Ben büyüyünce peri olacağım!
Elifciğim, neden peri olmak istiyorsun?
Çünkü öyle istiyorum!
Elif, annesinin kucağından neşeyle sıyrılıp beşinci yaş günü dolayısıyla aldığı tebrikleri bir kenara bırakıp kabarık eteğini düzeltti.
Anne, periler çok güzel ve akıllı olur! Hem her istediklerini yapabilirler! Ben de yapacağım!
Tabii ki yapacaksın, kızım! Derya eğilerek kızını sarılmak istedi ama Elif hemen bir adım uzaklaşıp salona daldı.
Peki pasta ne zaman?
Birazdan getireceğim. Şimdi git çocuklarla oyna, seni çağıracağım olur mu?
Tamam!
Kızının sabah zorla kıvırcıklaştırdığı saç buklelerinin omuzunda zıplayışını izlerken Deryanın yüzünde tatlı bir gülümseme oluştu:
Kararlı büyüyor bizimki! Çok da akıllı maşallah! Kim bu yaşta böyle net konuşabiliyor? Her şeyi başarabilirim diyor bak!
O inancı onda kırmamak lazım! Ayla, Deryanın en yakın arkadaşı, kafasını salladı. Bazı aileler çocuklar böyle konuşunca hemen gerçekçi ol diyor. Oysa asıl çocuklara inanınca, onlar her şeyi başarır. Biliyorum çünkü benim Efsuncuğum ilk kez bale kursuna
Evet evet, Efsunun harika bir çocuk! Kızlar, bana yardım eder misiniz? Pastayı kesme zamanı geldi. Derya topuklu ayakkabısıyla hafif bir dönüşle mutfağa yöneldi.
Geniş ve ferah ev çocukların sesiyle çınlıyordu. Parke renkli konfetiler ve patlayan balonlardan artan detaylarla doluydu. Kenarda bir köşeye itelenmiş, hafif solgun bir lale buketiyle göz göze gelince Derya’nın suratı asıldı. Bu çiçekleri annesi Gülseren sipariş etmişti, torununa sürpriz yapmak için. Şimdi burada yaşıyor olsa da, eskiden Deryayı anca kendi evinde ziyaret etmeyi tercih ederdi.
Kızım burada kendimi rahat hissetmiyorum. Değerli bir eşyayı kıracağım diye korkuyorum. Çok gösterişli bu ev bana göre.
Anne! Ne alakası var, abartıyorsun bence! Tam da ihtiyacımız kadar işte. Baran gün boyu çalışıyor, ben de öyle. İnsanız, emeğimizin karşılığını yaşayacağız tabi!
Yine de kendi evimde daha rahatım nedense
Peki tamam, ne diyorsan. Yeter ki Elif’im iyi olsun bana yeter.
Gülseren, torununa en başından beri göz kulak olmuştu.
Anne, benim vaktim yok. Derya hızlıca makyajını yapıyor, işe gitmek üzere hazırlanıyordu. Şimdi duramam, üç beş yılın emeği çöp olur. Zaman acımasız, herkes yarışta. Hem sadece kendi param değil, bana güvenen insanları da düşünüyorum. Bunun da ötesinde Elifin geleceğini düşünmeliyim.
Ama onun için önemli olan senin yanında olman, daha bu kadar küçükken
Anne, başlamasana yine! Ne yaptığımı biliyorum. Kızımı benden başka kim sevecek? Kim ona bakacak?
Baran?
Anne, şaka mı yapıyorsun? Tabi ki sever de, adam nihayetinde. Bugün var yarın yok. O zaman ne olacak?
Kafanda neden böyle şeyler var yavrum, Baranın birisi mi var?
Nereden bileyim anne! Vaktim olmadı ki bakmaya, belki vardır. İlgilenecek zamanım yok ki! Tam hamileliğimde ve doğumda düzenim bozuldu. Hızla yetişmem gerek, bana yardım edeceksin değil mi?
Elbette edeceğim! Gülseren torununun beşiğine eğildi ve mırıldandı. – Ne kadar minik… Senin doğumunda daha iri vücutluydın.
Fena mı oldu anne, minik olması büyür nasılsa.
Elif genelde narin ve hastalıklı büyüdü. Bir hastalıktan diğerine geçti ama Gülseren artık panik yapmıyor, kendi çocuk doktorunu arıyordu. Derya’nın ise hiç ilgilenecek vakti yoktu.
Anne, ateşi kırk derece değil. İdare edin, toplantıdayım!
