Ee, geldiniz mi beyler? diye annesinin sesi öğle güneşinin sıcağında yankılandı, tam oğlunun cipi kapının önünde gözüktüğü anda.
Bu cumartesi de diğer otuz beş cumartesinin kopyası olmaya niyetlenmişti. Kıyafet, ayakkabı, aksesuar Gerçi fark eden kimdi?
Egede güneş tam tepede asılıydı, sabahın çiyi kabağın yapraklarından buhar olup uçmuş, kalan serinliği de kavurmuştu.
Işıltılı beyaz cipin üstünde toz bulutu, Arifin köy yolunda uçuşarak mavi demir kapının dibinde durdu.
Evde ise Nezihe Hanım hazır ve nazır, aynen mutfağındaki çiçekli önlüğüyle kaya misali dimdik duruyordu.
Kollar göğüste birleşik, bakışı otuz yıllık camı deler geçer cinsten aracın ön camını delik deşik ediyordu.
Ee, geldiniz mi beyler? tekrar etti annesi, bir kez daha sessizliği bıçak gibi kesti. Çantalarla gelmişsiniz yine, utanç yok, ama yük bol!
Arif arabadan indi. Gömleği, daha namına yakışmadan sırtına yapışmayı başarmıştı.
Onun arkasından Tuğçe ki eşi olur kendisi, adı kesin ki sadece Türkiyede vardır elinde top gibi devasa, üstünde Kasap Mehmet yazan bir termo çanta taşıyordu.
Annecim, ne bu havalar? dedi Arif zoraki bir tebessümle. Anlaşmıştık hani: hafta sonu, doğayla kucaklaşma, ailece eğlence. Ete de özel marine yaptık, öyle sıradan değil yani.
Eğlence ha? dedi Nezihe Hanım, yere basınca taşlar gıcırdadı. Üç aydır burada eğleniyorsunuz! Cumartesi olunca bu bahçe meyhaneye dönüyor. Duman göğe, müzik öyle yüksek ki komşunun köpeği işitemez oldu. Ben ise iki gün şişe, teneke toplar dururum çalılıktan sonra.
O anda arabadan Hamit çıktı, Arifin eski dostu, elinde 2 litre içecekle.
Hayırlı günler Nezihe Teyze! parladı sesi, fırın ustası gibi. Hepimiz mutfağın yıldızıyız. Mangalın kömürü nerdeydi?
Yavaş ol delikanlı! diye enseledi onu evin hakimi. Mangalım bugün kilitli. Zaten size kim dedi ben bugün misafirim diye?
Arif, bagajdan indirdiği kömür torbasıyla sessizce işe girişti.
Annesinin bu seviye bir fırtına ruh halini iyi biliyordu: Yarım saat surat yapılır, sonra mutfağa geçip meşhur et sosunu hazırlar.
Ama bugün değişik bir şey vardı. Hava resmen elektrik yüklü, çat diye yıldırım düşecek.
Anne, birlikte vakit geçirmek istedik sadece, hani sen yalnızlıktan şikayet etmiştin ya, diye Tuğçe poker suratla üstünlüğü ele almak istedi.
Yalnız kaldığım an, bahçe dikenle dolu, oğlum üç aydır mutfağın musluğunu yapmadı! dedi Nezihe Hanım. En son ne zaman eline tırpan aldın? Bahçedeki çit boyası ne oldu? Ramazanda boyayacaktın sözde. Kurban gelecek, çit hâlâ ihtiyar köpek gibi dökülüyor!
Arabadan bir misafir daha, Yalçın, bir kucak odunla atladı.
Hallederiz Nezihe Teyze! Bir güzel doyalım, sonra işlere girişiriz.
Sizin sonranız hiç gelmiyor! diye annesinin sesi bir oktav daha yükseldi. Sanki burası her şey dahil tatil köyü! Hem temizlikçi, hem garson, hem güvenlik görevlisi oldum size! Elime ne geçiyor? Yüz seksenle çakılan tansiyon, bir de çöp!
Arif, kömür torbasıyla öylece kaldı. Sabrı hafiften çatırdıyordu.
Bakın bakalım çocuklar, dedi annesi kesin bir tonda. Bir saat size. Toplayıp eşyayı, eti, çakmayı, mekânı terk edin! Şehirde balkon var ya, pikniği orada yapın.
Anne şimdi ciddi misin? Arif kulaklarına inanamadı. Biz trafikte üç saat yol geldik.
Ciddiyetimden sual olunmaz. Ben artık sizin dekorunuz olmak istemiyorum. Burası kebapçı değil, aile evi.
Durum cidden ciddiye binmişti. Hamitle Yalçın araba başında bakışıyor, Tuğçe ise Arife Bir şey yap, rezil oluyoruz! bakışı atıyordu. Gerginlikten mangal dumanı değil, fitil fitil ayrılık buharı yükseliyordu.
Anneciğim, konuşalım mı şöyle bir? dedi Arif, kömür torbasını yere bırakıp annesine yaklaştı. Ne oldu böyle birden, niye bize cephe aldın?
Nezihe Hanım kısa bir süre susup, dudaklarını titretti. Çabucak kendine geldi.
Çünkü ben sizin için görünmez olmuşum. Siz ağacı, naneli ayranı, yer sofrasını görüyorsunuz. Ama altıdaki sabah altıda kalkıp domatesleri sulayanı görmüyorsunuz. Sonra gelip arkadaşlarınızı da getiriyorsunuz; ben sabaha karşı lüzumsuz şakalarınızı dinliyorum, sonra site başkanından şikayet yiyorum.
Tuğçe gözlerini indirdi.
Geçen hafta buralarda çok sinek var, yatak eski diye dırdır ettiğini anımsayıp içten içe utandı.
