Svetlana’ya iş arkadaşları ve yakın dostları imrenirdi — o, kendisinden on beş yaş büyük, maddi durumu yerinde, çalıştığı şirkette genel müdürlük yapan bir adamı kendine aşık etmeyi başarmıştı.

Elifin iş yerinde ve arkadaş çevresinde kıskanılmadığı tek bir gün bile yoktu çünkü o, yaşça büyük, varlıklı bir adamı kendine aşık etmişti. Fikret ise Eliften on beş yaş büyüktü ve onun çalıştığı şirketin genel müdürüydü.

Daha dün aramıza katıldı, şimdi zengin koca bulup evleniyor, diye fısıldaşıyorlardı arkasından.
Hayata ters köşe başlamak buna denir.
Tam isabet!

Oysa Elif, ilişkisini başından beri açığa çıkarmak istememişti. Fikretle, şirkete girmeden önce görüşmeye başlamışlardı; hem de Elif, onun şirketin patronu olduğundan bile habersizken, bir iş görüşmesine rastgele gitmişti. Sonuçta Elif hemen işe alınmıştı. Fikret her seferinde personel müdürünün seçim yaptığını, kendisinin sürece karışmadığını söylüyordu. İş tecrübesi ve özgeçmişi Elifi öne çıkarmıştı, iddiasına göre.

Zamanla gerçekler ortaya çıktı ve patronlarıyla yaşadığı aşkı ofiste herkes duydu; hatta duymayan kalmadı! Dul kalan Fikret ve genç, güzel Elifin dedikodusu dillerden düşmüyordu.

Elif, hiçbir zaman güzelliğiyle övünmemiş, hak ettiğini düşünerek o işe girmişti. Ne var ki, dedikoducular bambaşka düşünüyordu.

Fikret Beyin ilk eşi Gülnaz Hanımın ölümünün üzerinden iki yıl geçmeden yeni bir evlilik hazırlığı başladı.

Merhum Gülnaz Hanım, şirketin eski sahibi ve Fikretin ilk eşiymiş. On yıl evlilikten sonra trajik bir kazayla hayatını kaybetmiş, Fikrete servet ve şirketi miras bırakmıştı.

Fikret, uzun süre yas tutmuş, içine kapanmıştı. Haline bakıp Ne kadar bağlı, ne sadık bir adam Sanki bir kuğu, diye iç geçiren kadınlar ona ilgiyle bakıyordu.

Oysa Fikret ne çapkın, ne de aşırı yakışıklıydı. Pek çok kadın onun banka hesabına vurulmuştu. Ama Elif, Fikreti asla parası için seçmemişti.

Tanışmaları ise çok sıradandı: Bir marketin kasasında, Fikret alışveriş arabasını Elifin ayağına sürüp hem çorabını yırtmış, hem de süet ayakkabısını mahvetmişti. Hem de kızgın kızgın Elifi suçlamıştı.

Ama Elif, lafını esirgememiş, Fikreti susturmuş; öyle ki adam Elifin bütün alışverişini ödeyip ardından, AVMnin diğer ucunda peşinden koşarak özür dilemişti.

Affedin ne olur, bugün kötü bir gün geçirdim, demiş Fikret. Poşetleri taşımama izin verin.
Sağ olun, arabayla geldim, hallederim, diye yanıtlamıştı Elif.
Halbuki Elifin arabası yoktu. Fikret uzaklaşınca durağa doğru yürüdü. Ama kader bu ya, aynı yolu kullanan Fikret, Elifi otobüs beklerken görünce tekrar durdu:
Buyurun, ben bırakayım.
Gerek yok, teşekkür ederim.
Sizi arabama almadan gitmeyeceğim, dedi ve arabasıyla durağı resmen kapattı; otobüs bekleyen herkes, Kızım hadi binsene, bırak da yolumuz açılsın, diye Elifi ikna etmeye çalıştı.

Nihayet Elif pes etti.

