Dostluk Maskesi Altında Gizlenen İhanet

Güvenin Maskesi Altında İhanet

Bu yıl kış kendini adeta göstermek istercesine tüm güzelliklerini sergiledi; kar öyle bol yağdı ki, sokaklar ve avlular bir masal diyarına döndü. Havada uçuşan, pamuk gibi kar taneleri çatılara ve kaldırımlara usulca konuyor, ayaz ise nefes alırken duygusal bir tazelik ve berraklık kazandırıyordu insanın içine.

Ela ve Kaanın dairesinde ise bambaşka bir hava hâkimdi; sıcacık, sakin, huzurlu bir ortam Kocaman pencerenin dışında bembeyaz bir şölen sürerken, içeride kalın camların gerisinde tarifsiz bir rahatlık vardı. Masanın üzerindeki abajurdan yayılan loş ve sarımtırak ışık, odaya içten bir sıcaklık, kutu gibi bir huzur veriyordu.

Çift koltuğa uzanmıştı; kalın, yumuşacık battaniyeye birlikte sarılmışlardı. Televizyonda sıradan bir aile komedisi çalıyordu, öyle çok önemli bir konusu yok: biraz gülmek, kafa dağıtmak için. Ela ekrana dikkat kesilmişti, bazen belli belirsiz gülümsüyor, kafasının içinde dolaşan düşüncelerine dalıyordu. Kaan yanındaki koltukta rahatça arkasına yaslanmış, bir gözünü ekrana, bir gözünü pencereden yağan kara çevirmişti. O dışarının güzelliğine her seferinde yeniden hayran oluyordu.

Tam o güzelim atmosferin içinde telefondan ince bir melodi yankılandı. Kaan önceleri oralı olmadı, sanki bu sessiz aile anını yarıda kesmeye gönlü yoktu. Ama arayan ısrarcıydı. İç geçiren bir sesle cebinden telefonunu çıkarıp ekrana bakınca bir kez daha içini çekti:

Bak yine Deniz arıyor, dedi eşine. Bugün üçüncü kez aradı.

Ela başını hafifçe Kaana çevirdi ama gözlerini televizyondan ayırmadı.

Yine misafirliğe çağıracak herhalde, dedi sakince. Hani yazlıktan bahsediyordu ya, yeni alınca kutlamak istiyor. Ama hayır kelimesini duymak istemiyor bu adam!

Kaan parmağını ekrana sürerek çağrıyı yanıtladı.

Deniz, selam, diye açtı telefonu, sesi canlı çıkarmaya çalışarak.

Kaan! Ne zaman geleceksiniz ya? Bak, her şey hazır, mangalı da hazırladım! Millet toplanıyor, batak oynayacağız, bol bol muhabbet. Elayla gelin, çok eğleneceğiz!

Kaan yanıta geçmeden önce bir an sustu. Elaya kısa bir bakış attı, Ela ise başını hafifçe salladı, yüzünde şimdi tam zamanı değil ifadesi vardı. Gürültülü ortamlar, yüksek sesli müzikler, saatlerce süren sohbetler Hiçbiri bu hafta sonu planlarına uymuyordu. Birlikte sakin, aceleye getirilmemiş, rutin dışında bir vakit geçirmek istiyorlardı.

Kaan bir an tereddüt etti. Sonra kafasına bir fikir geldi; fırsatı kaçırmadan hemen konuştu:

Şey Ela annesine gitti birkaç günlüğüne. Yanlız gelmek istemiyorum. Birisi yanlış bir şey der, abuk sabuk olur, istemem tatsızlık. İleriki bir zaman mutlaka görüşürüz.

Hattın öbür ucunda bir sessizlik oldu ama Deniz kısa bir şaşkınlığın ardından konuşmaya devam etti:

Nasıl yani, ne zaman dönecek?

Yarın akşam. O da aniden karar verdi. Halbuki ne hayallerimiz vardı, sinemaya gidecektik, parka çıkacaktık, hatta buz pateni düşünüyorduk Olmadı işte. Artık başka sefere.

Deniz biraz sustu, sonra sesi sanki keyifli bir şakaya yaklaşır gibi garip bir tat aldı:

Tamam o zaman Dönünce haber et, valla çok özledik sizi!

Tabi, dedi Kaan hızlıca. Bir fırsat çıkar çıkmaz ararım. Belki önümüzdeki hafta sonu? Tabii planlar değişmezse…

Telefondan ayrıldığında büyük bir rahatlama hissetti. Hafiften gülümsedi kendiliğinden.

