Sürpriz! dedi akrabalardan koca bir kafile, benim doğum günüme davetsiz olarak içeri daldığında. Aynen öyle, dedim ben de sakince. Sürprizin hesabını sürprizi yapan öder.
Zehra aynanın karşısında omzundaki zümrüt yeşili elbisenin askısını düzeltti, bir kendine baktı, yüzü gülümsedi. Kırk yaşındaydı artık. Kimine korkutucu gelir bu rakam, ama Zehra için; özgürlük, ekonomik bağımsızlık ve sonunda hayır demeyi öğrenmek demekti.
Zehracığım, taksi geldi, aşağıda bekliyor, Murat kapı aralığından seslendi, eşine hayran bakışlarla. Bugün ışık saçıyorsun resmen. Emin misin, kimseyi davet etmiyoruz?
Murat, bunu yüz kere konuştuk, dedi Zehra, küçük çantasını alırken. Hiç misafir yok, yemek yok, hadi salata yap yok, terliğimi bulamadım hiç yok. Sadece biz, lüks bir restoran ve sessizlik. Şu etimi rahatça yemek istiyorum, senin annen et çiğnemek şöyle olur şeklinde tavsiye verirken boğazıma dizilmesin.
Murat güldü. O, Zehra ile annesi Safiye Hanımın diyaloğunun, soğuk savaşla hararetli top atışı arasında gidip geldiğini çok iyi biliyordu.
Senin günün, kuralları da sen koyarsın, dedi başını sallayarak.
Altın Lale restoranı da öyle tesadüfen seçilmemişti. Meşhur, lüks, kadife perdeli, altın varaklı, hesap gelince yüzde seksen terleyen cinsten bir yerdi. Akşamın kraliçesi gibi hissetmek için biçilmiş kaftan.
İçeri girerken, cam kenarında minik bir masa bekliyorlardı. Fakat görevli onları restoranın ortasına, gösterişli büyük bir masaya buyur etti. Ve masa hiç boş değildi.
Masanın başında, adeta tahttan indirilen bir imparatoriçe gibi, annesi Safiye Hanım payetli abiye ile oturuyordu. Yanında, ağzına havyar tıka basa dolduran, nadiren görünen uzak akraba Mehmet Amca. Diğer tarafta Zehranın eltisi Sevim, küçük oğlunun ağzını peçeteyle silerken, yedi yaşındaki büyük oğlu kadim sandalyenin döşemesini çatalla deşeliyordu.
Sürpriiiz! diye bağırdı Safiye Hanım, Zehraları gördüğünde. Sesi, yılların memurluğunu taşıyordu.
Restorandakiler dönüp bakınca, Murat bembeyaz oldu, Zehraya kaçamak gözle baktı. Zehra ise bir süre konuşmayıp, o ünlü bakışını attı Savaş başlıyor der gibi.
Anne? diye fısıldadı Murat. Siz burada ne yapıyorsunuz?
A canım! dedi Safiye Hanım, bir şarabı devirmesine ramak kala elini salla sallaya. Güzel gelinimin doğum günü! Onu tek başına bırakır mıydık? Biz aileyiz, unutma! Hadi oturun, yemeğe başladık bile sizi beklerken!
Zehra ağır ağır masaya yaklaştı. Masa balık, et, pahalı konyak şişeleri ve her çeşit deniz mahsulünüyle dolup taşıyor, Mehmet Amca şüpheyle bakıp, dozer gibi ağzına istiridye atıyordu.
Safiye Hanım, dedi Zehra, duruma hâkim bir tonla. Biz iki kişilik masa ayırttık.
Aaaa Zehracığım, takma kafana! diye girdi lafa Sevim, kendine kadeh doldururken. Annem aradı, insan gibi rica etti, gelen çok dedi. Birazcık olay çıktı ama yerimizi de bulduk! Zehracığım, senin o elbisen de biraz fazla açık sırtlı olmuş, yahu Kırkından sonra biraz kapanmalı insan, cilt meyve değil ya!
Sevim, alnında mayonez var, diye Zehra minik bir tebessümle yanıtladı. Ayrıca, oğlun şimdi bir XVIII. yüzyıl halıyı bulacağı gibi
Ve o anda, Sevimin oğlu çiçekli vazoyu yere devirdi.