Fikret, o sinirli hali dışındaki adamdan çok daha sempatikti. Elif, uygun şartlarda tanışsalar arkadaş da olabileceklerini düşündü. Ama Fikret, ciddi bir ilişki niyetindeydi. Gülnazın ölümünün ardından Bir daha kolay kolay kimseye kalbimi açamam, sanmıştı; ama Elifin bambaşka bir çekiciliği vardı.

Adını, adresini bulan Fikret, her gün Elifin evinin önünde beklemeye başladı. Sonunda Elif pes etti, bir buluşmaya tamam dedi. Sonra şirkete başvurdu; yeni başladığı yer meğer sevgilisi Fikretin şirketiydi. Tesadüf müydü? Belki.

Fikret, arkasından konuşulanlara aldırmıyordu. Mutluydu, mutluluğunu gizlemiyordu. Gösterişli hediyeler almıyor, ama ilgisini hiç eksik etmiyordu.

Elif, onun ona nasıl baktığını seviyordu, bir de şehir merkezindeki geniş dairenin, lüks arabanın ve güvenli geleceğin verdiği rahatlığı… Kısa sürede eşyalarını topladı, Fikretin evine taşındı; ardından Fikretin annesi, Sultan Hanımla tanıştı.

Sultan Hanım sessiz, naif bir insandı, oğlunun ölümünden sonra evine taşınmıştı. Evdeki tüm işleri çekip çeviriyor, gömlekleri ütülüyor, harika yemekler yapıyordu.

Elif, bu düzene karışmadı. Eve yerleşmek, yeni yaşam kurmak, Sultan Hanımın maharetli yemeklerini yemek rahatsız etmiyordu. Ta ki… Fikret evlenmeye karar verene kadar.

Elifi asıl rahatsız eden Fikretin hâlâ ölen karısının alyansını parmağında taşımasıydı.

Gülnazla aramda bir bağ var hâlâ, demişti Fikret bir gün.

Bu söz Elifin içini burkuyordu. Sonunda yüzüğü çıkarmasını rica etti.

İstemiyorsan çıkartırım, dedi Fikret biraz şaşkın.

Evli değilsin ki. Böyle olunca, kendimi başkasıyla birlikte gibi hissediyorum, dedi Elif.

Fikret yüzüğü çıkardı, bir süreliğine konuyu kapattı. Ama evlilik teklifinde bulunacağı akşam, kasadan özel bir kutu çıkardı. O kutunun içinde eşsiz bir aile yadigârı; görkemli bir pırlanta yüzük vardı.

Her şey kusursuzdu: Şık bir restoran, canlı müzik, bir kadeh şarap… Şarabın dibinde yüzüğü fark eden Elif, yutulacak gibi oldu neredeyse.

Benimle evlenir misin? dedi Fikret duygulu gözlerle; yüzüğü Elifin parmağına takmaya çalıştı.

Ama Elif, onun elini geri itti.

Hayır…
Nasıl yani, hayır mı? Fikretin suratı allak bullak oldu.
O yüzüğü takmak istemiyorum.
Elif, o aile yadigârı. Dünyada eşi yok. Değerini tahmin bile edemezsin!
Ne kadar değerli olduğu umurumda değil. Başka bir kadının taktığı bir yüzüğü ben de takmak istemiyorum.
Ama neden?
Çünkü bu uğursuzluk getirir, dedi Elif.
Abartıyorsun!
İstersen eski gelinliğini de giyeyim! Annen, gelinliğini de saklıyor, hâlâ, dedi Elif öfkeyle.
Gelinlik alınır, ona lafım yok. Ama böyle bir yüzüğün yenisi yok ki! İşçiliğine, altınına bak!
Hayır, başkasının takısını istemiyorum, sende de görmek istemiyorum, dedi Elif. Zaten bu konuda ne düşündüğümü biliyorsun.

Son kararın mı? dedi Fikret çatık kaşlarla.
Evet, üzgünüm… dedi Elif ve ağır ağır kalktı. Güzelim gece bir anda alt üst oldu.

Sanırım biraz ara vermeliyiz, dedi Fikret.
Ben de öyle düşünüyorum, dedi Elif.