Elif, ateşli elleriyle anneannesinin boynuna sarılıp koca mandalinası gibi yanağını dayıyordu.
Ne olacak güzel kızım, şimdi sana biraz limonlu su yaparım, uyursun geçer. İstersen masal okuyayım mı?
Periyle ilgili mi?
Tabii, istersen o.
İsterim!
Elife rengarenk resimli bir masal kitabını babası yurtdışından getirmişti.
Ama Baran, bu İngilizce! Gülseren sayfaları çevirip bakarken yakındı.
Ne var bunda? İkinci diline alışsın, sen de yıllarca lisede İngilizce ders verdin, çocuk kitabı ne olacak?
Haklısın, ben hallederim. Sadece Elifle İngilizceye beklediğimden önce başlamış oluruz.
Torunuyla küçük sevinçleri ve hayal kırıklıkları artık Gülserenin bütün hayatını doldurmuştu. Zaten başka derdi de yoktu. Nihayet yaşamak için bir nedeni, bir amacı vardı.
Son on yıldır, Derya üniversiteden mezun olup evlendiğinden beri kendini biraz silik hissediyordu Gülseren. Kızıyla nadiren görüşüyor, zaman bulamayışından yakınmasına önce kızıyor sonra susuyordu. Eski günleri, okula ya da fakülteye giderken mutfakta köşeye çekilip ona özel hazırlanan naneli çayını yudumlayan Deryayı çok özlüyor, kızında kendi hayatını buluyordu.
Kızını genç yaşta doğurmuştu. Tam on dokuzunda. Erken evlendiği eşiyle sadece bir yıl sürmüştü evlilikleri. Sonra küçük Derya, Gülserenin inişli çıkışlı hayatından geriye kalan tek güzel anısı olarak yanında kalmıştı. Kızı iki yaşına geldiğinde Gülserenin annesi ağır hastalanmıştı. O günden sonraki on iki yıl tam bir kabusa dönmüştü. Yatan bir hasta, küçük bir çocuk… Başka şey düşünmeye fırsat mı var? Aynaya bakmaya utandığı günler bile olmuştu. Gülserene güzellik çok uğramamıştı ama, kemikli yüzünde unutulmaz bir ifade, silinmeyecek bir iz vardı. O alımlılığı Deryanın güzelliğine dönüşmüştü. Kızının yüzüne bakarken dudaklarını ısırarak gülmemeye çalışıyordu. Ne güzel başardık diye düşünüyordu içine sine sine! Tek derdi, bu güzelliğin boşa gitmemesiydi. Bunu gösterecek imkanlar yaratmak için elinden geleni yaptı. Deryayı bale kursuna yolladı, müzik okuluna yazdırdı, İngilizce ve Fransızcaya yöneltti. Kızını tamamen yetiştirmişti. Ama onu zorlayan bir şey vardı: Derya, özellikle kendi çıkarı için çok sert biriydi, sözünü kimseye yedirmezdi. Kendi arzuları aileye sıkıntı olsa bile, önce Deryanın yapmak istedikleriydi.
Anne, bana bu ayakkabılar lazım. Mevcutlarla ilk görüşmeye gidemem. İyi görünmeliyim, önemli!
Gülseren biriktirdiği tatil parasını kızına uzatıyordu. Varsın deniz dursun, yeter ki Derya’nın önü açılsın diyordu içinden.
Baranla evlilik ise bütün emeğin son noktasıydı. Hiç beklemediği halde gözlerinden şıpır şıpır akan sevinç gözyaşlarıyla, kızının en şık restoranın salonunda damadıyla yürüdüğünü izliyordu. Baranı ilk günden beri bir türlü sevememişti. Hep bir tuhaflık seziyordu ama, iş dünyasından insanlarla deneyi olmadığından kızına güveniyordu.
Anne, aşk kadar önemli bir şey daha var: anlaşma! Evlilikte her iki tarafın ortağıyız. Düğünden öncesini paylaşmam, asıl görev ise benden oğlan bekliyorlar.
Tuhaf değil mi sence?
Değil. Mantıklı ve modern. Dünya değişiyor, ilişkiler da öyle.
Mutlu ol yeter bana.
Bu konu asla tekrar açılmadı. Derya kendi kurduğu işinde, ki bunu ona eşi ayarlamıştı, uğraşırken, ana gündem oğlan doğurmak oluyordu.
Elifin doğumu Derya için büyük sürprizdi.
