Boşanma Sonrası Hayat
Derya, neden bu kadar inat ediyorsun? Annem Nurtenin sesi, sanki basit bir gerçeği anlamakta zorlanan bir çocuğa sabırla açıklama yapan bir öğretmen gibiydi. Her zaman o üstten bakan, tahammül dolu tonu vardı. O an, içimde bir düğüm daha attı. Kenan çok iyi bir adam. Yakışıklı, akıllı, maaşı sağlam, evi arabası var Daha ne istiyorsun kızım?
Kaşığı çorbada karıştırırken durdum ve başımı kaldırıp anneme baktım. Elleri kucağımda hemen birbirinin içine geçti, hafifçe titriyorlardı. Hemen ellerimi masanın altına sakladım, titrediğimi görmesin diye.
Anne, bana defalarca aldattı, dedim, yavaşça ve gözlerinin içine bakarak. Bir değil, iki hiç değil Düzenli şekilde, durmadan. Altı ay evli kaldık, elimde o kadar delil birikti ki, hakim aramıza uzlaşmak için süre bile vermedi! Düşünsene Hiç tanımadığımız bir adam bile, bu evliliği kurtaracak bir şey kalmadığını anladı.
Ne olmuş yani? Nurten omuz silkerek önlüğünü düzeltti, sanki lafı geçiştirip önemsiz bir ayrıntıymış gibi üstünden attı. Erkek milleti böyledir zaten. Unutma: İyi kadından adam dışarı bakmaz! Sen kendine bakmayı bilseydin, şimdi bu hallere düşmezdik. Gitseydin bir kursa, yazılsaydın salona, saçını değişseydin. Sen ise hemen boşanma işine koştun.
İçimde koca bir yorgunluk kabardı. Aynı cümleleri her seferinde yeniden kuruyorduk. Son iki haftada bu muhabbeti onuncu kez yaşıyorduk. Boşandıktan sonra geçici olarak annemde kalmaya başladım, çünkü bana babaannemden kalan kendi dairemde hala kiracılar oturuyordu. O kiracıların çıkmasını, kendi başıma nefes alabileceğim, bana ait bir alanı kurmayı bekliyordum.
*************************
Kapı zili çalındı. O rahatsız edici, ısrarlı tonda. Kim olduğunu hemen anladım Kenan. Yine! Kalbim hızlandı, avuçlarım bir anda ıslandı. Annem sanki bilerek her fırsatta onu eve davet ediyordu. Ne kadar istemediğimi anlatsam da, sanki acımı görmek istemiyor ya da anlamıyordu.
Kızım, Kenan gelmiş! diye mutfaktan bağırdı Nurten, yüzünde o çocukça bir sevinç parladı. Gel içeri, oğlum! diye kapıya seslendi, öyle sıcakkanlı konuşuyordu ki, içimden bir şeyler koptu.
Kaşığı avucumda öyle sıktım ki, eklemlerim beyazladı. Boğazımdan yumru geçti, göğsümde kocaman bir ağırlık hissettim.
Anne, ben onunla konuşmak istemiyorum, dedim, içim titremesin diye. Sesim kısık çıktı.
Kimse sana sormadı, dedi Nurten bir anda keskin bir tonla. Suratında kısa bir an için sert bir öfke belirdi. Burası benim evim, kimi istersem çağırırım. Burada yaşadığın sürece kurallarıma uyacaksın.
Gözlerim doldu ama kendimi tuttum. Sessizce masadan kalktım, neredeyse fincanı deviriyordum. Mutfaktaki Annemle Kenan’ın yanından geçerken, Kenan ayakkabılarını çıkarıyordu, eski o tanıdık parfümü odunsu ve ağır kokusu burnuma doldu, tiksintiyle ürperdim.
Derya, dur bir dakika! dedi Kenan arkamdan, kendini kasarak. Sözde ilgisi, sinirimi daha da artırdı.
