Minik Sarı’yı yine kapı önüne koydular… Üçüncü defa hem de, daha bir yaşına yeni basmışken. Kısacık hayatında üç kere evden atılmak nedir arkadaş, talih pek yüzüne gülmedi bizimkinin.
İlk başta, elden ele dolaştı diyebilirim. Herkes birbirine devretti işi, güya iyi bir şey yapıyorlar. Ama sonunda biri çıktı, aldı kucağına minik Sarıyı, sokağın başındaki çöp konteynerinin yanına kadar yürüdü. Oraya bırakıp da arkasına bile bakmadan çekip gitti. Sanki evden kovulan niye geri gelsin ki dediler ama bizim Sarı zaten dönmek istemedi.
Her şeyi anladı çünkü. Adamın yüzündeki ifadeden, kadının iç çekişinden Evin yeni alınmış deri koltuğunu tırmalamıştı, kadın resmen çıldırmıştı. Koltuk pahalı, Nazan Hanım da ona göre pek hassastı. Karar hemen verildi; kedinin biletini kesmek Nazan’a, uygulaması eşine düştü. Adam zaten her şeye razı, ne dese kafa sallıyor.
Eline bir yaşındaki kediyi sıkıştırıp, çöplüğe kadar götürdü. Sarının peşinden gidip gitmemesine bile fırsat vermedi. Zaten bizimki de yayınmadı, bazı şeylerin önüne geçilmiyor işte… İçinden, Keşke insan gibi veda etselerdi, bir başını okşasalar, bir özür dileseler bile dedi. Ama olmadı, bildiğin çöple beraber atılıverdi.
Bir iç çekti Sarı, biraz didikledi çöpü, karnına birkaç bayat tavuk parçası denk geldi işte… Sonra konteynerin dibinde oturup güneşe bakmaya başladı. Gözlerini kısıyor ama başını çevirmiyor, o sabah güneşi sanki ona bir avuç sıcaklık dağıtıyordu.
O gün, yazdan kalan son sıcaklık gibiydi. Sonra, havada hafif bir ılıklık, güneş gülümsedi. Ama Sarının içi, buz tutmuştu. Güneş batınca soğuk ve rüzgar, geceyle birleşti; sokaklar kışa büründü. Minik sarı kedi üşüdükçe ne yapacağını bilemedi. Çaresizlikten parkın kıyısındaki yığılmış dökülen turuncu yaprakların içine kıvrılıp yattı. Önce tir tir titredi, sonra hem rüzgar hem buz taneleri tüylerinin arasına geçti, bir anda sanki üşümesi bitti. İçinde tuhaf bir ses, Uyu, bırak kendini, her şey geçecek diye fısıldıyordu.
Sarı başını biraz daha gömdü yapraklara, uykuya daldı. Yarın ne değişecek ki, yine aynı açlık, aynı soğuk, aynı yorgunluk… diye düşünüyordu. Sokak lambaları bir bir yandı, Sarı gözlerini son kez kaldırıp sönük ışıklara baktı; balkonundan defalarca izlediği o küçük huzur noktalarını.
Tam o sırada, yoldan geçen küçük bir kız, elinde babasının eliyle yürüyordu. Saçları kıvır kıvır, alev gibi turuncu. Kıza bir anda gözü ilişti Sarıya:
-Baba, orada biri var! Yaprakların içinde!
-Burada ne olacak kızım, donduk, hadi eve gidelim, deyip babası kızın kolundan çekiştirdi. Ama kız inatçı çıktı, koştu yapraklara. Kazınca eline bir şey geçti: soğuktan taş gibi olmuş Sarı.
-Baba, bak! Gördüm işte, tam orada!
-Bırak yavrum, o ölmüştür, donmuş kedi madem, eve kadar taşıyamayız, dedi adam yorgunca.
-Hayır, ölmedi! dedi kız kararlı bir şekilde. O yaşıyor, gözlerinde ışığı gördüm ben.
Adam, anlam veremeden diz çöküp Sarının minik göğsünü yokladı, hafifçe nefesini dinledi. O sırada Sarı derin uykuda, sıcak uyku teninde. Uyuyayım, hiç uyanmayayım diyordu. Ama minik kızın sesi, pes etmiyordu.
-Gözlerinde ışık var! Gördüm!
Sarı, kendini zorlayıp gözlerini araladı. Kız çığlık atarak sevindi: Bak gördün mü, baba! Yine parladı!
Adam söylenip montunu çıkardı, Sarıyı sardı, kız yanına koştu.
-Baba, ne olur acele edelim, üşüyor!
Birlikte apartmana girip çıktılar. Beşinci kattaki dairelerine geldiler; camdan süzülen ışıkta Sarıyı sıcak suyla yıkadılar, ılık sütle beslediler. Kız, Sarının başını okşarken içten fısıldadı:
-Lütfen ölme, ne olur yaşa…
Sarının üzerindeki buzlar yavaşça eridi. İçi ısındı, gözleri parladı. O anda anladı ki, asıl sıcaklık kaloriferden falan gelmiyor; bir çocuğun kocaman yüreğinde saklıymış…
O gece, minik Sarı’nın aklına başka düşünceler değil, sadece yanında kıvırcık turuncu saçlı o kızı düşünmek geldi. Çünkü o küçücük gözlerde gerçek sevgiyi ve ışığı gördü.
Bazen sokakta yardıma muhtaç olanlara göz kulak olmamız gerekir ya, işte bu öykü de öyle. İnsan bazen görmez ışığı, bazen de bakar ama saklayamaz. Ama o kız o kız başka.
Sarı bir daha sokakta kalmadı, sıcak evde yeni dostlarla uyanıp, pencereden bakarken artık yalnız olmadığını biliyordu. Bak, böyle şeyler insanın içini ısıtıyor, değil mi? Haydi sen de bana yaz, ne düşünüyorsun bu konuda?




