Kızım İçin Yatılı Okul Seçimi

Derya dört yıl önce Selimle evlenmişti ve bu evlilik, herkesin sığınacak liman dediği ilişkilerdendi. İlk kocasının bitmek bilmeyen gece kaçamakları, sürekli uğradığı aşağılamalardan ve uykusuz geçen gecelerden sonra, nihayet bataklıktan çıkıp ayağını sağlam zemine basmış gibi hissediyordu.

Selim ağırbaşlı, ölçülü bir adamdı. Büyük bir inşaat firmasının müdürüydü. Evde düzeni severdi; her şeyin bir kuralı ve saati vardı, asla aksamasına tahammül etmezdi.

Tanıştıklarında, Derya elbette kızı Defneden bahsetmişti. O zamanlar Defne on iki yaşındaydı. Ancak işler öyle gelişti ki, Defne babasında, onun yeni eşiyle kalmaya devam etti ve bu konu sanki arkada, sessizce akıp giden bir dere gibi, hayatlarının ana hikâyesine müdahale etmeyen bir ayrıntı olarak kalmıştı. Selimin bildiği, Deryanın bir çocuğu olduğuydu; fakat bu çocuk ne evde sabahları banyoyu kaplıyordu, ne de akşam yemeğinde beraber oturuyorlardı. Kızıya ilgili hiç bir maddi ya da manevi yük taşımıyordu Selim. O yüzden Derya’nın kızı olması, Selim için sadece bir biyografi detayıydı.

Günler alışıldık şekilde akıp gidiyordu. Beraber krediye girip üç odalı bir ev almışlardı; küçük bir salon, yatak odası ve mutfakla birleşik bir oturma alanı vardı. İkisi de bu evi yuvaları diye sahipleniyordu. Derya özel bir diş kliniğinde idarecilik yapıyor, Selim ise eve ana gelir kaynağını getiriyordu; ama Derya da konut kredisine katkı sağlıyor, eşit ortaklık hissini içinde sıcak tutuyordu. Hatta çocuk planları yapmaya başlamışlardı; bu, birlikteliklerini iyice sağlamlaştıracak diye düşünüyorlardı.

Bir akşam saatlerinde Deryanın telefonu çaldı; arayan eski kocası, Tolgaydı. Normalde aralarındaki konuşmalar kısa ve hep zorunlu olurdu: nafaka, okul, sigorta Ancak bu mesaj uzundu ve kaygılıydı: Derya, Defneyi alman gerekiyor. Bizim yeni bebeğimiz doğdu, Yasemin zaten zor dayanıyor. Defne ise ergenlik çağında ilgilenmek gerek, biz başa çıkamıyoruz. Kusura bakma, ama onu yalnız bırakmak istemiyorum. Son kararım, sen annesisin; yanında daha iyi olur.

Derya mesajı beş kere okudu, soluğu soğudu sanki. O sırada mutfakta balık temizleyen Selimin yanına gidip telefonu uzattı.

Selim, bir sorunumuz var, dedi sakince. Tolga, Defneyi yanımıza almamı istiyor. Onlarda yeni bebek olmuş, baş edemiyorlarmış.

Selim bıçağı kenara koyup kadına donuk donuk baktı.

Nasıl yani, buraya mı gelsin diyor? Ellerini kurularken sordu.

Evet Selim, başka nereye gidebilir ki? Defne benim kızım, on altı yaşında.

Derya, bak şimdi, diye sesi yükseldi Selimin. Ben senin kızın olduğunu en baştan biliyordum; ama kocaman başka bir çocuğu evin içine sokmak istemiyorum. O bana yabancı kalır. Sabah akşam bu evin içinde bir genç kız dolaşacak, banyo, mutfak… tüm düzen bozulacak. Ben razı değilim.

Yabancı mı? Derya’nın sesi titremeye başladı. O benim kızım, Selim. Sen benim onun annesi olduğumu bildiğin halde evlendin benimle

Ben seninle evlendim, lafını kesti Selim. Kızın babasında kalıyordu, üçümüzü de bu hal memnun ediyordu. Şimdi eski kocan bir karar verdi diye ben neden uğraşayım? Hayatımda ona yer yok, benim de planlarım var.

