Elif kısır hazırlarken eve işten erken dönen eşim içeri girdi. Ben geldim, diye seslendi Murat, mutfağa girdiği gibi durakladı. Burada neler oluyor? dedi. Ne olacak, kısır yapıyorum işte, sen istemiştin ya, diyerek gülümsedim. Ama neler oluyor diyorum? diye mutfağı eliyle gösterdi. Ne demek istiyorsun, bir anlatsana, dedim şaşkınlıkla. Bilmemezlikten gelme. Gayet iyi anladın ne demek istediğimi, dedi Murat, sesi sinirlenmeye başlamıştı. Ben ise eşimin neye kızdığını anlayamıyordum.
Mutfak ile oturma odası arasındaydım, Elife döndüm: Elif, yine geldin mi? Seni görmek çok güzel! dedi Murat, sesi bir nebze umutla doluydu, ben eve girince.
Hayır, kalan eşyalarımı almaya geldim! Sana söyledim, artık aramız bitti! diye yanıt verdim.
Nasıl olur? Seni hala seviyorum! Ayrılmak istemiyorum. Sana o kadar alıştım, sensiz geçen günler berbattı!
Bir hafta kadar önce aramızda olmaması gereken bir tartışma yaşanmıştı. Öyle bir kavga ki, karı koca arasında bile olmaması gereken şeylerdi. Aramızda yükselen öfkeyi Murat bu sefer tutamamıştı.
O gün Murat eve gelip mutfağı savaş alanı gibi görünce olanlar oldu. Her yerde kaseler, tabaklar, kavanozlar. Ocakta büyükçe bir tencere, içi domatesle dolu, mutfağın dört bir köşesinde doğranmış biberler, sarımsak, türlü türlü malzemeler…
Ben ise biberleri doğramaya devam ediyordum, bana göre her şey olağandı.
Dört ay önce birlikte yaşamaya başladık. Murat uzun yıllardır yalnız yaşıyordu. Benim için yalnızlığından vazgeçip eve kadın eli değsin istedi, ama her ayrıntıyı hesaplamamıştık.
Biz tanıştığımızda ikimiz de kırkı geçmiş, hayat tecrübesi olan insanlardık. Benim yetişkin bir kızım vardı, kendi ayakları üzerinde duruyordu. Muratın ise ilk evliliğinden on yaşında bir oğlu vardı fakat çocuğun annesi başka şehirde yaşadığından sık görüşemiyordu.
Düşünsenize, bu yaşta birinin yanında huzurlu hissetmekten daha güzel ne olabilir? Ben de başta Muratın doğru adam olduğuna inandım. Kendi kiralık evimden çıkıp onun yanına taşındım, teklifini kabul ettim.
İyi bir eş olacağım diye uğraştım. Mutlu olabileceğim birini bulduğumu düşündüm, belki birlikte yaşlanırız bile derdim.
İlk aylarda aşk sarhoşluğu içinde, tabiri caizse havalarda uçuyordum. Sevgilimi değişik değişik yemeklerle şaşırtıyor, neredeyse bütün enerjimi mutfakta harcıyordum. Bazen ben bile kendime şaşırırdım.
Gerçekten aşk olmalı, başka ne olabilir?
Fakat birkaç ay sonra Murat değişmeye başladı. İşten hep sinirli dönerdi. Akşamları evde sürekli homurdanır, ya bir bardağın yıkanmadığından, ya yerlerin silinmediğinden, ya da yatağın düzgün toplanmadığından şikayet ederdi.
Bir bardak, bir yer, bir yatak… Ne önemi olabilir ki? Evin dört bir yanı tertemiz, el açken sofra hazırlı, yanında seni seven kadın var… Ama yine de Muratı memnun etmek mümkün değildi.
Ben de çalışıyordum üstelik. Bir saat kadar erken geliyordum ama akşamdan yemeği, evi toparlamayı illaki ben yapardım.
Önceleri onun homurdanışlarına pek takılmazdım ama sürekli aynı şeyler olunca sıkılmaya başladım.
İçe attım, konuşmadım. Belki geçer diye umut ettim. Sabrettim, sabrettim…
Kış için konserveleri de eskiden yapardım ama Murat evde yokken. Arada kardeşiyle eski arabasını tamir ettikleri için haftasonunu ablasında geçirirdi.