Aman canım, olur öyle şeyler! dedi Safiye Hanım biraz daha yüksek sesle. Her işin başı mutluluk! Garson, yengeçli salata ve ana yemeği getir!
Zehra oturdu; Murat yanında, resmen erimiş halde. Zehranın bakışı ise tam boksta rakip arayan sporcu gibi.
Demek, bana sürpriz yapmak istediniz, dedi Zehra, peçetesini açarken.
Tabii canım! dedi Safiye Hanım, üçüncü balık dilimini tabağına çekerken. Sen hep tasarruf, hep kendin uğraş, yeter! Bugün bayram, herkes toplandı. Mehmet Amca il özelinden erken çıktı, sırf senin için.
Depoda çalışıyorum, belim sakat, bir tatili hak ettim, dedi Mehmet Amca. Konyak da burada şahane Zehracığım, geçen yılbaşı evdekinle hiç alakası yok.
Yavaş yavaş ortam kızışıyordu. Sevim yüksek sesle, Zehranın artık çocuk yapması gerektiğini, anne olmanın yaşı geçtiğini, çalışmanın erkek işi olduğunu, kadınların mutfağa ait olduğunu vurguluyordu. Safiye Hanım da aynı minvalde, en pahalı her şeyi sipariş etmeye başladı.
Ben ıstakoz yiyeceğim! dedi Safiye Hanım. Hayatımda yemedim. Sevim de yesin. Çocuklara da en büyük tatlıyı!
Anne, bu çok pahalı, dedi Murat sessizce.
Sus bakim! diye kesti onu annesi gevrek bir sesle. Gelininin doğum günü Muratcığım, aç cüzdanı!
Bardağın doldurulup, göbek atıldığı an bir saatti ki, Safiye Hanım iyiden iyiye alkolün etkisiyle ayağa kalkıp, kadehe çatal ile vurdu:
Zehracığım, doğruya doğru; kırk yaşına geldin. Kadının yaşı kısadır. Artık kendini düşünmeyi bırak biraz. Bak Sevim’e üç çocuk, kocası içse de evi var. Sen? Ofis, pilates, ego Ama merak etme, seni çok seviyoruz, hem de yürekten. Aile için!
Aile için! diye kükredi Mehmet Amca.
Sevim kıkırdadı. Murat neredeyse avuçlarını kenetlemiş, müdahale etmek üzereyken Zehra yavaşça elini tuttu. Doğruldu. Salon bir anda sessizleşti. Zehranın gülümsemesi, garsona bir adım geri attırdı.
Sağ olun, Safiye Hanım, dedi Zehra, sesi tok ve net, gözümü açtınız. Ben gerçekten bencilmişim. Zannettim ki doğum günü benim için, ama siz hatırlattınız ki asıl olan aileymiş.
Kayınvalide gözleriyle onayladı, zafer kazanmış gibiydi.
Madem cömertlikten söz açıldı dedi Zehra, minik bir duraksamayla. Garson Bey!
Garson fırtına gibi yetişti.
Hesabı getirir misiniz lütfen?
Şimdi mi? dedi Sevim, ıstakozun son parçasını ağzına atarken. Daha tatlı bile yemedik!
Sıkıntı yok, yersiniz siz dedi Zehra buz gibi bir nezaketle.
Garson, hesap dosyasını bıraktı. Zehra açtı; bir ikinci el araba parası kadar hesap. Yani kısa sürede minik bir ülkenin bütçesini yemiş içmişlerdi.
Ohooo! dedi Safiye Hanım kaşlarını kaldırarak. Murat, karta asılsana!
Zehra klasörü hızla kapatıp garsona geri uzattı.
Beyefendi, dedi öyle bir sesle ki herkes duydu, bizim ailede bütçeler ayrı. Bizimki: iki sezar salata, iki kasap köfte ve soda. Geri kalan onların.
Salon mezarlık gibi sessiz oldu. Sinek vızıldasa duyulacaktı.
Nasıl yani? Safiye Hanımın yüzü kıpkırmızı kesildi. Zehra, dalga mı geçiyorsun?
Hiç şaka yapmıyorum, Zehra kartı okutttu. Bip. Bizim hesap ödendi.
