, arsız bir Zeynep taklidiyle konuşmasını seyretmiş, heyecan duymuştu: Eğer işe yararsa, Zeynep anlamaz Emirin kıymetini, bana yönelir, diye hayal etmişti. Ama sonuç hüsran oldu; büyük bir ret ve yalnızlık.

Kusur bende değil ki! diye kendiyle kavga ediyor. Onlar anlamıyor Emir hiç hak etmiyor onu!

Yavaşça pencereye yürüyor; dışarıda hâlâ kar, dünya sessiz ve huzurlu.

Her şey onların olsun? Neden ben değil de Emir! Ben çok daha iyiyim!

Sadece Zeynepi değil, Emiri de kaybetti artık. O eski arkadaşlığı geri getirmenin imkanı yok. Fakat pişmanlık yerine içinde öfke kabarıyor. Masadaki telefonu soğuk bir şekilde itip yeni planlar kuruyor kafasında:

Bırak kendi küçük mutluluklarında yaşasınlar. Kazandıklarını sansınlar. Ama ben gerçekleri biliyorum: Emir ona asla gerçek değerini veremeyecek! Gün gelecek Zeynep de bunu görecek. Çok geç olsa da

Son bir kez pencerede dönen kar tanelerine bakıp dişlerini sıkarak, güya kendi kendine fısıldıyor:

Bitti sanıyorlar. Ama ben biliyorum, bu hayat benim olmalıydı

Masanın köşesinde dün yazdığı plan yazılı kağıdı küçük parçalara bölüp çöp kutusuna atıyor. Dışarıda kar yağmaya devam ediyor, beyaz bir huzur seriyor İstanbula. Baran gözlerini kapatıyor, Zeyneple Emirin kendi sıcacık evlerinde, kahkahalar ve çaylarla mutlu olduklarını hayal ediyor. Ama kendine mutluluğu dilemek yerine, inadını, içini kemiren o öfkeyi büyütüyor:

Bütün bunlar benim hakkımdı Benim olmalıydıBaranın içinden geçenler karanlık bir girdapta kaybolurken, şehir karın sonsuz sessizliğine bürünüyor. Herkesin hikayesi, bembeyaz örtüyle kaplanmış yollarda kendi yönünü buluyor.

O sırada Emir, Zeynepin yanına sokulup, onun sıcak elini tekrar ellerinin arasına alıyor. Göz göze gelirken hissettikleri, dünyanın tüm soğukluğunu silip süpürüyor. Kırılan güvenin, sarsılan huzurun ardından gelen bu taptaze birliktelik; her şeyin üzerinde, dostluk ve aşkın gerçekliğine dair sessiz bir ispat gibi.

Emir gözlerini Zeynepin parlak bakışlarında gezdirirken içinden sade bir minnettarlık süzülüyor. Hayat karanlık oyunlarla değil, dürüstlükle güzelleşiyor diye düşünerek, onu biraz daha kendine çekip fısıldıyor:

Bizim hikayemiz, başkalarının oyunlarına yenilmeyecek kadar gerçek.

Zeynep gülümsüyor, dışarıda yağan kara gözlerini çevirip huzurla konuşuyor:

İçerisi sıcak kaldıkça, dışarıda kar yağsa da hiç önemi yok.

Küçük evlerinde, battaniyenin altında, birbirine sarılmış iki insan Şehrin sesi uzakta, karın sessizliği koruyucu bir perde gibi üzerlerinde. Yarın ne getirirse getirsin, karşılarına yeni maskeler, yeni sahte dostlar çıksa da, birbirlerine inandıkça korkacak hiçbir şeyleri olmadığını biliyorlar artık.

O gece, İstanbulun üstünde kar taneleri dans ederken; Zeynep ile Emir, kendi masallarının herkesin ulaşamayacağı sıcak bir köşesini yaratıyorlar. Ve hiçbir yalancının, hiçbir eski dostun gölgesi, o huzurlu köşeyi asla karartamıyor.

Hayat devam ediyorbazıları soğukta, bazıları ise yalnızca birbirinin sevgisinde ısınıyor.

Rate article
Lifequest
Dostluk Maskesi Altında Gizlenen İhanet