Yarı ölü bir sokak köpeği, küçücük bir yavruyu bedenine siper etmişti; insanlar ise onları fark etmemeye özen göstererek etraflarından dolaşıyordu.
Emre yine aceleyle yürüyordu, her zamanki gibi. O tam bir geç kalma ustasıydı; defalarca kendine Bugün kesin zamanında gideceğim! diye söz verir, sonra yine randevuları kaçırırdı. Ama bugün geç kalma lüksü hiç yoktu: Zeynep onu bir kafede bekliyordu ve Zeynepin beklemeye hiç tahammülü yoktu.
Otobüs durağı hemen ilerdeydi, otobüs de ancak birkaç dakika sonra gelecekti. Emre cebinden telefonunu çıkarıp saate baktı, yüzünü buruşturdu: Zaten beş dakika gecikmişti bile. Zeynepin tipik bakışını, Belli ki benim için önemli değilsin! imasını, şimdiden kafasında gördü.
Kardeşim çekilsene, yol mu bekliyorsun? diye sitem etti arkadan birisi.
Emre arkasına baktı. Durağın yanında epey bir kalabalık birikmişti. İnsanlar yerleri tiksinerek veya hiç bakmamayı tercih ederek dikkatle bir engelin etrafından eğilip geçiyordu. Emre bir adım atıp durdu.
Kaldırımda, bir bankın dibinde, koskoca, sapsarı, keçe keçe pis tüyleriyle bir sokak köpeği yatıyordu. Kaburgaları neredeyse dışarı fırlamış gibi, gözleri kapalı. Nefes alıyor mu? Zar zor. Altında minicik, simsiyah bir topak: yavrusu. Titrek, ürkek, annesinin gövdesinin altına bir battaniye misali saklanmış. O son damla gücünü yavrusunu korumaya harcıyordu köpek.
Yahu hadi geç, dikildin taştan adam gibi oraya! tekrar yükseldi sinirli bir ses.
Emre bir milim oynayamadı yerinden. Köpeğe, yavruya baktı, sonra onları görmezden gelen insan seline Sanki yerde bir çöp yığını var ve açlıktan, soğuktan ölmek üzere olan bir can değil.
Otobüs yanaştı, kapılar gürültüyle açıldı.
Ne yapıyorsun abi, binecek misin binmeyecek misin? diye çıkıştı şoför.
Emre bir otobüse, bir saate, bir köpeğe baktı.
Yok, diye mırıldandı sessizce. Binmeyeceğim.
Kalabalık otobüse doluştu, birkaçı arkasından söylendi. Kapılar kapanırken Emre, köpeğin yanına çömeldi.
Dayan bakalım, dedi usulca. Her şey yoluna girecek.
Köpek güçlükle başını kaldırdı, insana has bir üzüntüyle bakan o kehribar rengi gözleri Emrenin gözlerine kilitlendi. Yavru ise inceden inceden ses çıkardı.
Emre boğazına yumru oturmuş şekilde aradı Zeynepi.
Alo! Emrecim neredesin, bekliyorum, dedi Zeynep.
Zeynep Ben biraz gecikeceğim. Burada bir köpek var. Ölmek üzere Yanında yavrusu da var. Bırakamam
Şaka mı bu şimdi? Sokak köpeği yüzünden mi gecikeceksin? Menüye bakmaya başladım bile!
Biliyorum ama
Hiç aması yok! Belediyeyi ara, sonra gel! Benime işim var, tek başıma burada bekleyecek değilim!
Tık.
Emre telefonu yavaşça cebine koydu. Derin bir nefes alıp köpeğe baktı. Sonra en yakın markete koştu, üç dakika sonra bir ekmek ve bir kangal salamla geri döndü. Elindekini köpeğe doğru uzattı.
Evlat, ye, dedi. Güç toplamak lazım.
Köpek kımıldayamadı, o kadar halsizdi. Yavru ise kısık sesle ağlıyordu. Emre çaresizce hayvanı beslemeye uğraşırken, ardından tiz bir ses duydu:
Yardım edeyim mi?