Böyle şey olur mu! diye Sevim bağırdı. Doğum gününü kutlamak için seni sürprizle geldik, sen bizi davet ettin!
Aa? dedi Zehra kaşlarını kaldırıp, Ben sizi davet etmedim ki. Siz gelip, sürpriz! dediniz, hepsi bu.
Ayağa kalktı, elbisesini düzeltti, kayınvalidesine tepeden baktı:
Sürprizlere bayılırım. Tek kural: Sürprizi kim yaptıysa, hesabı da o öder.
Murat! dedi Safiye Hanım bağırarak, elini göğsüne koydu. Gelinin delirdi! Bir şey yap oğlum! Tansiyonum çıktı!
Murat yavaşça kalktı, odayı süzdü; önce annesine, sonra garip garip şişeleri saklamaya çalışan Mehmet Amcaya, sonra sos ve kırıntıdan ağzı burnu dağılan Sevim ve çocuklarına baktı.
Anne, dedi Murat sakin sesiyle, Zehra haklı. Sürpriz isteyen, tadını çıkarır. Biz gidiyoruz, hala vaktimiz var, planlarımızı bozmaya niyetimiz yok.
Usulca Zehranın koluna girdi, çıkışa doğru yürüdüler.
Nankörler! diye bağırdı Safiye Hanım, bütün kalp krizlerini unutup. Allah sizi bildiği gibi yapsın, inşallah elinize para geçmesin! Sevim, polisi çağır!
Polise gerek yok, diye araya girdi restoranın yöneticisi, kulaklıkla iri cüsseli bir adam; arkasında iki dev gibi güvenlikçi belirdi. Ama hesabı ödeyeceksiniz. Nokta!
Zehra ve Murat çıkarken, arka planda ağır küfür, bağırış, didişmeyle karışık bir senfoni başladı.
Ben o kadar param yok ki! diye Sevim feryat etti. Mehmet Amca ödesin, en çok o yedi!
Ben mi?! dedi Mehmet Amca kızarıp. Ben sadece salataya baktım! Siparişleri hep Safiye Hanım verdi!
Kim Hanımefendi? diye bağıran Safiye Hanım artık dizi film gibi.
Sokağa çıktıklarında, Zehra derin bir nefes aldı, omuzlarının hafiflediğini hissetti.
İyi misin? dedi Murat, hafifçe kollarına sarılırken.
Hiç olmadığım kadar, dedi Zehra, bu sefer kocaman, içten bir gülüşle. Hayatımın en iyi hediyesiydi. Sanki yıllarca sırtımda taşıdığım tuğla çantasından kurtuldum.
Bunu asla affetmeyecekler, dedi Murat, yarım bir tebessümle.
Tüm kalbimle bunu diliyorum, diye karşılık verdi Zehra. Artık öğrendiler: Sürpriz, bazen dönüş biletiyle gelir.
Bir hafta sonra…
Safiye Hanım, Zehranın telefonunda engelli. Haberler ise her yerden ulaşıyor. O gece misafirlerde nakit çıkmayınca, restoran resmen savaş alanına döndü. Yönetici çok ciddi çıktı. Sonunda Mehmet Amca yıllardır göğsünde gezdirdiği altın saati rehin bıraktı; Sevimin eşi moral bozukluğundan araba lastiği ve tamir parasını ona harcamak zorunda kaldı. Sevim için, uzun ve tatsız bir tutum dönemi başladı.
Safiye Hanım ise, numaradan kalp krizi numarası yaptı; ambulans, Alkol zehirlenmesiyle mide fesadı dışında bir şey yok deyip gitti. Kış için kenara attığı kürk parası da gitti.
Aslında en tatlı an, kuzenlerin birbiriyle didişmeye başlamasıydı. Sevim annesini suçladı, Safiye Hanım Mehmet Amcayı, Mehmet Amca da saatinin peşine düştü. Zehraya karşı cephe kendi kendini yedi bitirdi.
Şimdi Zehra, evde huzurla kahvesini yudumlar, kitap okur. Evin içinde huzur Telefonu suskun, kimse akıl vermiyor, kimse borç istemiyor.
Adalet işte böyle; buz gibi geliyor, bir de hesaptan ayrı geliyor, oh ne güzel!