Oh, zar zor savuşturdum, dedi Elaya dönerken. Niye bu kadar ısrarcı acaba? Ben artık açık açık istemediğimi belirttim yazlığa gitmek istemediğimi! Orada ne yapacağım, herkes sarhoş dolaşıyor. Denizin başka şekilde eğlenmek gibi bir alışkanlığı yok! Boşver, şimdi bunları düşünmek istemiyorum. Seninle baş başa olmak, her şeyden güzel.

Ela daha yakın sokuldu. Kaan’ın teninin sıcaklığı ve düzenli nefes alışının huzuru içerideki ortamın yumuşaklığına karıştı. Loş ışık, siyah beyaz filmden yayılan sessiz görüntüler ve duvardaki saatin hafif tıkırtısı, onlara şehir telaşından arınmış korunmuş bir alan sunuyordu.

Ben de böyle istiyorum, dedi Ela, başını kaldırıp Kaanın gözlerine bakarak. Bırak şimdi her şeyi, filmimizi izleyelim, sonra uyuyalım. Başka isteğim yok.

Kaan gülümsedi, biraz daha yaklaştı, sımsıkı sarıldı ona. Az sonra ışıklar kapanacak, sıcak yorganlarına gömülüp karın camdaki ritmine kulak vererek uykuya dalacaklardı. Tam bu huzurlu kurgunun içerisinde yeniden telefon çaldı. Hem de yine, Denizden.

Kaan kaşlarını çattı, sinirle telefona doğru uzandı. Ne var, yine ne istiyor?

Deniz, dedim ya

Telefonun ucunda Denizin sesi ciddi ve gergindi:

Kaan, şu anda Kristaldeyim. Arkadaşlarla yazlığa geçmeden önce biraz eğlenelim dedik. Ve burada Ela var! Yanında bir adam! Rakı içiyorlar, adamı koluna sarmış gülüşüyor. Araya girmek istemedim, ama… bil istedim. Sana annesine gidiyorum demişti, değil mi? Belli ki yalan

Kaan dona kaldı. Gözleri şaşkınlıkla Elaya dönüp ekrana bakarken, arkadaşının onu oyuna mı getirdiğini düşünüyordu.

Ne saçmalıyorsun Deniz? Belki de başkasıdır! Ben eşimin nerede olduğunu çok iyi biliyorum!

Bire bir, dedi Deniz, sesi buz gibi kararlı. Şu an sarhoş zaten gülüyor, benle konuşmak istemediğini söylüyor. İstersen telefonu ona vereyim?

Kaan, kafasındaki şüpheleri savuşturmak için, Olur, ver, dedi gergin bir tonda ve hoparlörü açtı.

Telefonun dinamiğinde kulüp müziğinin basları, kahkahalar, uğultulu insan sesleri Ama sonra bir kadın sesi duyuldu, tıpkı Elanınki gibi, Kaanın kalbi duracak sandı:

Alo? Kim arıyor? dedi hafif sersem bir tonla kadın.

Ela şaşkınlıkla Kaana bakıyordu, hiçbir şey anlamıyordu.

Ela? Ben Kaan. Ne oluyor orada? diye sordu Kaan, sesi titrek.

Cevaben gelen ses, umursamazca ve hafiften kısık:

Of Kaan, yeter artık! Sende bitkin bir hayat var. Eğleneceğim ben, ne halin varsa gör, canım!

Ela birden ayağa fırladı, yüzü bembeyaz olmuştu. Sol elini göğsüne bastırdı, kalbinin atışını bastırmaya çalışıyordu.

Ne oluyor Kaan? Benim adımdan neden bu kız konuşuyor? Her şeyi nereden biliyorlar?

Nerdesin? diye sordu Kaan yine.

Sana ne? Ben senin karınsam da, kimseye hesap verecek değilim. İstediğimi yaparım!

Arka fonda yine kahkahalar, bardak şıngırtıları, sonra Deniz araya girdi:

Duydun mu Kaan? Dedim ben sana

Kaan öfkeyle, içinde bir karışıklık, utangaç bir kaçış isteğiyle araya girdi:

Yeter. Yarın öğreneceğim her şeyi. Bir daha beni rahatsız etme.

Hızlıca telefonu kapatıp koltuğun kenarına attı. Eğer Ela yanında olmasa gerçekten inanası gelirdi!

