Eşim dedi ki: “Tartışma.” Ben de tartışmadım — ama artık her şeye boyun eğmeyi bıraktım. İşte asıl hikâye o zaman başladı.

Eşim Emre bir gün eve girerken sanki iki düşman galaksi arasında şahsen barış anlaşması imzalamış gibi bir havası vardı. Oysa yaptığı tek şey, fırından ekmek ve marketten süt almak olmuştu. Omuzlarının duruşunda bir ağırlık, bir heybet vardı. Geçen hafta geçici olarak bölüm müdür yardımcısı pozisyonuna atanmasından beri Emre artık yürümüyor, adeta törenle ilerliyordu.

Sema, dedi, akşam yemeğine şöyle bir göz attı (fırında alabalık). Bugün çok yoruldum, stratejik kararlar aldım. Şöyle anlaşalım: Evde hiç tartışma istemiyorum. Sessizlik ve tam onay. Benim beynim artık dış dünyanın direncinden dinlenmeli. Hiçbir şeye itiraz etmek yok, sadece kabul edeceksin.

Elimdeki çatalı bırakıp donakaldım. Cesurcaydı. Yenilikçiydi. Sonuçta bu ev bana ait, maaşımla enflasyonu hissetmeden yaşayabiliyoruz. Emrenin lafları, sanki bir hamsterın kediye bana ayrı oda ver demesi kadar mantıksız geldi.

Yani, senin yankın olmamı istiyorsun? diye sordum; içimdeki o tanıdık aslan uyanıyordu; işte o aslanı meslektaşlarım sever, kayınvalidem de ondan korkardı.

Benim otoritemi kabul etmeni istiyorum, dedi Emre iddialı bir şekilde, yemeğe kravat takmaktan geri durmamıştı. Erkek vektördür. Kadın ise çevresi Lütfen benim vektörümü eğip bükme, Sema.

Bir an yüzüne baktım. Gözlerinde o tarifsiz saf bir özgüven parlıyordu; bu, normalde TEM Otoyolunu yanlış yerden geçmeye karar veren adamlarda bulunur.

Tabii canım, dedim, balığımı keserken. Hiç tartışmak yok. Sadece uyum.

O andan itibaren, en sevdiğim oyun başlamıştı: Dileklerinizin gerçekleşeceğinden korkun, çünkü bazen tam anlamıyla gerçekleşirler.

İlk perde cumartesi günü açıldı. Emre işyerinin liderler zirvesi adını verdiği, bense ofis böcekleri mangala gidiyor dediğim firma pikniğine gidecekti.

Ayna karşısında, kendi başına ve benim haberim olmadan aldığı yeni pantolonunu deniyordu. Rengini hardal diye satmışlar, ama üzerindeki duruşuyla, adeta hamile kanguru için dikilmiş gibi bir hali vardı. Kalça kısmında kese gibi boşluk, baldırlar sosis misali sımsıkıydı.

Nasıl, sence şık mı? Müdür statüsünü belli ediyor mu? sordu göğsünü gere gere.

Normalde, kibarca o pantolonun bir sirkte çalışmaya daha uygun olduğunu belirtirdim. Ama söz verdim: Tartışmak yok.

Kesinlikle, Emrecim, dedim kitaptan başımı kaldırmadan. Cesur bir tercih. Diğerleri anında kimin alfa olduğunu anlar. Hem renk hem model herkes seni konuşacak!

Emre mutluluktan uçtu.

Bak, önceki gibi olsaydı, Çıkar, rezil olma derdin Öğreniyorsun karıcığım!

Kapıdan adeta şovmen gibi çıktı. Akşam, sinirli ve yüzü pancar gibi, ama neden bilmiyorum bir arkadaşının pantolonuyla döndü. Meğer Başarı Halatı Çekme yarışmasında o meşhur pantolon dikişlerinden öyle bir patlamış ki, sanki umut gemisinin yelkeni yırtılmış.

Neden dar olduğunu söylemedin?! diye bağırdı. Parçalanan pantolonu köşeye fırlattı.

Ama tatlım, sen bu pantolonu statünü vurgulamak için giymiştin. Ben uyum sağladım. Demek ki statün bu kumaşa fazla geldi.

Asıl fırtına, ağır toplar sahne alınca koptu: Emrenin annesi, Fikriye Hanım misafirliğe geldi. Benim uyumuma güvenen Emre, artık evde her dediğini yaptırabileceğine inanıyordu.