O gün de oraya gitmesi gerekmişti ama aniden eve döndü. Konserveleri satın alırken yaratılan dağınıklığı görünce sinirlendi. Oysaki bütün o karışıklık yarım saat sonra battaniyeye sarılmış birkaç kavanoz leziz kısır olacaktı…
Murat mutfağı temiz görmedi diye bu kadar sinirlendiğine aklım ermemişti. Konserve hazırlarken her şey pırıl pırıl olabilir mi? Asla!
Murat, az kaldı, hemen toplarım!” dedim.
He tabi toplarsın! Sanki seni tanımıyorum. Şimdi işi bitirirsin, ortalık yine böyle kalacak! diye bağırdı.
Hiç benden yemek sonrası etrafı dağınık bıraktığımı gördün mü? Niye bu kadar negatif oldun? dedim.
Çünkü evde nefes alınacak yer yok, koku her yeri sardı! dedi.
Git odanda otur, televizyon izle, istemiyorsan mutfağa girme!” dedim.
Açım! Ne var yemekte? dedi.
“Sana hemen bir tabak koyacağım. Yeter ki biraz sabırlı ol! dedim sakinliğimi korumaya çalışarak.
Yine makarna köfte mi? Üç gündür başka bir şey yemiyorum zaten… dedi huysuzlukla.
Ne yapayım, her şeyi bir anda yapamam ki! Kısır kendini yapmaz! Hem sen istemedin mi? Bugün işim baya zordu, markete iki kere gidip ağır torbaları taşıdım. Ben de bunaldım burada, bir de üstüne sen kızıyorsun!
Bağırma bana! dedi Murat.
Asıl sen bana bağırıyorsun! Ben sadece seni sakinleştirmeye çalışıyorum! Yeter artık!
Artık dayanamıyorum! dedi Murat.
Ben de patladım artık.
Neye dayanamıyorsun? Eve gelip nefis yemek mi yiyorsun? Sıcacık yatakta yeni yıkanmış çarşafta mı yatmak sıkıntı? İşten güler yüzle mi karşılanmak dert? Hiç kötü söz duymadın benden! Yoksa asıl ben mi rahatsız ediyorum seni? Dürüst ol!
Evet, bana yettin artık! Yemeğin de, çarşafların da, meşhur kısırın da! dedi.
Sen de bana yettin! Sürekli şikayetlesin, her şey kötü! Hiçbir şey beğenmiyorsun, hep kara bulut gibisin! Eşyalarını ortalığa saçıp sonra benden düzen bekliyorsun. Kendin tabak yıkamazsın, ben yemek yapınca dağıtırsın diye kızarsın. Beni sebzeciye götürmeye bile üşendin, kardeşine yardım etmeyi daha önemli buldun! Asıl BANA yettin! diye bağırdım.
Galiba Murat eleştiriye hiç gelemiyor. Ya da benim o tondaki sözlerim ağırına gitti, tutamadı kendini O sırada, ben de ona karşılık vermek istedim, sonra vazgeçtim.
Bitti artık! Aramızda hiçbir şey kalmadı! deyip mutfaktan çıktım.
Eşyalarımı toplamaya başladım, ellerim sinirden titriyordu. Hızla iki bavula ne bulduysam koydum, üstüme bir şeyler geçirip çıktım evden.
Murat ise hiçbir şekilde özür dilemeyi, beni durdurmayı denemedi bile.
O gece bir arkadaşımda kaldım, ertesi gün küçük bir daire kiraladım. Para suyunu çekmişti kira, emlakçıya komisyon, evin eksiklerini almak derken…
Hiç dönmeyi düşünmedim, en azından ilk birkaç günde. Sonra yalnızlığım içimi burktu. O tartışmayı, söylenen sözleri düşündüm. Kabahat sadece Muratta değildi ki.
Biliyorum, affedilecek tarafı yoktu, ama yine de içim acıdı.
Murat aramadı, sormadı. Sadece çıktığım akşam bir mesaj attı:
Kısırla ne yapayım şimdi?
Ne istiyorsan yap! Umrumda değil! dedim öfkeyle.
Tabii, kısırıma yazık olmuştu! Hem parama, hem emeğime. Bir yarım saatim daha olsa, harika olurdu her şey… Ama olan oldu.