Nasıl planlar? Derya öfkelenmeye başladı. O evin kredi borcu ikimizin üstünde! Ben de ödüyorum! Bu senin evin değil, bizim evimiz! Ve ben

Evin hakkı konusunu bana anlatma, Selim iğneleyici şekilde gülümsedi. Benimle yaşama hakkın var. Defneyle yaşamak istiyorsan, keşke Tolgadan hiç ayrılmasaydın!

Derya susakaldı, sanki şiddetli bir tokat yemiş gibiydi. Selimin sert biri olduğunu bilirdi ama böylesine acımasızca konuştuğuna ilk kez şahit oluyordu.

Peki şimdi ne yapayım? Nereye gitsin Defne? Derya’nın sesi fısıltıya döndü. Babası almaz, sen de istemiyorsun. Onun tek kimsesi ben kaldım. Sokağa mı atayım?

Beni ilgilendirmez, Derya, Selim yeniden balığa döndü. O buraya taşınırsa, ben çıkar giderim. Kredinin tamamı da senin olur, benim payımı da ödersin. Ben başkasının çocuğuna bakmam.

Sanki marketten alacağı salam markasını konuşuyor gibi soğuk konuşuyordu; Derya’nın boğazına düğüm oturdu. Birkaç dakika daha bakakaldı sırtına, ellerine, sonra bir anda tüm gücünü kaybetti.

Mesele çıkmaza girmişti. Derya, Tolgaya tekrar tekrar ulaşmaya çalıştı; biraz süre istedi ama Daha bekleyecek halimiz kalmadı. Yasemin gece gündüz ağlıyor, çocuk uyumuyor, Defne kapıları çarpıyor, müzik dinliyor. Artık sen bak. diyerek kestirip attı Tolga. Maddi destek bile önermedi. Oysa ev-renovasyon işi iyi para getiriyordu Tolgaya. Derya, kızını bir hafta babasında daha zor tutacağını biliyordu; Tolga eninde sonunda eşyalarını aracına yükleyip Defneyi getirecekti.

Defneye ev açmaya dair Selimi defalarca ikna etmeye uğraştı. Bazen akşam yemeğinde, bazen daha yumuşak anlarda Fakat Selim taş kesilmişti, hatta daha da ileri gidiyordu.

Bak, yatakta bir gece buyurganca konuştu. Bir gençle aynı evi paylaşmanın zorluğu var Derya. Ben işten geliyorum, kafamı dinlemek istiyorum. Evde bana yabancı biri olacak, ortalıkta dolanacak, saçları banyoda kalacak, telefona gömülecek. Ben refah istiyorum. Komşu evi değil!

Komşu değil Selim, artık gözyaşlarıyla yatağın ortasında oturan Derya, zor konuşabiliyordu. Ben annesiyim! Onu bir kere bıraktım zaten, tekrar yapamam. Artık bana güvenmesi gerekir

Büyümüş artık, dedi Selim soğukca. Hayata karışsın, annesinin hayatını karıştırmasın.

Derya elleriyle yüzünü kapattı, ağlarken titriyordu. Selim, Daha fazla ağlamanı istemiyorum, diye duvara dönüp mırıldandı.

İki gün sonra, Derya eve geldiğinde Selim elinde kağıtla onu karşıladı.

Bir çözüm buldum, dedi. Şehir dışında, sahil kenarında bir yatılı kız lisesi var. Hafta içi orada kalır, hafta sonu isterse bize gelir. Hem dersleri, hem disiplini olur. Sen de rahat edersin, ben de.

Derya ağır ağır paltoyu çıkardı, sanki ne demek istediğini anlamamıştı.

Yatılı okul mu? Benim kızımı öyle mi göndereceğiz? Öksüzmüş gibi mi?

Konuyla ne ilgisi var? Selim kaşlarını çattı. Burası normal bir okul, aile desteği az olan çocuklara da kapısı açık. Evimiz darmadağın olmaz, kızın başı da sokakta kalmaz.

Derya öyle bir bakış attı ki, sesi titredi. Benim kızımı, senin rahatsız olmaman için yatılıya vereyim, öyle mi? Sen rahat rahat balığını yersin, olmasın banyonun köşesinde bir saç teli, televizyonda haberini izlersin?

