Evimde Bir Yabancı

Yabancı Evimde

Bir akşam, Erdem çantasını ertesi güne hazırlarken, neden evi sadece kendi evim olarak gördüğümü sorduğunda, ilk başta ne demek istediğini anlamamıştım.

Ne demek istiyorsun? diye sordum, mutfakta bulaşıkları durularken.

Yani hep böyle söylüyorsun. Tarık anlattı, sürekli benim evim, benim kurallarım, benim odam diyorsun Erdem bana bakmadan birtakım belgeleri çantasına yerleştiriyordu Ben hiç düşünmemiştim böyle yaklaştığını ortak yaşadığımız yere.

Suyu kapattım, ellerimi havluya sildim. Ayaklarım kütük gibi olmuştu, tabureye oturdum.

Erdem, ben hiç öyle bir şey demedim. Bir kere bile. Bu bizim evimiz. Bizim.

Omuz silkti. Fermuarı çekti.

Tamam, belki Tarık yanlış anlamıştır. İyi geceler, Selin.

Ve yatak odasına gitti. Ben yarım saat sonra arkasından girdiğimde, o gün mutfağı toplarken, camların kapanıp kapanmadığını, ışıkların sönüp sönmediğini kontrol ederken, o yüzünü bana dönmemişti. Salonda kamp yatağında Erdemin kardeşi Tarık uyuyordu.

Karanlıkta uzandım ve her şeyin ne zaman başladığını anlamaya çalıştım.

***

Tarık mart ayında bizim eve geldi. Bir, iki hafta, en fazla bir ay kalırım, demişti. Ankarada bir oda kiralıyordu ama birden ev sahibi satmaya karar vermiş, yaşı da, işi de olmadığı için yeni yer bulamıyordu. Erdem hiç bana sormadı, Kardeşim gelecek, zor zamanlarını bizimle aşacak, dedi.

Karşı çıkmadım. Gerçekten. Hatta içim ezilmişti. Tarıkı nadiren görürdüm, yılda bir iki defa bayramlarda. Beni hep üzgün ve yalnız biri gibi etkilerdi. Boşandıktan sonra gri bir hayat yaşamıştı, bir inşaattan şantiye şefiydi, sonra işten çıkarıldı. Çocuğu olmadı. Eşi başka birine gitti on yıl önce. O günden beri yalnız.

O iki büyük çanta ve buruşuk bir yüzle kapıdayken, misafirperver karşıladım. Mercimek çorbası yaptım, kamp yatağına temiz çarşaf serdim. Erdem mutluydu. Tarık, babaları öldükten sonra, Erdeme ve aileye çok yardım etmiş, maaşının bir kısmını annesine hep gönderirmiş. İkisini bağlayan, benim de anladığım, özel bir bağ oluşmuştu.

İlk hafta sıkıntı olmadı. Tarık çok sessizdi, gölgeler gibi yaşadı. Sabah erken çıkar, gün boyu yok olurdu. İş bakıyorum, insanlarla görüşmem var derdi. Akşam geç döner, ben bıraktıysam onu yer, teşekkür ederdi. Bazen üçümüz odaya oturur, çay içer, hava, ekonomi, pahalılık muhabbeti yapardık.

Sonra bir şeyler değişmeye başladı. Hemen birden değil, damla damla ısınan su gibi.

Önce, Tarık sabahları evden çıkmaz oldu. Kendimi hiç iyi hissetmiyorum, tansiyonum oynak, dedi. Ben sağlık ocağında hemşireydim, tansiyonu ölçeyim dedim, istemedi. Geçer, dedi. Ben de zorlamadım.

Televizyonu sabah açıyor geceye kadar kapatmıyor. Balıkçılık, otomobil programları, avcılık Ses de hep yüksek. Yorgun döndüğümde rica ediyorum, Biraz kısar mısın? Beş dakika kısıyor, sonra yine açıyor, sanki dalga geçiyor.