Yahu bu yeni nesil tıp araştırmalarına güvenip mavi battaniye bile aldım! Üç kez oğlan dediler! Nerede oğlan, annem? Bu kız oğlan mı?
Kız çocuk fena mı Derya!
Ay yok anne, sadece beklemediğim için şaşkınım. Bir de zamanım kalmadı işte…
Olur o da, yakında olur bakarsın oğlan da gelir.
Fakat işler istediği gibi gitmedi. Derya yine hastane hastane doktor doktor gezer oldu.
Her şeyi denedim anne, daha ne yapayım bilmiyorum.
Belki sahip olduğun çocuğuna odaklansan?
Anne!
Yani Elif mükemmel bir çocuk. Kim demiş ki baba sadece oğlunu sever? Sözleşmeyi görüyorsun ki değiştir.
Derya uzun uzun düşündü. Annesinin sözleri mantıklıydı.
O zaman Elif evde kalmalı.
Derya…
Bu tartışılmaz, çok vakit kaybetti anne.
O bana çok alıştı!
Kim demiş ayrılacak diye. Derya, Elifin resim defterine bakarken omuz silkti. Fena da çizmiyor, sanata da yazdırayım belki.
Bir yıldır özel dersten alıyor… Gülserenin gözleri doldu.
Anne, küçük bir şey için yapma böyle. Yine de yanında olacaksın. Dadı tutmaya niyetim yok, varken anneanne var. Belki bize taşınırsın.
Yok kızım, o kadar da değil. Ama zamanımın çoğunu yine Elifle geçirmek isterim.
Hayat dediğini yine değiştirdi. İlk Elifin ateşi yükseldiğinde Gülseren, apar topar kızının evine yerleşti.
Anne burada her şey var, geniş, Elif yanında.
Gülseren bir hafta kaldıktan sonra istemeye istemeye başını salladı.
Evet, Elif burada
Bütün odağını torununa çevirmiş, evde yaşananlara fazla karışmaz olmuştu. Kızının eşiyle pek iyi gitmeyen ilişkilerini fark etse de, bu konuları yetişkinlerin kendisi arasına karışmadan bırakmayı tercih ediyordu.
Anneanne, burası senin evinden büyük! Burada köpek bakabilir miyiz artık?
Bilmiyorum canım, bu soruyu bana değil annenlere sormalısın.
Neden ki, burası senin evin de sayılmaz mı?
Yok yavrum, burası annenle babanın evidir. Benim de kendi apartman dairem var. Orada izin verebilir ya da yasaklayabilirim. Ama burası farklı.
Yani yasakta koyamazsın?
Her şeye göre değişir. Masayı sütle batırabilirsin, bunu yasaklayabilirim. Ama buraya köpek almak başka.
Anladım!
Elif birden yere oturdu, Gülseren temkinli baktı. Bu bakış aynısını Deryada gördüğünde, mutlaka bir yolunu bulurdu kızı.
Babamla konuşacağım! dedi Elif, kendi kendine kararlıca başını sallayarak.
O akşam Elif babasının odasına girdi, hiç çekinmeden sordu:
Beni seviyor musun?
Baran bocaladı. Küçük kızıyla iletişimi çok yoktu ve genelde kısa Merhaba kızım! deyip geçiyordu. Anneannenin ara sıra rica ettiği vakit ayırma teklifleri de havada kalırdı. Elifin sorusu onu afallattı.
Tabii ki. Tüm babalar kızlarını sever.
Benim için, senin için önemli mi?
Ne istiyorsun canım, yeni bir oyuncak mı?
Hayır! dedi Elif kaşlarını çatarak. Köpek istiyorum!
Elektronik köpek mi?
Elifin kaşları şaşkınlıkla yukarı kalktı:
Elektronik neden olsun! Canlı köpek istiyorum!
Baran gözlüklerini çıkarıp gözlerini ovuşturdu:
Büyük mü olsun?
Çok büyük olması şart değil. İyi biri olsun yeter.
Seçersin, bulursun, olur. Bir köpek ister misin? Olur.
Derya bu işe hiç sıcak bakmadı. Akşam yatak odasında tartıştılar, Elif ise koridorda kapının arkasında sessizce kulak kabartıyordu. Gülserenin de tansiyonu çıkmıştı. Elifi erken yatırıp kendi odasına çekildi, ama Elif’in aklı hala uykudan uzaktı.
Bu oyuncak değil ki! Çocuğun her isteğine tamam denmez, köpek canlıdır, kim bakacak?