Abartma, Selim koridordaki komodine listeyi fırlattı. Mantıklı bir çözüm öneriyorum. Ev tutmaya gücümüz yetmez, hesapladım, maaşının çoğu ona gider, kredi de kalır. Tolga ilgilenmiyor. Ya burada kalır, ben çıkarım; ya yatılı okul.

Ya da burada kalırız ve aile olarak devam ederiz, Derya fısıldadı.

Öyle bir aile istemiyorum, Selim başını salladı. Ben seçimimi söyledim.

Derya arada sıkışıp kalmıştı. Bir yanda Defneye ikinci kez ihanet etmek korkusu, bir yanda Selimi, kredili hayatını, belki doğacak çocuğu kaybetmek. Arkadaşlarını aradı; kimi eşinin dediğine takılma, getir çocuğunu, kimi ise artık büyüdü o, kendi işini görür dedi. Defneyi aramak da istedi ama gel ama üvey baban istemiyor ya da biraz bekle, yol bulurum demeye dili varmadı. Defne hiç aramadı zaten.

Zaman geçiyordu. Tolgadan bir mesaj daha geldi: Cuma gününe kadar alırsan iyi, yoksa sosyal hizmetleri ararım, çocuğun annesi ilgilenmiyor derim. Derya biliyordu bunun biraz tehditten ibaret olduğunu; özünde haklı da olabilirdi. Çünkü kızı için hiçbir çözüm bulamıyordu. Telefonunda Defnenin ciddi bakışlı, gençlikten çocukluktan bir şeyler taşıyan fotoğrafına bakıyordu.

Cuma akşamından üç gün önce, tartışma patladı. Normalde Derya huzuru korumak için ilk adımı atardı; bu defa öyle olmadı.

Bencilisin Selim, diyordu, mutfağın ortasında hırçınca. En baştan çocuğum var diye bildin, kabul ettin. Gerçek ortaya çıkınca gerçek yüzünü de gördüm. Sana ben değil, hayatını kolaylaştıracak bir aksesuar lazımmışım!

Ben mi istemiyorum seni? Selim masanın öbür tarafından kalkıp sandalyesini duvara çarpıyor. Şu yaptığın şeye bak! Yuvamızı, geleceğimizi yıkıyorsun; dört yıldır yanında olmayan kızını can havliyle buraya getiriyorsun! Ben mi bencilim? Vicdan azabını bana ödetiyorsun!

Sen acı mı çekiyorsun? Derya kollarını iki yana açıyor, yüzü öfke ve acıyla kasılmış. Bahsettiğin şey canlı bir insan, benim kızım! Sırf birkaç rahat etkin bozulacak diye yine bırakayım, öyle mi? Biraz rahatsız olacaksın diye mi feda edeceğim?

Sen zaten bırakmıştın! Selim avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Dört yıl önce bıraktın, beni ve bu hayatı seçtin! Şimdi suçlusunu ben yapma!

Yani yatılı okul, öyle mi? Derya artık gözyaşlarını durduramadan bağırıyordu. Tıpkı istenmeyen bir eşyayı koyar gibi çocuğumu göndereyim, değil mi?

O zaten bırakıldı! Selim haykırdı. Babası da annesi de onu istemiyor, sen şimdi kurtarırım sanıyorsun, ama biliyor kimseye gerek olmadığını. Yatılı ona iyi gelecek, hayata alışacak, boynumuzda yük olmayacak!

Derya cevap verecekti ki, arka tarafta bir hıçkırık sesi duydu. Kapının aralığından bir sırt çantası, açık sarı saçlar görülüyordu.

Derya kalbi duracak gibi gitti.

Kapıya atıldı, araladı ve Defneyi gördü. Kız koridorda, duvara yaslanmıştı ve gözleri yaş içindeydi. Elinde geçen sene Deryanın verdiği anahtarın anahtarlığı vardı. Uyarı bile vermeden gelmişti; belki baba evinde dayanamamıştı, belki de annesine sığınmak istemişti.

Defne Derya ona doğru uzandı, kollarını açarak; ama Defne geri çekildi, kendini korurcasına.