Eşyaları evin her yerine dağılmaya başladı. Valizleri açmamış, salonda köşede duruyor. Ceketini antrede benim askıma asmış. Diş fırçası bizim bardağın içine konmuş. Eski, gri havlusu banyoda kalorifere asılı, ben Makineye atalım, dedikçe, gerek yok deyip gülüyor.

Ama bunlar küçük şeyler değil mi? Kendime her gün öyle dedim. Adam zor durumda. Biraz sabretmek lazım.

***

Nisan olurken, Erdemde de bir değişim sezdim. Suskunlaştı. Önceden akşamları günümüzü paylaşır, ben hastaları anlatır, o fabrikadaki nöbeti, yaşananları söylerdi. Şimdi kısa cevaplar, hızlıca yemek, sonra salonda Tarıkın yanına. Beraber televizyon, bira Mutfakta bulaşık yıkarken erkekler kendi aralarında kıkırdaşıyor, eski günlerden konuşuyor.

Onlara katılmak isteyip salona geçtiğimde sohbet hemen biterdi. Tarık, kibarlıkla:

Selinciğim, bak senin işin çok. Yoruldun zaten. Biz erkek muhabbeti yapıyoruz, seni sıkmayalım, derdi.

Erdem de başıyla onaylardı. Geri mutfağa dönerdim, evimde fazlalık gibi hissederek.

Bir gün, Tarık evde değilken, Erdemle konuşmaya yeltendim.

Erdem, Tarık artık çok oldu. Üç ayı geçti bile. Kendine yer bakmanın zamanı gelmedi mi?

Telefonundan başını kaldırıp şaşkın baktı.

Selin, ciddi misin? Sonuçta kardeşim. Gidecek yeri yok.

Ama geçici demiştin

Evet, geçici. Ama işe girmeden, ev tutmadan nasıl gitsin? İşsiz güçsüz insan. Empati kuramıyor musun?

Tartışmak anlamsızdı. Kavga istemiyordum. Anladığımı söyledim.

Ama içimde bir şey kopmuştu. Tarıkın burada sonsuza kadar kalacağını düşünmeye başlamıştım.

***

Mayısta ilk büyük kriz çıktı.

Nöbetten döndüm, yorgunum. Sağlık ocağında kaos, kargaşa, kavga Sıcak duş ve uyku istiyorum. Ama banyoya girdim, lavaboda her taraf kıllı. Tarık tıraş olmuş, arkasıyla ilgilenmemiş. Her yere sirayet etmiş.

Koridora çıktım, Tarık mutfakta çay içiyor.

Tarık, rica etsem banyoyu kullandıktan sonra biraz toparlar mısın? Dedim sakince. Yorgunum.

Başını kaldırdı, gülümsedi.

Aaa, özür dilerim Selinciğim. Sen zaten temizliği seviyorsun, sen olsan karışırsın bence.

Temizlik ayrı, ortak yaşam ayrı. Kullandıysan toplaman gerekir.

Tamam tamam, bakarım. Ama yerinden bile kalkmadı.

Sessizce banyoya dönüp kendim temizledim. Elleri titrettim. Neden bu kadar sinirlendiğimi anlamadım. Yine de küçüktü ya.

Akşam Erdem, yatarken:

Selin, Tarıka biraz daha yumuşak olamaz mısın? Bugün moralini bozmuşsun.

Neden?

Banyodaki mevzu yüzünden. Bağırmışsın. O da mahcup olmuş

Bağırmadım dedim kısık sesle. Kibarca rica ettim.

Ama çok sert bulmuş. Lütfen biraz daha misafirperver ol.

Tavana baktım. Kelimelerim boğazımda tıkandı.

Peki, dedim. Denerim.

***

Sonrasında, gerçekten çabaladım. Hep yüzünde gülümseme, Tarıkın sevdiklerini pişirdim, gazete ve bulaşık meselelerini görmezden geldim. Misafir perverliğin bir gün onu rahatlatacağını, ev arayacağını sandım.

Tam tersi oldu.

