Herkesi Evimde Ağırlayacağım

Herkesi Kendimde Toplayacağım

İnci Bahar tabletini kenara bıraktı ve telefonunu aldı:
Babaanneciğim, nasılsın? Bugün kendini iyi hissediyor musun? Dede nasıl, o da iyi mi? Hah, patates kızartıyorsa demek her şey yolunda! İşimi bitirdim, Deniz’i spor kursundan alacağım, markete uğrarız, az sonra geliriz.

Sonra başka bir numarayı tuşladı:
Yasin, merhaba, eve gidiyorum, siz Fidanla ne zaman çıkıyorsunuz, yakın mı eve? Süper! Dede patatesleri kızartıyor, beraber akşam yemeği yeriz.

İnci ayağa kalktı, çantasına birkaç bir şey attı. Masanın altından ayakkabısını değiştirip yağmurluğunu giydi, otomatik olarak, akşamın karanlığına dönmüş camdan dışarı bir baktı. Ilık, hafif esintili bir sonbahar akşamı. Sokakta ışıklar tatlı tatlı parlıyor, insanlar telaşla evlerine yetişmeye çalışıyor. Camekanda kendi yansımasını görüp gülümsedi: Kim derdi ki, olur da ben de sıradan, buralı biri gibi hayat yaşarım. Bir ailem olur, akşam akşam eve, beni bekleyenlere koşar giderim. Daha geçen sene nerdeyse emindi, bir gün o normal aile, onun olmayacaktı.

Evet, ailesi alışılmıştan farklı, ama ne gam? Herkes bir arada ve mutlu.

Annesi İnciyi hemen hastanede bırakmış, doğar doğmaz tüymüş. Yurttaki kısa özette şöyle yazıyor: Annesi meçhul, babası yok, kimseye teslim edilmedi. Tesadüfen Bahar soyadı verilmiş, malum, baharda doğmuş. Neden İnci dediler, kimse bilmiyor. İnci hep erkek çocuklarla arkadaşlık etti. En yakın arkadaşı Yasindi, o da Bahar soyadlıydı, çünkü ertesinde doğmuştu. Dersi hep iyiydi, kibar, çalışkan, uslu kızdı Ailesi olur umuduyla ne istenirse fazlasını yaptı. Evde nasıl yaşanır, İnci sadece dizilerde gördü. İri kemikli, uzun İnci kimsenin gözüne tam hitap etmedi, ya da kaderi böyleydi. Yasin evlat edinilince İnci sabaha kadar ağladı, kıskançlıktan değil, en iyi arkadaşını kaybetmişti. Yasin gözlükleriyle üzgün bakıyordu:
İstersen almalarına izin vermem?
Saçmalama, deli misin? Git! Herkesin yolculuğu ayrı, dedim.
Seni bulacağım, bak gör! dedi Yasin.
Ama İnci güldü: O kadar da lazım değil!

İnci okulu bitirdi, yapı teknikerliği okumaya gitti. Yurtta kaldı. Mezun olunca ona kimsesiz diye bir oda verdiler; merkezin uzağında, eski bir binada ama olsun! İş de buldu: projeci olarak başladığıydı. Arkadaş eksiği çekmedi; aile kurmak fikriyse o kadar acil değildi ona göre. Ama hayali vardı; büyük bir ev, sevgiyle evli bir koca, iki-üç çocuk. Evde şenlik, ses: Anne! Baba! Hep bu sıcak sözleri özledi, kullanmayı bile tam bilmediği kelimeler. Kapı açılır, çocuklar sevinçle; Anne-baba geldi! diye koşarlar… Sanki bir masal gibi.

Bir gün akşam apartmana yürüyordu; kapı açıldı, genç biri hızla dışarı fırladı, neredeyse İnciyi deviriyordu, elinde çanta! Kapıdan giren İnci, merdivenin dibinde yaşlı bir teyzeyle karşılaştı:
Emekli maaşım… çantam… itekledi, gözlüğüm yok, dünyayı göremiyorum!

İnci hemen ardına baktı ama adam çoktan yok olmuştu. Teyzeye yardım etti, bereket çok kötü sakatlanmamıştı.
Evladım, nasıl yaptı bunu bana, Tanrı ıslah etsin, diye ağladı kadın.

Teyzeyi evine kadar götürdü; evde dedesi hasta, yatakta. O günden sonra market alışverişini de onlara getirip götürmeye başladı. Polis kaydı oluşturuldu ama oğlan bulunamadı. Birkaç gün sonra çanta apartmanın dibinde bulundu; belgeleri sağlamdı, şükür.

İnci Teyze Tanjuya gitmeye alıştı. Dedeye doktor geldi, tedavi uyguladı. Yaşlılar yeniden neşelendi; İnciye torun gibi oldular, evlerine davet ettiler oğulları yoktu, kimseleri de yoktu çünkü.