Dönüp baktı: Sade, gri montlu, yorgun ama iyi yürekli yüzlü bir kadın elinde pazar poşetleriyle yanındaydı. Diz çöktü, köpeğin başını okşadı.
Zavallı kız, iyice bitmiş Vakit kaybetmeden veterinere götürmek lazım.
Hiç köpeğim olmadı, nereye götüreceğimi de bilmiyorum, dedi Emre şaşkın.
Benim tanıdık bir veteriner var, hem de yakın. Hemen arayayım. Birlikte götürürsek belki bir şansımız olur, dedi kadın ve telefonunu çıkardı. Nasıl taşıyacağız? Zar zor nefes alıyor.
Emre üstündeki montunu çıkardı, yere serdi. İkisi birden, dikkatle köpeği montun üstüne yerleştirdi. Yavruyu da kadının atkısına sardılar.
Benim adım Asuman, dedi kadın elini uzatıp.
Emre, dedi.
Bir isim verelim mi köpeğe?
Sarı Kız, dedi Emre, hiç düşünmeden.
Telefon bir kez daha çaldı. Zeynep. Emre açmadan kapattı.
Veterinerin evine koştular. Veteriner kadın köpeği inceledi, serum takıp bir iğne yaptı.
İleri derecede halsizlik, susuzluk, zatürre başlangıcı İki-üç gün daha kalsa bayılırdı. Bakımı zor ama, yaparsanız kurtarırız, dedi.
Veteriner gidince Emre, Sarı Kızın yanına oturdu. Yavru annesinin yanına sokulmuştu. Asuman çay demledi, beraber oturup yakından hayvanları seyrettiler.
Aslında bugün kız arkadaşımla buluşacaktım kafede Yani buluşacaktım, Emre buruk bir gülümsemeyle anlattı.
Eminim çok sinirlidir? diye sordu Asuman.
Artık eski sevgilim. Sırf başıboş bir köpek için akşamımı mahvettiğimi söyledi. Ama ben orada bırakıp gidemem. O köpek yavrusu için mücadele ederken, insanlar umursamazca uzaklaştı.
Asuman başını salladı.
Ben de boşandığımda herkesin bencil olduğunu düşünmüştüm, dedi. Ne biçim insanlar olduk diye kendi kendime sormuştum.
Telefon tekrar çaldı. Zeynep, onuncu kez. Emre açtı.
Delirdin mi sen? Üç saattir açıklama bekliyorum! Ya gelirsin ya da bu iş biter!
Emre önce Sarı Kız ve yavrusuna, sonra Asumana baktı. Sonra sakin bir sesle:
O zaman biter Zeynep, dedi. Ve telefonu kapattı.
Asuman ona baktı:
Emin misin?
Eminim, dedi Emre gülerek. Çoktan eminim.
Asuman tebessüm etti, Sarı Kız hafifçe iç çekti, sanki rahatlamış gibiydi ve ilk defa mışıl mışıl uyudu.
Gece uzun sürdü. Sarı Kız bazen nefes almakta zorlandı, bazen tamamen hareketsiz yattı, Emre paniğe kapılıp arada nefesini tutup kalbini dinledi. Yavru arada cılız cılız inledi. Emre ve Asuman sırayla başında nöbet tuttular. Emre yardım almadan idare etmeye uğraştıysa da, Asuman Tek başına zor, beraber bakalım, diyerek elini taşın altına koydu.
Saat üçte Emre mutfağa çıktı, Asuman yavru için süt ısıtıyordu. Emre’nin halini görür görmez anladı:
Kötü mü?
Hiç bilmiyorum, dedi Emre sessizce. Nefes alıyor ama çok zor. Sabaha çıkar mı emin değilim.
Asuman yaklaştı.
Biliyor musun, bence o zaten kazandı, dedi birden.
Nasıl yani?
Pes edebilirdi. Orada kalıp ölebilirdi. Ama etmedi; yavrusunu korudu, bekledi, belki biri yardım eder diye umdu. Sen geldin.
Emre başını eğdi. Suskun.
Şimdi sıcak bir evde, karnı doydu, yavrusuyla birlikte. Hayatta kalmasa bile, daha önce hiç olmadığı kadar mutlu. Görebiliyor musun?