Tarık iyice yerleşti. İş aramıyordu. Sabah pahalı çay içer, gün boyu televizyon izler, iştahla hazırladıklarımı yer, Erdemle bağı iyice kuvvetlendi. Lise anılarını, çocukluk, benden önceki hikâyeleri anlatıp gülerlerdi. Ben, evde hayalet gibiydim. Temizlik, yemek, çamaşır Varlığım yoktu.

Bunu arkadaşımla paylaştım. Pazar günü pazarda buluştuk.

Elif, ne yapacağımı bilmiyorum. Üç ay oldu, gitmek istemiyor

Elif benden yaşça büyük, boşanmış, insan tahlilini iyi yapardı.

Selin, Erdem ne diyor?

Sabret. Kardeş, kutsaldır. Daha anlayışlı ol.

Anladım, dedi Elif. Benim dayım da böyleydi. Ablam, geçici diye aldı eve. Yıllarca çıkmadı, ablamı evinden etti. Odayı bırak, ablam başka eve çıktı

Gözümü korkutuyorsun.

Sadece uyarıyorum. Misafirlik niyetine giren akraba, eğer evdeki biri arka çıkıyorsa, bir bakmışsın kendi evinde kiracı olmuşsun. Kötüye kullanılmana izin verme.

Haklıydı. Ama bu bilgiyle ne yapacağımı bilmiyordum.

***

Haziranda evde sessiz bir savaş başladı.

Tarık’ın taktikleri incelmişti. Hiç doğrudan, Selin kötü demezdi. Dolaylı, masum laflarla vurgulardı.

Mesela, akşam:

Erdem, annem her cumartesi mutlaka evde börek yapardı ya, derdi. Ev mis gibi kokardı. Evin hanımı, sıcak sohbet, muhabbet Eski gelenekler başka tabii.

Erdem huzurla başını sallardı. Anlamı: Senin böreklerin annemin gibi değil.

Bazen de:

Kadınlar ne kadar tahammülsüz oldu. Bizim zamanımızda herkes sakindi, titiz değildi, hemen kriz çıkarmazlardı.

Erdem susardı. Dişlerimi sıkardım.

Bir akşam, televizyonu biraz kapatıp Erdemle baş başa muhabbet etmek istedim.

Özür dilerim, farkında değildim, dedi Tarık, pulti kapatıp gösterişli biçimde kalktı. Ben bir yürüyüşe çıkayım. Rahatsız etmeyeyim, hanımefendi huzursuz olmasın.

Çıktı. Erdem sitemli baktı:

Neden böyle yapıyorsun? Adam kendini yabancı hissediyor burada, biraz sabret.

Sadece seninle vakit geçirmek istedim, dedim usulca.

O benim kardeşim, Selin. Burası bizim evimiz, tolere edemeyecek misin?

Yanıt vermedim. Mutfakta ağladım, kimse duymasın diye sessiz.

***

Temmuzda Tarık adres kaydı meselesini açtı. İş bulmada kolaylık oluyormuş, belgeler için lazımmış. Erdem anında tabii dedi. Bana sormadılar. Evrakları masada görünce öğrendim.

Erdem, cidden mi? Bana sormadan adres kaydı yapıyor musun?

Geçici kayıt. Altı ay. Problem ne?

Problem şu ki, burası ortakken tek başına karar veremezsin.

Abartma, dedi Erdem. Kardeşim ya, sonuçta yabancı değil.

Anlamsız tartışmaya girmedim. Sadece başımı salladım ve çıktım.

Ama içeride bir şey kırılmıştı.

***

Yazla birlikte sağlık problemlerim başladı. Tansiyon, baş ağrısı Aynı sağlık ocağındaki doktor arkadaşım ciddi bakışlarla:

Selin, bu net stres. Hayatında büyük değişiklik lazım. Yoksa bedelini ağır ödersin.

Doğruydu. Ama tuzağa yakalanmış gibiydim.

Bir gün Erdeme yeniden açmayı denedim, Tarık evde yokken.

Erdem, çok kötüyüm. Dayanamıyorum. Kardeşin gitmek zorunda.

Yorgunca başını kaldırdı.

Yine mi Selin? Konuştuk bunu.