Bir gün otobüste yanında biriyle tanıştı. Sürekli bakıyordu; gülümsedi:
Hanımefendi, yüzünüz bana çok tanıdık geliyor. Daha önce karşılaşmamış mıydık?
Sanmıyorum, dedi İnci gülerek.

Çocuk fena değildi, durağa kadar yanında yürüdü, her şeyi anlattı; adının Gökhan olduğunu, annesiyle yaşadığını, işinin de fena olmadığını. Sanki eski tanıdık gibiydi. Sonra Gökhan, iş çıkışında İnciyi karşılamaya başladı. Bir gün eve davet etti, çay demledi, yanında tost hazırladı. Hikayesini, çocukluğunu, yetiştirme yurdunu anlattı. Gökhanın bir şey diyecekmiş gibi hali vardı; belki içinde bir acıma vardı. İnci hoşlandığı halde bir şeyler tam yerine oturmuyordu.

Bir sonraki buluşmada beklenmedik şeyler oldu. Gökhan geldi, İnci ocağa su koymaya gitti; birden arkasından sarıldı.
Gökhan, aceleye getirmeyelim, dedi İnci.
Gökhan ise sinsi bir bakışla:
Sen beni ele verecektin, seni anımsadım, dedi sertçe. Sana yardım etmelerini söylediler, bu kız yurtta büyüdü dediler! Fotorobotunu bile gördüm, zor sıyrıldım. Şimdi sıkı dur, ötme. Yoksa başına fena işler gelir! Kim yardımcı olur ki sana?
İnci şikayet etmedi. Dedikodu çıkar diye sustu. Bir ay sonra ise iş yerinden direkt ambulansla hastaneye kaldırıldı; dış gebelik, yırtılma Artık çocuk sahibi olamayabilirdi.

Teyze Tanju İnciyi hayata döndürdü: Çorbayla, şifalı otlarla, teselliyle elini üstünde tuttu. Hastaneden çıkan İnci, tamamen kaybolmuş hissetti; nerede, niye yaşıyordu? Bunu bile bilmiyordu. Sessizleşti; bir gün kendini bir manastırın avlusunda buldu. Sonbaharın sonu, gökyüzü derin mavi, kubbeler altın gibi, çan sesi yükseklere tırmanıyor. Görevliler bahçede sonbahar temizliği yapıyor.

Bahar, İnci mi?, bir ses! Dönüp baktı; görevli gülerek geldi.
İnci! Seni arıyordum!
Yasin, o sensin! sonunda tanıdı İnci. Sarıldı ve hüngür hüngür ağladı. Yasin gözyaşlarını sildi:
Gel, birlikte aşhaneye gidelim. Bugün çok güzel pilav var, börek var, çay var. Sonra anlatırsın her şeyi.

İnci nasıl olduysa, çocukluğundan bugüne başına gelenleri anlattı. Yasin de kendi hikayesini paylaştı; evlat edinildiğini, üvey babasının şiddetini, evden kaçışını, sakat kalan bacağını, yıllarca sürünmesini ve sonunda bu manastırda kendine yer bulduğunu söyledi.

O eve dönerken düşündü: Hayatı, Yasin’le karşılaşınca düzelmişti. Hatta birkaç gün manastırdan çıkmadı. Orada beraber karar verdiler. Teyze Tanju ve Dede Abidin çoktan İnciye evlerini bırakmayı teklif etmişlerdi ama İnci ve Yasin daha güzelini düşündü!

Teyze Tanju ve Dede Abidin birlikte yaşamaya dünden razıydı; onları kim, bu yaşta, yanında isterdi ki? Ama artık yalnız değillerdi, yeni bir aileleri vardı.

Beş yıldır İnci ve Yasin Baharlar olarak aynı çatı altında yaşıyorlar. Taşınıp şehrin hemen dışında güzel bir ev aldılar. Ev geniş, herkese yer var. Teyze Tanju ve Dede Abidin evin reisi! Çünkü evleri doldu, kalbi doldu; artık aileleri var.

Üstelik iki yıl önce İncinin hayali gerçek oldu: İki kardeşi evlat edindiler Deniz ve Fidan. Üstelik ikisi de İnci ve Yasinin büyüdüğü yetiştirme yurdundan.

Yasin, hatırlıyor musun, bir gün bizi birileri alıp kendi yuvamıza götürsün diye beklerdik, şimdi bak gözlerinde umut var. Gel, çocuklarımıza hep hayalini kurduğumuz o anne baba olacağımıza, birbirimize söz verelim.

Şimdi ise
Anne, babam nerede? Babaanne, bak, dede ile ne yaptık! diye oyun ve kahkahalar.
İnci artık geçmişin kötü anılarını bile hatırlamak istemiyor. Bir seferinde Teyze Tanju sessizce fısıldadı: Sana o kötülük yapanı yakaladılar. Yine bir rezillik çevirmiş. Bu sefer içeri attılar, uzun süre çıkamayacak!

Herkese yaptığının karşılığı verilir; hem bu dünyada, hem de sonsuzda…

Rate article
Lifequest
Herkesi Evimde Ağırlayacağım