Dokunma bana, dedi Defne. Her şeyi duydum. Yatılı okulu, istenmediğimi, bırakıldığımı. Hepsini duydum.

Defnecim, öyle düşündüğün gibi değil, Derya korkudan ve çaresizlikten sesini çıkaramıyordu. Biz sadece, yol arıyorduk, kavga ediyorduk

Yol arıyorsunuz, benden nasıl kurtulunur diye. Anladım. Ben fazlayım. Siz beni nereye paslayacağınızı tartışıyorsunuz. Ben bavulu kırık bir eşyayım.

Kes lütfen, Selim araya girdi, kapı eşiğinde dikilmişti. Kimse seni dışarı atmıyor. Zor bir durum bu; biz büyüğüz, çözüm buluruz. Ama insanları dinlemek hoş bir davranış değil.

Defne hiç bakmadan babasının ses tonuna bakıp gözleriyle annesine döndü.

Zaten kararınızı vermişsiniz, değil mi? Yatılıya gönderilecek, haftasonu aile gibi oynayacağız. İstemiyorum. Ben bir problem değilim, çözmenizi gerektirmiyorum.

Defne, biz hâlâ bir çözüm bulmadık, Derya elini kızına uzattı; Defne kapıya yönelirken Derya bileğine asıldı.

Kal lütfen, dedi Derya, elini bırakmadan. Söz veriyorum, seni hiçbir yere göndermeyeceğim, birlikte atlatacağız.

Öyle mi? Defne annesine dönüp baktı. Peki ya o? Başını Selime doğru salladı, adam kollarını göğsünde çaprazlamış, soğuk bir yüz ifadesiyle bakıyordu. O ne diyor? Beni istemiyor, dediklerin kulağımda. Her kelimeyi duydum, anne.

Derya gözlerini Selime çevirdi; içinde sadece bir yalvarış vardı: Ne olur bir şey söyle, izin ver, ne olur söyle… Ama Selimin yüzünde suçluluk yerine bıkkınlık vardı.

Defne, dedi Selim öğretmenimsi bir edayla. Kimse seni kovmuyor. Ama on altı yaşında bir gençsin ve artık herkesin ayrı bir hayatı olduğunu anlaman lazım. Annenle ben aile kurmaya çalışıyoruz, kendi planımız var. Ailemizin parçası olmak istiyorsan, kurallarımıza ve sınırlarımıza saygılı olmalısın. Yatılı okul ise, herkes için uygun bir seçenek.

Selim! diye bağırdı Derya ama içten geçmişti.

Defne elini kurtardı. Bir iki geri adım atıp koridora çıktı.

Beni arama, dedi sessizce. Artık kimseye yük olmayacağım.

Derya arkasından koştu, merdivenlere baktı; ama apartman boştu. Sokak, sararmış ıslak yapraklarla dolu, bomboştu. Defne yoktu.

Defne! karanlığa bağırdı Derya. Lütfen, gel geri!

Hiçbir cevap yoktu.

Aşağıya indi, apartman girişinde bekleyen komşulara, taksicilere sordu; hepsi omuz silkti. Derya çılgınca kızının telefonunu aradı, ama ya kapalıydı, ya da pili bitmişti.

Eve döndüğünde Selim, odada haber izliyordu.

Sen hâlâ burada mısın? diye Selime saldırdı Derya. Kızım gitti! Anlamıyor musun?

Selim, bileklerinden tutup gözlerinin içine bakarak sıktı.

Sakin ol, dedi soğukça. Ergen kız işte, sinirlenip gitmiş. Döner. Daha neler neler gördüm. Birine gider, sonra eve gelir. Panik yapma.

Peki dediklerini duydun mu? Derya ellerini kurtarıp sinirden titriyordu. Beni arama! dedi. Her yere gidebilir! Bir başına kalırsa ne yaparız?

Ne önereceksin? Selim omuz silkti. Şehirde arayacağız mı? Polise mi başvuracaksın? Duydum, on sekizden küçükse yirmi dört saat bekliyorlar. Bekleyeceksin.