Konuşmadık. Sen kalacak dedin. Ama ben sürdüremem. Kendi evimde yabancıyım.

Belki sorun Tarıkta değil, sende? Tarık, kendini yabancı hissettiğini söylüyor. Asıl sorunun senin tavrında olduğunu düşünüyor

Şok oldum.

Ben mi? Ocağa yemek, çamaşır, temizlik, sabır ve tv seslerine katlanmak Sorun ben miyim?

Bağırma yine, dedi soğuklaştı. Hep böyle tepki veriyorsun.

Çantamı aldım, yürüyüşe çıktım. Üzüntüden pişman olacağım sözler söylememek için.

***

Ağustosta en korktuğum şey oldu. Tarık, üstünlüğünü açıkça hissettirmeye başladı.

Yemek, ev, temizlik hakkında ahkâm kesti. Erdeme, Selin iyi bir ev kadını değil, burası dağınık, boyası eski demeye başladı. Erdem onaylıyordu.

Bir akşam yemekte bana:

Selinciğim, hiç aşçılık kursu düşündün mü? Tanıdığım çok memnun kalmış. Belki sana da faydası olur, dedi.

Çatalı bıraktım.

Tarık, otuz yıldır yemek yapıyorum. Gerek görmüyorum.

Eğitim hayat boyu olmalı, güldü. Değil mi Erdem?

Erdem sustu. O suskunluk onaydan daha çok ürkütücüydü.

Masadan kalktım, yatak odasına gittim. O kadar kırgındım ki sadece tavana bakıp yattım.

Bir saat sonra Erdem geldi.

Selin, neden bozuksun?

Yorgunum sadece.

Tarık yardımcı olmak istedi, niye sinir yaptın?

Erdem, açık açık kötü yemek yaptığım söylendi. Ve sustun.

Selin, abartıyorsun. Sadece tavsiyeydi.

Sırtımı çevirdim.

Lütfen, çık.

Çıktı, ben yalnız kaldım

***

Eylül geldiğinde çoktan kaybettiğimi anladım. Tarık eve ve evliliğimize iyice yerleşmişti. Erdemin benden soğuduğunu, uzaklaştığını; dokunmak istesem bile itildiğimi, iki kişi bir yere gitmek istesem Tarıkı yalnız bırakmak istemediğini duymaya başlamıştım.

Yakınlaşmak için ne denesem, sanki akan kum tanelerini tutmaya çalışıyor gibiydim.

Bir gece uyurken, sessizce sordum:

Erdem, beni hâlâ seviyor musun?

Uzun süre sustu. Sonra:

Bilmiyorum, Selin. Gerçekten bilmiyorum, dedi.

Bir daha sormadım.

***

Ekimde kırılma noktası geldi.

Sağlık ocağı erken bitti, marketten güzel şeyler alıp eve girdim. Ev sessiz. Kimse yok sandım. Mutfağa ilerleyince fısıltılar

Tarık ve Erdem masada. Önlerinde benim telefonum! Sabah şarjda bırakmıştım.

Ne yapıyorsunuz? dedim öfkeyle.

Bana baktılar. Tarık sakin, Erdem mahcup.

Selin, biz dedi Erdem.

Mesajlar ekranında açık kalmış, sana ulaşmaya çalıştık, açıldı, dedi Tarık araya girip.

Gittim, telefonu aldım. Ekranda Elifle eski muhabbetim. Tarık eve yeni gelmişken, sınırları çizmemi, akrabanın sırtımıza oturabileceğini yazıyor Elif, bense, Kavga çıkmasın, Erdemi kırmak istemiyorum, demişim.

Özel yazışmalarımı okudunuz! fısıldadım.

Açıkta duruyordu, dedi Erdem. Bilerek olmadı

Başından beri Tarık gitsin istedin, dedi Erdem. Sadece mecburiyet için sabrettin, içten değildin.

Ona baktım. Tanıyamıyordum.

Samimiydim, dedim. Hep iyi niyetli oldum. Sadece içimi dökmeye hakkım vardı. Ve evet, zorlandım. Ama senin için hiç söz etmedim.