Sofrada oturuyorduk. Fikriye Hanım, saçları kuaförden çıkma ve mahkemede yargıç gibi bakan, oturma odasını didik didik inceliyordu.

Semacığım, perdelerin biraz kasvetli olmuş, dedi elmalı turta yerken. Kuru yerde toz durmaz, iyi ev sahibinin elinden. Emremin huzura ihtiyacı var, burası ise ofise benzemiş.

Emre de destek çıktı:

Haklı vallahi anne. Sema, sen fazla çalışıyorsun, ev eksik kalıyor. İstersen yarım gün çalış. Artık ben müdür yardımcısıyım, paramız yeter.

Gülünçtü. Yönetici farkı dediği zammı benzinine ve öğle yemeklerine anca yetiyordu. Ama sözümü unutmadım: Tartışmak yoktu.

Tamamen haklısınız Fikriye Hanım, dedim usulca. Emrecim, sen de haklısın. Kariyere çok ağırlık veriyorum. Perde kadının yüzüdür.

Aferin! dedi kayınvalidem, memnuniyetle.

O yüzden ben de temizlikçiyi işten çıkarmaya karar verdim.

Bir an sessizlik oldu. Fikriye Hanım turtayı tuttuğu gibi öylece kaldı.

Temizlikçi mi var? dedi Emre şaşkın.

Haftada iki gün gelen hanım var ya Sen demedin mi masrafları azaltmak lazım, statüne yakışır bir lider olman gerek diye? Anne de senin huzurunu düşünüyor, kadın eli olmalı evde dedi. Kabul ettim, artık ben temizleyeceğim; hafta sonu.

E peki hafta içi? diye çekinerek sordu Emre.

Hafta içi de evin doğal akışı ile tanışırsın, dedim. Sonuçta bana iş çıkışı yorgunluk fazla geliyor, sen bana yük bindirmezsin değil mi canım?

Sonraki iki hafta Emre için acı bir ev gerçekliğiyle yüzleşme dönemi oldu. Ben işten gelir, bir kenarda kitap okurdum. Bulaşık dolup taşardı. Tozlar, sanki kış aylarında Erzuruma kar yağmış gibi evin her yanını kaplardı. Emrenin gömlekleri, eskiden ütülü ve pırıl pırılken şimdi perişan bir ruh gibi askıda sallanıyordu.

Sema, hiç ütülü gömleğim yok! diye bağırdı bir sabah.

Biliyorum aşkım. Ama akşam annenin dediği gibi perde seçmeye gömüldüm. Ütüye zamanım kalmadı. Hem artık bir yöneticisin, eminim ütü işini de delege edersin, dedim sakince.

Emre, ütüyü açtı, parmağını yaktı, gömleğe kocaman bir yanık izini yaptı ve sinir içinde üzerine bir kazak giydi. Yüzü, sisteme kafa tutup, sonra sistemden dayak yiyen gibi asılmıştı.

Trajedinin son perdesi Emrenin iş yemeği organize etmeye kalkışmasıydı. Asıl müdür Burak Bey ve iki önemli meslektaşı geliyordu.

Sema, bu benim fırsatım, mutfakta harıl harıl koşturdu. Kuytu, güvenilir bir aile, adam gibi bir ev ortamı göstermem lazım. Zengin ama geleneksel bir sofra Alengirli şeyler yok; sushiydi, carpacciydu istemem. Erkekler et yer, muhabbeti erkekler yapar. Karışma, sadece gülerek yemek getir, sus. Lojistik yorumların gereksiz. Anlaşıldı mı?

Tamam, dedim uysalca. Zengin, geleneksel, sessiz.

Bir de kadınsı bir şeyler giy!

Başüstüne!

Akşama hazırlığım tamamdı. Rengârenk, dantelli bir sabahlık vardı Fikriye Hanım bayramda hediye etmişti, saklıyordum. Saçımı kulenin tepesine çıkan Rapunzel gibi kabarttım.

Sofraya marketten alınmış soğuk paça çorbası (titreye titreye masaya geldi), haşlanmış patates dağı ve kocaman, yağ içinde yüzen bir kuzu incik koydum. Hiçbir şık ayrıntı yok. Peçeteler bile yok, geleneksel işte.

Misafirler geldi. Burak Bey, gözlüklü, aklı başında bir adam sabahlığıma bakıp bir şey demedi. Emre ise yanaklarıyla duvar kağıdı olmuştu, kıpkırmızıydı.

