Askerî Fakültede Bir Bayan Profesör Ders Veriyordu

Askeri bir fakültede ders veren bir doktor vardı. Hayatının tamamını bir çocuk hastanesinde geçirmişti. Bir gün bize çok ilginç bir şey anlattı. Kendi çocukları sürekli bulaşıcı hastalıklara yakalanıyordu, üstelik kendisi de doktor olmasına rağmen. Sürekli çeşitli virüslere yakalanıyorlardı, ben de bu çocukları iyileştirmekten yılmıştım, dedi. Oysa çocuklar çok canlı, neşeli ve hareketliydi.

Tabii ki doktor hanım hijyene çok dikkat ediyordu eve gelince önce duş alıyor, üzerini değiştiriyor, ellerini özenle yıkıyordu. Ama çocuklar tam da onun hastanede baktığı hastalıklara yakalanıyordu. Hatta vaka özellikle ağır olduğunda, çocuklar hemen ardından hastalığa yakalanıyordu. Ne vitaminler çare etti, ne de düzenli olarak yapılan soğuk su banyoları; anneleri bir doktor olarak tamamen umutsuzluğa kapılmıştı.

Bir gün hastanede çok yorucu bir gün geçirdi. Zor bir vakayla uğraşmıştı. Eve gitmekten korkuyordu, adeta hissediyordu ki çocuklar yine hasta olacak. O gün eve gitmek yerine bir sinemaya, eski bir Türk filmini izlemeye gitti. Film sonrası kendini biraz suçlu, biraz da mutlu hissediyordu. Eve döndüğünde çocukları hasta değildi, hâlâ neşeli ve hareketliydiler. Biraz sonra da yakın bir arkadaşına çaya gitti. Gülerek dinlediği birkaç fıkranın ardından yine eve döndüğünde çocuklar sağlıklıydı.

Bu olaydan sonra, kadın doktorun alışkanlığı değişti. İş çıkışı eve doğrudan gitmek yerine önce mahalledeki küçük parka uğrayıp çiçeklerin ve küçük bir havuzun kenarında oturup kafasını toparlamaya başladı. Biraz parkta yürüyüş yaptıktan ve düşüncelerini dağıttıktan sonra eve gidiyordu. O günden sonra çocuklarında hiçbir hastalık olmadı.

Sonunda bu doktor şöyle bir sonuca vardı: Mesele sadece mikroplar değilmiş. Eve taşınan kötü bilgi ve enerji de çok önemliymiş. Evinize neyle geldiğiniz, çocuklarınızı etkileyebiliyormuş. Kendisi buna tamamen inandı ve hakikaten o günden beri evlerinde hiç hastalık yaşanmadı.

Bu yüzden, özellikle moralimizi bozan olaylardan hemen sonra, sıkıntılı bir ruh haliyle sevdiklerimizin yanına gitmemek gerek. Farkında olmadan onlara da negatif bir şey taşıyabiliyoruz, üstelik bundan hiç bahsetmesek bile. Kötü bir anın ardından önce biraz ortam değiştirmek, bir parkta dolaşmak, azıcık kafayı dağıtmak; ondan sonra eve gitmek en iyisi. Bilim insanları bunun neden böyle olduğunu hâlâ araştırıyor ama bir şey kesin bazen sadece parkta yürüyüş yapmak ya da güzel bir film izlemek yeterli oluyor Ondan sonra sevdiklerimizin yanına huzurla dönebiliriz.

Rate article
Lifequest
Askerî Fakültede Bir Bayan Profesör Ders Veriyordu