Gördün mü Erdem, dedi Tarık. Kadınlar hep başka plan peşinde.

İlk kez doğrudan Tarıkın gözlerinin içine baktım.

Tarık, farkında mısın sen evliliğimizi parçaladın. Bilerek. Erdemin yanında yer alıp beni saf dışı bıraktın.

Soğukça güldü.

Paranojak oldun iyice Selin. Ben sadece evsiz olduğum için buradayım. Gerçeği gösteriyorum.

Hangi gerçeği?

Senin, hayatta omuz verilecek kadın olmadığını.

Bir ağırlık çöktü aniden.

Erdemden bir şey bekledim. Ses, savunma, tepki Yok.

Çantamı alıp kapıdan çıktım.

Selin nereye? dedi Erdem.

Bilmiyorum, dedim dürüstçe. Düşünmeye.

***

Doğrudan Elife gittim. Kapıyı açtı, suratımı görüp sımsıkı sarıldı. Yıllardır ağlamadığım kadar çok, yüksek sesle, içimden biriktirdiğim her şeyle ağladım.

Sonra mutfakta, Elifin her misafirine demlediği orman meyveli çay eşliğinde, tüm hikâyeyi anlattım. Tarıkın yavaş yavaş yerimi nasıl aldığını, Erdemin değişimini, kendimi görünmez hissettiğimi, yalnızlığımı

Elif uzun süre sessiz kaldı. Sonra:

Selin, acı ama gerçek: Eşin buna izin verdi. Tarık suçlu, evet. Ama Erdem, on beş yıldır yanında olan insan, seni seçmedi. Kardeşini seçti. Senin aşağılanmana, ezilmene hep izledi. Seçim yaptı, dedi.

Doğruydu; içime işledi.

Ne yapacağım? dedim.

Mücadele edebilirsin. Erdeme Tarıkın manipülatör olduğunu anlatmaya çalışabilirsin ama o anlamaz. Çünkü Türk erkeği için kardeş, kanı her şeydir. Bu savaşı kazanamazsın.

Ya yol ayrımı?

Belki. Belki sadece huzur için çekip gidersin. Kimseye inat olsun diye değil. Çünkü kendi değerini hatırlamak istiyorsundur.

O gece çok düşündüm. Elif, salonda bana yer yaptı, sıcacık battaniye verdi. Karanlıkta saatlerce tavana bakıp karar verdim.

***

Ertesi gün akşam eve girdim. Tarık televizyonun başında. Erdem henüz gelmemişti.

Sessizce yatak odasına geçtim, büyük bir bavul çıkardım. Temel eşyalarımı toplamaya başladım.

Tarık on dakika sonra kapıdan bakıp:

Selinciğim, ne yapıyorsun?

Yanıt yok.

Ciddisin yani? Gidiyor musun? Çocuk gibi davranma! Konuşalım yetişkin gibi.

Bavulu kapadım, kalktım.

Tarık, istediğini aldın. Keyfini çıkar.

Sözde endişelendi.

Selin, bu kadar abartmaya gerek yok

Evliliğimi bitirmek istedin, başardın. Tebrikler.

Sustu, sonra hafif gülümsedi, bu kez rol kesmeden.

Demek tahminimden zekiymişsin.

Sen de sandığın kadar değilmişsin. Savaşı kazandın ama kaybettin. Hayatında hep yalnız kalacaksın, Tarık. İnsan yıkarken mutlu olmaz. Bir gün Erdem de bunu hissedecek ama geç olacak.

Geçtim, valizle girişe çıktım.

Kapıdan Erdem girdi, beni gördü, rengi soldu.

Selin, neler oluyor?

Gidiyorum, Erdem. Belki hiç dönmem. Belki dönerim, bilmiyorum. Ama şu an benim yerim burası değil.

Nasıl değil! Burası senin evin!

Hayır. Artık Tarıkın evi. Kuralları o koyuyor, kararları o veriyor. Sen de izin verdin. Bundan sonrasında seçimini yaptın.