Buyurun sofraya, canlarım! dedim annelerimizin köyden büyük düğünlerinde kullandığı tonda.

Yemek başladı. Emre muhteşem bir özgüvenle, anlamadığını belli etmeden insan saatlerinin dağıtılmasının optimize edilmesinden falan dem vurdu.

Emre Bey, dedi Burak Bey nazikçe. Ama bu şekilde akışı değiştirirsek Çinlilerle olan kontratımızdan oluruz. Sema Hanım, siz nasıl düşünüyorsunuz? Sizin Finans Atlasta baş analist olduğunuzu duydum?

Kritik an buydu. Emreye şöyle bir baktım, gözleriyle Sakın! diyordu.

Ben gülümsedim, ona sadakatle baktım.

Ay Burak Beyciğim, siz neler diyorsunuz! dedim bilezikleri şıkırdatarak. Bizim evde aklı işler Emrecim yapar. O vektör; ben çevre. Benim işim patatesi haşlamak, Emreyi dinlemek Zaten erkek karar verir, kadın kafa yorarsa cildi bozuluyormuş, öyle dedi.

Burak Bey neredeyse patatese boğuluyordu. Diğerleri de şaşkınlıkla bakıştı.

Emre bembeyaz oldu. Alnından ter akmaya başladı.

Vallahi doğru, dedim iyice açılarak. Emre diyor ki, onun kararları milyonluk getirir. Ben ise naçizane Emrecim, hani sizin o bulutlu Excel yazılım önerini de anlatır mısın Burak Beye?

Bu, Emrenin şirkette herkesin dalga geçtiği bir fikriydi ve evde dahi devrimsel adım derdi.

Hakikaten mi önerdiniz? dedi Burak Bey gözlüklerini çıkararak; Emreyi kadim ama işe yaramaz bir böcek gibi inceledi.

O şey bir varsayımdı dedi Emre inleyerek. Yüzünde maskeyi tutmaya çalıştı ama maskesi tabağa düştü.

Nasıl canım? Daha dün saatlerce bana anlattın, müdür takımına kızgınsın, sen vizyonersin dedin! Ben hiç tartışmadım, sadece onayladım!

Emre tam sofranın üstüne biraz sos döktü, masa örtüsünde kırmızı bir göl oluştu. Sanki Titanikin kaptanı olarak kendi gemisine buzdağıyla koca bir delik açmış gibiydi.

Yirmi dakika sonra konuklar, acil iş bahanesiyle kalktı. Burak Bey çıkarken elimi sıktı:

Sema Hanım, patates haşlamaktan sıkılırsanız, strateji yardımcısı arayışındayım. Her şeyi yerli yerine koyma beceriniz harika.

Kapı kapandıktan sonra Emre dönüp titreyerek baktı.

Bana sabotaj yaptın! Beni mahvettin! Beni rezil ettin!

Ben mi? İçten şaşkınlıkla sabahlığı çıkarırken cevapladım. Emrecim, bütün akşam ne dedinse yaptım. Hiç tartışmadım. Fonda durdum. Eğer o fonda komik duruyorsan, sorun fonda değil, asıl şekildedir.

Tam dert yanacaktı ki elimi kaldırdım.

Şimdi beni dinle. Hiç itiraz yok, yoruldum! Eşyalarını topladım, valizin antrede. Artık vektörün, anne evine, Maltepeye yönleniyor. Orada perdeler de düzenli, kimse seni sorgulamaz.

Bunu yapamazsın, ben erkeğim!

Eş olmayı bıraktığın, patron olmaya kalktığın andan itibaren bitmiştir. Bu ev, bu koltuk benim alanımda.

Pencereden baktım, taksiye eşyalarını yüklerken. İçim buruk değildi, bir hafiflik vardı. Evde bir özgürlük havası, hafif bir kuzu eti kokusu O da giderdi, hava alırdım geçerdi.

Ve kızlar, unutmayın: Kendini sizden üstün gören bir erkekle sakın tartışmayın. Onun iradesiyle duvara toslayıp, kral tacı yere devrilirkenki sesi ölçüsüz zevkle dinleyin. Bu, kadın kulağına en güzel müziktir.

Rate article
Lifequest
Eşim dedi ki: “Tartışma.” Ben de tartışmadım — ama artık her şeye boyun eğmeyi bıraktım. İşte asıl hikâye o zaman başladı.