Komşum sürekli tuz, şeker ve yumurta ödünç alıp asla geri getirmiyordu. Un istemeye gelinceye kadar bekledim, sonra ona tüm aldığı malzemeler için hesap çıkardım.

Saflık, hırsızlıktan beterdir derler. Eskiden bu söze güler geçerdim ama hayat bana ne demek olduğunu tokat gibi öğretti.

Yaklaşık altı ay önce, İstanbulun Anadolu yakasında bir apartman dairesine yeni bir komşu taşındı; ismi Melike. Kırklı yaşlarının başında, her daim bakımlı ve gülümseyen bir kadın. Asansörde karşılaşınca selamlaşırız; alışılmış, sıradan komşuluk nezaketi işte.

İlk kez taşındıktan on beş gün sonra kapım çalındı. Akşam saat dokuz civarıydı. Kapıyı açtım; karşımda Melike mahcup bir ifadeyle, elinde boş bir kaseyle duruyordu.

Ah, kusura bakmayın rahatsız ediyorum, dedi tatlı dille. Baklava yapacaktım, her şey hazırdı ama evde tuz kalmamış! Biraz alabilir miyim? Yarın hemen getiririm!

Böyle bir şey için insan nasıl hayır diyebilir ki? Cömertçe yarım tuzluğumu verdim, o teşekkür ederek gitti.

Fakat ikinci ziyaret gecikmedi. Birkaç gün sonra yeniden geldi, bu kez şekere ihtiyacı varmış.

Canım çay çekti, dedi üzerine sabahlık geçirmiş halde. Dışarı çıkmak da hem geç hem yağmurlu… Bir bardak şeker alabilir miyim? Büyük bir paket alınca geri veririm!

Üzülmedim, elbette verdim. Ama içimde hafif bir tereddüt oluşmuştu. Sonuçta neredeyse bir ay olmuştu taşınalı; tuz, şeker, yağ, kibrit herkesin evinde bulunur bunlar. Ama yine de takılmadım.

Sonra Melike sırasıyla yumurta, biraz sıvı yağ, soğan, yarım limon, çay poşeti, baş ağrısı için bir hap, hatta bir rulo tuvalet kâğıdı istedi.

Her seferinde senaryo aynıydı: Akşam, mahcup bakış, Almayı unuttum, bahanesi ve Yarın getiririm, vaadi. Fakat hiçbir şey geri gelmedi. Melikenin hafızası enteresandı; beni sürekli evde bulur ama aldığı hiçbir şeyi hatırlamazdı.

Bir akşam, kendi çorba tarifim için havuç lazımdı. Melikenin evde olduğunu biliyordum; kapısını çaldım. Derdimi anlatınca yüzüne şaşkın bir masumiyet oturdu:

Ah, bende var ama kendim de yemek yapacağım, yetmez, veremem.

Kapıyı usulca yüzüme kapadı.

İşte orada film koptu. Benim evim market, onunki stratejik sığınak mı? O an kararımı verdim: Yeter, artık benden bir şey alamayacak.

Bir defter çıkardım, aklımda kaldığı kadarıyla Melikenin aldıklarını tek tek yazdım: şeker, yumurta, kahve, yağ, soğan, ilaç, limon, deterjan… Hesaplarken tutarı yaklaşık bin TL buldu.

Listeyi antredeki komodinin üzerine koydum. Kullanacağım anın yaklaştığını tahmin ediyordum, nitekim yanılmamışım.

Cumartesi günü kek yapmak için hazırlık yapıyordum ki yine kapı çaldı. Vizörden bakınca Melikeyi gördüm; elinde bir kap vardı.

Derin bir nefes aldım, soğukkanlı bir tebessümle kapıyı açtım.

Selam! dedi şen bir şekilde. Yine yardımına ihtiyacım var! Ekmek yaptım, yoğurt az kaldı, azıcık un verebilir misin? Üç yüz gram filan? Sana sonra geri getiririm!

Un istediğini söyledin, öyle mi? dedim gülümseyerek. Tabii ki var.

Çok sağ ol! Sen de bilirsin, mutlaka geri öderim.

Melike, tabii ki Ama önce, şu son iki ayda aramızdaki alışverişin bir özetine bakalım mı?

Hazırladığım listeyi uzattım. Melike bir an afalladı; genelde ben malzeme taşırken, şimdi önüme bir hesap çıkıyordu.

Bak, dedim, Şuraya son iki ayda aldıklarını sıraladım. Yumurtalardan başlamıştık, on beş tane olmuş, doğru mu?

Ya Saymadım diye mırıldandı, yüzündeki gülümseme yok olup yerine kasvetli bir ifade geldi.

Ben saydım. Şeker dört bardak, yağ, kahve, deterjan, limon, soğan Hepsi tutuyor mu?

Melike sessiz kaldı ve dudakları titremeye başladı. Belli ki beklemiyordu.

Ortalama fiyatlarıyla hesapladım, dedim. Sana indirim bile yaptım. Toplamı 950 TL.

Elimi açtım.

Hesaplaşınca hemen ununu veririm. Hatta isterse süzgeçten geçirip vereyim.

Ciddi misin? dedi zor nefes alarak. Bana fatura mı çıkarıyorsun? Tuzla kibritin hesabı mı tutulur!

Daha da ciddiyim, dedim sakinlikle. Aldıysan geri getirirsin. Getirmediysen, demek ki satın aldın. Ben de bunun karşılığını istiyorum.

El kadar şey için hesap mı sorulur? diye ellerini çırptı. Ben dostça yaklaşmıştım! Sen amma küçük hesapçısın!

Küçüklük, rollere para bulup tuvalet kâğıdı için komşusundan isteyenin yaptığıdır, dedim sükûnetle.

Melikenin yüzü kıpkırmızı oldu.

Al başına çal ununu! diye bağırdı. Bir daha kapını aşındırmam!

Arkasını döndü, kapıyı hızla kapattı. Ben ise o listenin elimde kaldığına üzülmüyor, aksine rahatlıyordum.

İki haftadır Melike ile selamlaşmıyoruz. Asansörde karşılaştıkça telefonuna gömülüyor. Duyduğuma göre, apartman görevlisine bu apartmanda cimri insanlar yaşıyor, diye şikâyet etmiş.

Siz olsanız yerimde ne yapardınız? Katlanır mıydınız?

Rate article
Lifequest
Komşum sürekli tuz, şeker ve yumurta ödünç alıp asla geri getirmiyordu. Un istemeye gelinceye kadar bekledim, sonra ona tüm aldığı malzemeler için hesap çıkardım.