Affetmek ve Onsuz Yeni Bir Hayata Başlamak

Affetmek ve Onsuz Yeniden Doğmak

O gece Murat evden çıktığında, Zeynep uzun süre yerinden kıpırdamadan oturdu. Evde yoğun, yapışkan bir sessizlik hakimdi. Duvardaki saat tik taklarıyla hayatına adeta alay ediyordu. Zeynep, oğlunun fotoğrafını dikkatlice göğsüne bastırdıonu hayata bağlayan tek şeydi artık.

Oğlu üç yıl önce hayatını kaybetmişti. Bir trafik kazası. Tek bir telefonla dünyası tuzla buz olmuştu. Murat ilk kez o gün zayıflık göstermiş, ağlamıştı. Ama acısı hızla öfkeye, sonra da soğukluğa dönüşmüştü. İşe, anlaşmalara, toplantılara geri dönmüştü hemen. Zeynep ise o geceye mahkûm kalmıştı.

Yavaşça kanepeden kalktı. Karşısındaki aynada, tanımadığı bir kadın yansıyordu; sönmüş gözlerle ve daha önce olmayan çizgilerle. Murat ona solmuş derdi. Ama Murat, onun her akşam oğlunun odasına girip, boş yatağın örtüsünü usulca düzelttiğini ve söyleyemediği sözleri fısıldadığını hiç görmemişti.

Bir hafta sonra Murat tehdidini yerine getirdi.

Yanında gözlüklü, mesafeli bir doktorla geldi; adam Zeynepin gözlerine bile bakmadı. Her şey hızlı ve gurur kırıcı geçti. Teşhis belirsizdi: Depresif bozukluk, psikotik öğelerle. Murat kâğıtları imzalarken elinde hiç titreme yoktu.

Senin iyiliğin için, dedi soğukkanlılıkla.

Zeynep direnmedi. İçinde bir şeyin tamamen koptuğunu hissetti. Ambulans onu, bir zamanlar kahkahalarla dolu olan evinden uzaklaştırırken artık hiçbir umut taşımıyordu.

Klinikte her şey beyaz ve yüzsüzdü. İlaç kokusu ve yabancı yüzler… İlk günlerde neredeyse hiç konuşmadı; sadece izledi ve dinledi. Çevresindeki insanların gerçekten de kırık olduklarını gördü; kimi geceleri çığlık atıyor, kimi nedensiz kahkahalar savuruyordu. O an Zeynep, farklı olduğunu idrak etti: Onun acısı deli olmak değildi, kayıptı.

Bir akşam yaşlı, gözlerinde sıcaklık olan bir kadın yanına oturdu.

Sizi buraya getirdiler mi, yoksa kendiniz mi geldiniz? diye fısıldadı kadın.

Getirdiler, dedi Zeynep.

Kadın anlamlı bir baş hareketiyle onay verdi.

O zaman, buradan daha güçlü ayrılma şansın var.

Bu cümle zihnine takıldı. Uzun süredir ilk kez, içine canlı bir şey kıpırdadı.

Diğer tarafta Murat kendini galip hissediyordu. Kısa süre içinde eve genç, canlı ve gösterişli Ceren geldi. Kahkahaları evi dolduruyor, müzik açıyor, eşyaların yerlerini değiştiriyordu. Ev tamamen başkalaştı. Ama geceleri, Murat beklenmedik bir huzursuzlukla uyanıyordubir çift göz sanki ona bakıyordu.

Ceren, Muratın soğukluğundan kısa sürede sıkıldı. Onun hayata, coşkuya, ilgiye ihtiyacı vardı. Oysa Murat giderek daha sinirli oluyordu. İşleri bozulmaya başladı. Bir ortağı aniden anlaşmadan çekildi. Eski dostlar bir bir kayboldu.

Gürültünün, karmaşanın ortasında Murat üzerine hükmettiği dünyadan uzaklaştığını fark etti.

Klinikteyse Zeynep dönüşüm geçiriyordu. Sanat terapisine kaydoldu. Önceleri çizimleri siyah çizgiler, sivri köşelerden ibaretti. Ama zaman geçtikçe resimlerine renkler de karışmaya başladı.

Bir gün boş bir ev çizdi. İçinde kimse yoktu. Ve ilk kez, ağlamadı.