Yanıt vermedim. Balkona çıktım, kapıyı güçlüce kapadım. Soğuk hava kazak yakamdan içeri süzülüp boynumu ve kulaklarımı üşüttü, ama hissetmedim bile. Küpeşteye yaslandım, ellerimle kavradım, bembeyaz olmuş parmaklarım enkaz gibi havada asılı kaldı. Karşı apartmanların gri duvarlarına, nadir yanık lambalara, sokakta yürüyen tek başına bir kadına bakakaldım. Aşağıda çöp kamyonu çalışıyor, uzak bir evde de hafif bir müzik çalıyordu, öyle neşeliydi ki, bana alay gibi geldi.
Yeter ki bir an önce gitse, diye düşündüm, ince hırkama sarınırken. Mutfaktan annemin Kenan’a şen şakrak konuştuğunu, bardakların tıngırtısını, musluktan akan suyu, Nurtenin hafif kahkahasını duydum. Hayat sanki yolunda, sanki ben burada üşümemişim, içimdeki fırtınayı bilmiyormuş gibi davranıyordu.
Dakikalar uzadıkça uzadı, parmaklarım dondu, kulak uçlarım yandı. Yine de, eve dönmek istemedim. Derin bir nefes aldım, gözlerimi kapadım, şehirden gelen seslere kulak verdim Tek isteğim, evin içindekileri düşünmemekti.
Arkamda kapı sessizce açıldı. Dönmeden bile kim olduğumu anladım; Kenan. İki adım ötede durdu, ellerini jean pantolonunun cebine soktu, başını yana eğdi, aradaki mesafeyi kapamaya çalışıyordu.
Derya, dedi usulca. Konuşalım diyorum, adam gibi.
Konuşacak hiçbir şeyimiz yok, dedim, penceredeki yağmur damlalarına bakarak.
Bak, gerçekten hatamı anladım. Değiştim, söz veriyorum. Bir şans ver, her şey farklı olacak.
Hala düzgün bir özür bile dilemedin ki, bakışlarımı ona çevirdim, içimden taşan öfkeyi zor dizginliyordum. Sen, eski alışkanlıklarına dönmek istiyorsun. Aynı konfor, aynı döngü. Sen değişmedin Kenan, sadece tekrar sana sunulsun istiyorsun.
Ama bak
Yeter! Sözünü sertçe kestim. Birden içimden gelen bu kararlılığa ben bile şaşırdım. Sözlerine ihtiyacım yok. Bana sadık olamayan bir adamı istemiyorum. İstediğini kendi isteklerinin önüne koyan birini istemiyorum.
Kapı kolunu tuttum, açılmadı. Eh, tabii Annem yine kilitlemişti.
Anne! diye seslendim. Sesim öyle çaresiz, öyle içten çıktı ki, kendimi duymakta zorlandım. Açar mısın!
Bir dakika sonra anahtar döndü, annem kapıda göründü, yüzü gülerken adeta bir bayram havasındaydı. Aynı vişne desenli önlüğünü giymişti, elinde de bir bardak taze çay, mis gibi buhar tütüyordu.
Ne oldu çocuklar, oraya takılıp kaldınız mı? bardaklarını koydu minik masanın üstüne, örtüsünü düzeltti. Haydi yemeğe geçelim, her şey hazır. Nane-limonlu çay, nasıl isterseniz!
Annemin gözlerinin içine bakmadan yanından geçerken, içimde öyle bir öfke kaynadı ki Sadece Kenana değil, en çok anneme. Hayatımda sürekli kontrol kurmaya çalışması, ne hissettiğimi önemsememesi, bu tavırları Nefes alamaz hale geldim.
Anne, koridorda durdum, ona döndüm, göz göze geldik, lütfen Yeter artık. Onu görmek istemiyorum. Lütfen onu bir daha çağırma. Bu benim hayatım, neyin iyi olduğuna kendim karar vereceğim.