Ben seçim yapmadım

Yaptın. Her defasında, ses çıkarmayarak, ona inanıp bana inanmamana göz yumdun. Artık anladım.

Önümde durdu, gözlerinde ilk defa bir tereddüt.

Peki nereye gideceksin?

Elife. Sonra bir oda bakarım, belki dönerim, bilmiyorum. Alan istiyorum, sesim duyulsun, fazlalık olmayayım.

Fazlalık değilsin

Evimde fazlalık oluyorum, Erdem. Sadece hizmetçiymişim gibi, Tarık ise ev sahibi. O belirliyor, ne izlenir, ne pişirilir Ben arka fonum; sessiz, sabırlı bir fon.

Tarık ortaya çıktı, yanına dikildi.

Erdem, bak gördün mü? Dramatize ediyor. Kadın histerisi işte. Alışır, bekle.

Tarıka ve ardından Erdem’e döndüm:

Duydun mu? Yine benim adıma konuşuyor. Sen başkalarını değil, beni dinlemeye başlamalısın.

Erdem sessizdi.

Selin, kal ne olur. Konuşalım. Bir yol buluruz.

Tarık çıkar mı evden?

Sessizlik.

Gördün mü? Çünkü tercihin yok. Ben artık bu işkenceye devam etmem.

Kapıya yöneldim.

Selin, dur lütfen Biz aileyiz.

Aile siz, Erdem. Sen ve Tarık. Ben, sadece eştim. Sen izin verene kadar.

Koridora indim, çıkarken Erdemin sesini duydum. Dönmedim. Binadan çıktım, soğuk bir Ekim akşamıydı. Telefonu açıp Hızlı Tavşan uygulamasından Elifin evine taksi çağırdım.

Merdiven önünde beklerken, başımı kaldırdım. Dördüncü katta bizim evin ışığı, iki gölge Erdem ve Tarık. Yalnızca ikisi.

Ne konuştuklarını, artık umursamıyordum.

***

Elifte bir hafta kaldım. Sorgulamadı, dinledi, yanımda oldu. Akşamları çay, eski filmler, parklarda yürüyüşler

Erdem her gün aradı. Dönmemi istedi. Özlediğini, değişeceğini söyledi. Ben, Zamana ihtiyacım var, dedim.

Altıncı gün yüzü asık Erdem gelip kapıyı çaldı. Açtım.

Çok yıpranmıştı. Zayıflamış, gözleri kızarmıştı.

Selin, konuşabilir miyiz?

Başımı salladım. Aşağı inip bankta oturduk.

Böyle yapamıyorum, dedi. Sensiz ev boş. Çok düşündüm, sen haklıydın.

Neyde? dedim.

Tarıkta. O da değişmiş ya da ben görememişim. Çok baskıcı, yönlendiren, eleştiren oldu. Ona, gitmesi gerektiğini söyledim.

Donup kaldım.

Ne?

Kalıcı olmaması gerektiğini, kendi düzenini kurmasının zamanı geldiğini anlattım. Beni sattın, dedi, suçladı, kavga ettik. Önceki gün Ankaraya gitti. Bir yakınına yerleşiyor.

Şaşkınlık, rahatlama, karmaşa

Erdem, sayende gitmesi güzel. Ama bu her şeyi çözmüyor.

Farkındayım, dedi. Kötü bir eş oldum. Onu senden çok dinledim, evliliğe zarar verdim. Özür dilerim, Selin. Tamir etmek istiyorum.

Dikkatle baktım. Gerçekten pişmandı, ama çok yorgun ve endişeliydi.

Erdem, Tarıkı gönderdin, çünkü evliliğimize zarar verdiğini anladın mı, yoksa artık ona dayanamayıp mı gönderdin?

Başını eğdi.

İkisi de. Sen gidince, evdeki sıcaklığı, huzuru asıl sağlayanın sen olduğunu, Tarıkın ise bundan beslenen biri olduğunu anladım. O da bana aynen şöyle davranmaya başladı: Kendinle başa çıkamıyorsun, ev düzeninden anlamıyorsun. Sana olan muamelesini de yeni fark ettim ve utandım.