Annen var, temizlikçi var, biraz ücret ekle, köpeğe de çocuğa da yer bulunur. Bahçede oynasınlar, daha sağlıklı olur.
Veteriner, mama, bakımı, gezmesi ne olacak?
Şehirde veteriner mi bitti? Gerekirse kendi kliniğimizi açarız. Baran, benden ne istiyorsun? Kızımı doğru dürüst göremiyorum, ama küçük bir isteği yerine getirebiliriz. Neden olmasın?
Çünkü her şey bu kadar basit değil, sorumluluk var ortada. Her istediğini hemen istemek… doğru mu bu?
Kötü mü yani? Benim çocuğumsa? Neden istediğini hemen alamasın?
Derya sustu. Elif usulca kapıdan uzaklaşıp kendi odasına döndü. Köpeğinin olacağını anlamıştı; artık diğer meseleler ilgisini çekmiyordu.
Küçük bir Pomeranian spitz birkaç gün içinde Elife getirildi. Birkaç ay sonra, Elifin doğum gününü takip eden günlerde, anneannesiyle birlikte eski apartmanlarına döndüler. Derya sessiz, bambaşka biri olmuştu. Sabahları sadece bir fincan sert kahve içip, gün boyu ortadan kayboluyor, annesi ve Elifle hiç konuşmak istemiyordu.
Anneanne, annem neden böyle?
Şimdi açıklayamam, sonra anlatacak. Gülseren torunu ve köpeğinin birini seviyor birini okşuyordu.
Yine mi burada kalacağız yoksa iki gün mü sürecek?
Hayır Elifciğim, bu sefer kalıcı.
Gülseren de pek bir şey anladığı yoktu. Derya, parti sonrası birkaç gün geçmişken ansızın annesinin odasına girdi. Yorgundu, sesi titriyordu. Gardırop odasından küçük bavulu alıp ortada bıraktı.
Toparlan anne, gidiyoruz. Elifin de eşyalarını hazırla. Vaktim yok.
Gülseren hiçbir şey anlamadan kızına soracakken, Derya’nın gözlerindeki ifadeyi görünce vazgeçti.
Hemen hallederim, kızım…
Akşam Derya’nın en sevdiği kupa fincana çay doldurup getirdi, karşına oturdu.
Sorma anne, boşanıyoruz.
Gülseren şaşkınlıkla kapıya baktı. Ama Elif başka odada çizgi film izliyordu.
Başka biri varmış. Hem de oğlu
Derya dizlerine kapanıp yüzünü gizleyince, Gülseren ona doğru yürümek istedi ama, Deryanın gülüşünü görünce durdu.
Ben ağlıyorsun sandım
Oho, annecim. Kimseye gözyaşı yok. Olmadı işte…
Baran evini başka bir aile için terk etti, Gülseren için sebep önemli değildi. En azından medeni biriymiş ki olay fazla büyümeden taşındılar. Derya annesinin karşısındaki evde üç odalı bir daire aldı, hayat eskiye yakın bir rayına oturdu. Daha dar, daha sade ama bu kadarı bile yetiyordu.
Elif hem zeki, hem inatçı bir çocuk olmuştu. Kendi istekleri, ailenin önceliği kabul edilirdi. Derya neredeyse tüm kaprislerini yerine getiriyor, bir kere olsun kızını frenlemiyor, kısıtlamayı gereksiz görüyordu.
Derya, bu kadar gevşeklik olmaz.
Anne, bu zamanda akıllı ve tuttuğunu koparan çocuk lazım. Kendi çıkarını bilsin, ben de öyleydim.
Ben hiç katılmıyorum. Korkan Elif için.
Ben korkmam. Senin kadar kendimi düşünseydim, Baran’ın istekleriyle uğraşmazdım zamanında. Boşa zaman harcadım…
Ama kendi çocuğunu feda etmeye değmez!
Sen varsın yanında!
İyi ki varım, ama keşke sen de daha çok yanında olsan!
Ne gereği var, zaten bana sormadan seni dinliyor…
Çünkü ona hayır deme hakkım var! Sense hep evet
Kızımın özgürlüğünü kısıtlamam, önünü açarım. Yasaklar koyan kötü biri olmak istemem.
Gülseren ellerini yorgunca bıraktı.
Ya istediklerini elde edemezse? Ya hayat düşündüğü gibi gitmezse?
Onun gibi zeki biri için mümkün değil bu, anneciğim…
Ama hayatta her şey arzularımızla olmaz ki. Sende daha iyi bilirsin.