Kendi kendime de belli etmedim ama, Murattan bir adım, bir özür beklemiştim. En azından bir arardı, gelirdi gibi gelmişti. Ama o, sesini dahi çıkarmadı.
Bir hafta geçtiğinde, tekrar yalnızlığa alışmaya başladım. Artık gidip kalan eşyalarımı almak, anahtarımı iade etmek gerekiyordu.
Bunu Murat işteyken de yapabilirdim ama bilerek gününü haber verip geldim. Kapıda beni bekliyordu. Üzgün ve suçlu görünüyordu ama bu durum, içimdeki acıyı hafifletmedi, olsa olsa derinleştirdi.
Sözleri fiillerine hiç uymuyordu. Gerçekten sevse olduğu yerde bir hafta durmaz, beni bulmaya çalışırdı.
Yüreğimde bir şeyler kırıldı. Artık ona güvenmezdim. Bir kere olan, tekrar olurdu.
Murat, bırak kendini de beni de kandırmayı! Gerçekten sevseydin, böyle hiç uğraşmazdın! dedim.
Affet Elif! O gün neye kızdığımı bilmiyorum. Çok pişmanım! dedi.
Bu pişmanlıkla yaşa! Ben eşyalarımı alıp gideceğim.
Geçip yanından banyoda kalan şampuanımı, sevdiğim çayımı, kızımın bana iki yıl önce aldığı pembiş kupayı, ablamın doğum günümde hediyesi olan battaniyeyi topladım.
Eşyalarımı yavaşça hazırlayıp koridora çıkardım.
Murat kıvranıyordu, peşimde özür diledi, affetmem için elinden geleni yaptı ama benim için her şey bitmişti.
Bir haftalık sessizliği, varla yok arası davranışları bana yetmişti. Gerçekten seven insan, susmazdı.
Her şeyimi toplayıp işimi bitirince taksi çağırdım, Murat kapıyı kapadı. Lütfen gitme, sensiz yapamam! dedi.
Ben de seninle yapamam! dedim kendimden emin şekilde ve kenara çekilip kapının kilidini açtım.
Evden ayrıldım, Murat ise oracıkta donup kaldı. Ne yanlış yaptığını hiçbir zaman anlayamadı, çünkü bir daha hiç konuşmadık. Bir zamanlar birbirine sevgi sözcükleri söyleyen insanlar olsak da…
Taksiyle yeni evime giderken, camdan dışarı baktım. Sonbahardı, içim de öyle… Sonra hatırladım: en sevdiğim mevsim sonbahar ve iki hafta sonra doğum günüm var!
Her şey güzel olacak, diye fısıldadım kendime, hafifçe gülümsedim. Her şey güzel olacak…O günden sonra yeni evimde yeni bir düzen kurdum. Sabahları penceremi açıp serin havayı içime çekerek kahvaltımı ettim, akşamları elimde kahvayla kitap okudum. Kimi akşamlar kısır yaptım yine, bu defa kendi kendime, kendi sevdiğim gibi. Kavanozları doldururken, her şey yolunda dedim sessizce.
Doğum günüm geldiğinde, eski dostlarım sürpriz bir şekilde kapımı çaldı; gülerek, sarılarak, bana hayatta unuttuğum küçük sevinçleri hatırlattılar. Herkes gittikten sonra, battaniyemi omzuma attım ve pencerenin önüne oturdum. Dışarıda hafif bir yağmur başlamıştı, damlaların cama vurduğu ritmi dinledim. İçimde bir ferahlık yayıldı.
Bazen, hayat sana beklemediğin yollardan geçmeni ister. Kendim için, huzurum için başka bir sonu göze almak gerekiyormuş meğer. Kalbimde kırıklar kalsa da, yeni bir mutluluğun kendi ellerimle yapılabildiğini anladım.
Sonra kendime bir çay daha koydum; kızım aradı, İyi ki doğdun anne, dedi telefonda. Güldüm, İyi ki varsın, dedim ona.
Belki yine kısır yaparım. Belki bir gün bu sonbaharı, gerçek mutluluğun başlangıcı diye hatırlarım. Çünkü biliyorum, bitti diye üzüldüğüm yer, meğer yepyeni bir hikayenin tam başıymış.




