Ergenlik çağındaki oğlum her sabah okula üç sokak kala beni bırakmamı istedi. Sonunda peşinden gidince nedenini öğrendim ve içim paramparça oldu.

Genç oğlum benden her sabah onu okulunun tam önüne değil, üç sokak ötede bırakmamı istedi. Nedenini sonradan öğrendiğimde, içim paramparça oldu.

Altı aydır, Eren benden hep aynı ricada bulunuyordu: Baba, beni Şehitler ve Atatürk Caddesinin köşesinde bırakır mısın? Diğer tüm veliler gibi okul kapısında değil; üç sokak ötede. Başta bunun ergenliğin tipik mahcupluğu olduğunu sandım. On beş yaşında, lise ikinci sınıftaydıhani şu, anne-babayla görülmenin sosyal intihar sayıldığı yaşlar.

Tabii oğlum, diyordum. Yolun köşesinde durup inmesini izliyor, el sallamasından sonra işe doğru yola koyuluyordum.

Ta ki geçen salıya kadar.

O gün dişçi randevum son dakikada iptal oldu. Sekiz buçuk civarı, Erenin okulunun oradan geçiyordum. Ön kapıdan çıkarken onu gördüm ama yalnız değildi. Sırtında iki çanta vardı: biri kendi sırt çantası, diğeri daha küçük, pembe ve üzerinde unicorn çıkartmaları olan bir çanta. Yanında, belki yedi ya da sekiz yaşlarında minik bir kız vardı; Erenin elini tutuyordu.

Arabayı okulun yanındaki otoparka çektim, bir süre izledim. Eren onu ilkokulun ön kapısına kadar götürdü. Yere çömelip saçlarını düzeltti; ona bir şeyler söyledi ve küçük kız gülümsedi. Sonra pembe çantayı ona verdi, kaygıyla içeri girmesini izledi. Ancak ondan sonra kendi okuluna geçti.

Arabada öylece oturdum, kafamda bin bir soru. Kimdi bu çocuk? Okulu aradım.

Merhaba, ben Mehmet Kaya, Eren Kayanın babasıyım. İlkokul bölümüyle ilgili bir şey soracaktım. Acaba sizin kayıtlarda Duraksadım, adını bile bilmiyordum.
Hangi öğrenciden bahsediyorsunuz? dedi sekreter.
Önemli değil, yanlış aradım sanırım, dedim, kapattım.

Tüm gün elim bir şeye varmadı. O akşam yemekte, lafı açmaya çalıştım: Okul nasıldı bugün?
İyiydi, dedi Eren her zamanki gibi.
Dikkatini çeken bir şey oldu mu?
Hayır, olmadı.

Yalan söylemiyordu belki ama bana bir şey anlatmıyordu da. Ertesi sabah, gurur duymadığım bir şey yaptım: Onu yine köşede bıraktım ama sonra arabayı uzağa park edip peşinden yürüdüm.

İki sokak yürüdü ve eski bir apartmanın kapısında durdu, içeri girdi. Beş dakika sonra elinden yine o küçük kızı tutarak çıktı. Kızın üzerinde iki beden küçük bir tişört ve dizleri yırtık bir kot vardı. Saçları karışık ve taranmamıştı.

Eren kaldırımda çömeldi, sırt çantasından bir tarak çıkarıp saçlarını nazikçe taradı. Sonra beslenme çantasını verdi. Küçük kız onu pembe çantasına koydu ve birlikte el ele okula yürüdüler.

Uzaktan onları izledim, güneş gözlüğümün arkasında yaşlarımı saklayarak. Okulda yine aynı şeyi yaptı; onu ilkokul kapısına kadar götürdü, içeri girmesini bekledi, sonra liseye yöneldi.

Bütün gün evde bekledim. O gün Eren eve gelince, mutfak masasının başında oturuyordum.

Otur, dedim. Konuşmamız lazım.
Donakaldı. Ne hakkında?
Her sabah okula elinden tutup yürüdürdüğün küçük kız hakkında.
Yüzü bembeyaz oldu. Baba
Kim o, Eren?
Yavaşça oturdu, sesi titriyordu. Adı Yaren, dedi.

Neden ona okula kadar eşlik ediyorsun?
Masaya bakıyordu. Çünkü başka kimse yapmıyor.

Ne demek bu?
Derin bir nefes aldı. O, Yedinci Caddedeki apartmanda oturuyor. Annesi çok nadir evde. Gece çalışıyor. Bazen sabaha kadar gelmiyor.

İçim daha da yandı.
Yaren sekiz yaşında. Okula yalnız gidiyordu, hem de karanlıkta, sabah yedibuçukta. Bir gün altı ay önce gördüm onuyalnız yürüyordu, ağlıyordu. Çantası yırtıktı, kitapları yerlere düşüyordu. Büyük çocuklar ona gülüyordu. Eşyalarını toplamasına yardım ettim. Annesinin nerede olduğunu sordum. Uyuyor, uyandıramam dedi.

O an gözyaşları dökülmeye başladı.
O sadece sekiz yaşında, baba. Daha çocuk. Ve kötü bir mahallede, tek başına okula gidiyordu. Başına her şey gelebilirdi.

Peki sen de ona eşlik etmeye başladın, dedim yavaşça.

