Elifin sevinçten şarkı söylememesi mümkün değildi, haliyle! Kendi evi vardı artık, evet, kendi evi! Artık geceleri ışığı saat on birde kapatan, onun başında bekleyip kaynayan tenceresinin altını ocağı kapatan huysuz bir ev sahibesi yoktu.
Fön makinesi ve saç düzleştirici kullanması yasaktı eskiden, kızım bak bir gün seni akıma kaptırırım diye tehditler savururdu. Küvet? Hayal bile edemezsin. Günde bir kez duş sabah mı, akşam mı? Sana bırakılır ama fark etmez; Hatice Teyze ille de kapıya gelir Biraz az suyla yıkan yavrum! diye.
Bir yıl Hatice Teyzenin mentorluk adı altındaki baskılarına dayandı Elif. On sekizini doldurunca, ailesine yalvarıp öğrenci yurduna geçti. Yok, orası da kurtuluş değildi. Tahtakuruları ve hamam böcekleri mesele bile değildi. Kızarttığı patatesin yanındaki tavanın çalınması bile sıradandı. Asıl mevzu, oda arkadaşlarının evde erkek arkadaş gezdirmesiydi. Bir yıl sabretti Elif ama babası yurttaki manzarayı görünce artık izin vermedi, zorunlu olarak tekrar apartman dairesine, bu defa Dudu nineyle taşındı.
Dudu nine biraz tuhaf olsa da esasen pek iyiydi. Sonra Elif üniversiteden mezun oldu, iş buldu, yine Dudu nineyle yaşayıp para biriktirdi. Hayali; minicik de olsa kendi evini almaktı. Diğer kızlar flörte ve pahalı çantalara para saçarken Elif çalıştı ve kumbarasını doldurdu. Dudu nine bile Kızım biraz rahatla, kendini harap etme derdi ama Elif inatçıydı, hayalinin peşinden yürüdü.
Bir gün anne-babası ziyarete geldi, babası heyecanla Kızım, biz de katkıda bulunmaya karar verdik. Annen, ben ve Zehra Teyzen de yardımcı olacak dedi. Zehra Teyze, babasının uzak akrabası, ömrünü ilkokul öğretmenliğiyle geçirmiş, 85e kadar okula gitmiş, tüm akrabalarla kavgalı bir kadın. Bir tek Elifin babasını az biraz dinler, annesini ise pek severdi, çünkü o da öğretmendi. Bir gün Zehra Teyze babasına demiş ki: Evlat, beni yaşlılar yurduna yerleştir, bak herkesin yolu bir gün oradan geçiyor. Babası ise annesiyle gidip yurda bakış attıktan sonra, hiç konuşmadan mutabakata varıp Zehra Teyzeye Elifin odasını tahsis ettiler. Zaten kızları başka şehirde.
Zehra Teyze yaşına rağmen tam bir akıllıydı. Bak evlat, vallahi vicdan azabı çekmeyin. Yaşım var, fıtratım huysuz, şimdiye kadar edinilmiş güzel imajımı birkaç gün içinde yere çakarım dedi. Ama anne-baba aldırış etmedi, oh, içimiz rahat, hem kedimiz, hem de konuşan muhabbet kuşu Fıstık var evde, şehir dışındayken bir sürü kişiye emanet ediyoruz. Zehra Teyze evde olursa herkes rahata erer dediler. Hakeza mutfak masrafları, yol masrafları düşer, hepsi aynı evde güzel güzel yesinler, mesela baba balığa gittiğinde anne de yalnız kalmaz.
Zehra Teyze biraz naz etti ama sonunda razı oldu, Demek ki yalnız değilim bu dünyada! diye sevinçle. Birkaç yıl birlikte yaşadılar, sevgiyle, huzurla ve bol kahkahayla. Sonra Zehra Teyze tüm malını mülkünü Elifin babasına, Elifin ilk ve tek kolyesini de bizzat Elife verdi. O kolyeyi, ne zorluk görse de asla satmamıştı. Elif de kolyeyi sevgiyle sakladı, her baktıkça Zehra Teyzeyi hatırladı.
Bir gün babası, Kızım, Zehra Teyzenin evini satalım, burada istediğin şehirde sana güzel bir daire alalım, madem burada kök saldın dedi. Böylece Elifin yepyeni, iki odalı bir dairesi oldu. Önceki ev sahibi hanım Ben burada çok iyi enerji bıraktım! deyip gitmişti, Elif de sevinçle kolları sıvayıp tadilata başladı. Anne-babası da sık sık gelip yardım etti. Elif daha evi toparlamadan yeni değişiklikler icat ediyor, babası sabırla hepsini hayata geçiriyordu. Sonunda ev bambaşka bir hale büründü; annesi eve döndüğünde kendi evi için de yeni projeler kopardı. Elif bir iç mimar edasıyla Yapacağım tabii! dedi.
Elif yeni şehrine alıştı, sonradan orayı da sevmeye başladı. İş yerinde Ceyda ile tanıştı, içten dost oldular, Ceyda sık sık Elife geliyordu. Bir gün Elif, çocukluğunda komşusu Zeyneple yedi katlı apartmanın çatısına kaçıp güneşlendiğini anlatınca Ceyda hemen atladı: Hadi biz de yapalım! Kıkırdadılar. Elif araya bir anısını da ekledi: Bir defa Zeyneple akşam anahtarı unuttuk, apartmanın duvarcı emektarı Rıza Amca giriş kapısını kitlemiş, ne bağırsak duymadı, akşama kadar mahsur kaldık. Babam erken eve gelmemiş olsa hâlâ çatıdaydık.