Ela tekrar koltuğa oturdu, şaşkınlıkla Kaana bakıyordu. O kadının sesi onunkiyle neredeyse bire birdi! Ama asıl mesele, bunu kim ayarladı?

İnanılır gibi değil, diye fısıldadı Ela, sesi tizleşmişti. Kimdi o? Neden böyle bir oyun oynuyorlar?

Kaan sessizce başını salladı, saçlarını elleriyle karıştırdı.

Hiçbir fikrim yok, dedi çaresiz. Ama sesi tıpkı senin gibi. Tonu, gülüşü rastlantı olamayacak kadar benziyor.

Ve Denizin emin konuşması! Bir de gerçekten evde olmasam, onların dediğine inanırdın ha

Kaan dönüp Elaya baktı, yumuşak bir tonda konuştu, elini Elanın omzuna attı. Vücudu hafifce titremişti Elanın, destek vermek istedi.

Hiç sanmam, ben seni tanırım. Sen asla öyle bir şey yapmazdın. Bunlar saçma bir şaka ya da daha kötüsü. Gerekirse kulübe gider, güvenlik kameralarını izlettiririm. O kız kimmiş, çıkar ortaya.

Ela tekrar ona sokuldu, içini ısıtan güven dalgasının yavaşça yayıldığını hissetti. Derin bir nefes aldı.

Evet, dedi kararlı bir şekilde. O ben değilim. Ama kimdi ve neden böyle bir şeye kalkıştı?

Kaan omuz silkti ama bakışında bir kararlılık parlıyordu; anlamıştı, bu mevzu çözülmeden içi rahat etmeyecekti. Elanın elini iyice kavradı.

********************************

Ertesi gün, öğle saatlerinde, Ela mutfakta çayını yudumlayıp bilgisayarda maillerini okuyordu. Odanın sessizliğinde telefon çaldı: Deniz. Bir an duraksadı. Dünkü yaşananlardan sonra konuşmak isteği neredeyse yoktu. Ama merakı galip geldi.

Merhaba, dedi Deniz, sesi ürkek, zemini yokluyormuş gibi. Dün akşam konuştun mu Kaanla?

Ela telefonu sıktı. Kafasına koydu, her şeyi ortaya çıkaracak. Sesi sakin ama kararlıydı:

Evet, konuştuk. Biraz tartıştık. Bana güvenmediğini, beni suçladığını söyledi. Benim yalan söylediğime inandı.

Telefonda bir an sessizlik oldu. Sonra Denizin sesi neredeyse memnun:

Ha öyle mi Bak ben başından beri söylüyorum, Kaan sana değer vermiyor. Hiç anlamıyor aslında nasıl bir kadın olduğunu.

Elanın içi kaynadı ama kendini tuttu, sabırla devam etti:

Ne demek istiyorsun?

Denizin sesi alçaldı, samimiyet numarası yapıyordu adeta:

Şunu demek istiyorum: Sen daha iyisini hak ediyorsun Ela. Ben seni uzun zamandır seviyorum Yani gerçek anlamda. Sen ne zaman istersen yanında olurum. Kaanın yanında üzülmene gönlüm razı olmuyor.

Ela sessizliği yeğledi, duyduklarını anlamlandırmaya çalışırken düşünceleri arapsaçına döndü. O mu ayarladı bu oyunu?

Derin bir nefes alıp tane tane konuştu:

Deniz, şaşırdım. Ayrıca yeri ve zamanı değil. Ben Kaanı seviyorum, yaşananların sebebini de birlikte bulacağız. Müdahale etme lütfen.

Özür dilerim, haddimi aştıysam… Sadece bil istedim; sana karşı duygularım gerçek. Kaanın seni suçlaması hem haksızlık, hem alçaklık. Onun ağzından bi şeyler duydum Sanki senden kurtulmak istiyor da fırsat kolluyor gibiydi. Korktum açıkçası, sen incinirsin diye

Ela öyle sıkı tuttu ki telefonu, parmakları beyazladı. Birkaç derin nefes aldı; sesi taş gibi serin ve netti:

Bak Deniz, ilk olarak dün evdeydim. İkincisi, Kaanla kavga etmedik. Ve üçüncüsü, her şeyi ayarladığını çok iyi anladım. Nedenini çözememiştim, şimdi anladım.

Kısa bir sessizlik oldu. Denizin yutkunmalarını duyar gibi oldu Ela; iyi kıvırabilecek mi bakalım?

Nasıl yani? dedi Deniz titrek bir tonla, sonra yeniden topladı kendini. Neden bahsediyorsun?

