Nina Hanım, başka bir çocuğun kaderine karar vermesi gereken günü çok iyi hatırlıyor. Çarşamba günüydü, eşi işten her zamankinden erken ve surat asık döndü. Hiçbir şey söylemeden, Veysel Bey ona bir zarf uzattı.

Nermin Hanım, o günü hâlâ dün gibi hatırlar; yabancı bir çocuğun kaderi hakkında karar vermesi gerekmişti. Çarşamba günüydü, eşim işten her zamankinden erken ve kara bulut gibi eve döndü. Hiçbir şey söylemeden bana bir zarf uzattı.

Ne oldu?
Vildan artık yok Benim iznim olmadan Dermanı yurda veremiyorlar.

Eşim Cengizin bir oğlu olduğunu, daha evlenmeden önce öğrenmiştim. Klasik bir hikaye işte Cengiz askerlikte birine gönlünü kaptırıyor. Terhis olunca genç kızı da yanına alıp küçük bir evde birlikte yaşamaya başlıyorlar. Ama kız fazla dayanamıyor, eşyalarını toparlayıp memleketine geri dönüyor.

Sonra bir telgraf geliyor: Bir oğlun oldu, gözün aydın diyor. Aralarında ne oldu, kocam bana hiç açmadı; ben de fazla kurcalamadım. Olan olmuştu, geçmişle uğraşmanın kime ne faydası vardı?

Ben hamileliğimin dördüncü ayında iken kadın Dermanı, bir yaşındaki oğlunu alıp çıkageldi. Misafir gibi değil, kavga etmeye, evi, hayatı geri istemeye gelmişti. Cengiz, onu kapıdan çevirdi ve benimle kaldı. Bir kez daha eşime kızmadım, biz tanışmadan önce yaşanmış meseleydi, ne diyebilirdim ki?

Vildan, nafaka davası açtı; babası düzenli olarak ödedi, kadın bir daha arayıp sormadı. Yıllar sonra duyduk ki iki kez evlenmiş ve ikinci boşanmayı atlatamayınca zehir içmiş, hayata veda etmiş.

O zamana kadar biz de kendi düzenimizi kurmuştuk. Cengizle iki çocuğumuz olmuştu; Dermandan biraz küçük oğlumuz Volkan ve henüz bir yaşına basmış minik kızımız Perizat. İkinci çocuğumuzu, kendi evimizi aldığımızda dünyaya getirmeye karar vermiştik.

Evimiz ahşaptı, klasik Anadolu evi; lüks yoktu ama dört odalıydı ve kendimize ait bir bahçemiz, küçük bir kümesimiz, sebze ektiğimiz minicik bir tarlamız vardı. Eski kira evden sonra bu, bizim için ne büyük bir mutluluktu anlatamam! Volkan bir hafta boyunca evin içinde ve bahçede deli gibi koşturdu.

Başkasının çocuğunu büyütmek Benim hiç beklemediğim bir sorumluluktu bu. Dermanı yedi yıl önce bir kerecik görmüştüm, daha fazlasını hiç bilmezdim. Nasıl bir çocuk? Neler yaşadı? Kendi yaramaz oğlumla bile bazen baş edemiyorken bir de aralarına birini katmak? İkisi de yaşıt sayılır, anlaşabilirler mi? Cengiz sürekli çalışıyor, çocuklar tamamen bana kalacak diye aklımdan bin bir şey geçti.

Bütün bunları bir anda düşündüm. Cengiz de öylece antrede oturmuş, suratında hiç renk yoktu.

Birden kalbim sızladı; kendimi onun yerine koydum. Allah korusun, Volkanıma böyle bir şey olsaydı, ben ne yapardım? O anda her şey kafamda netleşti:

Cengiz, tabii ki alacağız çocuğu. Başka seçenek bile olamaz. Sonuçta senin oğlun, bizim çocuklara da kardeş. Eğer biz almazsak, sonra vicdanımız rahat eder mi? İki olduysa üç de olsun. Hep beraber büyütürüz, birlikte üstesinden geliriz!

Bir ay sonra Derman geldi. Sessiz, çekingen ve uyumlu bir çocuktu. Volkan kadar azimli ya da atak değildi. Belki de bu farklılık sayesinde aralarındaki denge kuruldu; ani bir şekilde hayatına giren ağabey, liderlik peşinde değildi ve çocuklar kısa sürede kaynaştı. Tabii evin en minik neşesi Perizatın katkısı büyük, o herkesi çok severdi.

Sonbahar olunca Derman birinci sınıfa başladı. Çok çalışkan çıktı, annesi okutmuş, hazırlamış. Maddi durumumuz zordu ama Cengiz elinden geleni yaptı, bir süre sonra ben de tekrar işe başladım. Çocuklar büyüdükçe ev işlerinde bize çok yardım ettiler. Hayatta hiçbir zaman çocuklarımızı, şu benim kanımdan, bu değil diye ayırmadık.

Derman üniversiteye başladığı yıl ben ağır hastalandım. Uzun süre hastanede kaldım, ameliyat oldum. Korktum elbette, ama moralimi bozmadım; aklımda hep çocuklarım, Ayaklarının üstüne basana dek iyileşmeliyim diye düşündüm. Hepsini bir arada, mutlu ve sağlıklı görebilmekti en büyük arzum, torunlarımı da kucağıma almak nasip olur diye dua ettim. Fakat bu süreç Cengizi mahvetti, kendini alkole verdi.

Derman o günlerde ailesinin direği oldu. Örgün eğitim yerine açıköğretime geçti, işe girdi. En çok da bana moral verdi; neredeyse her gün hastaneye gelir, yüksek sesle kitap okur, Volkan ve Perizatın en sevdiklerini nasıl hazırlayacağımı sorar, getirdiklerini bana tattırırdı. Bütün derdini yükünü bana yansıtmamaya çalıştı, Volkanın kötü bir çevreyle takılıp soruşturma geçirdiğini son ana kadar gizledi. Allahtan hapis yatmadı, şansına ertelenmiş ceza verdiler.

Ben sağlığıma kavuştum. Ama Cengizle aram eski hâline hiç dönmedi; o zor günlerdeki yalnızlığımı, bana yaşattığı hayal kırıklığını affedemedim. Neyse ki ev büyük, ayrı köşelerde iki yabancı gibi yaşıyoruz. Cengiz arada toparlanıyor, sonra yine alkol bataklığına düşüyor.

Geçen yıl Derman sonunda evlendi. Küçüklüğünden beri âşık olduğu, çocukluk arkadaşı olan Gülbaharla evimizi şenlendirdi. Kızımız psikolog olmuş, hemen kayınpederini alkol belasından kurtarmaya çalışmaya başladı. Zaman geçiyor, hayat devam ediyor. Kısa süre önce de ikiz bebekleri olacağını öğrendiler; yakında evin içinde yine çocuk cıvıltısı yankılanacak.

Her yeni günde Nermin Hanım şükrediyor; oğlu Dermana sahip olduğu için ve kalbinde bir başkasının çocuğuna yer açtığı için hâlâ hayatta olduğuna inanıyor.

Rate article
Lifequest
Nina Hanım, başka bir çocuğun kaderine karar vermesi gereken günü çok iyi hatırlıyor. Çarşamba günüydü, eşi işten her zamankinden erken ve surat asık döndü. Hiçbir şey söylemeden, Veysel Bey ona bir zarf uzattı.