Tabii, anne! Deryanın sesi buz kesildiği anda Gülseren sustu. Ben bunu iyi biliyorum ve Elifin yaşamasını istemem.
Tartışmalar böyle bitiyordu. Derya kararlarından dönmüyor, Elif de annesini arkasında bilerek yoluna bakıyordu. Anneanne ise her koşulda destekti.
Deryanın işi yoğundu, kızıyla neredeyse hiç vakit geçiremiyordu. Nadiren alışverişe çıkar, ona pahalı makyaj malzemeleri alırdı.
Olduğundan daha iyi görünmelisin. Doğal halin belki çekici değil ama doğru makyaj ve kıyafetle her zaman güzel olabilirsin, unutma.
Bu konuda Derya’ya kulak veriyordu Elif. Annesinin zevki çok iyiydi. Vücudu annesine benzediğinden, gardıropta annesinin kıyafetleriyle oynuyordu.
Şunu ve bunu alabilirsin, şu yaşına uygun değil. Her şeyin fazlası zarar. Derya göstererek paylaştırıyordu.
Okuldaki kızlar Elifin makyajına gıpta ediyordu.
Cildin önemli, uyduruk şey sürme. Her şeyi doğru kullan. Derya, hediye gelen ucuz bir rimeli çöpe atıyordu. Ne bu?
Arkadaşım verdi.
Her hediyeyi kullanma. Teşekkür edip atarsın. Değerini bil kızım!
Gülseren tüm bunları izliyor, Deryayı değiştiremeyeceğini anlıyordu. Tek yapabildiği, Elifin kalbini biraz yumuşatmaya çalışmaktı. Elif üniversiteyi aynı annesi gibi hukuk fakültesinde kazandı. Birkaç yıl kendi hayatına daldı, Gülseren ise değişiklikleri en son öğrenen olurdu.
Kızım sen evleniyor musun? Kim bu çocuk? dedi elindeki bardak yere düşerken, çatallaşıp mutfağa saçıldı cam kırıkları.
Emir Elif sarkılıp mutfak köşesine çömeldi. Gerçi kimse Emir demez, sadece Emre! Benim Emrem!
İş olarak ne yapıyor Elifciğim?
Hoca sayılır! Benim dersime girmiyor tabi! Eee, genç daha.
Meğer Emir evliymiş. Bunu Deryadan öğrendi.
Kızım eliyle alnını tutup oturdu. Ve sen bunda sorun görmüyorsun?
Beni ilgilendirmez ki karısı, çocuğu? Benim için önemli olan Elifin mutlu olması. O istiyor.
Nerede hata yaptım diye düşünüyorum! Gülseren kendisini zorlukla toparladı. Böyle olmaz Elif!
Ne olmaz?
Başkasının ailesini dağıtmak!
Adam ip gibi bağlı mı ailene? Ne saçmalıyorsun anne! Derya su uzattı. Sakin ol, torununun mutluluğunu düşünüp başka şey için üzülme.
Ama mutlu olacak mı? diyerek bir bardak daha fırlattı duvara.
Düğün hiç iç açıcı geçmedi. Emirin ailesi gelmedi bile. Baran da başka şehirde yaşadığından, sadece Elife İstanbulda bir daire aldı. Derya evin her şeyini döşedi ama Elifin pek umurunda değildi.
Anne bak, şu elbise muhteşem! Bunu istiyorum! Elif döne döne aynaya poz veriyordu.
Bu elbisenin adı Peri.
Gelinlikçinin danışmanı duvak çıkardı, Deryaya gösterdi. Kimin karar vereceği belliydi.
Ne tesadüf! Küçükken peri olmak isterdim, değil mi Elif?
Evet! Şimdi olacağım! Hayatım bir masal olacak! Her şey olacak!
Her şey olacak Derya ince duvağı ovuşturdu.
Gülseren nikah salonunda güçlükle birkaç dakika ayakta durduktan sonra bir taksi çağırıp ayrıldı.
Kötü hissediyorum. Kutlamanızı bölmek istemem.
Torununu öpüp arabaya bindi. Dışarı bakınca Elif beyaz güvercinle oynamaya çalışıyordu. O an torunu, tam da elinden kurtulmak isteyen o ürkek beyaz kuş gibi geldi Gülserene.
