Sadece Bir Kişi Kaldı

Bir Başına Kaldım

Pencerenin dışında hava kararmaya başlamıştı ama annem hâlâ eve dönmemişti. Adım Elif, tekerlekli sandalyemde tekerleri çevirerek masaya gittim, telefona uzandım ve annemi aradım.

Aradığınız numara kapalı ya da ulaşılamıyor, dedi soğuk bir otomatik ses.

Telefon elimde donakaldım. İçindeki kontör az diye kapattım yeniden. Annem markete gitmişti ama dönmesi gerekiyordu artık. Daha önce hiç böyle olmamıştı, annem hiç bu kadar uzun kalmazdı; çünkü ben çocukluğumdan beri engelliyim ve yürüyemiyorum. Yalnızca annem vardı, başka akrabamız olmazdı zaten.

Artık yedi yaşındayım, evde yalnız kalmaktan pek korkmam ama annem hep nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini söylerdi. Şimdi ne olduğunu bir türlü anlamıyordum:

Bugün uzak markete gitti, çünkü orada her şey daha ucuz. Biz hep birlikte giderdik annemle. Aslında uzak diyorlar ama yürüyerek bir saatte gidip gelirsin. Saatime baktım. Dört saat geçmiş bile Karnım da acıktı.

Mutfakta tekerlekli sandalyemi çevirdim. Çaydanlığı ısıttım, buzdolabından köfte aldım. Köftemi yedim, biraz da çay içtim. Annem hâlâ gelmemişti. Dayanamayıp bir daha aradım.

Aradığınız numara kapalı ya da ulaşılamıyor

Yatak odama geçtim, telefonu yastığımın altına koydum. Işığı söndürmedim, annem olmayınca daha çok korkuyorum. Yatağa uzandım, ama uykum gelene kadar çok düşündüm. Sonunda uyumuşum

***

Güneş gözümü kamaştırdığında uyandım. Annemin yatağı tertemizdi.

Anne! diye bağırdım antreye.

Cevap yoktu. Hemen telefonu aldım, tekrar aradım. Yine o soğuk, tanıdık otomatik ses Korkum daha da arttı, gözlerimden yaşlar boşaldı.

***

Volkan sabahları fırından taze simit alırdı. Onun da annesiyle sabah kahvaltısı simit ve peynirle başlardı. Otuz yaşını geçmişti ama hâlâ evlenmemişti. Kızlar pek ilgilenmezdi onunla; ne yakışıklıydı, ne de sağlıklı bir adamdı. Çocukluğundan beri hastalıklarla boğuşmuş, tedaviye ihtiyacı olmuştu, annesi tek başına büyütmüştü onu. En son, doktorlar çocuk sahibi olamayacağını söylemişti. Volkan da artık evlenmeyeceğine alışmıştı.

Kaldırımda, otların arasında eski, kırık bir telefon gördü. Telefonlar ve bilgisayarlar onun hem işi hem hobisiydi. Türkiyenin en iyi programcılarından biriydi, aynı zamanda blog yazardı. Elinde en iyi telefonlar vardı ama mesleki merakıyla eskiyi cebine attı, Kim bilir, belki bir şey olmuştur? diye düşündü, eve gidince bakarım dedi.

***

Kahvaltıdan sonra bulduğu telefonun sim kartını çıkardı, kendi telefonuna taktı. Sim kartta hastane, sosyal güvenlik kurumu gibi yerlerin numaraları vardı. Ama ilk sırada kızım diye kayıtlı bir numara bulunuyordu.

Biraz düşündü, o numarayı aradı:

Anne! diye sevinçli bir çocuk sesi geldi.

Ben annen değilim, diye tereddütle cevapladı Volkan.

O zaman annemi nerede bulabilirim?

Bilmiyorum. Telefonunu kırık buldum, sim kartı taktım, seni aradım.

Annem kayboldu, diye hıçkırıkla cevap verdi kız. Dün markete gitti, hâlâ yok.

Baban ya da annen dışında başka akrabaların yok mu?

Yok, sadece annem var.

Senin adın ne?

Elif.

Benim de adım Volkan. Elif, apartmandan çıkıp komşularına haber verebilir misin?

Hayır, yürüyemiyorum ki, bacaklarım tutmuyor Zaten yan dairede kimse yaşamıyor.

Nasıl hareket ediyorsun peki?

Tekerlekli sandalyeyle.

Elif, adresini biliyor musun?

Evet, Paparya Sokak, yedi numara, on sekiz numaralı daire.

Hemen geliyorum, anneni birlikte buluruz.

Telefonu kapattı.

Volkanın annesi Hülya Hanım, odasına geldi:

Oğlum, hayırdır?

Anne, sokakta kırık bir telefon buldum. Çocuğun biri annesinin kaybolduğunu söylüyor, engelliymiş ve yalnız kalmış. Adresini aldım, hemen gitmeliyiz.

Beraber gidelim, dedi kadın hüzünle hazırlanırken.