Bekleyeyim mi? elliyle başını tutmaya başladı Derya. On altı yaşındaki kızımı nerde uyuduğunu bilmeden mi bekleyeceğim? Akıl alır gibi değil!

Sen akıllıca davranıyor musun? dedi Selim. Evi tantana yaptın, benimle kavga ettin, kızı da kaçırdın. Kendine kız.

Derya, Selim’e baktı ve yanındaki adamı tanıyamadığını fark etti. Dört yıl aynı yastığı paylaştığı adam, bir günde ne kadar yabancılaşabilirmiş.

Paltoyu alelacele geçirip, gecelikle sokağa fırladı. Komşu apartmanlarda, parklarda, otobüs duraklarında Defneyi aradı; gece açık marketlere sordu, Açık kumral saçlı, sırt çantalı bir genç kız gördünüz mü? diye eliyle tarif etti.

Kimse duymamış, görmemişti. İstanbulun büyüklüğü, soğukluğu Deryayı yutuyordu.

Sabaha karşı eve döndüğünde Selim işine gitmişti. Masada bir not bırakmıştı: Yatılı okulun adresi burada. Derya, o adresi yazılı kâğıda baktı ve bir kez daha midesine bir yumru saplandı. Banyoya koştu, mide spazmı geçirdi.

Defne, ne ilk gece döndü, ne ertesi gece.

Derya eski kocasıyla polise başvurdu, önce kayıtsız bir şekilde dinlediler: On altı yaşında, evden mi kaçtı? Her gün onlarcası kaçıyor, bulunur nasılsa. Evde ortamı düzeltseydiniz iyiydi.

Aramalar başlatıldı ama kimsenin hevesi yoktu; sayısız ihbar, kayıp genç vardı zaten, çoğu kendi gelir. Ama Defne gelmedi.

Bir hafta geçti. Derya ne yemek yiyebiliyor, ne uyuyabiliyordu. Okuldan, arkadaşlarından, eski akrabalardan bilgi aradı. Garihlere, terminallere ilan astı; fotoğrafta güneş altında gözlerini kısarken gülümsüyordu Defne. Selim önce soğukkanlı, sonra sinirli olmaya başladı; çünkü Derya artık işe gitmiyor, ev ile ilgilenmiyordu. Her gün başka kişilere aramalar yapıyordu.

Artık yeter Derya, dedi Selim, onuncu gün, Derya telefonla arka arkaya eski tanıdıkları ararken. Dönmek istemeyen biri varsa hiç bir şey yapamazsın.

Dönmek istemiyor mu? Derya kızgın, kanlı gözlerle baktı. Ya dönemiyorsa? Ya

Kalanını söyleyemedi; çünkü aklından geçen korkunç ihtimal, diline gelmeyecek kadar acıydı.

Boş ver, nasılsa gelir, dedi Selim. Yeni arkadaşlar buldu mutlaka. Parası vardı, telefonu vardı. İstemiyorsa konuşmaz. Hak veriyorum aslında, böyle bir anneyle…

Cümlesi bitmeden Derya oturduğu yerden kalktı. Bakışı öyle ağırdı ki, Selim şaşkına döndü.

Git, dedi alçak sesle. Git bu evden Selim. Lütfen.

Nereye gitmemi söylüyorsun, bu benim evim!

Hayır. Bizim evimizdi ama artık ev dediğim yer yok. Sadece kızım kalsın istiyorum. Git Selim. Seni görmek, sesini duymak istemiyorum.

Selim bir şey söylemek istedi, sonra göz göze geldiklerinde vazgeçti. Yarım saat içinde, eşyalarını çantasına atıp kapıyı sessizce çekip çıktı. Derya oturduğu koltukta kıpırdamadı bile.

Her gün karakola gidip fotoğraf bıraktı, haber almak için yalvardı, aradı. Son çare, tüm birikimini özel dedektife verdi. Aylar geçti, sonuç yok: Derya Hanım, her yere baktım. İz yok ya çok iyi saklanıyor, ya da

O ihtimale inanamam, dedi Derya.

Üç ay sonra polisten aradılar: yanına çağırdılar. Bacakları titredi, korkudan kalbi hızlandı. Ama bulunan Defne değildi, eşyaları sırt çantasıyla ceket terk edilmiş bir gecekonduda bulunmuştu, başka kimsede iz yoktu.