Başını salladı. Her sabah. Evine gidiyorum, uyanıp giyindiğinden emin oluyorum. Saçını ben tarıyorum, çünkü daha kendi başına yapamıyor.

Beslenme çantası?
Akşamdan ona sandviç hazırlayıp sabah götürüyorum. Bazen aç gidiyordu. Hatta bazı geceler de yemek yemeden uyuyormuş, çünkü annesi alışverişe gidemiyor.

Elimi ağzıma kapattım, gözyaşlarımı engelleyemedim. Neden bana söylemedin?
Çünkü bırakmanı isteyeceğinden korktum. Bizim sorunumuz değil diyeceğinden, tehlikeli bulacağından ya da kendi hayatıma odaklanmam gerekeceğini söyleyeceğinden Ama onun başka kimsesi yok, baba. Eğer ben gitmeyi bırakırsam yine yalnız yürüyecek, yine aç kalacak, yine korkacak.

Ona sarıldım. Hiçbir şeyi bırakmıyorsun, dedim. Ama bunu doğru yapacağız.

O akşam, Yarenin evine gittim. Kapıyı yirmili yaşlarda, yorgun, üzerinde garson üniforması olan bir kadın açtı.

Buyurun? dedi.
Ben Mehmet Kayayım. Oğlum Eren, kızınız Yareni okula götürüyor.
Kadının yüzü hem mahcup hem tedirgin oldu. Bunu ondan istemedim.
Biliyorum, dedim nazikçe. Ama altı aydır böyle.

Başını eğdi. Geceleri çalışıyorum, çift vardiya. Elektrik faturasını zor ödüyorum. Bazen sabaha kadar eve dönemiyorum, sabah da çok yorgun oluyorum.

Buraya sizi yargılamaya gelmedim, dedim. Yardım etmeye geldim. Oğlum Yarenle okula gitmeye devam etmek istiyor. Ben de beslenmesini hazırlamamız gerektiğini düşünüyorum. Geç vardiya olduğunuz günler de akşam yemeğine bize gelebilir.

Kadının gözleri doldu. Bunu neden yapıyorsunuz?

Oğlumdan öğrendim, dedim. İhtiyacı olanı görmezden gelmeyiz, orada oluruz.

Adı Sevimdi. Kapıda ağlamaya başladı. Çok uğraşıyorum. Her şeyimi veriyorum ama yetmiyor, biliyorum yetmiyor.
Beraber yardım edelim, dedim. Lütfen.

Şimdi dört ay geçti. Yaren haftada üç akşam bize geliyor. Bizimle yemeğini yiyor, ödevini mutfak masasında yapıyor, köpeğimizle oynuyor. Sevim rahatça mesaisine gidiyor ve artık daha az kaygılanıyor. Eren hâlâ her sabah Yaren ile okula gidiyor, fakat onları artık birlikte arabayla bırakıyorum. Her sabah oğlumun bir kızın saçını taradığını, beslenmesini kontrol ettiğini görmekten gururdan neredeyse nefes alamıyorum.

Geçen hafta Yarenin öğretmeni aradı. Evde neler oluyor, bilmiyorum, dedi, ama Yaren tamamen değişti; mutlu, dikkatli, ders notları yükseldi. Bana Artık bir abim var dedi.

Eren tam o sırada Yarene matematik ödevinde yardım ediyordu. Haklı, dedim. Ve ondan iyisi olamazdı.

Dün Sevim telefon açtı, terfi almış: gündüz vardiyası, daha iyi maaş, sigorta. Gözyaşları içinde haber verdi. Artık Yaren okuldan gelince evde olacağım. Tekrar annesi olabileceğim.

Sen hep annesiydin, dedim. Sadece yalnızdın. Artık değilsin.

Sarıldı bana. Bizi yargılamadığınız için, yardım ettiğiniz için teşekkür ederim.

Erene teşekkür et, dedim. İlk o fark etti.

Bu sabah Yaren arabamıza bir resim getirdi. Dört kişi el ele çizilmişti. Ben, annem, Eren ve Mehmet Amca, dedi. Biz bir aileyiz.

Haklı. Gerçekten öyleyiz. Ne kan bağı, ne hukuki zorunluluksadece birinin ihtiyacını görüp sırt çevirmemekle oldum. Oğlum bana öğretti ki aile olmak sadece doğdukların değil, her gün yanında olduğun insanlardır.

Eğer bir çocuğun zorlandığını görürseniz, gözlerinizi kaçırmayın. Bir anne boğuluyorsa, yargılamayın. Gücünüz yetiyorsa yardım edin. Çünkü bir yerlerde aç, korkmuş ve görünmez bir çocuk tek başına okula gidiyor olabilir. Sadece bir kişinin fark etmesi yeter. Sadece bir kişi Artık yalnız değilsin, dediğinde, bir hayat değişir.

O kişi olun. Oğlum Eren gibi. Benim de olmaya çalıştığım gibi. Çünkü hayatı değiştiren ne para, ne sistemler Sadece sırt çevirmeyen bir insan.

Rate article
Lifequest
Ergenlik çağındaki oğlum her sabah okula üç sokak kala beni bırakmamı istedi. Sonunda peşinden gidince nedenini öğrendim ve içim paramparça oldu.