Gözlerinde yavaş yavaş titrek bir ışık yanmaya başladı. Kimse bilmiyordu ama tam da bu ışık, bir gün hepsinin hayatını değiştirecekti.

Altı ay sonra

Klinikten çıktığında bahar İstanbula tamamen hâkimdi. Hava taptazeydi, eriyen kar ve yeni umutlar kokusu vardı. Zeynep uzun süredir ilk kez göğsünden hafifleyerek derin bir nefes aldı.

O aylarda çok şey değişmişti. Psikoterapi artık sığınılacak bir can simidi değil, bir aynaydı. Yutkunup içinde biriktirdiği acıları söylemeye, kendi hüznünü başkalarının zulmünden ayırmaya alışmıştı. Ve en önemlisioğlunun ölümünden kendini suçlamaktan vazgeçmişti.

Yaşama hakkın var, demişti doktoru tekrar tekrar. Mutlu olmaya da

Zeynep bu sözlere uzun süre inanmadı. Fakat bir gün fark etti: Eğer yaşamazsa, Murat gerçekten kazanacak.

Eve dönmek istemiyordu.

Orası artık onun evi değildi.

Yakın bir hemşireden Muratın eve gerçekten sevgilisini getirdiğini, mahalledeki kadınların bu dedikoduyu fısır fısır gezdirdiğini öğrendi. Zeynep, öfke veya çaresizliği hissetmedi. Sadece derin bir berraklık vardı içinde.

Şehrin kenarında küçük, aydınlık bir daire kiraladı. İlk gece, yerdeki bir yatakta uyudu; ama bu son yıllardaki en huzurlu geceydi.

Bu sırada Muratın lüks evinde işler yolunda gitmiyordu.

Ceren, başta göründüğü gibi sessiz biri değildi. Yeni yerler, hediyeler, pahalı restoranlar istiyordu. Murat ise işyerindeki sorunları çözmekten geciktiğinde kızgınlaşıyordu. İşler gerçekten sarpa sarmıştı. Büyük bir sözleşme mahkeme yüzünden iptal oldu. Finansal usulsüzlük söylentileri çıkmaya başladı.

Hep öfkelisin, diyordu Ceren. Eskiden böyle değildin

Murat sessizdi; o bile olup biteni anlayamıyordu. Evin içinde çok fazla yapay neşe, çok az sessizlik vardı.

Bir gün çalışma odasındaki eski bir klasör eline geçti. Oğlunun çizdiği resimlersaf, renkli, çarpık imzalı Murat yere oturdu. İlk kez, gerçekten içini bir acı bastıöfke ya da kızgınlık değil, suçluluk.

Geçmişte Zeynepin, oğlu hastayken başında sabahladığını, ona kahvaltı hazırladığını, küçük şakalarına güldüğünü ve kazadan sonra günlerce uykusuz oturduğunu hatırladı.

Murat işe sığınmış, Zeynep ise yalnız kalmıştı.

Birkaç gün sonra Ceren evi terk etti.

Ben adam gibi adam isterim, hayalet değil, diye arkasına bile bakmadan çıktı.

Ev tekrar sessizliğe büründü. Muratın bir zamanlar kaçtığı o sessizlik, şimdi üzerine dev bir yük gibi çökmüştü.

Tam o sırada Zeynep ilk cesur adımını attı.

Kaybı yaşamış kadınların destek alabileceği bir psikolojik danışma merkezinde çalışmaya başladı. Yaşadıkları, aldığı diplomalardan daha değerliydi. Ona gelen kadınlara nutuk çekmiyor, sadece dinliyordu.

Acı sizi deli yapmaz, diyordu usulca.Sadece sizi hayatta tutar.

Sesi saki̇n ve kendinden emindi.

Bir akşam eve dönerken Zeynep apartman girişinde Muratı gördü. Murat eskisinden daha yaşlı görünüyordu. Omuzları düşmüştü, gözleri yorgundu.

Uzun süre bakıştılar.

Yanılmışım, dedi nihayet Murat.

Zeynepin içinde eski bağımlılıktan eser kalmamıştı.

Evet, dedi sakince. Yanıldın.

Bu sözlerin içinde ne öfke, ne gözyaşı vardı. Sadece gerçek.

