Ben gidiyorum. Anla artık, kimi kaybettiğini! Bir hafta yalnız kal, evde bir adam olmadan ay ışığına uluyan kurt gibi yaşa da kıymetimi bil, belki o zaman öğrenirsin! Volkan, büyük bir dramla spor çantasına çorap paketini fırlattı, az kalsın benim en sevdiğim vazoyu yere indiriyordu.
Kapının yanında, sessiz sakin durup tüm bu trajik gösteriyi izledim. İçim hem kırgınlıktan hem de delice gülmekten kaynıyordu. Otuz yaşında, hâlâ annesinin oğlu olan kocam, benim daha evlenmeden önce satın aldığım! tek odalı evimin ortasında bana yokluğuyla tehdit savuruyordu. Cidden inanıyordu galiba, onun o paha biçilmez varlığı olmayınca duvarlar yıkılacak, ben de köşede unutulmuş fesleğen gibi solup kalacaktım.
Her zamanki gibi sorun, Volkanın annesi Dürdane Hanıma pazar ziyaretinden sonra başladı. Dürdane Hanım, gerçekten eşsiz bir insandı: Öyle övgüler ederdi ki insan kendini asmak isterdi, tavsiyeleriniyse acemiye azarlayan bir albayın tonuyla verirdi.
Volkan, annesinden yüklenmiş olarak dönmüştü, yüzünden belliydi. Dudaklar sıkılmış, bakış delici, burun delikleri yeni bir toz tanesi avında.
Asuman, yine havlular banyoda renk sırasına göre değil! eve girer girmez, ayakkabılarını bile çıkarmadan saldırdı. Annem diyor ki görsel gürültü yaratıp evin enerjisini bozuyormuş.
Derin bir nefes aldım.
Volkan, annenin enerjilerden haberi televizyondaki doksanlarda yayınlanan kadın kuşağından. Ben havluları elde rahatça kurulansın diye asıyorum, dedim, tavada yemek karıştırırken.
Volkan suratı asık, mutfağa geçti, tencerenin kapağını parmağıyla itekledi.
Yine doğradın sebzeleri! Annem diyor ki gerçek eş her yemeği ezip püre yapar, erkek vücudu daha iyi sindirirmiş. Tembellik yapıyorsun.
Volkan, kaşığı bir kenara bıraktım, annenin dişleri yok çünkü üçüncü çay takımına verip dişçiden kısmış. Senin dişin var, çiğne bakalım.
Kocasının yüzü morardı. Tam annesinin yeni bir hayat dersi sunacaktı ki, lafı boğazında kaldı.
Sen Sen çok nankörsün! dedi, güçlükle nefes alarak. Annem ev ekonomisi uzmanıdır!
Volkan, annen ömrünü apartman kapıcılığında geçirdi, uzmanım diyor çünkü havalı geliyor ona, dedim buz gibi bir gülüşle.
Donup kaldı bir an. Zorla bir şeyler bulmaya çalışırken, yüzündeki ifadede kendini kaybetmiş bir pengueni andırıyordu.
Tam o noktada ders vermeye karar verdi.
Yeter! Bu kadar kabalığa tahammülüm yok! çantasını kapatıp ayağa dikildi. Anneme gidiyorum. Bir hafta yokum. Davranışını gözden geçir, döndüğümde kusursuz temizlik, düzgün bir ev ve yazılı özür bekliyorum!
Kapı çarptı, ev bir anda sessizliğe gömüldü.
Garip bir boşluk hissiyle beraber hafif bir rahatlama çöktü üstüme. Ama yine de gururum incinmişti. Adam, benim evimden çıkarak bana ceza vermeye çalışıyor, rahatımı ve sessizliğimi ceza sayıyor. Strateji harikası!
Ama hayat, Volkanın abartılı tepkilerinden çok daha iyi bir sürpriz hazırlamıştı bana.
Pazartesi sabahı patron odamda belirdi.
Asuman Hanım, acil bir iş çıktı. İzmir şubesi. Yarın uçağa binmeniz lazım, üç ay sürecek. Yolluklar çift maaş, ayrıca prim de var, yeni araba alırsınız, dedi. Kimseyi gönderemiyorum.