Olur mu öyle şey, kızım, dedi Nurten omuz silkerek. Onun o dokunuşu yabancı, itici geldi bana. O da pişman! Erkek arada hata yapar. Akıllı kadın affeder, ikinci bir şans tanır. Sen ise çok gururlusun. Biraz yumuşak olsana, biraz esnek
Gözlerimi kapatıp ona cevap vermemek için içimden ona kadar saydım. Tartışmak, anlatmaya çalışmak her seferinde duvara konuşmak gibiydi. Odaya geçtim, kapıyı kapatıp oturdum yatağın ucuna. Oda havasızdı, sabah pencereyi açmayı unutmuşum, neredeyse nefes alınmıyordu. Ellerimi yumruk yaptım, dize bastırdım ki titremesinler.
Mutfaktan gelen sesler devam etti. Nurtenin sesi neredeyse neşeliydi Kızıyla yarım saat evvel kavga eden o değilmiş gibi. Kenan ise eski tonuyla, her zamanki gibi daha fazla büyütme havasında konuşuyor, yumuşak sesle, inandırıcı olmadan. O tonlar bende hep tiksinti yaratmıştı; bir kadınla değil, uslu bir çocukla konuşur gibi
Bunca şeyden sonra nasıl cesaret edip buraya gelebiliyor? diye düşündüm. Yalnızca bir arkadaş olan üç kadın Altı ayda üç kişi Bildiklerim buysa, bilmiyorum kaç tane daha başkasına gitti
Bir süre sonra, kapı sesleri duyuldu, Kenan sonunda çıktı. Mutfakta anneciğiminin sabah yaptığı kekten yayılan vanilya ve nane kokusu vardı. Bir an, çocukluğum gibi Sadece sofraya oturmak, unutmak istedim. Ama kendimi tuttum.
Kızım, neden böyle darıldın ki? Annemin o zorlama gülümsemesiyle bana döndü. Kenan fena çocuk değil. Pişman olmuş işte, kendisine söyledim: Deryaya gerçekten değiştiğini ispat etmelisin.
Anne, kapı pervazına yaslandım, hiçbir şey ispat etmesin Görmek istemiyorum, çağırma artık. Sadece rahat bir nefes almak istiyorum kiracılar çıkana kadar. Bu kadar zor mu?
Bir an sessiz kaldı, sonra önlüğünün köşesiyle ellerini sildi, masaya oturdu, bir parça kamburlaştı, sanki omzunda koca bir yük vardı.
Çok keskin düşünüyorsun, bu defa sesinde yorgunluk vardı. Hayat iki kutuptan ibaret değil. Hata yapar insan. Senin de kusurların vardır. Belki ilgisiz kaldın, belki kendine bakmadın, belki fazlasıyla serttin
O anda gözlerim yaşardı, göğsümde öyle bir ağrı hissettim ki, sanki kalbimi biri avucunda sıkmıştı.
Yani suç benim, öyle mi? dedim, son kelimede sesim titreyerek.
Öyle demiyorum Nurten gözlerini camdan kararan gökyüzüne kaçırdı. İlişkilerde daima iki taraf suçlu olur. Biraz daha yumuşak olabilirdin, sabırlı olabilirdin
Sadık olabilirdi, dedim bu sefer sarsılmaz bir sesle. Ne var bunda? Bir insana sadık olmak zor mu? Yalan söylememek, kandırmamak Evliliğin temeli bu değil mi?
**************************
Kenan gitgide daha sık gözükmeye başladı. Hep tesadüfen evin önünde oluyor, apartman girişinde önüme çıkıyor, elinde alışveriş poşeti ya da çikolata paketiyle yoldan geçiyordum bahanesini tekrarlıyordu. Oysa evin önünde saatlerce beklediğini ben gayet iyi biliyordum.
Bir defasında elinde koca bir kırmızı gül buketi ve kiraz dolgulu çocukluğumun favori çikolatasıyla geldi. Çiçekler taptazeydi, üstlerinde damlacıklar vardı. Kutu, şık bir parlak folyo ile paketlenmiş.