Ya valla öyle istemedik, diye lafa girdi Hamit, ama Nezihe Hanım elini kaldırıp noktayı koydu.
Düşünmediniz! En kolayı düşünmemek zaten. Ama ben hepiniz için düşündüm. Şimdi şöyle: Ya aletleri alın, akşama kadar şu bahçeyi adam edin çit, depo, çalılık Ya da hemen afiyetle şehre dönün. Önceden ne yardımcı olalım diye aramadan buraya adımınızı atmayın.
Arifin dostları hiç beklemiyordu böyle bir klasik Türk annesi atağı.
E ne yapalım gençler, dedi Arif. Başka mangallık mekân aramaya mı?
Yalçın derince iç çekip elindekini yere bıraktı.
Vallahi haklısın Nezihe Teyze. Bildiğin misafir gibi geldik. Boyam zaten mesleğim, şu çit üç saat sonra yeni gibi olur.
Hamit de kolları sıvadı:
Ben de musluğa bakayım. Muhtemelen keçeyi değiştirmek lazım, takım önüm arkamda hep olur.
Nezihe Hanım şöyle bir süzdü ekibi, göz ucuyla testi geçti mi diye.
Bakın hele, oldu mu olmuş; işler kaytarmasın!
Sonra hiç olmadığı kadar hararetli bir çalışma başladı.
Tuğçe Arifin eski tişörtünü giyip çilekleri ayıklıyor, Arifle Yalçın çiti zımparalıyor, Hamit ise mutfak tezgahının altına eğilmiş, paslı somunu ana avrat küfürlerle söküyordu.
İlk başta kimse birbirine fazla bakmadan, utançla birer makina gibi çalıştı.
Ama işlerin rengi değiştikçe çit cevizi andıran şahane bir kahverengiye boyanınca, musluktan cızırdamadan su akınca herkesin keyfi yerine gelmeye başladı.
Nezihe Hanım, mutfağın camından usulca gözlüyordu onları.
Oğlunun inadını, Tuğçenin manikür dinlemeden çapa sallayışını izledikçe yüreği hafiften yumuşamaya koyuldu.
Tablet kadar eski bir tencereyi çıkardı, patatesleri soymaya başladı.
Akşam olunca bahçe başka bir bahçe; otlar yok, çit pırıl pırıl, depoda tık yok.
Yorgun ama gururlu grup, olukta soğuk su karşısında tozunu alırken, annelerinin sesi duyuldu.
Haydi beyler? Elinde tepside sıcacık böreklerle geldi. Sofra hazır, buyurun!
Ee mangal ne olacak? sırıttı Arif.
Et kaçar mı? Önce emekle hazırlanan yensin, sonra keyfi yapılır!
Masanın havası bambaşkaydı.
Ne yüksek desibel, ne boş iş sohbeti
Gerçek ev sıcaklığı vardı.
Nezihe Hanım, rahmetli eşinden bahsetti çitin oraya her fideyi dikerken, kocaman bir aile olup burada buluşacağız deyişlerini anlattı.
Bakın evlatlar, çayı doldururken yavaşça konuştu bu yazlık sadece bir toprak parçası değil. Burada anılar var. Beraber sürdüğümüz, birlikte diktiğimiz her ağaç burada. Sadece mangal için gelirseniz, anılarımızı ezersiniz. Bana şehirden hediyeleriniz lazım değil. Bana gerçekten kıymet verdiğinizi göstermeniz lazım.
Arif annesinin elini tuttu, gözleri hafif nemli.
Özür dileriz anne. Kaptırmışız kendimizi; asıl mesele buydu zaten.
Hadi ordan, diye gülümsedi Nezihe Hanım önemli olan, sonunda beni duydunuz. Çit de bence en güzeli oldu, komşu Zeynep Hanım kıskanır vallahi!
Ertesi akşam geçe doğru yola çıkarken, bagajda boş kasalar yerine kavanoz reçeller, elmalar ve taptaze domatesler vardı.
Nezihe Hanım, demir kapının yanında kollarını salladı uzun uzun.
Arif, dedi Tuğçe, asfalt yolda ilerlerken bak ilk defa gerçekten dinlenmiş hissediyorum. Belim kırıldı ama olsun.
Çünkü bugün sadece et değil, kendi kaybettiğimiz evi onardık Tuğçecim.
O günden sonra geliş-gidişleri değişti.
Her cumartesi Arif, Anne, bugün sıra çatıda mı, bahçede mi? diye başlar oldu.
Yalçınla Hamit de hızla adapte oldu artık Nezihe Teyzeye gitmek piknik değil, resmen aileyle vicdan muhasebesine dönüştü.
Yazlık, mangalistan olmaktan çıkıp, bağlılık ve sevgi mekanı oldu.
Ve Nezihe Hanım, bir daha kapıda asık suratla beklemedi.
Artık, kendini kullanan misafirleri değil, gerçekten seven, emek veren evlatlarını kapıda karşıladı; çünkü öğrendiler cennet, biraz da çalışarak kuruluyordu.
Bu hikaye hepimize gelsin:
Anne-baba evi servis istasyonu değildir.
Orası yaşanmışlığın tapınağıdır; höt-zötle değil, biraz emek ve saygıyla ayakta kalır.
Bazen bir gün çapa sallamak, şehrin en lüks restoranında beş bin lira harcamaktan daha çok huzur getirir.
Anne-babanıza kıymet verin, ilgisizlikle gönüllerini çoraklaştırmayın.
Peki siz, en son ne zaman köyde elinizi taşın altına koydunuz? Yoksa gündelik telaşlarda, orada biri var demeye bile vakit mi yok?