O ses. Bana tıpatıp benzeyen bir kıza gittin, rol verdin, benim adımla konuşturttun. Benim adıma telefonu açsın, orada biriyle içki içiyor gibi yapsın diye. Bizi kavga ettirmek istedin! Söyle, öyle değil mi?

Sessizlik. Ela sabırla, huzurla bekledi.

Sonunda Deniz içini çekip, sesi boğuk bir öfkeye dönüştü:

Evet, evet, ayarladım! Çünkü seni seviyorum Ela! Çünkü Kaanın sana değer vermediğini gördüm. Senin onunla mutsuz olduğunu Asıl mutlu olacağın kişi benim!

Ela bir an gözlerini yumdu. İçinde kabaran öfkeyi bastırmaya çalıştı, sesi ise buz gibi sakindi:

Mutlu? Seninle? Kendini ne sanıyorsun? Hayatında sabit tek bir kadın olmayan adamsın sen. Yeryüzünde başka hiç kimse kalmasa, gene de sana yüzüm dönmezdi, anladın mı?

Deniz bir an durdu, sonra sesi kısılarak, neredeyse çocuk gibi mırıldandı:

Belki kavga ederseniz bana dönersin diye umut ettim. Kaan’dan çok şey beklemişsin ama Ne kadınlar denedim, hiçbiri sen gibi olmadı. Ben seni mutlu ederdim, söz!

Elanın öfkesi acı bir soğuklukla kabardı; sesi artık çelik gibiydi:

Sen mi? Hiçbir zaman! Sen dostluğu da, güveni de harcadın. Sırf kendi hayalin için.

Tek tek, vurgulu konuşuyordu. Gözlerinde ne gözyaşı vardı, ne titrek bir öfke.

Denizin sesi iyice çöktü:

Ela, affet dedi titrekti. Ama Ela kararlıydı. Hiçbir açıklamayı duymak istemiyordu.

Hayır Deniz. Ne affı, ne dostluğu! Bir daha arama beni. Kaanın telefonunu da unut, bu konuşmanın kaydını göstereceğim zaten.

Çağrıyı sonlandırdı, telefonu masaya koydu. Elleri titriyordu ama derin bir nefesle kendini toparladı. Pencereden karın huzurlu yağışını izledi; sanki dün olup biten, bu oda içinde yaşanmamıştı.

Tam o anda Kaan mutfağın kapısında belirdi. Elanın ciddi yüz ifadesini görünce endişelendi.

Noldu? diye sordu. Sesi sakin, ama içinde endişe vardı.

Ela ona dönüp acı bir tebessümlüyle:

Her şey belli oldu, dedi. Her şeyi o ayarlamış; beni sevdiğini, bizi ayırmak istediğini, aklınca bana güzel bir hayat sunacağını bekliyormuş! Böyle alçaklık olur mu?

Kaan Elanın yanına oturdu, elini Elanın avucuna aldı, sımsıkı Yanındayım, demek ister gibi. Sessizce onu dinledi.

Demek ki asla gerçek dost olmamış, dedi Kaan. Üzülmene değmez. Aslında hep tuhaf davranırdı ama kanıtım yoktu, kuruntuya da yormuştum. Neyse, şimdi işler yerine oturdu.

Evet, dedi Ela, başını Kaana yaslayarak. Artık kime güveneceğimizi biliyoruz.

Sesinde kırılmışlık yoktu; aksine rahatlamıştı. Kafasını yavaşça başka yana çevirdi, odanın o huzurlu, çay ve sıcak ev kokusunu içine çekti.

Bak, dedi birden Ela hafif gülerek, bu işte iyi bir yön de var. Artık o gruptaki davetlerden kolayca kaçabiliriz! Başka bir arkadaş üzülür diye kırılırım diye düşünüp durmaya gerek yok. Şimdi her şey çok basit: Bizim küçük huzurlu dünyamız var artık.

Kaan güldü, uzun zamandır ilk kez içten ve rahat bir kahkaha attı.

Aynen. Hadi filmimizi izleyelim, çayımızı içelim

Dışarı çıkmaya da gerek yok, dedi Ela muzur bir ifadeyle battaniyeye sarılıp, güvenli ve huzurlu kozasında kayboldu.

Mükemmel dedi Kaan, biraz daha yanaşıp onu sımsıkı sardı.