Bunlar senin için, dedi mahcup bir gülümseyle. Gözlerinde bir zamanlar bana sıcak gelen bir şey aradım. Eskiden çok sevimli bulduğum yanaktaki gamze bile kocaman göz altı torbalarının arasında kaybolmuş, o abartılı samimiyet suratında yapma bir ifadeydi.
Sağ ol, ama gerek yok, dedim ve bukete dokunmadım. Zaten gelmeni istemediğimi söyledim.
Biliyorum, gözlerini kaçırdı, omuzlarında yük varmış gibi çöktü. Ama öyle kolay vazgeçemem. Sen benim için çok şey ifade ediyorsun.
ETTİN. Geçmişte, dedim. Ağzımdan zorla çıktı.
Bir süre sessiz kaldı, sonra başını salladı.
Tamam Kusura bakma, seni rahatsız ettim.
Tam dönecekti ki, içeriden annem çıktı.
Kenan, gel yavrum, diyerek onu davet etti. Kocaman sesle, yapmacık sıcaklıkla. Kapıda bırakılır mı damat, al içeri, bak ne güzelmiş çiçekler Kıskandım vallahi!
Anne, gidecek zaten, olabildiğince sakince cevap verdim ama içimde fırtına koptu. Ve ben, yabancıdan çiçek istemiyorum!
Abartma kızım, Nurten Kenan’ın koluna girdi. Kenan biraz kasıldı ama bir tepki vermedi. Gel bakalım, kek taze. Sohbet ederiz.
Derya tartışmanın anlamsız olduğuna kanaat getirip odaya çekildim. Kapı arkasında annemin sesi yankılandı:
Görmüyor musun, sadece kırgın Ama o iyi yürekli, affeder. Vazgeçme, gelmeye devam et, sonunda seni kabul edecek.
Kulağımı kapatsam da laflar beynimde yılan gibi dolaşıyordu. Bağırmak, çığlık atmak, öfkemi kusmak istedim. Onun yerine defterimi çıkardım, karalamaya başladım. Hep böyle rahatlıyordum. İlk başta çizgiler dağınık, sonra bir motif oluştu. Dalgalar, dağlar Kafam yavaş yavaş sadeleşti.
*************************
Aylar geçti. Nihayet kiracılar çıktı, kendi evim olan yerde yeni hayata başladım. İşe daha yakın oturmak, yeni arkadaşlarla bazen yürüyüşe gitmek Hatta hafta sonu yoga derslerine başlamıştım. Yoga iyi geliyordu, bedenimin yanında ruhumu da güçlendiriyordu. Her sabah ağaç gibi ayakta durup, köklerimle toprağa tutunduğumu, geçmişimi serbest bıraktığımı hayal ediyordum.
Bir gün dersten sonra hocam Baranla sohbet ettik. Benden yaşça birkaç yıl büyük, sakin, gülümsemesi içten, bakışında asla hesapçı bir hal yoktu. Telefonlarımızı paylaştık, sonra bir kafede buluştuk, sonra bir daha
Baran, Kenana hiç benzemezdi. Sürekli iltifatlar yağdırmaz, gökten yıldız vaat etmezdi, ama ne zaman ihtiyacım olsa yanımdaydı. Konuşmamı bekler, susmak istersem de bana alan tanırdı. Onun yanında, uzun zamandan sonra ilk kez kendim olabildim mükemmel değil, ama gerçek ben. Kimseye rol kesmeden.
Barandan ilk kez anneme bahsettiğimde, Nurtenin tepkisi beklenilenin de ötesindeydi:
Kimmiş bu? Ne iş yapar? Nerede oturuyor? sorular ardı ardına, dikenli ve sanki sorgulayıcı şekilde geldi.
Yoga eğitmeni, anne, içimdeki sıkıntıyı belli etmemeye çalışarak cevap verdim. İş yerimin yakınındaki stüdyoda çalışıyor. Komşu mahallede yaşıyor.
