Canım, sana anlatmam lazım Hani bazen hayat öyle bir noktaya gelir ki, sanki üstüne tüm dünya yıkılmış gibi hissedersin ya, işte tam olarak öyle bir yerden geçtim ben. Kırk beş yaşındaydım; eşim çekti gitti, üstüne bir de oğlumun bana sırt dönmesine sebep oldu. Bir anda yalnız kaldım, ne bir dostum vardı, ne derdimi paylaşacak bir omuz. Hayatımı devam ettirebilmek için oturduğumuz mahalledeki ilkokulda temizlik görevlisi olarak çalışmaya başladım. Bir şekilde kıt kanaat geçimimi sağlıyor, evimi ayakta tutmaya çalışıyordum ama sürekli süren boşanma davaları, gerilimler aklımı o kadar dağıttı ki, işte de verimli olamadım; bir süre sonra beni işten çıkardılar.
O zamanlar kendimi tamamen kaybolmuş hissettim, sanki ne ailem kaldı ne evim. Sokaklarda alelade, hiçbir yere ait olmadan dolaşıyordum. Kendimi bazen süpürdüğüm o çöplerden farklı görmüyordum, öyle söyleyeyim sana Yine bir gün, akşamüstü, kafam yorgun, ağır adımlarla yürüyordum; bir anda gözümün önünde trafik ışığının keskin parıltısı, bir de tekerleklerin fren sesi… Koca bir araba üzerime doğru hızla geliyordu. Korkudan kımıldayamadım, araba zar zor önümde durdu.
Arabadan Uzun boylu, orta yaşlı bir adam indi; işçi kıyafetli, yüzü koca koca gülümseyen gözlerle Titreyerek kafamı kaldırdım, Hanımefendi, az daha altımda kalıyordunuz, dikkat edin kendinize! dedi. Sadece başımı sallayabildim, zaten konuşacak takatim yoktu. Neyse ki yanımızda yaşlıca bir hanım, yanında da bir sokak köpeğiyle durdu. Kadın hafifçe adamı uyardı, Oğlum, belki de hanımefendinin desteğe ihtiyacı var, biraz daha nazik ol. dedi.
O anda garip şekilde içimin bir köşesi aydınlandı; sanki bu karşılaşma, hayatımda bir şeylerin değişeceğinin işaretiydi. Meğerse bu yaşlı hanım, sonradan adının Gönül Hanım olduğunu öğrendim, civardaki bir hayvan barınağında gönüllülük yapıyormuş. Gel istersen bir süre bizimle uğraş, barınakta yardıma ihtiyacımız var, dedi. Ben de çaresizlik içindeydim, kabul ettim.
Barınakta Gönül Hanımın arkadaşı, Emir Beyle tanıştım. Kendisi eskiden psikologmuş, hayatını zor zamanlar yaşayanlara adamış. Derdimi sessizce dinledi. Sağ olsun, bana yol gösterdi. Önce belediyenin ücretsiz psikolojik destek gruplarına katıldım, sonra art terapiyle tanıştım, yeni şeyler öğrenmeye başladım. O süreçte anladım ki, insan başına ne gelirse gelsin, yeniden insanlara güvenebilirmiş, hayat sadece geçmişten ibaret değilmiş.
Aynı günlerde oğlum Ali de değişmeye başladı. Onun da hayatı kolay değildi, ama psikolog desteğiyle ve aramızdaki açık konuşmalarla ikimizin de hatalarını kabul ettik. Aramızdaki kırgınlık zamanla yumuşadı, yeniden sohbet etmeye, yürüyüşlere çıkmaya başladık.
Bir süre sonra İzmirde bir halk kütüphanesinde işe başladım. Kütüphaneden, hayatı alt üst olmuş başka kadınlarla tanıştım, hepimiz yaşadıklarımızı paylaşmaya, birbirimize destek olmaya başladık. O süreç bana öyle bir güç verdi ki, kendini tekrar buluyorsun, yeniden güveniyorsun hayata.