Böylece, pencereden yavaşça dökülen karın ve abajurun yumuşak ışığının eşliğinde, onların küçük dünyası yeniden sımsıkı, sıcacık, güvenli bir bütün oldu. Bu odada yalan, kuşku, dışarıdan gelen yıpratıcı sözlere yer yoktu; sadece güven, sıcaklık ve huzur Biliyorduk ki yarın da bugünkü gibi huzurlu, sakin ve güzel geçecek.

**********************************

Deniz mutfakta tek başına, bitmiş çay bardağına bakarak oturuyordu. Son yudumunu ne zaman aldığını hatırlamıyordu. Bir daha arama beni, asla kelimeleri aklında, kırık bir plak gibi dönüp duruyordu.

Ama pişmanlık, suçluluk gibi duygulardan eser yoktu. İçinde, göğsünü ezen boğucu bir öfke vardı sanki kaburgalarında sıkışıp kalmış, yumruklarını sıkmasına sebep olmuş.

Neden olmadı ki? dedi kendi kendine, bir anda masadaki bisküvi kırıntılarını eliyle savurdu.

Aklından dünkü akşam geçen kareler geçti yine. Kafede birkaç hafta önce tanıştığı Deryayı fark edince onunla böyle bir plan yapmıştı yüz hatları, saç şekli, sesi Aynı Ela! Ona durumu anlattığında, Derya gülümseyip Ne olacak ki, oyun oynamak güzel! demişti.

Onu uzaktan izlerken, telefonla nasıl sarhoşmuş gibi konuşup, kendisine verilen cümleleri söylediğini hatırladı. O an neredeyse büyük bir heyecan duymuştu: İşte, her şey planladığı gibi! Eğer her şey yolunda giderse, Ela gerçeği görecek: Ben onu daha çok seviyorum!

Ama sonunda tek aldığı şey soğuk bir ret ve eline yüzüne bulaşan bir plan oldu.

Kabahat bende değil! diye düşündü inatla. Masanın etrafında sinirle yürürken sandalyeye çarptığını bile fark etmedi. Onlar anlamıyor! Sayemde mutlu olacak, ama bunun farkında değil O Kaanın yanında mutlu bile olmadı!

Masaya yaslandı, parmaklarının boğumları bembeyaz oldu. Yıllarca Ela ile Kaanın arasındaki sıcaklığa, samimiyetle gülebilme yeteneklerine, aralarındaki güven dolu bakışlara kıskançlıkla bakmıştı. Elaya aynı şeyi vereceğine inanıyordu, hatta daha fazlasını. Yolu yanlış seçmişti, ama göremiyordu.

Pencereye gitti. Dışarıda yavaşça düşen kar, dünyayı huzurlu bir örtüyle kaplıyordu. O ise öfke nöbetiyle konuştu kendine:

Neden onların her şeyi var da, benim hiç yok?! Neden Kaanı seçti?! Ben daha iyiyim!

Kaybettiğini anladı; hem Elayı, hem de dost bildiği Kaanı. O dostluk yok olmuştu. Bu gerçekle baş edecek halde değildi, içten içe deli bir kırgınlık, hırs ve pişmanlıkla dolmuştu.

Telefon uzaktaydı, bir daha aramayacağını biliyordu. Yenilgiyi kabullenmek yerine, içini kemiren bir düşünce yükseldi:

Bırak onlar mutlu olduklarını sansınlar. Ama gerçek şu ki; ben olsam ona Kaandan daha çok değer verirdim. Bir gün Ela bunu anlayacak fakat çok geç olacak!

Pencereye döndü, kalbi buz gibi soğuktu, dişlerinin arasından fısıldadı:

Sen kazandığını sanıyorsun Ela Oysaki koca hayatın bir battaniye ve bir bardak çaydan ibaret. Gerçek sevgiyi fark etmiyorsun. Ama olsun, keyfini sür

Bir kağıt parçasını gördü masada, dün gece hazırladığı konuşma planı. Sinirle parçaladı, buruşturup çöpe fırlattı. Bütün mükemmel planının acı bir hatırasıydı bu!

Dışarıda kar yağmaya devam etti; dünya, beyaz ve sakin. Deniz ise gözlerini kapayıp hayal etmeye çalıştı: belki Ela, şimdi Kaan ile birlikte kahkahalarla film izliyor, çay içiyor, güvende hissediyordur. Belki de mutlu. O ise içinden bir türlü yok edemediği duyguyla, kibirle mırıldandı:

Bu, bana ait olmalıydı. O küçük sıcak dünya benim olmalıydı.

Rate article
Lifequest
Dostluk Maskesi Altında Gizlenen İhanet