Ne yapabilirim ki Allahım? Bundan sonra ne olur diye sessizce içini çekti, kendini topladı. Güç ver Allahım, daha lazım olacak
Elif evliliği bir yıldan erken bitirdi. Hemen kızının doğumundan sonra. Emirin yeni sevgilisi Elifin üniversiteden arkadaşıydı. Elif son evrakları almak için okula gittiğinde eşini yeni aşkıyla yakaladı. Hiçbir şey demeden geri adım attı, ama kapıyı öyle çarptı ki, tüm koridor sarsıldı.
Ne oldu yine?
İlaçlama şart oldu. Orada böcek var. dedi Elif umarsızca.
Belgeleri alıp babasını aradı, yardım istedi.
Demek kuyruğunu kıstırıp kaçmak şimdi Derya sitemli gözlerle baktı. Aklını başına getirmek yok mu?
Niye, anne? Elif soğukkanlılıkla uzaktaydı.
Çünkü o senin. Doğru olan bu.
Doğru ne, anne? Belki de doğru olan bazen başkasının istediğinin de olabileceğini anlamaktır. Ben sadece kendimi düşünmüşüm. Ama belki önceki kadın da bir şeyler hayal ediyordu. Şimdi biri de benim hakkımda öyle düşünüyor İşte doğru buymuş anne
Allah akıl versin, aklın iyice karışmış! Bir çocuk gibi davranmayı bırakmanı beklerdim.
Değil artık anne. Yetişkin oldum. Yorgun bir peri kızıyım Kanatlarım artık taşımıyor. Büyüdüm
Derya bir şeyler mırıldanıyordu ama Elif duymuyordu. Bundan sonrası için yeni bir yol çizmesi gerekiyordu.
Gülseren bavul hazırlıyor, gözyaşlarını silip torununun kızına bakıyordu.
Sorun yok kuzum! Annen güçlü bir kadın, toparlarız
Derya ise onlarla gelmedi. Gülseren anahtarları bıraktı.
Çiçekleri sularsın arada, gerisi önemli değil, kendine iyi bak.
Aradan yıllar geçti. Yaşlı bir parkta genç bir kadın yürüyordu, peşinde koşan, konuşan küçük bir kız vardı. Öyle benziyorlardı ki, kilosundan tipine hemen anlaşılıyordu: Annekızdılar.
Bugün anaokulunda ne yaptık, biliyor musun? minik kız sırt çantasını karıştırıp, ucunda buruşturulmuş yıldız olan bir çubuk çıkardı. Ah buruşmuş!
O nedir Nil?
Sihirli değnek! Perinin masaldaki değneği. Biraz yamulmuş.
Ne olmuş? Elif yıldızı düzeltti. Bak, çalışıyor! Sorun yok!
Nereden biliyorsun çalıştığını? Nil annesine hayran bakakaldı. Ne diledin ki?
Bizim sağlıklı ve mutlu yaşamamızı diledim.
Çalışmıyor sanki Nil başı önde söylendi. Anneanne hastanede ya
Hayır değil. Artık evde.
Gerçekten mi? Nil sevindi.
Evet. Şimdi eve gidince seni karşılayacak.
Ver, ver! Şimdi ben dilek dileyeceğim. Nil değneği alıp fısıldadı.
Ne diledin anlatacak mısın?
Söylemem!
O zaman olmaz! Elif saçını okşadı.
Bir tanesini söyleyeyim, hepsini değil. Çok dilek tuttum.
Tamam, ne diledin?
Hep beraber olalım Nil fısıldadı. Elif eğilip kızına sarıldı.
Nil Anneannen için mi diliyorsun?
Küçük kız başını salladı.
Bunu sana söz veremem. Ben tam bir peri değilim ki. Ama elimizden geldiği kadar çok yan yana oluruz. Birbirimizi hep severiz. Sen anaokulundayken veya ben işe gidince, hep aklımızda saklarız.
Nil başını salladı, çubuğu yeniden doğrulttu.
O zaman yeni bir dilek dileyeyim, olur mu?
Tabii ki!
Anneannem tamamen iyileşsin, hep beraber mutlu, uzun yıllar yaşayalım. Olmaz mı anne?
Elif ayağa kalktı, eteğini düzeltti ve ciddiyetle başını salladı.
Olmaz mı hiç! En güzel dilek bu! Hadi gidelim, şu sihirli değneği anneanneye gösterelim. Kim bilir, belki onun da bir dileği vardır. O zaten gerçek bir peri!
Gerçekten mi?
Tabii! Dünyadaki en güzel peri!