Yani? Nurten yüzünü ekşitti, sanki ekşi limon yemiş gibi oldu. Statüsü yok, maaşı yok, ev yok. Hayat boyu kirada mı kalacaksın? Yoksa seni yanına mı alacak? O adamı sen mi bakacaksın şimdi?
Anne, onun parası kaç para umurumda değil, dedim sabırla. Güvenilir, saygılı, iyi biri ve bana gerçekten değer veriyor.
Saygı mı, Nurten kinayeli bir sesle tekrar etti. Kenan da seni sayardı kızım, sense kıymetini bilmedin! Sen her şeyi karmaşıklaştırıyorsun
Öylece durdum. Annem kendi dünyasında mutlu ve başarılı olmanın tek ölçütünü evi, arabası ve statüsü olan adam diye görüyordu. Kadın ise hep katlanıp affeden olmalıydı. Anlatmak, tartışmak boşunaydı.
Baranla ilişkimiz yavaş ama sağlam bir şekilde ilerledi. Beraber yemek yapıyorduk, şehri geziyor, hayallerimizi paylaşıyorduk. Sadece yan yana olmak, beni geleceğe umutla bakmaya yeterdi.
Altı ay sonra bir pazar günü parkta Baran, elimi tuttu ve kısık sesle sordu:
Derya, ben seninle hep birlikte yaşlanmak istiyorum. Evlen benimle?
Gözlerinde o, huzurlu, sıcak ifadeyi gördüm ve uzun süredir hissetmediğim bir huzur içimi kapladı.
Evet, dedim, gülümsemeden edemedim. Evet, istiyorum.
Bunun yeni bir kriz yaratacağını biliyordum. Tam beklediğim gibi oldu.
O adamla evlenemezsin, dedi annem, kollarını kavuşturmuş kapıda beklerken. Bu büyük hata. Çok pişman olacaksın, hayatını mahvediyorsun
Anne, ben kararımı verdim, dedim montumu giyerken. Kalbim mutlulukla atıyordu, korkudan değil, böyle bir kuvvet ilk kez hissediyordum. Ben mutluyum. Bundan daha önemli ne olabilir?
Değil, dedi annem kısa, soğuk bir sesle. Hep burnunun dikine gidiyorsun, hep
**********************
Düğün sade oldu, bizim arzuladığımız şekilde. Şatafatlı bir tören istemedik; yakın dostlarla, birkaç akraba Baranın tarafından geldi. Ben düz, sade bir beyaz elbise, Baran ise klasik bir takım elbise giymişti. Nikah memuru Birbirinizi öpebilirsiniz dediğinde, gerçekten içimin huzurla dolduğunu hissettim.
Annem nikaha gelmedi. Onun yerine beyaz zambaklardan oluşan bir çelenk göndermiş, siyah kurdeleye “Umarım bir gün vazgeçersin” yazmıştı. Çiçeklere bakakaldım, sonra bir kenara koydum. İçime hafif bir sızı girdi, ama üzülmemeye gayret ettim.
Ama asıl sürprizi daha sonra geldi. Vaktiyle annem Kenana nikaha gelmesi için ısrar etmiş. Baranla Zeytinburnu Nikah Dairesinden çıkarken, Kenanı kenarda gördük. Elleri cebinde, yüzünde küçük bir şaşkınlık ve buruk bir ifade vardı; pişman mı, kızgın mı çözemiyordum.
Ne işin var burada? dedim, artık eski kapanmayan yaralar kadar acıtmıyordu. Yalnızca bir sızı.
Annen aradı, dedi omuz silkerek. Büyük hata yaptığını, pişman olacağını, ama yüzüne söyleyemediğini söyledi.
Annem çok şey söyler dedi Baran, elimi sımsıkı tutarak. Ama her zaman haklı değil.
Bakalım, Kenan acı bir tebessümle bakıp ekledi. Bir gün yoksulluktan sıkılırsan, yine de seni alırım Hiçbir şart koşmam.
Gidince herkesin üzerinde kötü bir ağırlık kaldı.