Kabinde durdum, geride adeta kanatlarım açıldı. Üç ay! Volkansız, Dürdane Hanımın telefon tacizleri olmadan, deniz kenarı bir şehirde, harika maaşla çalışmak.
Tamam, gelirim, dedim.
Ofisten çıkınca düşündüm. Ev üç ay boş kalacak, aidatlar el yakıyor. Tam o anda arkadaşım Leyla aradı.
Asu, yandım! Ablam, kocası ve üç çocukla Adana’dan geldi, evde tadilat var, otel de çok pahalı. Gürültülüler biraz ama peşin ödeme yaparlar, iyi para!
Aklımda şeytani bir plan beliriverdi. Parçalar yerine oturdu.
Leyla, gelsinler. Yarın anahtarı güvenlik görevlisine bırakırım. Tek bir şart: Eğer kafası bozuk bir adam gelir, evin sahibi olduğunu iddia ederse, kovalayın.
O akşam eşyalarımı topladım, değerli şeylerimi anneme götürdüm, evi misafirler için hazırladım. Volkan aramıyordu hâlâ terbiye peşindeydi. Pekâlâ.
Ertesi sabah İzmire uçtum, eve ise neşe dolu Gültepe Ailesi yerleşti: baba Mehmet, anne Sema, üç afacan çocuk ve koca yürekli, sesi davul gibi köpekleri Zeytin.
Bir hafta geçti.
Daha sonra öğrendim ki Volkan, annesinin evinde hayatta kalmayı başarmış ama rüyasındaki cennet hiç de öyle değilmiş. Dürdane Hanımın sevgisi adeta ilmek ilmek boğuyordu.
Oğlum, çorbanı höpürdetme, sabah uyarısı.
Suyu niye iki kez çekiyorsun tuvalette, israf mı var?
Dik otur, kambur olacaksın bak Binali Amca gibi, sonra başın öne eğik gezer.
Hafta bittiğinde Volkan isyan bayrağını çekmiş. Artık yeterince cezalandırıldığımı, perişan halde ağlayıp onun kıymetini anladığımı sanmış. Zafer havasında eve dönmeye karar vermiş.
Bir demet solmuş karanfille bağışlayıcı rolünde geldi.
Evin kapısına geldiğinde, içeridekilerin şaşkınlık ve sevinçten neredeyse uçuştuğunu hayal ederek anahtarı çevirdi. Çevrilemedi. Kaşlar çatıldı, kapı kolunu zorladı, nafile. Zili bastı.
Kapının arkasından sanki manda sürüsü koşuyormuş gibi bir patırtı ve dev bir köpek havlaması duyuldu. Kapı gürültüyle aralandı.
Kim o? koca gövdeli Mehmet içeriye doğru seslenmişti.
Volkan geri çekildi.
Ben… Ben Volkan, kocasıyım. Açın kapıyı!
Kapının önünde Mehmet dikildi, bir elinde mangal şişi (grilde kebap yapıyorlarmış). Yanında dili sarkık Zeytin.
Hangi koca? dedi Mehmet şaşkınca. Asuman yok. Taşındı. Biz kiracıyız, kontrat var, parayı da ödedik. Sen kimsin kardeşim?
Ben… evin sahibi! Volkan iyice panikledi. Yani, eşimin… Beraber yaşıyorduk biz burada!
Mehmet ona samimi bir şekilde şişle dokunup gömleğine yağ bulaştırdı.
Bak kardeşim, Asuman dedi ki: Artık kocası yok, annesinde kalıyor. Evi bize kiraladı. Git annene, insanları rahatsız etme. Sema, acı biber salçasını getir!
Kapı Volkanın yüzüne kapandı.
Telefonum hemen çalmaya başladı. O sırada Kordonda manzaralı bir restoranda midyemi yiyip, beyaz şarabımı içiyordum.
Efendim? dedim yorgun bir sesle.
Ne yaptın sen?! Volkan, kulaklarımı sağır edecek bir sesle bağırıyordu. Kim bu insanlar evimizde?! Beni niye almıyorlar içeri?! Eve döndüm, orası göçmen kampı olmuş!