Ceyda Çok kızdı mı peki? diye sorunca Elif gülerek, Yok ya, babam beni hep kollardı, annem katıydı, o yüzden babam arkamı toplardı, annem çoğu yaramazlıklarımı bilmez mesela! der.
Ceyda Resmen şanslısın, ben çocukken dayak bolluğu içinde büyüdüm valla. Neyse, bence çatıya çıkmak istiyorsak, önce kapıcıya danışıp anahtar alalım, huzurla güneşlenelim teklifini attı ortaya, Elif tamamladı: Dene bakalım!
Rıza Amca başta karşı çıktı; “Kızlar, apartmanda öğrenirlerse cezamı çekerim, ya bir de düşerseniz… dedi. Ama Elifle Ceyda, Biz çoluk çocuk değiliz, çatıda yoga mı yapacağız, alt tarafı güneşleneceğiz diye üsteleyince razı oldu: Bak ama yaramazlık yok!
Bir süre, hafta sonlarını çatının keyfini çıkararak geçirdiler ve anahtarı ne zaman isteseler Rıza Amca veriyordu. Bir gün yine güneşlenirken kapı gıcırtısı duydular, irkildiler, ama kimse gelmedi sandılar. Eve inmek isterken, çatının bacası dibinde saçları düzgün, tertemiz giyimli, kibar yaşlı bir kadın sandviç yiyordu.
Elif cesaretle sordu: Siz kimsiniz? Kadın utangaçça Aa, şey… Ben… Ben Perihan Hanım, dedi. Elif Siz, yani… benim evi aldığım Perihan Hanım mısınız yoksa? Kadına iyice baktı. Kadıncağız da başını eğdi, Evet, o tatlı kız sendin! dedi. Ardından gözlerinden hafifçe yaşlar döküldü. Anlatmaya başladı:
Oğlum Kaanı tek başıma büyüttüm. Babası evlilikten kaçtı, klasik hikâye; başka bir kadına âşık oldu. Oğlum zayıf bünyeliydi, ben de tüm hayatımı ona adadım. Lise, üniversite, yüksek lisans… Çok çalışkandı. Terfi aldı, maaşı iyiydi ama kızlarla arası hep limoniydi. Sonra şirkette yeni bir kızla tanıştı; Ayça. Kız hanım, eli işteydi, evi de çekip çeviriyordu; Kaana iyi bakıyordu. Ben de, Oh, ben kendi hayatıma bakarım diye düşündüm.
Kaan büyük bir daire aldı ama annesiyle yaşadı, alışkanlık işte. Sonra evlendiler, ikinci daireye geçtiler. Ben de huzur buldum. Bir, iki, üç derken torunlar gelmeye başladı. İlki Mehmet, arkasından Defne, sonra Elif. Tam üç torun.
Ama asıl dert bundan sonra başladı. Bir sabah Ayça işte, çocuklar bana emanet. Yeri temizle, yemek yap, çocuklara bak, ortalığı derle, her şey benden ama eğitmek, cezalandırmak yasak. Dede-anneye hikâye okutmak serbest, başka yok. Ayça Bak anne, çocukları sadece doyurup giyindir, disiplin falan yok.
En son tansiyonum fırladı da acile kaldım. Doktor dinlenme ve sakinlik dedi, ama evde üç afacan, nerde o huzur? Onlar tatildeyken kendimi sanki zindandan kurtulmuş gibi hissettim, hatta bazen Arkadaşa gidiyorum diyerek şehrin bir ucunda bankta otururken buldum kendimi.
Ceyda hemen lafa daldı: Ya gece nerede kalıyorsunuz? Perihan Hanım gülümsedi; Vallahi uyumak mı? Şu mevsimde açık havada, bankta uyuyorum arada. Bugün de eski evimizin çatısını özledim. Kaan çocukken burada saklanırdı. Dedim, bakayım, kapı açıkmış, dolaşayım dedim.
Kızlar hemen Perihan Hanımı Elifin evine davet etti. Yok kızlar, ben sizi rahatsız etmem dediyse de Elif uzatmadı: Daha neler! Hem çay içeriz, sohbet ederiz!
Ceyda birden lafa atladı: Ama abla, sizin evi satınca o para nereye gitti? Kusuruma bakmayın. Elif Ceyda iyi avukattır, sizden çekinmeyin, diye araya girdi. Perihan Hanım; Paranın yarısını bana bırakacaktı, yarısını kendine. Ama bana ulaştırmadı, hepsini çocuklar aldı. Sana da faizli banka hesabı yapacağım dedi ama bir şey olmadı.
Ceyda: O kadar parayla rahatça bir oda bir salon ev alırsınız! Biz destek olur tadilatı hallederiz, deyince Elif coşkuyla Kesin hallederiz! dedi.
Bir ay bile geçmeden Perihan Hanım eski mahallesindeki yeni evine taşındı! Neyse, Ceyda’nın Kaan’a ofiste ne dediğini kimse bilmiyor. Kaan annesine biraz söylendi Zorlanıyorsan niye bize anlatmadın? dedi, karısı Ayça küplere bindi, Perihan Hanımla görüşmedi bir süre. Ama torunlar sırayla gecelemeye gelmeye başladılar, Ayça da zamanla alıştı, çocuklar kreşe gidince herkes rahatladı.
Elif ve Perihan Hanım bazen müze, bazen sergi, bazen de ev gezmelerinde buluştular. Ceyda ise son noktayı koydu: Ben yaşlanınca burnumun dikine giderim, kimseye evimi bırakmam. Şehirde bankta sabahlayamam, çatıya tırmanacak yaş da geçti.
Elif kıkırdadı: Kesinlikle!
GÜNAYDIN CANLARIM!
Beni okuduğunuz için çok teşekkür ederim!
Kocaman sarılıyorum!