Murat, yönünü kaybetmiş gibiydi. Akşam güneşi yüzündeki yorgunluğu, yeni kırışıklıkları belirginleştiriyordu. Bir işadamından çok, ilk kez kendi hatasının bedelini gören bir adamdı.

Her şeyi düzeltmek istiyorum, dedi kısık sesle.Hatamı anladım. Kaza sonrası korktum aslında, acı ile nasıl yaşanır bilmiyordum.

Zeynep sakince baktı. Eskiden bu sözlere kalbi titrese de şimdi içi sükûnetle doluydu.

Korkmadın Murat, dedi. Kaçtın. Beni yalnız bıraktın.

Sesi ne alaycı, ne sitem doluydu. O yüzden daha etkiliydi.

Murat başını eğdi.

Delirdiğini sandım… Odadan çıkmıyor, konuşmuyordun…

Yas tutuyordum, dedi Zeynep. Sen ise buna delilik dedin.

Sözleri havada asılı kaldı.

Her şeyimi kaybettim, diye fısıldadı Murat. İş bitti, Ceren gitti, dostlar kalmadı. Yapayalnızım.

Zeynep başını salladı.

Şimdi yalnızlığın gerçek anlamını anlıyorsun.

Bakışında hiçbir intikam yoktu; sadece yaşanmışlık dolu bir gerçek vardı.

Murat bir adım yaklaştı.

Bir şans daha ver. Yeniden başlayabiliriz.

Ve işte tam o anda, kimsenin beklemediği bir cevap geldi.

Zeynep gülümsedi. Ne buruk, ne alaycı. Sıcaktı.

Hayır Murat, dedi nazikçe. Yeniden başlayacak biri varsa, o da benim. Ama artık sensiz.

Murat önce anlamadı.

Senin kliniğe gönderdiğin kadından eser yok karşında. Orada en önemli şeyi öğrendim: Kendimi sevmeyi. Artık kendimi kurtaracak kimseyi beklemiyorum, zaten kendimi kurtardım.

Gözlerinden yaşlar döküldü, ilk kez gerçekten.

Affet beni

Zeynep yaklaştı. Gerçekten affetmişti. Ne tantana vardı ne gösteriş. Sadece bu yükü taşımak istemediği için.

Affediyorum, diye fısıldadı. Ama gidiyorum.

Tam o sırada, yaşlı bir komşu kadın apartmandan çıktı; bir zamanlar Zeynepin ambulansla götürülmesini hüzünle izleyen o komşu. Şimdi karşısında dik, sakince yürüyen, canlı gözlerle bakan yepyeni bir kadın görünce şaşkınlıkla bakakaldı.

Murat kaybettiğini anladı. Ne sevgilisinden, ne işinden dolayı. Kendi ilgisizliği asıl sebep olmuştu bu kayba.

Zeynep dairesine çıktı. Kapıyı kapatıp sırtını ona yasladı, derin bir nefes aldı. Kalbi hızlı çarpıyordu ama artık içinde acı yoktu. Sadece özgürlük.

Masada bir dosya vardıkadına şiddet ve kayıp yaşayan kadınlara yardım edecek küçük bir merkezin evrakları Yerini bulmuş, ortaklarını seçmişti. İlk defa planları kocasının değil, kendi hayatının etrafında şekilleniyordu.

Pencereye yanaştı. Gökyüzü karanlıktı ama ufukta şehir ışıkları yanıp sönüyordu. Hayat devam ediyordu.

Oğlunun fotoğrafını alıp rafa yerleştirdi, usulca mırıldandı:

Yaşıyorum, duydun mu? Yaşıyorum.

Sanki o anda oda ısındı.

Murat ise girişte uzun süre bekledi. Basit bir gerçeği yeni anlamıştı: Bazen en ağır ceza ne öfke, ne kavga, ne intikamdır. En derin ceza; sessizliktir. Kişi o sessizlikte, yalnızca kendiyle ve hatalarıyla kalır.

Zeynep ise artık sessizlikten korkmuyordu. Sessizliği gücüne dönüştürmüştü.

Hayat kimi zaman en çok kırıldığımız yerden yeni başlar; yeter ki, önce kendimize inanalım.

Rate article
Lifequest
Affetmek ve Onsuz Yeni Bir Hayata Başlamak