Sonra, bir genç kadınla tanıştım, adı Elif. Çok aktif, kadın haklarına savunan biri. Bir gün bana, Gel, oluşturduğumuz kadın destek gruplarına sen de katıl, beraber bir şeyleri değiştirebiliriz dedi. Elifin vizyonu inanılmazdı, enerjisi bana da bulaştı.
Bir yandan İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal hizmetler kurslarını takip ettim, psikolojiye ve sosyal hizmete dair ne bulduysam okudum. Orada Nihan diye biriyle tanıştım; öyle olgun, öyle hayat dolu ve neşeliydi ki Beni hep yüreklendirdi, Kendini asla küçümseme, her değişim için zaman ve cesaret gerek. derdi. Onun sayesinde sesimi duyurmayı, haklarımı savunmayı öğrendim.
Aliyle ilişkimiz eskiye göre bambaşka bir noktaya geldi. Artık büyümüş bir delikanlıydı. Birlikte sahil kenarında yürüyor, hayallerimizden, planlarımızdan konuşuyorduk. Oğlumun desteği ve yeniden kurulan güven, bana en büyük morali verdi.
Zaman geçtikçe gönüllü olarak çalışmaya başladım; sokakta büyüyen çocuklarla ilgilenen bir yardım kuruluşunda görev alıyordum. Düşünsene, bir zamanlar desteğe en çok ihtiyacı olan bendim, şimdi aynı yollarda yürüyen başkalarına nefes oluyordum.
Bir süre sonra Elif ve Nihanla birlikte bir kadın destek grubu kurduk. Haftada bir toplanıyor, yaşadıklarımızı paylaşıyor, birbirimizi güçlendiriyorduk. Ayrıca atölyeler, psikolojik destek seminerleri falan da düzenlemeye başladık. O dönem, bambaşka biri oldum diyebilirim.
Bir gün barınaktaki tanışıklıklarımızdan biri, genç bir adam gelip eğitim almak istediğini söyledi. Hayatı zor geçmiş, kendi gibi zor hayatlar yaşayan çocuklara öğretmen olmak istiyordu. Ona derslerinde yardım etmeye başladım, bir nevi danışmanı oldum.
Bu yeni uğraşlar bana bambaşka bir nefes ve umut getirdi. Makaleler yazdım, seminerlere katıldım, kendi deneyimlerimi anlatıp insanlara ilham verdim. Her seferinde bana yazan kadınlardan mektuplar alınca, iyi ki hiç pes etmemişim dedim.
Oğlum Ali de kendi yolunu bulmuştu. Üniversite sınavını kazandı, ekonomi fakültesine girdi. Hayatımıza yepyeni bir sayfa açıldı. Biz artık omuz omuza, hem dost hem aile olmuştuk.
Sonrasında kadınlara ve annelere yönelik projelere aktif katılır oldum. Kimi zaman İzmirde, kimi zaman Egenin küçük kasabalarında eğitimlar, atölyeler verdiğim oldu. Kadınlara kendi hikayemi anlatarak, değişimin mümkün olduğuna inandırdım.
Bir gün sosyal adalet temalı büyük bir etkinliğe konuşmacı olarak davet edildim. Herkesin önünde yaşadıklarımı, nasıl ayağa kalktığımı anlattım. O gün anladım ki; yaşadıklarımız sadece kendi yolculuğumuz değil, başkalarına da umut oluyor.
Aliyle aramız artık çok sağlam; birlikte tatillere gidiyoruz, dostça sohbetlerimiz hiç bitmiyor. İnsan hayatında sevgi, aile, paylaşım en kıymetli şeymiş onu öğrendim.
Şimdi, yaşadığım onca şeyden sonra, yaşadıklarımı yazıya döküyorum. Okuyan kadınlar bana, Senin hikâyen bize güç verdi, diyor. Bu bana en büyük kazanım, biliyor musun?
Kısacası sevgili dostum, hayat ne getirirse getirsin, her zorluk yeni bir başlangıcın basamağı olabiliyor. İnsan sevgiyi, inayeti, umudu unutmamalı. Zorluklar seni dönüştürür, büyütür, güzelleştirir. İnan, hayatın sana ne getireceğini asla tahmin edemezsin Yeter ki, ruhunda hep bir ışık bırak.