Volkan, bağırma, soğukça kestim. Sen gitmedin mi? Bir hafta, belki de sonsuza kadar diye terk ettin evi. Öğrendim ki yalnız yaşamak hem sıkıcı, hem de pahalı. Evi üç aylığına kiraya verdim.
Üç ay mı?! Ben nerede kalacağım şimdi?!
Annende kalıyorsun. Tertemiz, püf noktaları olan evde, püre kıvamında çorban hazır, havlular da renk sırasına göre. Tadını çıkar. Ben görevdeyim, bir süre dönmeyeceğim.
Boşanma davası açacağım! Polisi çağıracağım! saçma sapan tehditler savuruyordu.
Ara tabii. Ev bana ait, tapuyu ben aldım. Kira kontratı resmi, vergisini de ödüyorum. Sen buraya kayıtlı bile değilsin. Sana burada yer yok, Volkan. Sadece bir misafirdin, üstelik nezaketimizi aşırı kullandın.
Konuşmayı kapadım.
On dakika sonra Dürdane Hanım aradı. Açtım, sırf tiyatro için.
Asuman! Ne cüretle kocanı kapı dışarı edersin! Bu insanlık dışı! Medeni Kanunumuzda, kadın erkeğe sıcak bir yuva ve yemek hazırlamak zorunda, yazıyor!
Dürdane Hanım, kanunun 185inci maddesine göre taraflar eşit hak ve yükümlülükte. Tapuda kim yazıyor? Sadece ben. Oğlunuz önce ders vermek istedi, eğitim sonuç verdi: Öğrenci, hocasını geçti.
Vay senin… sen tamahkâr bir kabasın! Erkek evde özgür olmalı! Sen aile bağını yıktın! Şikayet edeceğim, her yere yazacağım!
Gidin, nereye isterseniz. Bu arada Dürdane Hanım, Volkanın altın değerinde olduğunu söyler dururdunuz. Buyurun, size emanet. Ama mamanın kıvamını unutmayın, çiğneme kabiliyeti zayıflamış.
Bir hırıltı daha duydum, öfkeysinden nefessiz kaldı telefonun ucunda.
Üç ay göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Yepyeni bir saç stiliyle, iyi parayla, kafası bambaşka biri olarak eve döndüm.
Ev pırıl pırıl. Mehmet ve Sema, evi bırakırken her yeri parlatmış, Volkanın bir yıldır dillenip uğraşmadığı musluğu bile tamir etmişlerdi.
Dönüşümden iki saat sonra Volkan kapıda bitti. Bitik. Zayıf, solgun, buruşuk gömlekli. Annesiyle geçen aylar onu yaşlandırmış.
Asu… yeter, küsme artık, anladım her şeyi. Annem de abarttı. Yeniden başlayalım mı? Getirdim her şeyimi de…
Eve girmeye yeltendi.
Onun önüne bavulumu çektim, yolunu kestim.
Volkan, başlamamıza gerek yok. Evde adamın kıymeti neymiş öğrendim: Mehmet musluğu yarım saatte yaptı, sen bir yıl vaktim yok deyip geçiştirdin.
Ama ben kocanım! dedi, gözlerinde o minik çocuğun korkusu belirdi.
Koca değil, yük oldun, dedim. Eşyaların aşağıdaki görevli de. Anahtarları bırak.
Buna hakkın yok! Yeniden dava açarım, masrafın yarısı bana ait!
Volkan, masrafları babam yaptı, fişleri saklıyorum. Sen sadece mızmızlanıp duvarlara havasızlığıyla duvar kâğıdı yapıştırdın. Turne bitti, perde kapandı, seyirci dağıldı.
O şaşkın şaşkın bakarken, bu eğitici oyunun nasıl onun özel felaketine dönüştüğünü fark etti.
Kapıyı kapadım. Kilitten gelen ses, yepyeni hayatıma atılan ilk adım gibi yankılandı.
Duyduğuma göre hâlâ annesiyle yaşıyor. Tanıyanlar, Dürdane Hanımın artık Volkanı yemekten yatma saatine, telefonda kiminle konuşacağına kadar izlediğini anlattı. O ise boynu bükük, gözü kapalı, adeta kendini kaybedip her yere bastığına pişman bir adam oldu.