Derya artık sakinleşmek için ilaç kullanmaya, adeta robot gibi işe gidip gelmeye başladı. Selim, arayıp kendini affettirmek, Defne geri gelirse her şey düzelir, baştan başlayalım, demeye çalıştı ama Derya telefonu hep kapadı.

Her gece rüyasında Defneyi gördü; kimi zaman küçükken anaokulu önlüğüyle, kimi zaman o günkü gibi, sırtında çantasıyla Beni arama! diyordu. Derya ağlayarak uyanıyordu.

Altı ay boyunca aramalar sürdü. Sonra Dosya kayıp olarak kapandı. Kağıdı imzalarken kelimeleri bile okumadı; asıl kayıp olan Defneydi zaten.

Sekiz ay sonra Derya, hastaneye kaldırıldı; ameliyata alındı, rahmini aldılar, artık hiç çocuk sahibi olamayacaktı. Hastane odasında tavanı seyrederken, gelecekle tüm bağlarının koptuğunu hissetti.

Bir zamanlar kocaman, akıllı, güzel gözlü bir kızı vardı. Şimdi, arada bir hayal meyal, geceleri kapının anahtarla açıldığına, ardından Anne, geldim! diyen sese inanmak ister gibi kımıldanıyordu. Ama ne zaman kapıya koşsa, antre yine boştu.

Defneden ne bir iz çıktı, ne canlı ne cansız döndü. Derya ne olduğunu hiçbir zaman öğrenemedi. Cevapsız bir bekleyiş, hayatında yarım kalan her şeyin ağırlığıyla yaşamaya devam etti.

Bir yıl sonra, Selim kendisiyle hiçbir geçmişi olmayan, çocuksuz bir kadınla evlenip yeni bir çocuk sahibi oldu.

Sadece bir fotoğraf kaldı Deryaya; Defnenin güneşle gözlerini kısmış, gülümseyen yüzü. Arkasında, onun çocuk el yazısıyla: Seni seviyorum, anne.Derya, her akşam eve geldiğinde Defnenin odasının kapısını yine hafifçe aralıyordu. Yatak, Defnenin bıraktığı gibi; başucunda açık bir kitap, duvarlarda kendi çizdiği resimler. Odanın içine sessizce sokulup pencereyi açıyor, soğuk akşam havasını içine çekiyor, sanki kızının nefesini bulacakmış gibi umutlanıyordu. Her defasında, boşluğun derinliği biraz daha ağırlaşıyor; ama yine de o kapıyı kapamaya, o odayı toplamaya hiç yanaşamıyordu.

Bir gün pencerede, camın buğusuna usulca parmağıyla Defne yazdı. Altına da küçük bir kalp. Sonra kenara oturup beklemeye başladı. Beklemek, sanki unutmaktan daha kolaydı. Hayatının bundan sonrası, bir kapı sesiyle değişebilecek kadar belirsizdi artık. Yine de bir yerlerde, Defnenin gülüşüyle dünyasının yeniden aydınlanacağına dair inancını yitirmemeye çalıştı.

Günler geçtikçe şehir ona başka kaybolmuş yüzler sundu; tramvayda, pazarda, vapurda bir çift ela göz, bir gülüş, bir ses Her defasında kalbi yerinden fırlayacak gibi oluyordu. Fakat o yaz kokulu, anneye koşan kız bir daha hiç geri gelmedi. Derya, hafızasında Defnenin çocuk kahkahasını çoğaltarak, ona her gün Seni seviyorum diye fısıldamaya devam etti.

Ve bir sabah, güneş odasını altın rengine boyarken, Derya Defnenin fotoğrafına baktı. Yavaşça albümün içine yerleştirip kapattı, sonra mutfağa gidip bir fincan çay demledi. Hayat, eksik ve ağır, ama yine de inatçı bir direnişle akmaya devam ediyordu.

Derya, her yeni güne bir umutla Bugün dönecek diyerek uyandı; çünkü bir anne, beklemekten, ummaktan ve sevmekten asla vazgeçmezdi.

Rate article
Lifequest
Kızım İçin Yatılı Okul Seçimi