İç çektim.

Belki dönerim, belki dönmem, emin olamıyorum, biraz zamana ihtiyacım var.

Başımı tuttu.

Beklerim. Ama şunu bil, seni seviyorum, Selin. Birlikte olmak istiyorum.

Yanıtlamadım yine. Ama onun elini tuttum.

***

Bir ay daha geçti. Kasım gri, yağmurlu Elifte kaldım. Erdemle haftada bir, dışarıda buluşuyorduk. O, evi toparladığını, kendi öğrenmeye çalıştığını, özlediğini anlatıyordu. Dinliyor, kimi zaman inanıyor, kimi zaman şüpheyle bakıyordum.

Bir gün Sağlık+ merkezindeki aile terapistine gittim. Yaşlı, sevecen bir kadındı. Hikâyemi dinledi, sonra dedi ki:

Asıl zor dönem, bundan sonrası. Tarıkın gitmesi geçmişi tamir etmez. Eşin gelse de, affetseniz de, unutamazsınız. En ufak bir destek eksikliğinde, hafızan seni uyarır. Bundan sonra beraber çalışmayacaksanız, tekrar yara açılır.

Çıkış yok yani?

Çıkış var. İki kişi birlikte ve kararlılıkla çalışırsa. Her gün bilinçli olarak birbirini seçmelisiniz.

Sözleri uzun süre beni düşündürdü.

***

Aralıkta beklemediğim bir şey oldu. Tarık aradı. Açmayacaktım, ama bir şey açtırdı.

Selin? Ben Tarık. Özür dilemek istiyorum.

Sessiz kaldım.

Dinlemeyeceğini biliyorum, ama söylemem gerek. Kötü bir adam oldum. Bile isteye zarar verdim. Belki çok bilinçli değildi ama bir taraftan ilişkinizi kıskandım. Yalnız olmak bana dokundu. Biraz olsun o sıcaklığı almak için aranıza sarkmak istedim. Sonuçta kendimi daha da yalnız ettim. Sen de, Erdem de haklıydınız.

Hiçbir şey demedim.

Affetmek istemediğini biliyorum. Ama ikinizi de kandırdım. Erdem iyi bir adam. Affet, bir şans daha ver ona.

Kapattı telefonu.

İlginç diye düşündüm. Affetme değildi o an, ama içimde bir sayfa kapanmıştı.

***

Yılın son günlerinde kararlı oldum. Erdemle bir kafede buluştuk, cama bakan masada oturduk.

Erdem, düşündüm taşındım. Bir şans daha vereceğim.

Gözleri parladı.

Gerçekten mi?

Ama dört şartım var: Grup terapisine gideceğiz, beraber. Her hafta, en az altı ay. Duygularımızı paylaşmayı, dinlemeyi, savunmayı çalışacaksın. Bir kere bile yine benden yana çıkmazsan, hemen giderim. Tartışmasız.

Kafasını salladı, Tamam, ne istersen.

Ve, Tarık bir daha asla bu eve girmeyecek. Bayramda, özel günde bile.

Bir süre susup başını onayla salladı.

Çaylarımızı bitirdik, dışarı çıktık, kar yağıyordu. Elimi tuttu.

Eve gidelim mi?

Ona baktım.

Eve gidelim. Ama bu son şans. İkimiz de bunu unutmayacağız.

Karlar altında, yan yana yürüdük. Birlikte, ama daha yolu tamamlamadan.

Üç ay geçti. Mart geldi yine. Tam bir yıl önce Tarık gelmişti eve.

Her hafta terapiye gittik. Zordu, acı vericiydi. Yıllarca sustuğumuz her şeyi ilk defa birbirimize anlatmaya başladık. Erdem duygularını paylaşmayı, ben güvenmeyi öğrendim.

Kolay olmadı. Bazen tekrar gidip gitmemek arasında kaldım. Ama hiç pes etmedim. Çünkü baştan başlamaya söz vermiştik.