Düğünden kısa süre sonra başka bir şehirden iş teklifi aldık; büyük, kalabalık, taze bir başlangıç için harikaydı. Derya olarak bir an bile düşünmeden kabul ettim. Geçmişi unutturacak, bana yeni bir hayat kurma fırsatı verecek bir yere ihtiyacım vardı.
Gitmeden anneme uğrayıp veda etmek istedim. O, pencerenin önüne dikilmiş, yüzünü camdan dışarı çevirmişti. Hiçbir şey söylemedi, soğuk bir duvar gibi sustu.
Anne, gidiyoruz, dedim kapıdan. Ülkenin öteki ucuna
Eee? diye arkasını çevirip cevap verdi. Sesi soğuk ve uzak. Kaçıyorsun işte.
Kaçmıyorum, dedim sakince. Mutluluğa gidiyorum. Ve bunun bir parçası olmanı istiyorum. Ama sadece benim seçimlerime saygı gösterirsen.
Kafasını çevirdi, gözleri kırgınlıkla ve öfkeyle doluydu. Ters bir damar alnında belirginleşmişti. Kollarını sımsıkı kavuşturdu.
Saygı mı, neredeyse bağırarak. Neden sana saygı duymalıyım? Bir yoga hocasıyla dünyanın öteki ucuna göçüyorsun. Ne sağlayacak sana, güven mi, gelecek mi? Kenan sana her şeyi sağlayabilirdi! Araba, ev, tatil Ben bunu kabul etmiyorum!
Öyle bir yorgunluk bastı ki, cümleler boğazımda düğümlendi. Kaç defa aynı şeyleri yaşamıştık ki? Defalarca anlatmaya çalışmıştım: Mutluluk sadece para, ev, makam değil; huzur, saygı da gerek Nefesimi tuttum, annemin gözlerinin içine bakarak cevap verdim.
Baran iyi bir insan, dedim sakin şekilde. Bana destek oluyor, kararlarıma saygı duyuyor. En önemlisi, onun yanında kendimi güvende ve huzurlu hissediyorum. Hep, bir tehlike, bir kıyamet beklemek yerine sadece olduğum kişi olabiliyorum, ve öyle de kabul ediliyorum.
Huzur mu? Nurten acı bir tebessümle başını salladı. Senin huzur dediğin, kiralık evde, bilinmez bir şehirde, belirsiz bir gelecekte yaşamaktan ibaret. Kenan hepsini düzeltirdi Bu işin peşini bırakmam!
************************
O akşam Nurten annem Baranı aradı. Son kolilerimi toplarken telefondan onun konuşmasına şahit oldum. Baran, tanımadığı bir numaraydı, açmakta kararsız kaldı.
Barancığım, dedi o her zamankinden yumuşak bir sesle. Ben çok endişeliyim. Derya çok hararetli, duygusal Ne yaptığını bilmeyebilir. Bu göçmenlik hata. Sonra pişman olacak, iş işten geçecek.
Baran sessizce dinledi, yavaşça telefonu tutuyordu. Nereye varacağını tahmin etmiş olmalıydı.
Bak oğlum, Nurten samimi görünmeye çalıştı. Daha Kenandan yeni boşandı. İçten içe hala onu seviyor, sadece gururu galip geliyor, kabul etmiyor. Sen ise ona alışkanlık için lazımsın. Hayatını heba etme bir anlık heves uğruna.
Nurten Hanım, Baran araya girdi. Endişenizi anlıyorum ama Deryayı ne kadar iyi tanıdığınızı sanıyorsanız, ben onun yanında geçirdiği süreçte gerçekten değişimini gördüm. Huzur buldu, kendine güveni geldi. Ona desteğim tam.
Ah, ne kadar safsın oğlum, annemin sesindeki alaycı ton bıçak gibi kesti. Zannediyorsun ki orada mutlu olacak? Memleketten, alışkanlıklarından uzak, yalnız başına Evini çok özleyecek, sonunda yanlış yaptığını anlayacak. O zaman yanında kim olacak biliyor musun? Kenan. O her zaman bekler.