Emre, Asumana baktı.
Nereden çıkıyorsun böyle iyi laflar? dedi hayretle.
Asuman boynu bükük gülümsedi.
Ben de bir ara hiç kimseye lazım değilim sandım. Boşanınca aylarca işe gidip geldim, kimse aramaz, ben kimseyi aramazdım. Bir gün eve dönerken, yolun kenarında minicik, sıska bir kedi yavrusu; önce umursamadım, Başkası bakar dedim. Ama döndüm, aldım, eve getirdim. Hayatımda ilk defa, o gün bir canlı bana gerçekten ihtiyaç duydu. Kedi için zenginliğim, popülerliğim önemli değildi; sadece orada olmam yetti.
Emre başını sallayarak dinledi.
Galiba bugün ben de öyle oldum. Hep aile için, müdür için, Zeynep için ideal insan olmaya çalıştım; hep plan program. Ama yolun ortasında ölmek üzere bir köpek görünce planlar anlamını yitirdi. Bakıp geçebilir, buluşmaya yetişebilirdim Ama durup kalınca her şey değişti.
Mutfakta gece yarısı, sessizlikte, bir arada durdular.
Burada kaldığın için teşekkür ederim, dedi Emre. Tek başıma çıkamazdım işin içinden.
Asuman elini Emrenin eline koydu.
Ne demek, bana da lazım bu gece. Herkes vurdumduymaz değilmiş. Bunu görmek iyi geldi bana.
Yavru cılız cılız bir mırıldandı. Beraber Sarı Kızın başucuna gittiler. Sarı Kız gözleri açık, uykulu halde onları seyretti. Emre başını okşadı, kulağına eğildi.
Dayan güzelim, az kaldı. Bunu da atlatacaksın.
Sarı Kız zayıfça kuyruğunu salladı. Yavru annesinin boynuna sarıldı. Ve Emre birden içinde yılların herkese uygun olma yükünün kırıldığını hissetti; kimseye uymayan, tamamen kendisi olan gerçek biri
Sabaha güneşin ilk ışıklarıyla Sarı Kız derin, rahat bir nefes alarak uyandı. Kriz geçmişti. Kurtulmuştu.
Bir hafta sonra Zeynep çıkageldi. Kapıda, mahcup bir yüzle:
Emre Düşündüm de Belki ben biraz abarttım o gün. Hayvanları kurtarmak elbette iyi bir şey Zor günümdü, kırdım seni, kusura bakma. Yeniden deneyelim mi?
Emre kapıda kaldı. İçerden havlama sesleri, mutfakta Sarı Kız ve yavru koşturuyordu.
Zeynep, dedi Emre sakince, kızgın değilim. Ama biz çok farklıyız, gerçekten.
Yani? Sırf köpek yüzünden mi?
Sadece köpek değil. O gün aradığımda Gel, birlikte hallederiz, diyebilirdin. Ama menüyü seçtin. O senin tercihin benim değil.
Zeynep ağzını açtı, kapadı, sessizce arkasını dönüp çıktı.
Emre kapıyı kapatıp salona döndü. Asuman yerde, Sarı Kızı seviyor, yavru kucağında uyuyordu.
Gitti mi? dedi Asuman.
Gitti.
Üzgün müsün?
Emre yanına çömeldi.
Hayır, tuhaf ama hiç. Eğer Sarı Kız olmasaydı, hala aynı sıkıcı hayatı sürüyor olurdum. O bana başka, gerçek bir şeyi öğretti.
Sarı Kız başını kaldırdı, bakıp bir kez daha iç çekti. Yavru hafifçe mırıldandı. Emre ilk defa, gerçekten evde olduğunu hissetti.
Asuman elini tuttu, birlikte güldüler.
Dışarıda soğuk, buz gibi bir İstanbul akşamı, herkes kendi derdinde. Ama bu küçük apartman dairesinde, yarı ölü bir köpek yeni bir hayata başlarken, iki insan birbirini bulmuştu; adeta gerçek bir bahar başlamıştı.




