Evde krep hazırlıyordum, işte o sırada eve yabancı bir adam girdi, diye anlatıyorum şimdi herkese. O anda hiç komik değildi tabii. Bir düşünün; yalnızsınız, evde başka kimse yok, olması da mümkün değil. Ve birden bire… karşınızda biri beliriveriyor! İşte benim başıma da tam bu geldi.
Beş yıl önce eşim Musadan boşanmıştım. Neredeyse altmış yaşındaydım. Yeniden bir ilişki düşünmek aklıma bile gelmiyordu. Çocuklar uzaklarda, kendi hayatlarını kurmuş.
İstanbulun bir kenar mahallesinde, kendi halimde yaşıyordum. Komşularımla aram iyiydi, herkesle samimi, gönül rahatlığıyla gün geçirirdim. O yüzden, zamanın biraz huzursuz olduğunu bilsem de, bazen kapımı kilitlememe alışkanlığım vardı. Belki Emine abla uğrar diye düşünürdüm. Ama o gün, Eminenin gelmesi beklenmiyordu. Kapıyı çekip çöp atmaya inmiştim. Sonra ellerimi yıkarken, kedim Köpükü beslerken, kapıyı kilitlemeyi unutmuşum. Açıkçası pek korkum da yoktu; gündüzdü, apartmanda hayat vardı, orası orman değil ya tek başıma yürüyeyim.
Krep yapmaya niyetlendim. Tam sıcak kreplerden birini tabağa alırken, karşımda bir yabancı gördüm. Kendi mutfağımda! Sanki bir anda havadan çıkmış gibi!
O an hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Anaokulundan bugüne, her şey geldi aklıma. Herhalde sonum geldi, dedim kendi kendime. Zaten değerli bir şeyim yok; ama geçenlerde büyük bir televizyon almıştım, bilgisayarım var, maaşı almıştım. Cüzdanım da koridordaki çantada. İçimden, bunları almak için gelmiş herhalde, şimdi başka ne bulurum diye bakıyor, diye geçirdim. Sessizce fısıldadım: Ne istiyorsan al, bana dokunma, torunlarım var, onlarla vakit geçirmek istiyorum. Söz, hiç kimseye bir şey söylemem!
Adam birden özür dilemeye ve bir şeyler anlatmaya başladı. O sırada kafamda pamuk gibi bir ağırlık vardı, hiçbir şey duymuyordum neredeyse. Ocaktaki ateşi kıs istersen, dedi. Otomatikman ocağı kapattım, sandalyeye oturdum. O da karşıma oturdu, anlatmaya başladı. Dışarıda yürüyormuş, kimseye ilişmiyormuş. Sonra sokakta takılan bir grup yanına gelip para istemiş. Kavga çıkmasın diye kaçmaya başlamış. O arada apartmandan biri dışarı çıkıyormuş, hemen içeri kaçmış. O grup da onun peşinden içeri girmiş. Yardım isteyecek vakti yokmuş. Önce birkaç kapıyı çalmış ama kimse açmamış. Daha sonra kapı kollarını zorlamış. Benim kapı da zaten kilitli değildi, açılmış. Pencereden bakabilir misin? dedi. Camdan baktım, gerçekten dışarıda serseri tipler toplanmıştı. Az beklediler, sonra dağılıp gittiler.
Adam kendini tanıttı: Adı Osman Beymiş. Korkum geçince ona iyice baktım. Büyük cüsseli, biraz hantal, ama gözleri sıcacık. Bir kaftan giyse tam Hızır Aleyhisselam!
Affedersiniz, krep ikram edebilir misiniz? Yıllardır yememiştim. Eşim vefat edince… diye utangaçça sordu Osman.
Ayakkabılarını çıkartmış, ceketle oturuyordu. Komşum Emine duysa kafayı yerdim, eminim, Kız sen deli misin, adama yemek mi verdin? Ben olsam hemen kapı dışarı ederdim! diye takılırdı.
Ama ben o an cesaret buldum, sadece ellerini yıkamasını rica ettim. Hemen banyoya gitti, elini yüzünü yıkadı. Uzun uzun çay içtik, sohbet ettik. Kendi hikâyesini anlattı. Eşi vefat etmiş, çocukları olmamış, yalnız yaşıyormuş.
Sonra vedalaşıp gitti. Bir kez daha özür dileyip, sessizce kapıdan çıktı.
Kendimi bütün Türk dizilerinin başrol oyuncusu gibi hissettim. İçimi bir heyecan sardı. Komşularımla, dostlarımla telefonla konuşup olayları anlattım anlattım ama sonra bir yalnızlık duygusu çöktü üzerime. Belki tanışıklığı devam ettirmeliydim, diye aklımdan geçti. Bir dahaki sefere börek, çörek yapıp çağırır mıydım? Hele mantarlı, ballı böreklerim çok güzel olur.
Ama ne fayda, tren kaçmıştı. Ertesi gün şekersiz bir açma hamuru yoğurup pişirmeye karar verdim. O sırada nazik bir kapı tıklanışı duydum. Gözetleme deliğinden baktım; komşum sandım. Camdan bakınca bir telaş sardı beni. Hemen saçımı tarağa tuttum, eski sabahlığımı çıkardım, hızlıca eşofman takımıma geçtim. Unutulmuş parfümümden biraz sıktım. Derin bir nefesle kapıyı açtım.
Osman, kapıda bekliyordu. Elinde çiçekler vardı.
Ben şöyle bir uğrayayım dedim. O gün korkuttum sizi, özür mahiyetinde bunları getirdim. Alın, ben hemen gideyim, dedi.
Olur mu öyle şey, ben börek yaptım, buyurun sofraya! dedim gülerek.
Osman da Merdivenlerden çıkarken öyle güzel kokular geldi ki burnuma, pastane gibi kokuyordu. Dedim ki, birinin hanımı ne güzel yapmış! Ah! dedim içimden,” diye ekledi.
Evliyim sandınız galiba ama bekarım. Buyurun lütfen! diyerek davet ettim.
O günden sonra birlikte yaşamaya başladık. Şimdi benim bahçemde onun üstüne yardımcı yok. Çocuklarım çok iyi karşıladı, torunlarım ona dede Osman diyorlar. Onlarla kendi torunu gibi ilgileniyor, oynuyor.
Yıllarca yalnız yaşadıktan sonra şimdi yeni bir ailede içi ısınıyor. Yabancı Osman, artık bizim en yakınımız oldu.
Mahalledeki kadın arkadaşlarım kıskanıyor:
Şu işlere bak, yaşlılıkta eli yüzü düzgün adam buldun! Hem de böyle tesadüfi bir şekilde! Adam kendi geldi, daha ne olsun! diye takılıyorlar bana.
Ben de haklısınız diyorum ama kapıları da o günden sonra artık hep kilitliyorum!