Tarık bir daha aramadı. Erdem, Ankarada oda tuttuğunu, kendi başına olduğunu söyledi. Detay sormadım.

Bir akşam, oturma odasında birlikte orman meyveli çay içerken gözüme bakıp:

Ne hissediyorsun? dedi.

Biz dayandık, dedim düz ve açıkça. Bir yıl önceki felaketten sonra hâlâ varız.

Beklediğimden güçlüyüz, dedi. Sen beklediğimden de güçlüsün.

Gülümsedim.

Ben güçlü değildim Erdem. Sadece pes etmek istemiyordum.

Elimi öptü.

Pes etmediğin için teşekkür ederim.

Cevap vermedim, sadece yanındaydım. Geleceğin ne getireceği meçhul; ama bu sefer yan yanaydık.

***

Sekiz ay geçti. Hâlâ bazen düşünürüm: Doğru mu yaptım, yanlış mı? Hayat bunun cevabını veremiyor insana. Zamanla sınanıyor insan, iyileşiyor öyle.

Evliliğimiz değişti. Biz artık eski biz değiliz. Bu yaşanmışlıklar, yaralar kalıcı izler bıraktı. Ama yara izi, iyileşmenin kanıtı.

Evde artık kendimi yabancı hissetmiyorum. Erdem bana daha fazla kulak veriyor, sahip çıkıyor, gerçekten beni seçiyor. Hataları olsa bile, önemli olan gayretini görüyorum.

Tarık mı? O artık bir anı, bir öğreti. Yıllarca kurduğun düzene ne kadar kolay zarar gelebileceğini, evinin sınırlarını savunman gerektiğini hatırlatan bir gölge.

Kimi zaman düşünüyorum: Kendi yolu var mı artık? Yalnızlığın bir ceza değil, insanın kendi tercihi olduğunu öğrendi mi? İnşa etmeye başladı mı, bilmiyorum.

Ama o hikâye bana ait değil.

Benim hikâyem, evinde yabancılaşan bir kadının, kendi sesini, adını bulma hikâyesi. Direnişin, gitmenin, geri dönmenin ve yeniden başlama yolculuğu.

Nerede bitecek, kestiremiyorum. Belki birlikte yaşlanırız, belki yine ayrılırız. Kim bilir…

Ama bir şeyi çok iyi biliyorum. Artık kimsenin beni kendi evimde yabancı yapmasına izin vermem. Sesimi boğmam gereken yerde, susmam. Sabır yerine, gerektiğinde yeni yolumu açarım.

Çünkü ev, sadece duvar değil. İnsan kendini değerli hissettiği, gerçekten ben olabildiği yerdir.

Orası yoksa, dört duvarın arasında, insan hiçbir zaman evinde değildir. Bir yeri, evi, korumak için susmak değil, gerekirse gitmek gerekir.

Ve ben, gerçek evim için, sonuna kadar savaşacağım.

***

Dün Erdemle parkta yürüyüş yaptık. Bahar güneşi, kuş sesleri, tomurcuklanmış ağaçlar

Elimi tuttu, sustuk bir süre. Sükûnetli, sıcak bir sessizlik.

Baktım ona.

Erdem, mutlu musun?

Durdu, gözümün içine baktı.

Henüz gerçekten mutlu muyum bilmiyorum. Ama mutluluğu seninle tekrar denemek istiyorum. Ve bunun için çalışıyorum.

Gülümsedim.

Yeter de artar.

Yan yana yürüdük. Bahara, bilinmeze…

Ve içimde artık bir korku yoktu. Çünkü kendi evimde gerçek olmanın, en büyük özgürlük olduğunun farkındaydım.

Hayat bitti mi? Hayır. Ama ben artık susmuyorum.

Nereye giderse gitsin ömrüm; ben Selinim. Küllerimden yeniden doğdum. Ve bu bana yetiyor.

Ve biliyorum ki, evini ve kendini savunmak, kimi zaman kaybetmekten, susmaktan çok daha değerli.

Rate article
Lifequest
Evimde Bir Yabancı