Hülya Hanım oğlunu yalnız yetiştirmişti; onun hasta bir çocuk büyütmenin zorluğunu iyi bilirdi. Şimdi emekliydi ama oğlu gayet iyi para kazanıyordu. Hemen bir taksi çağırıp yola çıktılar.

***

Kapıyı çaldıklarında zayıf, narin bir kız onları tekerlekli sandalyesinde karşıladı:

Annemi bulacak mısınız?

Annenin adı ne? diye hemen sordu Volkan.

Aylin.

Soyadı?

Yalçın.

Bir dakika, Volkan, dedi Hülya Hanım. Elif, acıktın mı? Yemeğin var mıydı?

Dün köftemi yedim, başka bir şey kalmadı.

Volkan, hemen bizim marketten alışveriş yapıp gel, dedi annesi.

Tamam, diyerek hızla çıktı.

***

Volkan geri döndüğünde annesi mutfakta yemek hazırlıyordu. Hemen sofrayı kurdular. Elif uzun zamandır ilk defa güzel bir yemek yemişti.

Yemekten sonra Volkan bilgisayardan haberleri taradı. Dün Paparya Caddesi’nde bir kadın araç çarpması nedeniyle ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı

Telefonunu çıkardı, aramaya başladı. Üçüncü denemede bir hemşire cevap verdi:

Dün Paparyadan bir kadın geldi, hâlâ yoğun bakımda. İsmini soracağım, ama yanında ne telefon ne kimlik var.

Yakınıyım diyelim Adresi biliyorum, şimdi geliyorum.

Telefonu kapatıp Elife döndü:

Annenin bir fotoğrafı var mı?

Var, dur bir dakika, dedi Elif ve albümden çıkardı. Şu annemle geçen hafta çekilmiştik.

Annen çok güzelmiş!

Hemen fotoğrafını çekip, gülümseyerek Elife el salladı:

Hadi, ben anneni bulmaya gidiyorum.

***

Aylin gözlerini açtığında bembeyaz bir tavana baktı. Bilinci yavaşça yerine geliyordu. Bir araba Sarsıcı bir acı Hareket etmeye kalkınca canı yandı. Bir hemşire yaklaştı:

Uyanmışsınız?

Aylinin gözleri korkuyla açıldı:

Ne kadar süredir buradayım?

İki gün.

Evde kızım tek başına kaldı

Sakin ol, dedi hemşire, yavaşça hastanın göğsüne dokundu. Dün genç bir adam geldi, size telefonunu bıraktı. Dışarıda telefonunuzu araba ezmiş.

Kızımı aramam lazım

Tabii! dedi ve hafifçe kızının numarasına basıp cihazı Aylinin kulağına dayadı.

Anne! diye bağırdı Elif. İyisin değil mi?

İyiyim yavrum, bak bana gelenler var. Yanımda Hülya Teyze var, Volkan Abi de bana bakmaya geliyor

Kim bu Volkan Abi?

Merak etmeyin, dedi doktor içeri girip. Yoksa telefonunuza el koyacağım. Şimdi muayene zamanı!

Yavrum, birazdan tekrar ararım, diye aceleyle telefonu kapattı Aylin.

Doktor muayene etti, hemşireye direktifler verdi, serumunu taktı.

Biraz sonra hemşire usulca tekrar geldi:

Kızınızla bir dakika konuşun, ama sonra bırakmalısınız.

Elifciğim

Aylin Hanım, ben Hülya, dedi bir kadın sesi. Oğlum, senin telefonunu buldu, kızına da ulaştık. Ben emekliyim, sen iyileşene kadar kızına bakarım. Sakın endişelenme! Elife vereceğim telefonu.

Anne, üzülme, hemen iyileş, dedi Elif.

Yavrum, Hülya Teyzeye iyi bak bakalım, dedi Aylin.

Hanımefendi, kapatalım artık telefonu, dedi hemşire.

***

Ertesi gün Aylini normal odaya aldılar, akşam da ziyaret saatinde içeri bir hemşire girip seslenince şaşırdı:

Yalçın, ziyaretçin var.

Zayıf, ince bir adam içeri girdi:

Merhaba Aylin, ben Volkan. Sıkıntı olmayacaksa hemen sen diyebilir miyim?

Elbette, dedi Aylin şaşkınca.

Volkan masaya büyük bir poşet bıraktı:

Annemle sana birkaç şey getirdik.

Teşekkür ederim ama size ne diyeceğimi bilmiyorum

Yol ortasında seni tanımadan bulduğumda, annene ulaşmak için numaranı aradım. Sonra da buraya geldim.

Peki Elif nasıl?

Bekle, dedi ve getirdiği telefonu aldı. Kısa bir ayar yaptı.

Buyur, annene ulaş.

Aylin ekrana baktığında Elifi gördü:

Anne! Sana acıyor mu?

Hayır yavrum, hiç acımıyor, iyiyim. Sen nasılsın?

Hülya Teyze bana geliyor.