Elif çıktı, Fikret arkasından bakmadı. Müzik çalmaya devam etti. Garson sıcak yemekleri getirdi. Yüzükse kutuda öylece kaldı.

Elif, iş yerinde patronuyla karşılaşmamaya çalışıyordu; Fikret ise odasından neredeyse hiç çıkmıyordu. Elif, akşam eve dönmek istemedi, annesiyle babasının evine gitti.

Onlar, kızlarına nişanı bozmasını ve kendine yaşıtı birini bulmasını salık verdiler.
Sen akıllı, güzel bir kızsın! Bu Fikret senin neyine? Hem dul, hem senden büyük, dedi annesi.

Elif, sessizdi. Ne yapsa doğru olurdu, karar veremiyordu. Fikret iyi bir eş adayıydı belki fakat ölen eşine bu denli bağlı oluşu korkutuyordu onu.

Birkaç gün geçti; Fikret aramadı, Elif onu görmemek için hastalık izni aldı. Ofiste, herkes, Patronla sevgilisi ayrıldı, diye konuşup durdu.

Fikretin annesi Sultan Hanım da huzursuzdu. Oğlunun üzülmesini istemiyor, neden barışmadıklarını anlamıyordu. Sonunda dayanamadı, Elifin evine gitti.

Sultan Hanım! Şaşırdım sizi görünce, buyurun…
Elifciğim, nasılsın?
Biraz hastayım…
Onun için mi ayrıldın? Bizi bulaştırmayacağından korktun? dedi Sultan Hanım gözlerini kısıp.
Pek öyle sayılmaz, Elif kızardı.
Dön artık, kızım. Fikret sensiz perişan oldu.
Pek öyle görünmüyor, dedi Elif.
Çok inatçıdır. Bana bile bir şey anlatmadı. Ne kavga ettiniz ki, birbirinizi bu kadar seviyorsunuz?
Eski eşinin alyansını takmamı istedi.
Demek mesele bu… Onu vermese ilişkide sorun kalmayacak mıydı?
Onu satmalı, yerine yeni bir yüzük alınmalı. Başka bir kadının taktığını ben takamam… Üstelik taşların geçmişteki sahibinin enerjisi olurmuş.
Haklısın, Elif. Fikret bence de evliliğe hazır değil. Eskiyi bırakamıyor, oysa seni çok seviyor.
Eski temelde yeni hayat olmaz, Sultan Hanım, dedi Elif. Yine de uğradığınız için teşekkür ederim.
Sultan Hanım sessizce gitti. Hem oğluna hem Elife içi burkuldu. Ufacık şeyden kavga etmişlerdi, ama bu detayın derinlerde kökleri çoktu.

Birkaç gün daha geçti, Elifin izni bitti. Ofise dönmek ağır geldi. Hiçbir şey olmamış gibi davranamazdı. Fikret, o sürede hiç aramamıştı. Elif kırgındı. Sonunda istifasını yazıp, yeni hayat kurmaya karar verdi.

Fikret istifasını sessizce imzaladı. Tek kelime etmedi, suratında buz gibi bir ifade vardı.

Koca adam oldun, hâlâ çocuk gibisin, dedi Elif giderken.
Suç sende! Bana şimdiye dek kimse hayır demedi, patladı Fikret.
Elif arkasına bakmadan yürüdü. Kararının doğru olduğunu biliyordu. Fikretin elinde eski yüzük parlıyordu, istifa formunu imzalarken.

“Doğru yaptım,” diye düşündü Elif. “Geçmişini bırakmadan yeni hayata başlayamazdı.” Eşyalarını toplamaya gitti. İçinde huzur vardı. Artık kararından şüphesi kalmamıştı.

Fikret ise, daha uzun süre kırgın ve yaralı kaldı. Elif neden böyle bir talihi geri çevirdiğini, neden onun değerini göremediğini asla anlayamadı.

Rate article
Lifequest
Svetlana’ya iş arkadaşları ve yakın dostları imrenirdi — o, kendisinden on beş yaş büyük, maddi durumu yerinde, çalıştığı şirkette genel müdürlük yapan bir adamı kendine aşık etmeyi başarmıştı.