Baran derin bir nefes aldı.
Bu konuşmayı burada bitirelim, dedi kararlı şekilde. Derya yetişkin, kararlarını kendi veriyor. Beni seçti ve ben de ona sahip çıkacağım.
Telefonu kapatınca, içinde bir hüzün ve öfke vardı. Fakir Derya Annesi onun ayrı bir birey olduğunu hiç göremedi.
*************************
Ertesi gün, anneme tekrar uğradım. Bu defa kavga değil, insanca bir veda istiyordum. Elimde çocukken çok sevdiği sade kurabiyelerden bir kutu, küçük bir papatya buketi götürdüm.
Ama Nurten yeni bir dertle karşıma dikildi.
Hiç oturup düşünmeyi denesen ya! dedi, masadaki örtüyü düzelterek; biraz gergin, biraz öfkeli. En azından bir ay kal. Zihnini toparla Belki sadece yorgunsun, morallin bozuk
Anne, kararımı verdim, usulca ama bıkkınlıkla söyledim. Baranla gidiyoruz. Her şey ayarlandı. Parka yakın ev bulduk, ben iş arkadaşlarımla tanıştım, Baran da stüdyosunda ayarlamasını yaptı Hayatımız düzene girdi.
Düzene mi girdi? diye birden önüme dikildi. Gözleri parlıyordu, öfke mi, gözyaşı mı anlayamadım. Bunların hepsini o mu ayarladı? Amaç seni kendine bağlamak! Biliyor ki burada, benim yanımda, Kenanın gölgesinde sende değişim başlardı. Orada, tamamen onun insafına kalacaksın.
O cümleler öyle ağır, öyle inkâr edilemez derecede yabancıydı ki Annemi hiç tanımıyor gibi hissettim.
Buna gerçekten inanıyor musun? diye sordum, ince bir sesle. Baranın böyle biri olduğuna inanıyor musun? Beni yönetmek için mi yanıma geliyor?
Erkek milleti böyledir işte, kollarını göğsünde kavuşturdu. Kenan, hiç olmazsa dürüsttü. Şu yoga hocası, iyilik meleğiymiş gibi davranıyor.
Yeter! boğazımda düğümlendi kelimeler, burnumun direği sızladı. Ne olur yeter Her kararımdan beni pişman etmen, her seçimi küçümsemen Mutlu olmama dayanamıyorsun galiba.
Geri dönmek için harekete geçtiğimde, annem elimi tuttu; sertçe, neredeyse canım acıdı.
Dur, sesi ilk defa yalvarırcasına titriyordu. Ben senin annenim. En güzelini isterim.
En güzeli benim seçtiğimdir, elimi dikkatlice kurtardım. Baranı seçtim. Bizim hayatımızı seçtim. Öyle bir yere gidiyorum ki, sonunda başkalarının gölgesinde değil, kendi gökyüzümde yürüyebileceğim. Ben demiştim korkusu taşımadan, sadece kendim olarak.
Annemi öyle bırakmak acıydı, ama biliyordum ki sarılırsam, yalan olurdu. Usulca çıktım evden. Cebimde, annemin asla bilmeyeceği yeni bir numaranın kayıtlı olduğu telefon vardı. Belki bir gün tekrar konuşuruz, ama şimdiye kadar kendim için alan açmam gerekiyordu.
***
Yazarken fark ettim ki, insan birine, özellikle de annesine hep borçlu hissediyor. Hayatımdaki asıl kırılmanın, kendi yolumu çizebilme cesaretimin, o yarı karanlık anlarda, acı çekerek, yalnız mücadele ederek başladığını anlıyorum. Bazen, en çok sevdiklerimizin yarası, bizi biz yapıyor. Ve sonunda, kendi huzurumuzu korumak da, tekrar ayağa kalkıp yürümek de bizim elimizde.