Aylin uzun uzun Elifle konuştu. Volkan sabırla bekledi. Sonra Aylin başını eğdi:

Size borçlandım artık.

Borç falan yok, Aylin! dedi Volkan gülümseyerek. hadi, sen de bana sen de artık.

Çok teşekkür ederim, Volkan

Sana bu telefonu da nasıl kullanacağını göstereyim hemen.

***

İki hafta sonra.

Kazayı yapan adam, Ayline hastaneye gelip iki yüz bin lira tazminat bıraktı. Ertesi gün de taburcu oldular. Volkan gelip evine bıraktı.

Anne! diye bağırdı Elif heyecanla.

Az kalsın, sevinçten tekerlekli sandalyeden kalkacak gibiydi. Aylin yanına gelip, kızına sarıldı, mutluluktan ağladı. Sonra, yaşlı kadının yanına gitti:

Hülya Teyze, çok teşekkür ederim!

Boş ver Aylin! Elif bana torun gibi oldu.

Hülya Teyze, bana tazminat verdiler, dedi Aylin. Size vereyim, başka borç ödeyecek halim yok.

Sakın, dedi yaşlı kadın ciddi bir sesle. Biz oğlumla aç açıkta kalmayız, sen Elifi iyileştir. Volkan klinikle çoktan konuştu bile.

Anne! dedi Elif. Volkan Abi, bana dedi ki, hastaneye gideceğiz ve benim bacaklarımı yürütürler!

***

Aylin, iki hafta Elifle birlikte klinikte kaldı. Bacaklarına platin taktılar. Sonra üç ay sonra yeniden kontrole, bir yıl sonra bir operasyon daha. Üç yıl, üç ameliyat ve rehabilitasyon derken Elifin yürümesi mucize gibi gerçekleşecekti. O zamana kadar hâlâ sandalyedeydi, ama umut vardı.

Ama hayat, yeni bir sınav daha çıkardı bu dört kişiye. Hülya Teyzenin kalbi aniden fenalaştı, hastaneye kaldırıldı. Aylin, onun baş ucunda üç gece kaldı. Evin işlerini yapıp, akşam yemek hazırlayıp, birkaç saat ilaç gibi uyuyup, sonra hasta yatağına geri döndü. Geceleri Elife Volkan bakıyordu.

Dördüncü gün sonunda Hülya Hanım gözlerini uzun uzun Ayline dikip, kısık sesle konuştu:

Kızım, ben artık fazla yaşayacağımı sanmıyorum. Benim oğlum Volkanla evlen, bak ne kadar düzgün, iyi yürekli biri. Beraber Elifi hayata bağlarsınız, onu iyileştirirsiniz.

Hülya Teyze, kabul eder mi ki beni?

Eder! dedi kadın gülümseyerek. O çok iyi bir evlat

***

Yaşlı kadın, okul çantası sırtında, elinde çiçeklerle yanında gülümseyen genç bir kız Elif için her şey değişmişti. On yaşına gelmişti. İlk üç sınıfı evde, uzaktan eğitimle bitirmiş, şimdi okula ilk kez yürüyerek gidiyordu.

Babaanne, biraz korkuyorum.

Korkma Elif! Sen artık on yaşındasın bak, annenle baban da geldi.

Kızım, neden bir tuhafsın? dedi Aylin.

Okuldan korkuyor, dedi Hülya Teyze.

Hadi elimi tut! dedi Volkan, Korkacak bir şey yok.

Seninle korkmam baba, dedi Elif gülerek.

Ve el ele gülüşerek okula doğru yürüdüler, arkalarından mutlulukla bakan annesiyle babaannesi ile birlikteElif, Volkanın büyük elini avucuna alıp derin bir nefes çekti. Onların yanında yavaşça okulun kapısına adım attı. Hayatının ilk gerçek sabahında kalbinin gümbürtüsünü duydu; ama korkularının yerini umut, endişelerinin yerini güven dolduruyordu.

İçeriden çocuk sesleri, zil, koşuşturma geldi. Öğretmen kapıda gülerek bekliyordu. Elif, annesine ve babasına baktı; onların gözlerindeki gurur parıltısı ona cesaret verdi. Hülya Teyze hafifçe gözyaşlarını sildi, ama kimse görmedi, minik torununun ilk zaferini izlerken içini huzur sardı.

Elif başını kaldırıp gülümsedi, sonra okul kapısından içeri, kendi başına, adımlarını az ama kararlı bir şekilde attı. Geriye dönüp son bir kez ailesine el salladı:

Merak etmeyin, ben başaracağım!

Kapı kapanırken, Aylin ve Volkan yan yana durdu. Ellerini kenetlediler. Hülya Teyze hafifçe mırıldandı:

Artık yalnız değilsiniz. Hiçbirimiz

Ve bahar sabahının aydınlığı, Elifin yolunu, onların hayatını ve yeni başlayan hikâyelerini aydınlatmaya devam etti.

Rate article
Lifequest
Sadece Bir Kişi Kaldı