Andrey, eşini artık tanıyamıyordu; ondan neyin değiştiğini anlamıyordu. Vira yıllarca evi toplar, yemek yapar, ütüye yetişirdi; şimdi ise hiçbir işini yapmaz olmuştu. Andrey, nazikçe nedenini sorduğunda Vira şöyle dedi: “Yıllardır size hizmet ediyorum, biraz da ben dinleneyim!” Kocasının aklına kötü düşünceler geldi: Acaba Vira’nın başka birisi mi var? Şüpheyle, eşinin eşyalarını kurcalamaya başladı. Ve aniden, Vira’nın çantasında çok garip bir mektup buldu

Murat artık eşini tanıyamaz hale geliyor, onunla ne olduğunu bir türlü anlayamıyor. Gülseren her zaman evi temizler, yemek yapar, ütüleri hallederdi; şimdi ise hiçbir şey yapmaz olmuş. Murat, nazikçe sebebini sorunca Gülserenin yanıtı şöyle oluyor:
Yıllardır size hizmet edip duruyorum; biraz olsun dinlenmeye hakkım yok mu artık!

Muratın aklına kötü düşünceler geliyor; acaba Gülserenin hayatında biri mi var? Eşinin eşyalarını karıştırmaya karar veriyor. Ve bir sabah, Gülserenin çantasında tuhaf bir mektup buluyor.

Murat, eşini tanıyamaz hale gelmiş durumda, ne olup bittiğini hiç anlayamıyor. On yedi yıldır birlikteler ve tüm bu zaman boyunca Gülseren hep sevecen, anlayışlı, sessiz ve dürüst biri olmuştur. Murat da zaten bu yüzden onu seçmişti. Her sabah kahvaltıya illa ki bir lapa ya da menemen, akşamları ise işten gelir gelmez yemek hazırlığı olurdu. Pazar günleri ütü masasını kurar, Murat ve iki oğulları için tam on beş gömlek ütülermiş; oğlanların çoğu zaman iki-üç gömlekle yetinmesine rağmen Murat kadar titiz olmalarını bir türlü başaramamıştı.

Şimdi ise ikinci hafta oldu; kahvaltı sofralarında sadece mısır gevreği ya da sandviç, üstelik Gülseren bunları kendileri yapmalarını öneriyor. Akşam yemeklerinde çoğu zaman dünkü yemekten arta kalan oluyor, bazen ise sadece şu not: Saat dokuzdan sonra döneceğim, mantıyı siz haşlayın.

Başlarda Murat, Gülserenin üniversitesindeki bir konferans nedeniyle böyle olduğunu düşündü. Ama konferans bitti, hayat eski haline dönmedi.

Murat, nazikçe ne olduğunu soruyor:

Kendi hayatım olamaz mı? Yıllardır size bakıyorum, biraz da olsa nefes almak hakkım değil mi!

Tabii ki hakkın, önemli olan ne kadar sürecek bu azıcık, diyor Murat yine de içinden.

Günler geçtikçe Gülseren, ya sinemada ya tiyatroda ya da sergilerde olmaya başlıyor. Ancak en çok Gülserenin dolabında yeni çıkan cesur elbiseler ve sabah kahvaltı hazırlamak yerine gözlerini ve dudaklarını boyaması Muratı iyice huzursuz ediyor. Yoksa bir başkası mı var? diye Vesveseye kapılıyor.

Bu düşünceler, Muratın vicdanını rahatsız etse de, kaygısı o kadar büyüyor ki artık dayanamaz hale geliyor: Telefonuna bakıyor, kart harcamalarını inceliyor, çantasının içine kadar karıştırıyor. Sonra, çantanın iç cebinde, yıpranmış, rengi solmuş bir mektup buluyor. Belli ki defalarca okunmuş. Bariz bir aşk mektubu. Gülseren, seni öyle özlüyorum ki, anlatacak kelime bulamıyorum. Sadece sesini duyma, gülüşünü görme umuduyla yaşıyorum

Okudukça Muratın içi acıyor. Mektup eskimiş; demek ki bu ilişki bayağıdan beri sürüyor. Belki geçici bir heves olsa anlardı ama bütün evlilikleri yalan mıydı?

Üç gün susuyor Murat, giderek içine kapanıyor. Kafasında sürekli: Kaç kez kendimi tuttum, bir defa bile eşimi aldatmadım Üçüncü gün, daha fazla dayanamıyor.

Her şeyi biliyorum! diyor kısık sesle.

Neyi biliyorsun? diye şaşırıyor Gülseren.

Eşinin sesi gayet sakin, belki biraz şaşkın. Ama Murat, mektubu kendi gözleriyle okudu, hata olamaz.

Hayatında biri var! sitemle söylüyor.

Gülseren gülmeye başlıyor.

Ne saçmalık Murat! Ciddiye alacak değilsin ya?

İtiraf etse, ağlasa belki daha kolay olurdu ama bu tavır

Ben o mektubu okudum! diyor Murat. Baksana, şöyle yazmış; Bir gün yeniden birlikte olacağımızı düşünmek bile bana umut veriyor. Ruhlarımız kaderinde birlikte yürümek var Pes yani!

Bu sırada Gülseren gülmeye başlıyor; Murat iyice köpürüyor.

Ciddi misin şu an?

Sen?

Murat, gözlerini kaçırarak, zor nefes alıyor.

Yani çantamı karıştırdın ha?

Evet.

Mektubu da okudun?

Evet.

Ve hiç hatırlamıyor musun, o mektubu aslında senin yazdığını?

Şey Ne? Murat, söylediklerinin anlamını zor kavrıyor.

O mektubu bana sen yazmıştın! Bursa’ya iş seyahatine gitmiştin, ben evde Samet ile yalnız kalmıştım. Hatırladın mı?

Ama benim el yazımla değil ki, tanımaz mıyım kendi yazımı? Hem ben öyle romantik şeyler de yazmam!

Gülseren iç geçirdi, dolaptan bir kutu çıkardı. Yatağın üstüne koydu, içinden bir zarf çıkartıp Murata uzattı.

Al, o zaman elin sakattı, sol elinle yazmıştın.

Murat, zarfın üstünde kendi adını ve adresini görünce şaşırıyor. Hakikaten o, başka bir şehir; el yazısı farklı. Meğerse inşaatta bir kaza yapmış, gerçekten sol elle yazmış. O zaman öyle mi olmuştu?

Peki niye hala yanında taşıyorsun o mektubu? diye soruyor Murat, biraz burukça.

Psikolog tavsiye etti, diyor Gülseren.

Psikolog mu?

Evet. Murat, ben çok yoruldum. Bütün hayatım size, üç erkeğe hizmetle geçti. Samet doğduğundan beri kendime zaman ayıramıyorum. Bir teşekkür bile çoğu zaman duymuyorum. Çiçeği yılda bir, sekiz Martta verirsin, aşk sözlerini çoktan unuttum. Ama ben de kadınım, o kadar da yaşlanmadım. Açıkçası düşündüm; boşanmayı bile aklımdan geçirdim. Ama iyi bir ailemiz, çocuklarımız var. Bu yüzden uzmana gittim. Verdiği tavsiyelere uymaya çalışıyorum.

Gülserenin sözleri Muratı şaşırtıyor. Boşanmak mı istiyor?

Tavsiyeler işe yarıyor mu bari? diye soruyor Murat.

Bazen, diye gülümsüyor Gülseren.

Peki mektuplar neden?

Aşkımızı hatırlamak için.

Murat başını sallıyor, düşünmek için balkona çıkıyor. Bir daha bu konuyu konuşmuyorlar.

***

Sabah olunca Gülseren, evde alışılmadık bir hareketlilik ve vanilya kokusu hissediyor. Mutfaktan sesler geliyor. Girince şoke oluyor.

Büyük oğlan menemen yapıyor. Küçük oğlan peynirli poğaçaları tabaklara yerleştiriyor. Masanın ortasında ise en sevdiği çiçeklerden bir buket.

Ne oluyor burada? diye hafifçe gülerek soruyor Gülseren.

Günaydın anne! diyor küçük oğlan. Çay mı yoksa kahve mi istersin?

Gülseren gözlerine, kulaklarına inanamıyor.

Kahve olsun, diyor.

Menemen mi poğaça mı?

Poğaça

O sırada Murat ortalarda yok; ama Gülseren bunun arkasında onun olduğunu anlıyor. İlk poğaçayı yedikten sonra Murat içeri giriyor. Katlanmış bir kağıdı ona uzatıyor.

Günaydın hayatım!

Bu nedir? diye soruyor Gülseren.

Yeni bir mektup, diye hafifçe gülümsüyor Murat. Umarım işe yarar.

Gülseren tebessüm ederek cevap veriyor. O günden sonra işler yoluna giriyor. Her sabah böyle kahvaltılar olmuyor elbet, mucizeler her gün yaşanmaz. Ama bazen oluyor. Artık sinema ve geziye de Gülseren yalnız gitmiyor; Murat da keyifle ona eşlik ediyor. Evlilikleri kurtulmuş oluyor.

Rate article
Lifequest
Andrey, eşini artık tanıyamıyordu; ondan neyin değiştiğini anlamıyordu. Vira yıllarca evi toplar, yemek yapar, ütüye yetişirdi; şimdi ise hiçbir işini yapmaz olmuştu. Andrey, nazikçe nedenini sorduğunda Vira şöyle dedi: “Yıllardır size hizmet ediyorum, biraz da ben dinleneyim!” Kocasının aklına kötü düşünceler geldi: Acaba Vira’nın başka birisi mi var? Şüpheyle, eşinin eşyalarını kurcalamaya başladı. Ve aniden, Vira’nın çantasında çok garip bir mektup buldu